Browsing articles tagged with " Fenerbahçe"
Ağu
21

Salı Sallanır, Perşembe Perişanlıktır

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Halbuki herşey güzel başlamıştı Salı gecesi İnönü Stadyumu’nda… Beşiktaş Quaresma’sıyla ve Guti’siyle maçı takip edenlere keyifli anlar yaşatmıştı. Ama Perşembe günü keyfimiz kaçtı açıkçası. Önce Galatasaray’a Ali Sami Yen cehennem! oldu. Sonra Fenerbahçe Selanik’te taraftarlarını üzdü. Geceyi noktalayan ise aslında beklenenden bile iyi bir sonuç olan ama gene de mağlubiyetle sonuçlanan Trabzonspor maçı oldu. Tıpkı eski sözdeki gibi: Salı sallanır, Perşembe perişanlıkıtr. Beşiktaş tribünleri Salı günü 90 dakika salladı İnönü tribünlerini; geriye kalanlar ise perişan etti hepimizi.

Salı akşamı İnönü’de nispeten ılık bir hava vardı. Mevsim normallerimiz böyle anormal oldukları sürece 28-29 dereceye ‘ılık’ der olduk. İşte bu havada henüz orucunu bile bozmamış binlerce taraftar akın etmişti stada Guti ve Quaresma’yı aynı anda İnönü çimlerinde görmek için. Ne diyelim, biri Real Madrid diğeri Barcelona geçmişi olan bu iki maestro aldı götürdü Beşiktaş’ı. Her ne kadar sıcak hava tempoyu çok yükseltmeye müsade etmese de, hucümlarını Quaresma üzerinden yapan Kara Kartal neredeyse top Portekizli’ye her geldiğinde pozisyona girmeyi başardı. Yani düşük tempoda oyunu kontrol eden Beşiktaş Quaresma’nın şahsi yüksek temposu sayesinde golleri bulmayı bildi. Zaten ilk golde asistin asistini yapan ve ikinci golü de kendisi atan Portekizli bu sezon İnönü tribünlerine gelenlerin evlerine mutlu döneceklerinin sinyallerini şimdiden vermiş oldu.

Tabi Quaresma’nın ofansif yeteneklerinin yanında Guti’nin harikulade oyun zekası ile maçın kontrolünü tamamen elinde tuttuğunu da belirtmek isterim. Guti maç boyunca neredeyse hiç koşmadı diyebiliriz. Ancak bu durumu olumsuz bir anlamda söylemiyorum. Tam tersine İspanyol futbolcu sahada öyle konumlanıyor ki, koşmasına gerek yok. Topu alacağı yer ve vereceği yer sanki 10 dakika öncesinden belliymiş gibi bir sakinlik içinde oynuyor futbolu. Durum böyle olunca da Beşiktaş’ın forvet hattı da istediği zaman istediği yerde topla buluşabiliyor. Her ne kadar bu maç Türkiye Süper Ligi için bir kıstas olmasa da, Beşiktaş’ın doğru yolda olduğunu söyleyebiliriz.

Gelelim Perşembe perişanlığına. Üç maçın 90’ar dakikasının toplam 150 dakika yayın aralığına sığdığını düşünürsek sadece birini tam olarak izleme şansım vardı. Sanırım en iyi ikinci opsiyonu seçmişim. Fenerbahçe maçını tamamen izledim ve her ne kadar skor 1-0 olsa da Fenerbahçe’nin üzerindeki ölü toprağını biraz olsun attığını görmek güzeldi. Yeni transfer Niang’ın daha birkaç antrenmana çıkmasına rağmen takıma uyumlu gözükmesi gecenin belki de en güzel anektoduydu.

Öte yanda ateşli taraftarı ve ‘rahip-destekli’ (bkz. Rahip Mitsios) sert futboluyla PAOK bir gol attı üstüne yattı desek yeridir. İkinci yarıda Niang’ın hırslı futbolu sayesinde rakip 10 kişi kaldıktan sonra Yunan ekibi iyice geriye çekildi. Ancak bu dakikalardaki sıkıntı Fenerbahçe’nin hızlı ayakları Stoch ve Dia’nın yokluğunda rakibine yeterli baskıyı kuramamasıydı. Hatta dakikalar ilerledikçe baskı yapmak yerine top çevirmeye başlayan Fenerbahçe kontra ataktan kalesinde yüzde yüzlük bir pozisyon da verdi. Papazoglou bomboş kaleye topu üstten dışarı atınca, tribünde Papaz Mitsios sinirli sinirli dua etmiştir herhalde. Maç tam bitti derken Mehmet Topuz da bir başka net pozisyonu harcayınca PAOK baskı kurduğu dakikalarda buluduğu golün semeresini yedi ve maçı 1-0 tamamlamayı başardı.

İkinci maçın Kadıköy’de oynanacak olması rakip için bir dezavantaj değil. Çünkü biliyorlar ki mücadele ederlerse ikinci bir Young Boys vakası yaşatabilirler Fenerbahçelilere. Bunun önüne geçmenin tek yolu da rakibinden daha fazla mücadele etmek olacaktır. İkinci maçta sahada olacak Stoch ve Emre’nin de katkıları ile Fenerbahçe tura yakın görünüyor. Ama her zaman olduğu gibi kağıt üzerinde oynanan bir oyun olsaydı futbol, hiç heyecanı kalmazdı.

İzleyemediğim maçlar hakkında yorum yapmak istemiyorum ama okuduğum ve özetlerinden gördüğüm kadarıyla Galatasaray vasatı aşamamış, Baros günü kurtarmış. Trabzonspor cephesinde ise ‘Onur vs. Liverpool’ durumu var. Gene de Avrupa medyası Trabzonspor’un mücadelesinden övgüyle söz ediyor. Kim bilir, Avni Aker’de bir destan yazılabilir mi? Şenol Güneş 76’ ruhunu ortaya çıkarabilir ve Trabzonspor Liverpool’u elerse, Bordo Mavililer İngiltere’de de bir çok taraftar edinebilir. Hatta Manchester-Trabzon kardeş şehir kampanyası bile başlayabilir, kim bilir. Önümüzdeki hafta hep birlikte göreceğiz.

Ağu
11

Aykut Kocaman, Kara Kutu’yu Açtı

By Ulaş Bayram  //  Futbol  //  4 Comments

2004′un Ocak ayında Fatih Altaylı bir yazı kaleme aldı. Başlık şuydu. “Kandırmayın Fenerbahçelileri”…

Kimler kandırıyor acaba Fenerbahçe’lileri? diyerek yazıyı okumaya başladığımı dün gibi hatırlıyorum. Makalede şöyle diyordu Altaylı:

“Gazetelerde transfer haberlerini okudukça gülüyorum. Bir camianın taraftarları ile bu kadar mı dalga geçilir? Haftalardır bir Alex yaygarası. Geliyor, gelecek, eli kulağında.Taraftar da heyecanlanıyor, umutlanıyor. Sevgili Fenerbahçe taraftarları bu haberlere sakın kanmayın. Alex malex gelmiyor. Gelmez. Gelemez. Alex dedikleri şu sıralarda Brezilya’nın en popüler adamlarından biri. Geçen yıl Real Madrid’in transfer listesinin en başındaydı. Canının çektiği futbolcuyu tereyağından kıl çeker gibi alan, Barcelona’nın elinden Beckham’ı kapan Real Madrid bu Alex’i alamadı. Şu anda da hem Real, hem de başka pek çok ‘‘bol paralı” takım Alex’in peşinde. Ancak onlar da alamıyorlar. Bu yüzden Alex’in Fenerbahçe’ye gelme olasılığı yok. Keşke gelse de seyretsek ama yok böyle bir olasılık. Fenerbahçe taraftarına satış yapmak isteyen basının palavrası. Yönetim de herhalde bu gazdan memnun ki, sesini çıkarmıyor”

Alex de Souza bir kaç ay sonra Fenerbahçe Spor Kulübü’ne imza atarken Fatih Altaylı neler düşünüyordu bilinmez. Ama Fenerbahçe taraftarları yeni bir efsane kazanmak üzere olduklarından habersizdi.. Curitiba’lı Alexsandro de Souza, 6 senelik Fenerbahçe deneyiminde rüya gibi görünen istatistiklere imza attı. Özel maçlar hariç 260 maçta 126 gol 124 asist(kaynak: alex10.com.br)… Yani neredeyse oynadığı her maçta skora etki etmiş. Buna rağmen Daum, daha ilk senesinde yenildikleri bir Avrupa maçı sonrası mazeret olarak “Alex küçük maçların oyuncusu” deyivermişti. Tabi orada bir muhabir de çıkıp “Siz küçük maçların Teknik Direktörü olmayasınız?” diye sorsaydı oldukça manidar olurdu..

Zamanla Alex ve Fenerbahçe birbirine uyum sağladı. Özellikle 2000′li yılların başlarından itibaren Avrupa’daki her kamburüstü takımın uygulamaya başladığı 4-4-1-1, Alex’li Fenerbahçe’de kendini buldu. Daum’un ilk senesinde oynadığı 3′lü savunmadan ve orta sahada Aurelio’yu tek başına bırakma sevdasından vazgeçmesiyle Fenerbahçe daha derli toplu, Alex’in önderliğinde, alan markajlı sağlam bir 4-4-1-1 oynamaya başladı.. Birbirine yakın oynayan oyuncular ve uzun boylu stoperler ile Fenerbahçe’nin kültürel yapısına pek de uymayan savunma ağırlıklı bu oyun, rakip kaleyi abluka altına almasa da, zor gol yiyerek ve Alex’in ayağından bulduğu yaratıcı pozisyonlarla sonuca gidiyordu. Son 5 yıla Fenerbahçe özellikle derbi maçlarda ve kimi kritik Avrupa sınavlarında bu düzenle çok başarılı oldu.. Forvetin arkasındaki (1), sistemin temel taşıydı.. Yani Alex de Souza.. Bu dizilişin getirisi Zico’nun ikinci yılında adeta tavan yaptı. Şampiyonlar Ligi’nde Anderlect, Inter, Psv, Cska Moskova, Sevilla ve Chelsea’yi peşpeşe yenen Fenerbahçe, yarı finalin kapısından tek gol farkla döndü.. Alexandro de Souza ise o sene Şampiyonlar Ligi’nde asist kralı olarak, yıllardır üzerine yapışan “Avrupa’da yok” yaftasından bir anlamda kurtulmuş oldu.

Ama sistemin bir handikapı vardı. Hücum pres zaafiyeti olduğu için, özellikle küçük diye tabir edilen ve kendi sahasında kalarak oynayan takımlara karşı, oyunu karşı alana yıkmak mümkün olmuyordu.. Zico bu açığın kurbanı oldu. Bütün derbileri ve zor maçları kazanan Zico, Anadolu takımlarıyla yaptığı mücadelelerde puan kayıpları yaşadı. Şampiyonlar Ligi’nde kulübüne tarihinde görülmemiş bir başarı yaşatan Beyaz Pele, şampiyon olamadığı ikinci senenin ardından Başkan Aziz Yıldırım tarafından gönderilecekti. Daha sonra gelen Avrupa Şampiyonu Aragones bu dezavantajı aşmak için Alex’e bir İniesta rolu biçmek istese de, kısa zamanda bunun olamayacağını anlayarak, tekrar forvet arkasındaki görevini iade etti. Fenerbahçe yine zor maçları kazanıyor, nispeten kolay maçlarda puan kaybediyordu. Aynı terane “Yeni Daum” döneminde de devam etti.. Fenerbahçe dışarıdaki Beşiktaş maçı hariç yine diğer derbileri kazandı. Son Trabzon maçında ise Şampiyonluk için oyunu yine karşı alana yıkmak gerekiyordu. Yine de iyi bir maç çıkaran Fenerbahçe 1′den fazla gol atamıyor ve Burak Yılmaz’dan yediği bir golle maçı berabere bitiriyordu.

Derken Aykut Kocaman Sportif direktörlükten yeşil sahaya indi. Belli ki kafasında bazı değişiklikler vardı. Öncelikle hücumda basan ve ileride oynayan bir Fenerbahçe istiyordu. Rakip sahaya daha yakın bir Fenerbahçe. Oyunu ileride kuran, rakibi baskı altına alan.. Tabi ki her sistemin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardı. Oyunu karşı alana yıkmak, ancak çok pres yapan forvetleriniz ve hızlı stoperleriniz varsa mümkündü.. Fenerbahçe’nin ezberi bozuldu. Aykut Kocaman’ın talimatıyla ileride kalan, karşı kalede oynamak isteyen orta saha ve forvet oyuncuları, gol yememek için kendi kalesine yaklaşmak zorunda kalan yavaş defans oyuncularıyla birleşince, Fenerbahçe orta sahasında Kocaman bir boşluk oluştu. Sahadaki 10 kişinin arasında 70-75 metre boşluk olunca, rakipler orta alanda rahatça paslaşıyor, bu boşluklar yüzünden Fenerbahçe kalesinde, geçen bütün bir sezon boyunca görmediği kadar çok pozisyonunu Köln ve Young Boys maçlarında görüyordu. Özellikle Young Boys maçları Fenerbahçe taraftarı açısından şok üstüne şok yaşadıkları maçlar oldu. Kadıköy’deki maçın ikinci yarısında Alex’i oyundan alan Kocaman, bu yarıda Semih girene kadar rakip kalede pozisyon dahi göremedi. Rakip biraz şanslı olsa iki maçta da 5′er tane atar, rahat rahat turu geçerdi. Daha sonra basın toplantısında Aykut Kocaman”Takımda yapacağınız değişiklerden Alex’i mi kastediyorsunuz?” sorusuna “Son 5 yılda sadece 1 şampiyonluk kazandık” diye cevap veriyordu.. Alex ise Twitter’ında taraftara mesaj verdi “Sakatlık yok, çıkmamı Aykut Hoca istedi” Sonrasında Aykut Kocaman ve Alex arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladı..

Soru şu.. Fenerbahçe 4-5 senedir başarıyla uyguladığı bu düzenden vazgeçmeli mi? Vazgeçerse bunun bedellerini ödemeye hazır mı? Ve Aykut Kocaman bunu yapabilecek bilgi beceri ve yeteneğe sahip mi? Şimdiden taraftarlar ikiye bölünmüş durumda.. Alex’ten vazgeçilebilir mi? Futbol hayatının son yıllarına girmeye başlayan Alex de Souza için Fenerbahçe macerası bitmek üzere mi? Alex’in gitmesi Fenerbahçe’nin sorunlarını çözecek mi? Belli ki bu sezon bütün bunların cevaplarını arayacağız..

Alex gidince ne mi olacak? Fenerbahçe önümüzdeki sene yine milyonlarca dolar dökerek Ronaldinho/Diego/Juninho/Robinho’gillerden hücum preste başarısız yeni bir oyuncu alacak. Onun uyum sağlamasını bekledikten sonra aynı tartışmalar, aynı döngü tekrar başlayacak… Her zaman varola geldiği geldiği gibi..

08.08.2010

Ağu
7

Helva ve Kaymaklı Ekmek Kadayıfı

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Avrupa kupalarında takımlarımız için bir eleme turu daha geride kaldı. Beşiktaş ve Galatasaray ilk maçta berabere kaldıkları rakiplerine üçer-beşer gol atarken, Fenerbahçe kendi evinde taraftar desteğini de arkasına alıp Young Boys’a tam 0 (yazıyla ‘sıfır’) gol attı. Bu noktada ‘yazıyla sıfır’ ibaresini de eklemem gerekti çünkü cümlenin gidişatından ‘10 attı ama yazarken 1 düşmüş herhalde’ gibi bir anlam da çıkabilir. Düşen bir şey yok ortada, Sarı Lacivertli taraftarların morallerini saymazsak tabi. Yerlerde sürünüyor şu sıralar…

Bu sefer maç saatlerinin de uygun olması sayesinde üç İstanbul takımımızın da maçını izleme şansım oldu. Fenerbahçe bu üçlüde açık ara en yavaş oynayan takım konumunda. Young Boys ekibi de bu duruma nazire yaparcasına hızlı oynayan bir ekip olunca un ile şeker bir araya geldi, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi rüyası da ‘helva’ oldu. Herkese afiyet olsun.

Sırayla gidelim. Galatasaray ekibi Belgrad’da hem sıcaklık hem de uzun saha çimleriyle boğuştuğu maçı kazanmayı bildi. İlk maçta olduğu gibi durum Galatasaray lehine 2-0’a geldi. Ve gene ilk maçtaki gibi bir rehavet çöker gibi oldu Sarı Kırmızılı futbolcuların üzerine. Skor 2-1’e gelince bir anda ‘Acaba?’ dedik ama neyse ki Kewell imdada yetişti. 10 kişi kalan rakibi karşısında zaten farka gitmek için pas yapması yetti Galatasaray’a.

En güzelini ise en sona sakladım. İlk maçta dağınık bir görüntü verse de yine üç İstanbullu arasında en iyi oynayan takım konumundaydı Kara Kartallar. Rövanşta ise açık ara en iyi performansı gösteren ekip oldular. Ortasahada Necip ve Ernst’in taşıdığı takım ileride Quaresma’nın şefliğinde farka gitti. Hatta Quaresma öyle oynadı ki, maç 120 dakika olsaydı da biraz daha izleseydik keşke. Portekizli yıldız önce kendine özgü ‘ayak dışı’ vuruşuyla klas bir gol attı, sonra bir vücut çalımı ile Limbersky’yi ikinci sarıdan oyundan attırdı. Kaymak olarak da Delgado’ya yaptığı asisti koyarsak alın size kaymaklı ekmek kadayıfı. Maç bitti ama tadı hala damağımızda…

Takımlarımızın Avrupa Ligi Play-off turu kuraları da belli oldu. Fenerbahçe Yunanistan ekibi PAOK ile ilk maçı dışarıda oynayacak. Umarım o maça kadar Aykut Kocaman takıma çeki düzen verir. Yoksa kağnu hızıyla oynamaya devam ederse Fenerbahçe’nin daha çok helvasını yeriz. Galatasaray’ın rakibi Ukrayna’dan Karpaty Lyiv ve Beşiktaş’ın rakibi de Finlandiya temsilcisi HJK Helsinki oldu. Bu ekiplerimiz ilk maçlarını içeride oynayacaklar. Trabzonspor’un rakibi ise İngilizlerin güçlü ekibi Liverpool oldu. İlk maçı İngiltere’de oynayacak Bordo Mavililer bakalım 30 sene önceki gibi en azından bir maçı kazanabilecekler mi? Torres’i Avni Aker’de izlemek güzel olacak…

Tem
31

İki 2-2 ve Bir 1-1

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

İşte ilk maçların ardından oluşan Avrupa karnemiz: İki 2-2 ve bir 1-1.  Karışık öyle değil mi…. Gelin birlikte açalım..

İlk 2-2 Çarşamba akşamı İsviçre’den geldi. Bu sezon Avrupa’ya ilk adım atan takım olan Fenerbahçe Bern kentinde bulunan Stade de Suisse’de ‘marifetlerini’ gösterdi. Birinci torbadan kuraya girmenin verdiği rehaveti de maça taşımayı unutmayan Sarı Lacivertliler, Young Boys karşısında öldü öldü dirildiler. Hatta dirildi demek doğru olmaz, hala komadalar diyelim.

Maçtan önce “Bunlar ‘Genç Çocuklar’ biz koskoca Fenerbahçe’yiz” diye kasıla kasıla dolaşan bir takım Türk medyası, herhalde maçı izlerken ‘ne yapsak da dediklerimizi unuttursak’ diye karalar bağlamışlardır. Zaten bir kuş misali olan hafızamız sayesinde o yorumlar çoktan uçtu gitti. Geriye felaket bir maç, Kazım’ın her zamanki haylazlığı, Stoch’un ve Volkan’ın etkili oyunu kaldı. Dikkat ettiyseniz Degen’in ve Sutter’in kanat bindirmeleri ve Spycher’in ortasahaya hükmetmesinden bahsetmedim. Onlar kalmadı aklımızda çünkü.

Umarım önümüzdeki hafta Çarşamba gününe kadar en azından Aykut Kocaman bu maçta olanları unutmaz. Yoksa deplasmandan ‘avantajlı’ bir skorla dönmemiz buradaki maçı oynamadan kazanmamızı sağlamayacaktır.

Gelelim ikinci 2-2’ye. Fenerbahçe’nin İsviçre dramasından sonra Galatasaray Ali Sami Yen ‘avantajını’ da kullanarak Belgrad’a tur bileti cebinde gitmek istiyordu. Rakip, geçtiğimiz sezon Sırbistan Süper Ligi’ni lider Partizan’ın 28 puan arkasında üçüncü bitirmiş OFK Belgrad’dı. Yani Sırbistan’ın ‘Anadolu takımı’ diyebiliriz bu ekibe. Ama Bursaspor da Anadolu takımıydı hatırlatırım. Zaten Avrupa kupalarında İstanbul ekiplerinin başına ne geliyorsa bu ‘Anadolu takımı’ kıvamındaki ekiplerden geliyor. Rehavet en büyük düşmanımız, ne taktik ne de teknik konular.

Galatasaray Arda’nın dümeni eline almasıyla 2-0 üstünlüğü yakaladığı maçı nasıl 2-2’ye getirdi anlayamadım. Anlayamamamın nedeni Galatasaray maçı yerine Beşiktaş maçını izlemiş olmam da olabilir ama izleyen arkadaşların da anladığını sanmıyorum. Kendi evinde 2-0 öne geçip son 11 dakikada iki gol yemek büyük hedefleri olan bir takıma yakışmıyor. Belki de taktik hatasıdır bunun sebebi. İki golü de oyuna sonradan giren oyuncuların attığını düşünürsek, Rijkaard’ı oyuncu değişiklikleri hakkında taktik yapmadığı için suçlayabiliriz. Ne de olsa her galibiyet oyuncuların başarısı, her puan kaybı ise Rijkaard’ın hatasıdır. Antrenörlük mesleği kadar nankör bir meslek var mıdır onu da bilemiyorum.

İki 2-2’den sonra geriye kalan bir 1-1’e bakalım biraz da. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın beraberliklerinden sonra Beşiktaş’ın performansı da ezeli rakiplerinden pek farklı olmadı. Geçtiğimiz sezonun Çek Kupası Şampiyonu, bu sezon Çek Ligi’nde oynanan iki hafta sonunda lider olan Viktoria Plzen ekibi de Fenerbahçe ve Galatasaray’ın rakipleri gibiydi aslında. Tam ‘rehavet gösterilesi’ bir ekip. Kadrosunda Quaresma, Guti, Nihat Kahveci ve İbrahim Üzülmez! gibi yıldızlar bulunan ve antrenörlüğünü efsane ‘Sarı Melek’ Schuster’in yaptığı Kara Kartallar rehavet göstermesin de kim göstersin bu maçta!

Öte yandan hakkını yemeyelim Beşiktaş’ın, Viktoria Plzen’in etkili hücumlarına karşı baya mücadele ettiler. Özellikle Hakan Arıkan Fenerbahçe maçını ve Volkan’ı iyi izlemiş olacak ki, aşağı yukarı aynı atakları gördü kalesinde ve aynı derecede başarılıydı. Burada Volkan daha başarılıydı diye bir tez de sunabilirim aslında. Ne de olsa o daha fazla gol pozisyonu kurtarmak zorunda kaldı.

Nitekim dakika 28’de kimsenin beklemediği! şekilde kullanılan serbest vuruş organizasyonunda Limbersky güzel bir vuruşla topu ağlara yolladı. Viktoria Plzen’in maç kasetlerini izleyen Schuster ve ekibi sanırım tam rakibin serbest vuruş organizasyonu bölümüne geldiğinde bir ara vermişler. Muhtemelen patlamış mısırları bittiği içindir. Önemli değil, bir dahaki sefere daha büyük bir kova patlamış mısır alırlar yanlarına.

Bu noktada bir de ekleme yapmak istiyorum. Limbersky’nin şutunda top kaleye girdiği anda ben kalede kimseyi görmeyince telaşlandım acaba Hakan barajdamıydı diye. Ancak golün tekrarında anladım ki penaltı noktasında rakip forvete markaj yapıyormuş! Ne demişler, hiç bir zaman yeterince savunma yapamazsın! Bu sözü kim söylemişse (büyük ihtimalle ilk defa ben söylüyorum), Hakan Arıkan da feyz almış olacak ki kaleyi koruyacağına markaj yapmayı tercih etmiş. Sorun değil o da bir dahaki sefere eldivenleri Nobre’ye verir, gelen ortaya kafa topuna çıkar.

Neyse ki ilk yarının son anında Quaresma imdada yetişip bir penaltı kazandırdı da Beşiktaş da deplasmandan ‘avantajlı’ bir skorla evine dönmüş oldu. Bakalım bu ‘avantajlı skorlar’ ve muhteşem futbol ile ikinci maçlarda ne yapacağız?

Böylece iki 2-2 ve bir 1-1’in sırrını açığa çıkarmış olduk. İkinci maçlarda Fenerbahçe ve Beşiktaş 0-0, Galatasaray da 3-3 berabere kalsa bari. Böylece bu ‘avantajlı skorlar’ı da kullanmış oluruz.

Yazı konusu dışı küçük not: Uzun süreden beri ilk defa üç İstanbul takımımız da hem as hem de yedekte Türk kalecilere güvenmiş durumdalar. Umarım kalecilerimiz başarılı olurlar da milli takım için ciddi bir eldiven yarışı olur. Hatta, olmayacağını bilsem de, belki bu başarıları sayesinde diğer genç Türk oyuncuların da yolunu açarlar.

May
17

‘Çok Büyükler’ Dönemi

By Emir Güney  //  Futbol  //  1 Comment

İnsanlık tarihinde bugüne kadar yüzlerce kez devrim yapıldı belki bir kısmı başka adlar altında. Her seferinde başka bir hedef, başka bir arzu vardı ulaşılmak istenen. Her seferinde fedakarlıklar yapıldı, kayıplar oldu. Ama sonuçta değişim kaçınılmazdı. Dün akşam ‘Türk Futbolu’ da kendi payına düşen ‘devrim’i yaşadı. Kadıköy’de olaylar patlak verdi. Bir anlık hata binlerin sevincini önce hüzünce sonra da nefrete çve yıkıma evirdi. Ama sonuçta devrimdi bu, kaçınılmazdı.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihine kara bir leke sürüldü dün, belki de hiç çıkmamacasına. Trabzonspor karşısında sezonun en iyi futbolunu değil belki ama en arzulu futbolunu oynadı Sarı Lacivertliler. Ama futbol böyle işte. 450 gramlık hava basılmış deri parçasını 3 metal çubuk arasından geçiremeyince parıltılı metal parçası da kazanılmıyor. Ancak bazen kaybederken çok daha büyük bir hayıra vesile olunabiliyor.

Devrim kafamızda gerçekleşti

Son hafta maçları başlamadan önce Türkiye çalkalanmıştı her sezon sonu olduğu gibi: ‘O buna yatar; şu yedek kadro çıkacakmış; zaten bunun iddiası kalmamış; onlar maçı almıştır zaten; vs…’ Şimdi tek tek isim vermeye çalışırsak, ömrümüz yetmez komplo teoristlerinin hepsini buraya yazmaya. Sonuçta hakkında yorum yapılan tüm takımlar eşit şartlar altında çıktılar sahaya ve kanlarının son damlalarına kadar mücadele ettiler 90 dakika. Ne Trabzonspor rehavetteydi, ne de Beşiktaş Bursaspor’a altın tepside 3 puan sundu. Sonuçta kupayı bir takım kazanacaktı o da bileğinin hakkıyla Bursaspor oldu. Bu şampiyonluk komplo teorileri ve asılsız iddialar ile beslenen bir takım insanların midesine taş gibi oturdu. İşte Türk futbolundaki en büyük devrim de bu oldu.

Artık hiçbir takım maçların sahada oynamadan kazanılmadığını aklından çıkarmayacak. Hiçbir takım ‘Anadolu takımlarını şampiyon yapmazlar zaten’ demeyecek, diyemeyecek. Çünkü artık bir Bursaspor gerçeği var. Son haftaya Türk sporunda en büyük lobiye sahip olan Fenerbahçe kulübünün gerisinde başlayıp önünde şampiyon bitiren bir Bursaspor var. Artık ‘zaten olmaz’ yok, ‘eğer oynarsan olur’ var. Artık kafalarda soru işaretleri değil, Bursaspor örneği olacak. Yani devrim kafamızda gerçekleşti dün akşam.

Bursaspor’un haklı sevinci

Bursaspor tarihinin en önemli dönemini yaşadı 2009-2010 sezonunda. ‘Üst sıralara oynayan’ takım olmaktan ‘şampiyon’ takım mertebesine yükseldiler bu dönemin sonunda. Fenerbahçe’yi Kadıköy’de, Galatasaray’ı Bursa’da, Beşiktaş’ı hem evinde hem de Bursa’da yenmeyi başaran bir takımın 2. olması haksızlık olacaktı belki de. Sonuçta en az Fenerbahçe kadar hakettikleri ama eminim onlardan belki iki kat daha fazla arzuladıkları şampiyonluğu getirdiler Bursa şehrine.

Maçtan sonra Bursaspor’un genç forveti Sercan’ın dedikleri ne kadar da anlamlıydı: “Düşünsenize Şampiyonlar Ligi için belki Real Madrid gelecek buraya, onları konuk edeceğiz. Belki maç yaparken Cristiano Ronaldo sert bir müdahelede bulunacak, ben de ona kafa tutacağım. Duyguya bak!” İşte bu sözler İstanbul kulüplerinde kaşarlanmamış, saf futbol sevgisi ile yoğurulmuş bir gençten geliyor. Şampiyonluğu hakeden bir gençten.

Sonuç olarak Türk futbolunda üç büyükler-dört büyükler ikilemi sona ermiş oldu. Artık ‘Çok Büyükler’ var. Yani anadolu takımı ve büyük takım ayrımı ciddi bir yara aldı. Şampiyonluğa giden yolda Ertuğrul Sağlam ve öğrencileri zoru başarıp kilitli olan kapıyı araladılar. Artık şampiyon olmak isteyen bir kulübün tek yapması gereken var gücüyle bu kapıyı itmek. Bugün 17 Mayıs 2010, Türk futbolunda ‘Çok Büyükler Dönemi’nin ilk günü, futbolun renklerini değil sahadaki oyunu gönülden seven herkese hayırlı olsun.

May
14

Fantezi Futbol 34. Hafta

Ligin son haftasına gelindiğinde küme düşenler kesinleşirken, şampiyonluk heyecanı son haftaya taşındı. Birçok iddiasız maçın olduğu hafta, özellikle fantezi futbol için büyük süprizlere açık. Haftanın maçlarına bir göz atalım ve son haftada kimler ön plana çıkabilir diye biraz kafa patlatalım.

Denizlispor – Gaziantepspor

Ligden düşmesi kesinleşen Denizlispor, aldığı kötü skorlarla dikkati çeken iddiasız ve çalkantılı Gaziantepspor’u ağırlıyor. Denizlispor, bu maça çıkaracak 18 oyuncu bile bulamıyor. Emil Angelov, Dzemal Berberovic ve Branimir Bajic, bu hafta içerisinde alacaklarını tahsil edemedikleri gerekçesiyle sözleşmelerini feshettiler. Bu önemli eksiklerin Burak Akyıldız’ın sakatlığı ve Damien Koffi’nin sarı kart cezası bulunuyor. Bu maça gençlerle çıkacak olan Gaziantepspor’da ise sakat olan Stjepan Tomas ve sarı kart cezalısı olan Jorge Jorginho dışında eksik oyuncu bulunmuyor. Daha önce takımdan gönderilen Mehmet Yozgatlı, Ümit Tütünci, Recep Biler ve Hakan Bayraktar’ın da Gaziantepspor’a veda ettiğini hatırlatayım.

Bu maçı çok tehlikeli olarak görüyorum ve ligin son karşılaşmasında iki iddiasız takımın maçından risk almamanızı tavsiye ediyorum. Her iki takımda da oynayacak oyuncuların bile belli olmaması, bu maçı fantezi futbol için iyice tehlikeli bir hale getiriyor. Bence bu hafta için bu maçı pek dikkate almayın ve yok farzedin.

Bursaspor – Beşiktaş

Şampiyonluk yarışındaki iddiasını son haftaya kadar taşıyan Bursaspor, üçüncülük peşinde olan Beşiktaş ile sahasında karşılaşıyor. Bursaspor’da bu önemli karşılaşma öncesinde Volkan Şen’in sarı kart cezası bulunuyor. Şampiyonluk yarışına erken havlu atan Beşiktaş’ta ise Yusuf Şimşek, Ekrem Dağ, Rıdvan Şimşek, Matteo Ferrari, Filip Holosko, Rodrigo Tabata ve Bobo’nun sakatlıkları devam ediyor.

Bu önemli karşılaşmada Beşiktaş’ın birçok önemli eksiği olması, Bursaspor’un işini kolaylaştıracaktır. Bu karşılaşmada Bursaspor’dan en az iki oyuncu almanızı tavsiye ediyorum. Beşiktaş’ın genelde iyi savunma yapan bir ekip olması nedeniyle bu maçın fazla gollü geçmesini bekliyorum. Benim tercihlerim Dimitar Ivankov, Ömer Erdoğan, Sercan Yıldırım, Turgay Bahadır ve Ozan İpek. Bu oyuncular arasından en az ikisini kadronuza dahil edin derim. Beşiktaş’tan bu karşılaşmada fazla risk almanızı önermem; Beşiktaş’a güvenenler sezon sonunda aklı başına gelen Nihat Kahveci’den yana tercihlerini kullanabilirler.

Gençlerbirliği – Galatasaray

Ligin iddiasız takımlarından Gençlerbirliği, üçüncülüğü oldukça kritik olmasına rağmen herkese izin veren ve takımı adeta dağıtan Galatasaray ile sahasında karşılaşıyor. Gençlerbirliği’nde sakat olan kaleci Ulaş Güler’in yanı sıra kırmızı kart cezalısı Cem Can’da bu karşılaşmada görev yapamayacak. Galatasaray ise, adeta maça çıkacak 11 kişiyi zor bulacak konuma geldi. Galatasaray’da ülkelerine dönen Harry Kewell ve Abdul Kader Keita, bu karşılaşmada görev yapamayacak. Ayrıca, tüm haftayı sakat geçiren Lucas Neill, Emre Güngör, Jo Alves, Arda Turan, Ayhan Akman, Milan Baros, Elano Blumer, Hakan Balta ve Serkan Kurtuluş da bu karşılaşmada takımlarını yalnız bırakacaklar. Son olarak, Valencia’ya transferi açıklanan Mehmet Topal da bu maçta görev yapmayacak. Kısacası, Galatasaray için sezon çoktan bitti.

Galatasaray’ın bu maçta çıkacağı ilk 11’i bile kafamda oluşturamıyorum. Sezona oldukça iddialı başlayan Galatasaray’ın düştüğü durum adeta içler acısı. Bu şartlar altında Galatasaray’dan başarı beklemek, büyük bir hayalcilik olacaktır. Bu maçta son haftaların formda ismi Mustafa Pektemek’i size öneriyorum ve Galatasaray’dan yana risk almak isteyenlere de Emre Çolak’ı tavsiye ediyorum.

Sivasspor – Ankaragücü

Geçen hafta ligde kalmayı garantileyen beraberliklerin takımı Sivasspor, Fenerbahçe maçı öncesinde yaratılan sansasyonel haberlerle gündeme oturan Ankaragücü ile evinde karşılaşıyor. Sivasspor’da defansın temel taşları olan Murat Sözgelmez – Sedat Bayrak ikilisi, sarı kart cezalısı oldukları için bu karşılaşmada görev yapamayacaklar. Oldukça karışık bir kulüp ortamına sahip olan Ankaragücü’nde ise dünya kupası öncesi izin verilen Njitap Geremi ve Marek Sapara ile sezonu kapatan Robert Vittek ve Aydın Karabulut, bu maçta takımlarındaki yerlerini alamayacaklar.

Sivasspor’un savunmasında önemli eksikler olması ve Ankaragücü’nün de önemli oyuncularının eksik olması, bu maçın gollü bir beraberlik maçı gibi geçeceğini gösteriyor. Sivasspor’dan Mehmet Yıldız veya Cihan Yılmaz, Ankaragücü’nden ise Mehmet Çakır veya Jerome Rothen bu maç için iyi tercihler olabilir. Ancak, bu maçtan da fazla risk almayın derim.

Diyarbakırspor – Eskişehirspor

Küme düşmesi geçen hafta kesinleşen Diyarbakırspor, ligin son karşılaşmasında Eskişehirspor ile sahasında cezası nedeniyle seyircisiz olarak karşılaşıyor. Kısıtlı bir kadroyla mücadele eden Diyarbakırspor’da kırmızı kart cezalısı Erdal Güneş ve Burak Karaduman, bu karşılaşmada takımlarını yalnız bırakacak. Eskişehirspor’da ise Mehmet Yılmaz’ın sarı kart cezası bulunuyor.

Bu mücadeleden Eskişehirspor mutlaka 3 puan çıkaracaktır. Eskişehirspor’dan Sezer Öztürk ve Jaycee Okwunwanne, bu maç için iyi tercihler olabilir. Ayrıca, golcü defans oyuncusu Koray Arslan’ı da bu maç için düşünebilirsiniz. Diyarbakırspor’un ne yapacağı belli olmaz, bence hiç risk almayın.

Manisaspor – Kasımpaşa

Ligde kalmayı daha önce garantileyen Manisaspor, ligin rahat takımlarından Kasımpaşa’yı evinde ağırlıyor. Manisaspor’da sarı kart cezalısı Eren Aydın’ın yanı sıra sakatlıkları devam eden Yiğit Gökoğlan ve Kemal Okyay’ın bu karşılaşmada oynamaları beklenmiyor. Kasımpaşa’da ise Kayserispor’a transferi gerçekleşen Andre Moritz dışında önemli bir eksik bulunmuyor.

İki iddiasız takımın mücadelesinde kazanacak takımı kestirmek oldukça güç. Her iki takım için de hiçbir anlamı olmayan karşılaşmada Isaac Promise iyi bir tercih olabilir. Kasımpaşa’yı destekleyenler ise, şanslarını Cenk İşler veya Yekta Kurtuluş’tan yana kullansınlar.

Antalyaspor – Kayserispor

Geçen hafta Galatasaray’ı yenerek galibiyet serisini sürdüren Antalyaspor, ligde iddiasını kaybeden formsuz Kayserispor’u evinde ağırlıyor. Antalyaspor’da Ali Zitouni, Pini Balili ve Orhan Ak’ın sakatlıkları bulunuyor. Kayserispor’da ise kırmızı kart cezalısı Alioum Saidou ile beraber sarı kart cezalısı Abdullah Durak, bu karşılaşmada takımlarındaki yerlerini alamayacaklar.

Bu karşılaşmada Antalyaspor’un çok daha şanslı olduğunu düşünüyorum ve Necati Ateş – Tita dos Santos ikilisini kadronuza almanızı tavsiye ediyorum. Ariza Makukula’nın transfer durumu nedeniyle bu maçta oynamasının zor olduğunu düşünüyorum, ancak oynarsa Ariza Makukula mutlaka gol bulacaktır. Gollü ve güzel bir maç olacağını düşünüyorum, ama sonucunu kestirmek gerçekten biraz zor.

Fenerbahçe – Trabzonspor

Şampiyonluk yarışında büyük bir avantaja sahip olan Fenerbahçe, sahasında Trabzonsporla şampiyonluk mücadelesine çıkıyor. Kazandığı kupanın sarhoşu olan ve daha çok yedeklerine şans veren Trabzonspor karşısında Fenerbahçe’de Uğur Boral ve Andre Santos dışında eksik oyuncu bulunmuyor. Trabzonspor’da ise Gustavo Colman ve Alanzinho’nun sakatlıkları devam ediyor; bu oyunculardan Alanzinho’nun oynamamasına kesin gözle bakılırken, Gustavo Colman’ın maça yetişme ihtimali yüksek.

Bu maçta Fenerbahçe’nin rakibine şans tanımayacağını düşünüyorum ve Fenerbahçe’den 3 oyuncuyu kadronuza almanızı tavsiye ediyorum. Benim önerilerim Diego Lugano, Alex de Souza ve Daniel Güiza olacaktır. Bu maçta Trabzonspor’un pek bir varlık göstereceğini sanmıyorum; zira, istekli bir Fenerbahçe sahasında şampiyonluğu kimseye vermez.

İBB – Ankaraspor

Ankaraspor’un küme düşürülmesi nedeniyle bu hafta İBB’den oyuncu almıyoruz.

May
12

Fenerbahçe Son Virajda..

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler, Turkcell Süper Lig  //  No Comments

Şüpheler, iddialar, spekülasyonlar… Kupa finali öncesinde başlamıştı Ankaragücü Fenerbahçe maçının tartışmaları. Hatta demeçler artık öyle bir noktaya gelmişti ki, aklıma Bitlis yöresinden ‘Atem tutem men seni’ türküsü geldi desem yeridir. Hal böyle olunca da bu maçta ‘gerçek’ anlamda neler olacağı büyük merak konusuydu.

İlk düdükle birlikte sözleri bir kenara bıraktık, gözleri sahaya diktik. Artık spekülasyon yoktu, 22 adam ve 1 top vardı yeşilk çimlerde. Doksan dakikanın sonunda ise şampiyonluk seslerini duymaya başlayacaktık. Ama bu sesler Marmara’nın kuzeyinden mi gelecekti yoksa güneyinden mi?

Maçtan önce akıllardaki en büyük soru kupa ‘mağduru’ Fenerbahçe’nin Trabzonspor’a karşı uğradığı ‘bozgun’un bu maça ne kadar yansıyacağıydı belki de. Ama daha maçın başında gördük ki Sarı Lacivertliler geride kalan 28 seneyi unutmuş, sadece önlerindeki 90 dakikayı düşünüyorlardı. Hal böyle olunca gol yemeyen, sıkı mücadele eden ve yardımlaşan bir Fenerbahçe takımı bulduk karşımızda.

Maça genel olarak baktığımızda ilk göze çarpan Fenerbahçe’nin maç boyu hiç net pozisyon bulamadan deplasmanda üç gol atmasıydı. 23. dakikada Alex’in kullandığı kornere Mehmet Topuz kafayı vurdu ve takımını 1-0 öne geçirdi. Bu goldeki Topuz’un zamanlaması ve vuruş stili kadar üzerine gelen topun yolundan çekilmeye çalışan Lugano’nun çabası da görülmeye değerdi. Benim aklıma aynı anda iki görüntü geldi Lugano’nun bu hareketine. Birincisi efsanevi Matrix filmindeki Neo karakterinin mermilerden kaçarken yaptığı hareket, ikincisi ise ‘limbo’ dansı. Artık gerisini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Daum’u eleştirmek için binlerce nedenimiz olabilir ama Süper Lig maçlarına takımını çok iyi hazırladığını kabul etmemiz gerekli. Sonuçta ‘yiğidi öldür, hakkını yeme’ demişler, boşuna değil. Dört gün önce ciddi hezimete uğramış ve hayal kırıklığı yaşamış bir takımı bu şekilde motive edebilmek her antrenörün yapabileceği bir durum değildir. Mehmet Topuz’un Lig’deki ilk golü ile de artık kontrol Fenerbahçe’nin eline geçmiş oldu.

Ankaragücü’nün ilk yarıdaki tek pozisyonu ise 30. dakikada geldi. Rothen’in yaklaşık 25 metreden şık vuruşunda Volkan topu çeldi ve Rajnoch topu ağlara yolladı. Ancak yardımcı hakemin ofsayt uyarısıyla Kuddusi Müftüoğlu bu golü iptal etti. Bu konuya detaylı değiniyorum çünkü bu pozisyona küfürlü bir şekilde itiraz eden Ankaragücü yardımcı teknik direktörü Ümit Özat hakem tarafından tribüne gönderildi. Küfürü ben duymadım doğal olarak ama Ümit maçtan sonra kendisi itiraf etti, sadece bu tepkisinin hakemlere değil gelişen olaylara olduğunu söyledi.

Burada takıldığım küfürün kime edildiği değil aslında, neden edildiği. Yani yedek kulübesinden görmelerinin mümkün olmadığı bir açıda bir ofsayt düdüğü çalınıyor ve sanki kendisine küfür edilmiş gibi tepki veriyor bir antrenör. Sanki pozisyonun ofsayt olup olmamasından çok hakeme tepki gösterme bahanesi olması daha önemliymiş gibi geliyor bana. ‘Aleyhimize bir pozisyon olsun da itiraz edelim’ diye bekliyor antrenörler. Bunu tek yapan Ümit Özat değil doğal olarak, hatta Fenerbahçe’nin kaptanlığını yapmış eski bir futbolcu olarak belki de yeni kulübüne ne kadar bağlı olduğunu gösterebilmek için yaptı bu abartılı itirazı. Gene de hem hakeme baskı kurup hem de neden hata yapıyorlar diye sormak mantıklı gelmiyor bana. Hakemlere önce insanmış gibi davranırsak belki onlar da daha rahat çalışma ortamı bulup yüksek performans sergileyebilirler.

İlk devrenin bu şekilde sona ermesinin ardından devre arasında Alex’in yerini Cristian’a bırakması ‘acaba bir sakatlık mı var?’ sorularını gündeme getirdi. Henüz kafamızda ‘sakatlık tilkileri’ dönerken Emre’nin kullandığı kornere Güiza arka direkte kafa vuruşunu yaptı ve Ankaragücü’nün direncini kıran golü attı. İkinci yarıya gol ile başlayan Fenerbahçe’de artık şenlik havası hakimdi. 76. dakikada Cristian 35 metreden attığı muhteşem gol ile kafalardaki tüm pürüzleri silip attı ve artık gözler önümüzdeki hafta Kadıköy’de oynanacak Trabzonspor maçına çevrildi.

Galatasaray’ın Ali Sami Yen Stadı’ndaki son maçında Antalyaspor’a yenilmesiyle Beşiktaş ile puanları da eşitlenmiş oldu. Bu durumda üçüncü olma şansı oluşan Beşiktaş son haftada Bursaspor’u yenmek için elinden geleni yapacaktır. Aynı anda Kadıköy’de ise kupa finalinde kaybettiği maçın rövanşı niteliğinde olan maçta Fenerbahçe Trabzonspor’u konuk edecek. Fenerbahçe Bursaspor’a karşı hem lig tablosunda bir puan önde, hem de Karadeniz ekibinin ligde iddiası kalmadığı için Timsahlar’a karşı avantajlı durumda. Bakalım heyecan dolu bu iki maçın ardından gülen taraf kim olacak?

May
7

Fantezi Futbol 33. Hafta

Ligin bitimine iki hafta kala kümede kalma potasında durum büyük ölçüde netleşirken, şampiyonluk yarışında büyük heyecan devam ediyor. Fantezi futbol için ise oldukça tehlikeli haftalara girdik, zira amaçsız takımların oynayacağı maçların sonucunu tahmin etmek ve oyuncuların bireysel performanslarını belirlemek oldukça güç. Özellikle ülkesine dönmeye can atan amaçsız takımlarda forma giyen yabancıların ve başka takımlarla anlaşan veya takımda kalmayacak oyuncuların bu hafta bilinçli olarak kart görüp cezalı duruma düşmesi de oldukça yüksek bir ihtimal. Haftanın karşılaşmalarına bir göz atalım ve ligin bitimine bir hafta kala ligimizde neler olabilir diye akıl yürütelim.

Beşiktaş – Manisaspor

Diyarbakırspor karşısında aldığı galibiyetle moral bulan ve üçüncülük iddiasını sürdüren Beşiktaş, ligde kalmayı garantileyen Manisaspor’u evinde ağırlıyor. Beşiktaş’ta bu karşılaşma öncesinde Yusuf Şimşek, Matteo Ferrari, Filip Holosko, Ekrem Dağ ve Uğur İnceman’ın sakatlıkları bulunuyor. Konuk Manisaspor’da ise Ersen Martin, Kemal Okyay ve Yiğit Gökoğlan, sakatlıkları nedeniyle bu karşılaşmada görev yapamayacaklar.

Üçüncülük iddiasını sürdüren Beşiktaş, evinde Manisaspor’a fazla şans tanımaz. Bu karşılaşmada Beşiktaş’tan Bobo’yu mutlaka kadronuza alın, yanına yer kalırsa son haftaların golcü savunmacısı İbrahim Toraman’ı ekleyin. Manisaspor’a ise bence pek bakmayın, zira bu sene için Manisasporlu oyuncular misyonlarını tamamladılar.

Eskişehirspor – Sivasspor

Geçen hafta Fenerbahçe karşısında varlık gösteremeyen ve Avrupa kupalarına katılma umudunu sürdüren Eskişehirspor, ligde kalmayı halen garantileyemeyen Sivasspor’u sahasında konuk ediyor. Eskişehirspor’da bu maç öncesi önemli bir eksik bulunmuyor. Konuk Sivasspor’da da hiçbir sakat veya cezalı oyuncu bulunmuyor.

Bu karşılaşmanın gollü bir beraberlikle bitmesini bekliyorum. Açık futbol oynayan ve savunmasında ciddi hatalar yapan iki takımın mücadelesi oldukça gollü geçecektir. Eskişehirspor’dan Ümit Karan, bu maçta tekrar ortaya çıkabilir. Eskişehirspor, evindeki son karşılaşmada taraftarlarına iyi bir veda yaşatmak isteyecektir. Sivasspor’da ise Mehmet Yıldız, uzun zamandır hasret kaldığı golle bu maçta tekrar buluşabilir. Bu maçtan fazla risk almamanız bence daha uygun olacaktır.

Ankaragücü – Fenerbahçe

Hafta arasında Trabzonspor’a mağlup olarak hasret kaldığı Türkiye Kupası’na yine ulaşamayan Fenerbahçe, kalan tek hedef olan ligde şampiyonluğa ulaşmak için önünde kalan iki maçın ilkinde Ankaragücüyle deplasmanda karşılaşıyor. 2 haftadır devam eden demeç fırtınasıyla gerginleşen maça Ankaragücü önemli eksiklerle çıkıyor. Takımın formda forveti Robert Vittek ve sezonu kapatan Aydın Karabulut, bu karşılaşmada görev yapamayacaklar. Moralsiz Fenerbahçe’de ise Diego Lugano ve Gökhan Gönül’ün hafif sakatlıkları bulunuyor. Ayrıca, Andre Santos’un da kupa finalinde oynamasına engel olan sakatlığı devam ediyor.

Ligin kader maçından Fenerbahçe’nin az gollü bir galibiyet alarak 3 puanla döneceğini ve şampiyonluk havasına gireceğini düşünüyorum. Ligde amaçsız bir takım olan ve futbolcuların yaşadığı tahsilat zorluğu nedeniyle hafta içerisinde futbolcuların idmanı boykot ettikleri Ankaragücü karşısında Fenerbahçe kupa finalinin acısını çıkarır. Fenerbahçe’de bu karşılaşmada Alex de Souza, Diego Lugano ve Daniel Güiza iyi seçimler olabilir. Sürprizciler için ise Özer Hurmacı iyi bir tercih olarak gözüküyor. Ankaragücü’nden oyuncu almanızı pek tavsiye etmiyorum, risk almak isteyenlere Jerome Rothen önerilir.

Gaziantepspor – Gençlerbirliği

Ligde son 3 maçından mağlubiyetle ayrılan ve istikrarsız görüntüsünü gösteren Gaziantepspor, kendisi gibi amaçsız bir takım olan Gençlerbirliği’ni ağırlıyor. Gaziantepspor’da kadro dışı bırakılan Hakan Bayraktar, Recep Biler, Ümit Tütünci ve Mehmet Yozgatlı’nın yanı sıra sakatlığı devam eden Mahmut Bezgin bu karşılaşmada forma giyemeyecekler. Antrenör sorunu yaşayan konuk Gençlerbirliği’nde ise sarı kart cezalısı olan kaleci Serdar Kulbilge, bu maçta takımındaki yerini alamayacak.

Antalyaspor karşısında çok iyi oynamasına rağmen gol bulamayan Gaziantepspor, sahasındaki son karşılaşmasında taraftarına iyi bir veda yaşatacaktır. Bu karşılaşmadan fazla risk almamanızı önerirken, Julio Cesar’ı atlamamanızı öneririm.

Galatasaray – Antalyaspor

Şampiyonluk yarışına erken havlu atan Galatasaray, ligde bir iddiası kalmayan Antalyaspor ile evinde karşılaşıyor. Galatasaray’da Hakan Balta, Mustafa Sarp ve Serkan Kurtuluş’un hafif sakatlığı bulunuyor. Ayrıca, Milan Baros, Elano Blumer ve Ayhan Akman’ın da tedavileri devam ediyor. Geçen hafta 2 dakika forma şansı bulan Harry Kewell da halen tam anlamıyla iyileşemedi. Antalyaspor’da ise Orhan Ak ve Pini Balili’nin sakatlıkları bulunuyor.

Bu karşılaşmada Galatasaray’ın rakibine pek şans tanıyacağını düşünmüyorum. Bu sezon taraftarını ciddi şekilde üzen Galatasaray, birkaç kez gergin karşılaşmalar oynadığı Antalyaspor’u bu kez evine üzgün gönderecektir. Ligde son dört maçını kazanan Antalyaspor’da tam 21 futbolcunun sözleşmesi sezon sonunda sona eriyor ve bu oyuncuların birçoğunun sözleşme yenilemeye yanaşmadığı da bu hafta içinde ortaya çıktı. Bu hafta Galatasaray’da oynaması garanti olan Abdul Kader Keita ve Arda Turan gibi isimlerden yana şansınızı kullanmanızı tavsiye ederim. Galatasaray’ın sakatlık haberlerini son ana kadar takip edin, eğer Milan Baros’un oynama durumu olursa bu oyuncuyu sakın kaçırmayın.

Kayserispor – İBB

Ligde bir amacı kalmayan ve hafta arasında yeni teknik direktörünü Şota Arveladze olarak belirleyen Kayserispor, son hafta Ankarasporla oynayacağı için ligin son maçına çıkacak olan İBB’yi evinde ağırlıyor. Kayserispor’da sarı kart cezalısı olan Serdar Kesimal dışında önemli bir eksik bulunmuyor. Konuk İBB’de ise eksikler konusunda halen bir açıklama yapılmazken, geçen hafta Herve Tum, Marcos Barbosa, Taner Gülleri, Gökhan Kaba, Zeki Korkmaz ve Ergün Berisha’nın sakat olduğunu hatırlatalım.

Avrupa kupaları şansını sürdürmek için bu maçı kazanmak zorunda olan iki takımın mücadelesi oldukça zevkli geçecektir. Bu karşılaşmanın her sonuca açık olduğunu belirtiyorum ve bu maçtan risk almamanızı tavsiye ediyorum. Gol kralı Ariza Makukula veya İBB’nin golcüsü İskender Alın dışında bu maçı unutun derim.

Kasımpaşa – Diyarbakırspor

Bu sezon ligde iyi maçlar çıkaran Kasımpaşa, kümede kalması mucizelere bağlı olan Diyarbakırspor’u sahasında ağırlıyor. Kasımpaşa’da sakatlıkları bulunan Koray Avcı ve Andre Moritz bu karşılaşmada forma giyemeyecekler. Konuk Diyarbakırspor’da ise önemli bir eksik bulunmuyor.

Bu karşılaşmada mecburen açık bir futbol oynayacak olan Diyarbakırspor karşısında Kasımpaşa’nın bol gollü bir galibiyet alacağını düşünüyorum. Kasımpaşa’nın bu sezonki formda isimleri Cenk İşler ve Yekta Kurtuluş, bu karşılaşma için iyi seçimler olabilir. Diyarbakırspor’un da bu maçta gol bulacağını düşünüyorum ve sürprizcilere golcü Thierry Tazemeta’yı öneriyorum.

Trabzonspor – Denizlispor

Hafta arasında Fenerbahçe’yi finalde mağlup ederek Türkiye Kupası’nı müzesine götüren Trabzonspor, küme düşmesi kesinleşen ve ciddi iç sorunlar yaşayan Denizlispor ile evinde karşılaşıyor. Oldukça moralli olan Trabzonspor’da Engin Baytar ve Tayfun Cora’nın sakatlıkları bulunuyor. Denizlispor’da ise paralarını alamayan Emil Angelov, Dzemal Berberovic ve Branimir Bajic idmanları boykot ediyor. Aynı zamanda, takımın önemli isimlerinden Çağlar Birinci ve Darryl Roberts sarı kart cezalısı oldukları için, Güray Vural da sakatlığı nedeniyle bu hafta takımlarındaki yerlerini alamayacaklar.

Moralli Trabzonspor’un kendi seyircisi önünde Denizlispor’a hiç şans tanımayacağını düşünüyorum ve bu maçtan gollü bir Trabzonspor galibiyeti bekliyorum. Trabzonspor’dan kaleci Onur Kıvrak, Gustavo Colman ve Umut Bulut, bu hafta için iyi tercihler olacaktır. Alanzinho veya Burak Yılmaz da, sürprizciler tarafından denenebilir.

Ankaraspor – Bursaspor

Ankaraspor’un küme düşürülmesi nedeniyle bu hafta Bursaspor’dan oyuncu almıyoruz.

May
3

Fenerbahçe Basketbolunun Kısa Sonbahar Esintisi

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  1 Comment

Türkiye’de basketbolun atılım yaptığı dönemde Fenerbahçe müthiş bir kadro oluşturmuştu. Çok kısa bir süre bir arada kalan ve sezonun ilk yarısını tamamlayamadan dağılan bu kadro, halen Türkiye’de bir basketbol takımın kurduğu en güçlü kadro olarak hatırlanıyor. Dünya yıldızlarını bir arada toplamış olan bu kadro, adeta hepimizin ağzına çalınan bir parmak bal gibiydi…

Yıldızlar Geçidi

Efes Pilsen’in Türkiye’de ve aynı zamanda Avrupa’da basketbol arenasına damgasını vurduğu 90lı yıllarda müessese takımlarına tek baş kaldırabilen takım, 1998 – 1999 sezonunda basketbol şubesini 1907 Derneği’nin devralmasıyla ciddi bir yatırıma giden Fenerbahçe oldu. Hem de, bunu yaparken Türkiye’nin rüya takımını da Türk basketbolseverlerin beğenisine sundu. NBA ve Avrupa’nın en önemli yıldızlarından oluşan bu takım, sezon başındaki müthiş performansının devamını getiremedi ve sezonu kupasız kapatarak büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

NBA Havasından Gelen de Vardı

Bu takımın lokomotif ismi, NBA’in en tanınmış isimleri arasında yer alan ve John Stockton – Karl Malone işbirliğine benzer bir ikiliyi Denver Nuggets formasıyla Dikembe Mutombo ile kuran Mahmoud Abdul Rauf’tu. 1990 sezonuna katıldığı NBA liginde oynadığı 8 sene boyunca üst düzey oyun kuruculuk özellikleriyle göz dolduran Abdul Rauf, 1998 yılında Avrupa’ya adımını Fenerbahçeyle attı. Tourette sendromu nedeniyle değişik tikleri olan Amerikalı oyun kurucu, Fenerbahçe’de uzun bir süre kalamadı. Dinine olan aşırı bağlılığı ve sorunlu karakteri nedeniyle özellikle takım disiplininde ciddi sorunlar çıkaran Abdul Rauf, bir antrenmanda Fenerbahçe’nin o dönemdeki bayrak adamı İbrahim Kutluay’a yumruk atmasının ardından takımdan gönderildi. Fenerbahçe’den ayrıldıktan bir sezon sonra Vancouver Grizzlies formasıyla NBA’e dönen ve daha sonra yolu tekrar Avrupa’ya düşen Amerikalı oyun kurucu, bugün 40 yaşına geldi ve Japonya’nın Kyoto Hannaryz takımında profesyonel kariyerinin son senelerini yaşıyor.

NBA Havasına Kapılan da…

Fenerbahçe’nin o dönem kadrosundaki ikinci flaş ismi, Sloven basketbolunun o dönemdeki parlayan yıldızı Marco Milic’ti. Çok atletik bir oyuncu olan Milic, Smelt Olimpija formasıyla kendini dünyaya tanıttıktan sonra büyük takımların ilgisini çekti ve Phoenix Suns formasıyla 1997 yılında NBA’e adım attı. Vasat geçen bir sezonun ardından NBA’deki lokavt nedeniyle boşta kalan Milic, Fenerbahçeyle anlaştı ve sezonun ilk bölümünü Fenerbahçe’de geçirdi. Bu dönemde mükemmel bir performans ortaya koyan Sloven yıldız, takımın en önemli dişlisi haline geldi. Ancak, Milic’in Fenerbahçe macerası NBA’de lokavtın çözümlenmesiyle sona erdi ve Sloven oyuncu tekrar Phoenix Suns’ın yolunu tuttu. NBA macerası uzun sürmeyen Milic, 1999 yılında tekrar Avrupa’ya döndü ve halen kariyerine Entente Orleanaise formasıyla devam ediyor. En güçlü ve atletik olduğu dönemde Fenerbahçe formasını giyen Milic, halen Türk basketbolseverler tarafından ülkemize gelmiş en iyi yabancılar arasında gösteriliyor ve yaptığı smaçlarla hatırlanıyor.

Yabancılar Geçidinde Türk Lokumu

Takımın iskeletini yabancılar üzerine kuran Fenerbahçe’nin kadrosundaki en önemli Türk oyuncu, takımın altyapısından yetişmiş olan bayrak adam İbrahim Kutluay’dı. Takımın en skorer ismi konumunda olan ve maçlarda genelde hücum setleri üzerinden oynanan İbrahim, bu kadar yıldızın arasında dahi kendini kabul ettirdi ve Euroleague’in en önemli skorerleri arasında yer aldı. Abdul Rauf ile sorunlar yaşadığı bu sezonun ardından Fenerbahçe’den ayrılan ve Efes Pilsen’e transfer olan İbrahim Kutluay, kısa bir NBA macerasını, Euroleague şampiyonluğunu ve sayısız bireysel başarıları sığdırdığı kariyerine geçtiğimiz sezon İTÜ formasıyla nokta koydu. Halen Fenerbahçe altyapısından yetişmiş en önemli basketbolcular arasında gösterilen İbrahim Kutluay, liderlik özellikleriyle ve ilham veren oyunuyla Türk basketbolseverlerin gönlünde taht kurdu.

Buruk Bir Tebessüm…


Türkiye’ye gelen yabancılar arasında en sevilen isimler arasında yer alan Conrad Mc Rae, yaptığı estetik smaçlarla Türkiye’de basketbola ayrı bir hava getirdi. Kolejden mezun olduktan sonra Fenerbahçe formasıyla profesyonel kariyerine adım atan Mc Rae, buradan kalbindeki sorunu nedeniyle ayrıldıktan sonra Pau Orthez’e transfer oldu. Daha sonra Efes Pilsen formasıyla ülkemize geri dönen ve Koraç Kupası’nın kazanılmasında büyük pay sahibi olan Amerikalı oyuncu, bu başarılı sezonu takiben yaşadığı birer sezonluk Teamsystem Bologna ve PAOK maceralarının ardından 1998-1999 sezonunda Fenerbahçeyle anlaştı. Takımın önemli oyuncularından biri haline gelen Mc Rae, burada kaldığı bir sezonda bıraktığı yerden devam etti ve özellikle atletik özellikleriyle pota altını önemli ölçüde domine etti. Fenerbahçe’den sonra Real Madrid’e transfer olan Mc Rae, 10 Temmuz 2000 tarihinde Orlando Magic’in yaz kampı sırasında antrenmanda geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Basketbolunun en olgun çağında aramızdan ayrılan Mc Rae, Türkiye’de halen en çok saygıyla anılan oyuncular arasında yer alıyor.

NBA Tecrübesinin Hırvat Ciddiyetiyle Birleşimi

Fenerbahçe’nin güçlü takımının pota altındaki en önemli ismi, Hırvat basketbolunun yıldız oyuncularından Zan Tabak’tı. 1989 – 1991 yılları arasında kazandığı 3 Avrupa şampiyonluğu ile Avrupa basketbolunu domine eden Dino Radja ve Toni Kukoclu Jugoplastika Split takımının önemli üyelerinden biri olan Tabak, 1992 yılında İtalya’nın yolunu tuttu. Burada geçen iki sezonun ardından NBA’e adım atan Hırvat pivot, 4 sezonda üç takımda forma giydi ve 1998 yılında Fenerbahçe ile anlaştı. Akıllı pivot hareketleri, mücadeleci yapısı ve tecrübesiyle takımın pota altının yükünü çeken Tabak, Fenerbahçe’de kaldığı bir sezonda önemli bir performans gösterdi ve 1999 yılında Indiana Pacers formasıyla NBA’e döndü. Daha sonra kariyerine Avrupa’nın kalbur üstü takımlarında devam eden Hırvat pivot, 2005 yılında Unicaja Malaga formasıyla Kral Kupası’nı kazanarak kariyerini bitirdi. Halen Real Madrid’in yardımcı antrenörü olarak görev yapan Tabak, Avrupa basketbolunun önemli figürleri arasında yer alıyor.

Ve Diğerleri…

Bu 5 yıldız oyuncu dışında Fenerbahçe’nin kadrosunda birçok önemli isim daha bulunuyordu. Birçoğu önemli kariyerlere sahip olan bu oyuncular, Fenerbahçe’ye benchten katkı yapmaya çalıştılar. Ancak, takımın yıldız oyuncularının ayrılmasıyla beraber bozulan takım kimyası bir türlü yerine oturmadı ve takım sezon boyunca ciddi sıkıntılar yaşadı.

Bench katkısını yapan oyuncuların başında keskin şutör Serdar Apaydın geliyordu. Kolej altyapısından çıktıktan sonra Ülkerspor formasıyla yıldızı parlayan Serdar Apaydın, seti tamamlayan şutlarıyla ve ceza atışlarıyla ün saldı. 1997 yılından 2001 yılına kadar Fenerbahçe formasıyla kariyerine devam eden Serdar, 2001 yılında profesyonel kariyerine nokta koydu. Halen Fenerbahçe’nin yardımcı antrenörü olarak görev yapan Serdar Apaydın, Steve Kerr benzeri oyun stiliyle ve benchten gelerek zaman zaman yaptığı ciddi skor katkısıyla hatırlanıyor.

Fenerbahçe’nin diğer önemli yerli oyuncuları arasında altyapısından yetiştirdiği oyun kurucu Mustafa Abi, Efes Pilsen formasıyla Avrupa basketbolunda ün yapmış olan Tamer Oyguç, 8 sezon boyunca Fenerbahçe formasını taşıyan Zaza Enden, o sezon çömezlik dönemini yaşayan Ermal Kurtoğlu, çok az süre alabilen şutör forvet Reha Öz ve 1998 Ekim ayının sonuna doğru takımdan ayrılan Levent Topsakal da yer alıyordu. Bu oyuncular arasında özellikle Mustafa Abi, gösterdiği performansla ciddi bir çıkış yakaladı ve bu sezonun en büyük kazancı oldu.

Takımın yabancılarla yaşadığı sıkıntıların ardından farklı pozisyonlara yabancı oyuncu takviyeleri de yapıldı. Fenerbahçe’ye sezonun ilk bölümünün ardından yaşanan çalkantılar sonucunda Ocak ayında Oyak Renault’tan katılan Alexander Lokmanchuk, Ukrayna milli takımının önemli oyuncuları arasında yer almasına rağmen Fenerbahçe’de istenen performansı ortaya koyamadı. 2.09 boyunda olmasına rağmen ciddi bir dış şut tehditi olan Lokmanchuk, rakibe match up problemi yaratmasına rağmen pozisyonu için çok yavaş ayaklara sahip olması nedeniyle ciddi sıkıntı yaşıyordu. Lokmanchuk gibi sezonun ikinci bölümünde özellikle play-off maçları için takıma Abdul Rauf’un gidişiyle doğan boşluğu doldurmak için Tyson Wheeler transfer edildi. Kolejden mezun olduktan sonra yarım sezonluk bir Denver Nuggets macerasının ardından Fenerbahçe’ye transfer olan Amerikalı oyun kurucu, takımına pek bir katkı sağlayamadan kısa Türkiye macerasını da noktaladı.

Fenerbahçe, Aralık ayında Türkiye liginin bir sezon önceki sayı kralı George Gilmore’u transfer ederek Mahmoud Abdul Rauf’un yerini doldurmaya çalıştı. Fenerbahçe gibi büyük hedefleri olan bir takımın ve bu takımda yer alan yıldız oyuncuların ağırlığını kaldıramayan Gilmore, zaman zaman iyi maçlar çıkarsa da genel anlamda başarısız oldu.

Peki Sonuç Ne Oldu?

Sezona adeta rüya takım havasında başlayan ve o sezonu Euroleague şampiyonu olarak tamamlayan yıldızlardan kurulu Zalgiris Kaunas’a İstanbul’da 15 sayılık ağır bir yenilgi tattıran Fenerbahçe, Euroleague’den ilk 16 turunda Real Madrid’e elenmekten kurtulamadı. Eşleşmenin ilk karşılaşmasının en kritik yerinde takımın antrenörü Halil Üner’in aldığı teknik faul, basketbolseverler tarafından halen “saygıyla” anılıyor. Euroleague’in bu sezonki sayı kralı ise, oldukça iyi bir sezon geçiren İbrahim Kutluay oldu. Bu kadar güçlü bir kadro, Türkiye’de de istediği başarıları yakalayamadı. Türkiye Kupası’nı finalde kaybeden Fenerbahçe, Türkiye Ligi’nde ise play-off yarı finalinde Tofaş Sas’a elenmekten kurtulamadı.

Fenerbahçe’nin yapılan büyük yatırıma rağmen aldığı başarısız sonuçlara birçok neden arandı. Takımın önemli yıldızlarının sezon içinde takımdan ayrılması, Halil Üner’in antrenörlükte yetersiz kalması, İbrahim Kutluay’ın takımında fazla sivrilmesi nedeniyle takımda huzursuzluk yaşanması, takım kimyasının bozulması vb. birçok neden ortaya sürüldü. Ancak, ortada bir başarısızlığın olduğu kesindi. Ben, bu sezon özelinde Fenerbahçe’yi sezon sonunda yaşadığı başarısızlıklardan ziyade sezon başında yıldızlarla dolu kadrosuyla Zalgiris Kaunas’ı sürklase ettiği maçla hatırlamak ve halen bir benzeri gelmeyen bu Rüya Takım’ını özlemle anmak istiyorum.

May
3

Alex Dört Sene Sonra…

By Emir Güney  //  Haberler, Turkcell Süper Lig  //  No Comments

Tarih 8 Mart 2006. Yer Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumu: Türkiye Kupası Çeyrek Final mücadelesi. Fenerbahçe ile Galatasaray rövanşlı eşleşmenin ilk ayağında karşı karşıyalar. Bu maçın Fenerbahçe Eskişehir maçı ile alakası ise Alex’in Eskişehirspor maçından önce attığı son serbest vuruş golünün bu maçta olmuş olması. Peki bu detay ne kadar önemli? Aslında çok önemli, çünkü bu gol Alex dahil herkesin bu şampiyonluğa inandığının bir göstergesidir. Alex’in frikik konusunda taraftarların bile güvenini yitirdiği bir anda golü bulması çok önemlidir. Şampiyonluk için artık sadece bu arzunun korunması gerekli.

Belki çok iddialı oldu ama kalan üç hafta ve Bursaspor ile arada sadece 1 puan olmasına rağmen Fenerbahçeli oyuncuların sahadaki hırsı ve arzusu şampiyonluk için yetecek gibi görünüyor. Üzücü olan ise madem böyle oynayabilen bir oyuncu kadrosu var ortada, o zaman neden sadece kuyruk sıkışınca bu cevher ortaya çıkıyor. Bu takımın tek motivasyonu şampiyonluk mudur? Tek hedef kupa mıdır? Sanırım profesyonel futbolda bu sorunun cevabı büyük oranda evet olacaktır. Bu durumda da bir sezon boyunca aradaki birkaç maçı saymazsak sadece sezon sonunda iddialı olan takımların oynadığı güzel futbol bizi tatmin edecektir. Eh ne yapalım, biz de ligimizi Nisan sonunda takip etmeye başlarız bundan sonra.

Maça dönecek olursak, 8 maçtır kalesinde gol görmeyen ve 6 maçtır kazanan Fenerbahçe’nin bu seriyi devam ettirmek için gereken her şeyi yaptığını görebiliyoruz. Orta sahada basan, savunmada riske girmeyen ve de en önemlisi ileride hızlı ve yerden paslaşan bir Fenerbahçe vardı Kadıköy’de. Nitekim oyuncu kalitesi ve şampiyonluk motivasyonunu üst üste ekleyince özellikle Kadıköy’e gelen ekiplerin birbirlerinden tek farkı kırılma dakikaları oluyor. Kimi ilk 5 dakikada dağılıyorlar, kimi son 25. Sarı Lacivertliler’in oynadığı ‘ısıran futbol’ artık sezon sonuna geldiğimiz şu günlerde şampiyonluk kapısını aralıyor diyebiliriz. Zaten sezona da kendine ait olan galibiyet serisi rekorunu kırarak giren Fenerbahçe, sezonu da bir başka seri ile bitirecek gibi.

Eskişehir cephesinde ise ilk 4’e kalabilmek için son ümit de böylece yok olmuş oldu. Zaten mucizelere bağlı olan bu ihtimal ile Fenerbahçe’nin şampiyonluk ihtimalini karşılaştırınca ağır basan taraf ev sahibi ekip oldu. Es Es’in sahaya koyduğu futbol vasatı aşamazken, ‘dünyanın en uzun kalecisi’ İveşa’nın Alex’in frikiğinde ve Özer’in vuruşundaki iki hatası skoru belirleyen en önemli etmenler oldu. Ancak başta da dediğim gibi bu goller olmasa Eskişehirspor kaçınılmaz sonu ancak erteleyebilirdi, bunu engelleyemezdi.

Önümüzdeki hafta ligde oynanacak Ankaragücü Fenerbahçe maçı hayati önem taşıyor. Bursaspor’un Ankaraspor maçı sayesinde oynamadan üç puan alacak olması ve Ankaragücü’nün de ülkemizde ender görülen bir şekilde Bursaspor ile çok iyi ilişkiler içinde bulunması, biz futbolseverlere heyecan dolu dakikalar yaşatacaktır. Bakalım Ankara-Bursa dostluğu Fenerbahçe’yi yolundan edebilecek mi? Yoksa Alex ve arkadaşları Ankaragücü’nü de aşıp Kadıköy’de Trabzonspor karşısında şampiyonluk maçına mı çıkacaklar?