3
Fenerbahçe Basketbolunun Kısa Sonbahar Esintisi
Türkiye’de basketbolun atılım yaptığı dönemde Fenerbahçe müthiş bir kadro oluşturmuştu. Çok kısa bir süre bir arada kalan ve sezonun ilk yarısını tamamlayamadan dağılan bu kadro, halen Türkiye’de bir basketbol takımın kurduğu en güçlü kadro olarak hatırlanıyor. Dünya yıldızlarını bir arada toplamış olan bu kadro, adeta hepimizin ağzına çalınan bir parmak bal gibiydi…
Yıldızlar Geçidi
Efes Pilsen’in Türkiye’de ve aynı zamanda Avrupa’da basketbol arenasına damgasını vurduğu 90lı yıllarda müessese takımlarına tek baş kaldırabilen takım, 1998 – 1999 sezonunda basketbol şubesini 1907 Derneği’nin devralmasıyla ciddi bir yatırıma giden Fenerbahçe oldu. Hem de, bunu yaparken Türkiye’nin rüya takımını da Türk basketbolseverlerin beğenisine sundu. NBA ve Avrupa’nın en önemli yıldızlarından oluşan bu takım, sezon başındaki müthiş performansının devamını getiremedi ve sezonu kupasız kapatarak büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
NBA Havasından Gelen de Vardı
Bu takımın lokomotif ismi, NBA’in en tanınmış isimleri arasında yer alan ve John Stockton – Karl Malone işbirliğine benzer bir ikiliyi Denver Nuggets formasıyla Dikembe Mutombo ile kuran Mahmoud Abdul Rauf’tu. 1990 sezonuna katıldığı NBA liginde oynadığı 8 sene boyunca üst düzey oyun kuruculuk özellikleriyle göz dolduran Abdul Rauf, 1998 yılında Avrupa’ya adımını Fenerbahçeyle attı. Tourette sendromu nedeniyle değişik tikleri olan Amerikalı oyun kurucu, Fenerbahçe’de uzun bir süre kalamadı. Dinine olan aşırı bağlılığı ve sorunlu karakteri nedeniyle özellikle takım disiplininde ciddi sorunlar çıkaran Abdul Rauf, bir antrenmanda Fenerbahçe’nin o dönemdeki bayrak adamı İbrahim Kutluay’a yumruk atmasının ardından takımdan gönderildi. Fenerbahçe’den ayrıldıktan bir sezon sonra Vancouver Grizzlies formasıyla NBA’e dönen ve daha sonra yolu tekrar Avrupa’ya düşen Amerikalı oyun kurucu, bugün 40 yaşına geldi ve Japonya’nın Kyoto Hannaryz takımında profesyonel kariyerinin son senelerini yaşıyor.
NBA Havasına Kapılan da…
Fenerbahçe’nin o dönem kadrosundaki ikinci flaş ismi, Sloven basketbolunun o dönemdeki parlayan yıldızı Marco Milic’ti. Çok atletik bir oyuncu olan Milic, Smelt Olimpija formasıyla kendini dünyaya tanıttıktan sonra büyük takımların ilgisini çekti ve Phoenix Suns formasıyla 1997 yılında NBA’e adım attı. Vasat geçen bir sezonun ardından NBA’deki lokavt nedeniyle boşta kalan Milic, Fenerbahçeyle anlaştı ve sezonun ilk bölümünü Fenerbahçe’de geçirdi. Bu dönemde mükemmel bir performans ortaya koyan Sloven yıldız, takımın en önemli dişlisi haline geldi. Ancak, Milic’in Fenerbahçe macerası NBA’de lokavtın çözümlenmesiyle sona erdi ve Sloven oyuncu tekrar Phoenix Suns’ın yolunu tuttu. NBA macerası uzun sürmeyen Milic, 1999 yılında tekrar Avrupa’ya döndü ve halen kariyerine Entente Orleanaise formasıyla devam ediyor. En güçlü ve atletik olduğu dönemde Fenerbahçe formasını giyen Milic, halen Türk basketbolseverler tarafından ülkemize gelmiş en iyi yabancılar arasında gösteriliyor ve yaptığı smaçlarla hatırlanıyor.
Yabancılar Geçidinde Türk Lokumu
Takımın iskeletini yabancılar üzerine kuran Fenerbahçe’nin kadrosundaki en önemli Türk oyuncu, takımın altyapısından yetişmiş olan bayrak adam İbrahim Kutluay’dı. Takımın en skorer ismi konumunda olan ve maçlarda genelde hücum setleri üzerinden oynanan İbrahim, bu kadar yıldızın arasında dahi kendini kabul ettirdi ve Euroleague’in en önemli skorerleri arasında yer aldı. Abdul Rauf ile sorunlar yaşadığı bu sezonun ardından Fenerbahçe’den ayrılan ve Efes Pilsen’e transfer olan İbrahim Kutluay, kısa bir NBA macerasını, Euroleague şampiyonluğunu ve sayısız bireysel başarıları sığdırdığı kariyerine geçtiğimiz sezon İTÜ formasıyla nokta koydu. Halen Fenerbahçe altyapısından yetişmiş en önemli basketbolcular arasında gösterilen İbrahim Kutluay, liderlik özellikleriyle ve ilham veren oyunuyla Türk basketbolseverlerin gönlünde taht kurdu.
Buruk Bir Tebessüm…
Türkiye’ye gelen yabancılar arasında en sevilen isimler arasında yer alan Conrad Mc Rae, yaptığı estetik smaçlarla Türkiye’de basketbola ayrı bir hava getirdi. Kolejden mezun olduktan sonra Fenerbahçe formasıyla profesyonel kariyerine adım atan Mc Rae, buradan kalbindeki sorunu nedeniyle ayrıldıktan sonra Pau Orthez’e transfer oldu. Daha sonra Efes Pilsen formasıyla ülkemize geri dönen ve Koraç Kupası’nın kazanılmasında büyük pay sahibi olan Amerikalı oyuncu, bu başarılı sezonu takiben yaşadığı birer sezonluk Teamsystem Bologna ve PAOK maceralarının ardından 1998-1999 sezonunda Fenerbahçeyle anlaştı. Takımın önemli oyuncularından biri haline gelen Mc Rae, burada kaldığı bir sezonda bıraktığı yerden devam etti ve özellikle atletik özellikleriyle pota altını önemli ölçüde domine etti. Fenerbahçe’den sonra Real Madrid’e transfer olan Mc Rae, 10 Temmuz 2000 tarihinde Orlando Magic’in yaz kampı sırasında antrenmanda geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Basketbolunun en olgun çağında aramızdan ayrılan Mc Rae, Türkiye’de halen en çok saygıyla anılan oyuncular arasında yer alıyor.
NBA Tecrübesinin Hırvat Ciddiyetiyle Birleşimi
Fenerbahçe’nin güçlü takımının pota altındaki en önemli ismi, Hırvat basketbolunun yıldız oyuncularından Zan Tabak’tı. 1989 – 1991 yılları arasında kazandığı 3 Avrupa şampiyonluğu ile Avrupa basketbolunu domine eden Dino Radja ve Toni Kukoclu Jugoplastika Split takımının önemli üyelerinden biri olan Tabak, 1992 yılında İtalya’nın yolunu tuttu. Burada geçen iki sezonun ardından NBA’e adım atan Hırvat pivot, 4 sezonda üç takımda forma giydi ve 1998 yılında Fenerbahçe ile anlaştı. Akıllı pivot hareketleri, mücadeleci yapısı ve tecrübesiyle takımın pota altının yükünü çeken Tabak, Fenerbahçe’de kaldığı bir sezonda önemli bir performans gösterdi ve 1999 yılında Indiana Pacers formasıyla NBA’e döndü. Daha sonra kariyerine Avrupa’nın kalbur üstü takımlarında devam eden Hırvat pivot, 2005 yılında Unicaja Malaga formasıyla Kral Kupası’nı kazanarak kariyerini bitirdi. Halen Real Madrid’in yardımcı antrenörü olarak görev yapan Tabak, Avrupa basketbolunun önemli figürleri arasında yer alıyor.
Ve Diğerleri…
Bu 5 yıldız oyuncu dışında Fenerbahçe’nin kadrosunda birçok önemli isim daha bulunuyordu. Birçoğu önemli kariyerlere sahip olan bu oyuncular, Fenerbahçe’ye benchten katkı yapmaya çalıştılar. Ancak, takımın yıldız oyuncularının ayrılmasıyla beraber bozulan takım kimyası bir türlü yerine oturmadı ve takım sezon boyunca ciddi sıkıntılar yaşadı.
Bench katkısını yapan oyuncuların başında keskin şutör Serdar Apaydın geliyordu. Kolej altyapısından çıktıktan sonra Ülkerspor formasıyla yıldızı parlayan Serdar Apaydın, seti tamamlayan şutlarıyla ve ceza atışlarıyla ün saldı. 1997 yılından 2001 yılına kadar Fenerbahçe formasıyla kariyerine devam eden Serdar, 2001 yılında profesyonel kariyerine nokta koydu. Halen Fenerbahçe’nin yardımcı antrenörü olarak görev yapan Serdar Apaydın, Steve Kerr benzeri oyun stiliyle ve benchten gelerek zaman zaman yaptığı ciddi skor katkısıyla hatırlanıyor.
Fenerbahçe’nin diğer önemli yerli oyuncuları arasında altyapısından yetiştirdiği oyun kurucu Mustafa Abi, Efes Pilsen formasıyla Avrupa basketbolunda ün yapmış olan Tamer Oyguç, 8 sezon boyunca Fenerbahçe formasını taşıyan Zaza Enden, o sezon çömezlik dönemini yaşayan Ermal Kurtoğlu, çok az süre alabilen şutör forvet Reha Öz ve 1998 Ekim ayının sonuna doğru takımdan ayrılan Levent Topsakal da yer alıyordu. Bu oyuncular arasında özellikle Mustafa Abi, gösterdiği performansla ciddi bir çıkış yakaladı ve bu sezonun en büyük kazancı oldu.
Takımın yabancılarla yaşadığı sıkıntıların ardından farklı pozisyonlara yabancı oyuncu takviyeleri de yapıldı. Fenerbahçe’ye sezonun ilk bölümünün ardından yaşanan çalkantılar sonucunda Ocak ayında Oyak Renault’tan katılan Alexander Lokmanchuk, Ukrayna milli takımının önemli oyuncuları arasında yer almasına rağmen Fenerbahçe’de istenen performansı ortaya koyamadı. 2.09 boyunda olmasına rağmen ciddi bir dış şut tehditi olan Lokmanchuk, rakibe match up problemi yaratmasına rağmen pozisyonu için çok yavaş ayaklara sahip olması nedeniyle ciddi sıkıntı yaşıyordu. Lokmanchuk gibi sezonun ikinci bölümünde özellikle play-off maçları için takıma Abdul Rauf’un gidişiyle doğan boşluğu doldurmak için Tyson Wheeler transfer edildi. Kolejden mezun olduktan sonra yarım sezonluk bir Denver Nuggets macerasının ardından Fenerbahçe’ye transfer olan Amerikalı oyun kurucu, takımına pek bir katkı sağlayamadan kısa Türkiye macerasını da noktaladı.
Fenerbahçe, Aralık ayında Türkiye liginin bir sezon önceki sayı kralı George Gilmore’u transfer ederek Mahmoud Abdul Rauf’un yerini doldurmaya çalıştı. Fenerbahçe gibi büyük hedefleri olan bir takımın ve bu takımda yer alan yıldız oyuncuların ağırlığını kaldıramayan Gilmore, zaman zaman iyi maçlar çıkarsa da genel anlamda başarısız oldu.
Peki Sonuç Ne Oldu?
Sezona adeta rüya takım havasında başlayan ve o sezonu Euroleague şampiyonu olarak tamamlayan yıldızlardan kurulu Zalgiris Kaunas’a İstanbul’da 15 sayılık ağır bir yenilgi tattıran Fenerbahçe, Euroleague’den ilk 16 turunda Real Madrid’e elenmekten kurtulamadı. Eşleşmenin ilk karşılaşmasının en kritik yerinde takımın antrenörü Halil Üner’in aldığı teknik faul, basketbolseverler tarafından halen “saygıyla” anılıyor. Euroleague’in bu sezonki sayı kralı ise, oldukça iyi bir sezon geçiren İbrahim Kutluay oldu. Bu kadar güçlü bir kadro, Türkiye’de de istediği başarıları yakalayamadı. Türkiye Kupası’nı finalde kaybeden Fenerbahçe, Türkiye Ligi’nde ise play-off yarı finalinde Tofaş Sas’a elenmekten kurtulamadı.
Fenerbahçe’nin yapılan büyük yatırıma rağmen aldığı başarısız sonuçlara birçok neden arandı. Takımın önemli yıldızlarının sezon içinde takımdan ayrılması, Halil Üner’in antrenörlükte yetersiz kalması, İbrahim Kutluay’ın takımında fazla sivrilmesi nedeniyle takımda huzursuzluk yaşanması, takım kimyasının bozulması vb. birçok neden ortaya sürüldü. Ancak, ortada bir başarısızlığın olduğu kesindi. Ben, bu sezon özelinde Fenerbahçe’yi sezon sonunda yaşadığı başarısızlıklardan ziyade sezon başında yıldızlarla dolu kadrosuyla Zalgiris Kaunas’ı sürklase ettiği maçla hatırlamak ve halen bir benzeri gelmeyen bu Rüya Takım’ını özlemle anmak istiyorum.
7
Takım Olmak
Takım Olmak Yine Başarıyı Getirdi
Bugün seyrettiğim iki basketbol karşılaşması, takım sporlarında başarıyı elde etmek için takım olmanın önemini bana bir daha hatırlattı. Kadrosu yıldızlarla dolu Efes Pilsen’in erkek ve Galatasaray’ın bayan basketbol takımlarının aldıkları ağır yenilgiler, spor kulübü yöneticileri için adeta bir ders niteliğindeydi.
Parayla Saadet Olmuyor
Sezon başından beri Efes Pilsen’i yakından takip ediyorum. Sene başında ortaya çıkan doping olayıyla çalkalanan Türk basketbolunun lokomotifi, kurduğu yıldızlarla dolu takıma rağmen istenen basketbolu elde edemiyor. Euroleague’e havlu atan ve Türkiye Kupası’ndan elenen Efes Pilsen için tek hedef olarak kalan Beko Basketbol Ligi şampiyonluğu da giderek uzaklaşan bir hedef haline geldi.
Efes Pilsen’in kadrosuna baktığımız zaman daha önce Avrupa sayı krallığı yaşamış üç oyuncu olan Charles Smith, Bootsy Thornton ve Igor Rakocevic’i görüyoruz. Bu oyuncuların yanında geçtiğimiz sene Avrupa Şampiyonası’nda oldukça formda olan milli takımımızı adeta tek başına yenmiş olan Bostjan Nachbar, iki sene önce milli takımımızı iki kez tek başına yıkan Mario Kasun, Porto Riko’nun en kariyerli pivotu olan NBA patentli Daniel Santiago, Beşiktaş Cola Turka formasıyla ligimize damga vurmuş olan Preston Shumpert, Sırbistan milli takımının en önemli isimlerinden Bojan Popovic gibi kariyerli yabancılar Efes Pilsen’in kadrosunda bulunuyor. Bu oyuncuların yanı sıra milli takımımızın belkemiğini oluşturan Kerem Tunçeri, Ender Arslan, Kaya Peker, Sinan Güler ve Ermal Kurtoğlu gibi beş önemli Türk oyuncu da yine Efes Pilsen’in kadrosunda yer alıyor. Kısacası, Efes Pilsen adeta NBA’de üst sıraya oynayabilecek kalitede bir kadroyla Avrupa’da mücadele ediyor.
Bu oyunculara birey olarak baktığımız zaman, Efes Pilsen’in bugün farklı mağlup olduğu Galatasaray Cafe Crown’dan ve ligdeki diğer her takımdan her pozisyonda katmer katmer üstte olduğunu görüyoruz. Ancak, sahaya yansıyan sonuca baktığımız zaman parıldıyan Galatasaray Cafe Crownlu oyuncuların yanında kötü bir basketbol oynayan Efes Pilsen’in yıldızlar topluluğu karşımıza çıkıyor. Sene başında yaşadığı forma skandalından sonra kenetlenen sarı kırmızılı takım, koçunun karıştığı olaylarla gündeme gelen ve oyuncularının mutsuzluğu yüzünden okunan Efes Pilsen’i çok etkili bir oyundan sonra mağlup etti. Kısacası, yıldızıyla ve görev adamıyla komple bir takım Harlem benzeri bir yapıya sahip olan bir topluluğa şans tanımadı.
Bugün gördüğüm görüntü, parayla saadet olmadığını bana tekrar hatırlattı. Bir tarafta doğru düzgün taraftarı olmayan, camiası oluşmamış, takım kimyasını oturtmamış bir yıldızlar topluluğu vardı. Diğer tarafta ise büyük bir camiayı temsil eden, sezon başında yaşadığı bir skandal nedeniyle konu kanadı kırılmış, oyuncusuyla, teknik kadrosuyla ve taraftarıyla kenetlenmiş, kısıtlı bir rotasyona sahip bir takım karşısına çıktı. Sonuç ise, doğal olarak kenetlenen takımın lehine oldu. Ben iddia ediyorum bugün Efes Pilsen takımının oyuncuları Real Madrid’e geçsin ve Real Madrid’in oyuncuları da Efes Pilsen’e transfer olsun, yine Real Madrid bir üst tura çıkar ve Efes Pilsen elenirdi. Bir takımda oyuncular arasında uyumu sağlayacak idari ve teknik kadro yoksa ve bu takımın gerçek taraftar topluluğu da bir avuç insandan ibaretse, bu takımdan başarı beklemek hayal olur.
Bugün Efes Pilsen’in en etkili isimlerinden biri Sinan Güler’di. Merak ettim ve Efes Pilsen’in Euroleague’e havlu attığı Real Madrid maçında Sinan Güler ne yapmış diye baktım. Maalesef milli basketbolcumuz kadroda bile yoktu. Ben Efes Pilsen takımında oynayan oyuncular için üzülüyorum; zira mutsuz bir ortamda ve kötü bir yönetim altında kariyerlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Anlatmaya çalıştığım olayı Igor Rakocevic Twitter hesabında çok güzel ve imalı bir şekilde dile getirmiş: “I was happy to see Sinan Guler get chance to play today. He did good. He has body of a beast, he might be surprise of next season anywhere.”
Öteki yandan kenetlenmiş bir takımda varolma mücadelesi veren Galatasaray Cafe Crown’un dar rotasyonunda mücadele eden birçok oyuncu, kariyerlerinde büyük bir çıkışa geçtiler. Litvanyalı deneyimli forvet Simas Jasaitis, Slovak basketbolunun yıldızı Radoslav Rancik, milli takıma göz kırpan Evren Büker, oldukça iyi niyetli ve çalışkan bir uzun olan Mike Wilkinson, Türkiye’ye geldikten sonra basketbolunda büyük bir aşama kaydeden Darius Washington, her geçen maç biraz daha gelişen Caner Topaloğlu ve pota altını adeta karartan Fatih Solak, oldukça olumlu bir sezon geçiriyorlar. Eğer Efes Pilsen’in sıkıntı yaşayan isimleri bugün Galatasaray Cafe Crown forması giyiyor olsalardı, her birinin kariyeri ve bireysel performansları çok daha ileri seviyede olurdu. Ancak, örneğin Simas Jasaitis bugün Efes Pilsen’de oynuyor olsaydı bence kariyerinde geriler ve mutsuz bir sezon geçirirdi. Geçen seneyi atıl geçirdikten sonra Beşiktaş Cola Turka’yı tercih eden Engin Atsür, bu sezonu belki daha az kazançla ama en azından huzurlu, mutlu ve özgüveni yüksek bir şekilde geçiriyor.
Uzun lafın kısası Efes Pilsen’de forma giyen her oyuncu için fazlasıyla üzülüyorum. Bu kadar yapılan yatırımın boşa gitmesine ve milyonlarca dolarlık bir bütçenin heba olmasına da kahroluyorum. Bu kadar verilen emeğin hakkının alınması için, öncelikle bir “takım” yaratacak idari ve teknik bir kadro oluşturmak gerekiyor. Galatasaray Cafe Crown takımının üyelerini ise canı gönülden kutluyorum. Bu kadar kısıtlı imkanlara ve yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen ayakta duruyorlar ve onur mücadelesi veriyorlar. Umarım sezon sonunda Galatasaray Cafe Crown zor gözükse de play-off’a katılır ve sonuç ne olursa olsun seneye bu takımın temel taşları muhafaza edilir. Zira, bu sene hakikaten çok isabetli transferler yapıldı ve uzun zaman sonra taraftarın gururlanacağı bir takım oluşturuldu.
Bayanlarda İşler Tersine Döndü
Erkeklerde yaşanan büyük olumsuzluklara rağmen herkesin gurur duyacağı bir takım yaratmayı başaran Galatasaray, bayanlarda ise büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Geçen sene Eurocup’ı kazanarak büyük bir başarı yakalayan sarı kırmızılı takım, bu sezon yaşadığı sakatlıklar ve Efes Pilsen sendromu nedeniyle çok kötü bir performans gösteriyor.
Geçen sene başarılı olan takımın iki temel dişlisi Işıl Alben ve Seimone Augustus’un yaşadığı sakatlıklar, takımın yapısını önemli ölçüde bozdu. Aynı zamanda, takımın başına geçen sene Fenerbahçe’den olaylı şekilde ayrılan Zafer Kalaycıoğlu getirildi. Eksikleri telafi etmek için sarı kırmızılı takım, WNBA’in yıldız isimlerinden Katie Douglas, Tamika Catchings ve Jia Perkins ile Avrupa basketbolunun önde gelen oyuncularından IvanaVecerova ve Yelena Leuchanka transfer edildi. Aynı zamanda, Sophia Young gibi bir diğer WNBA yıldızı ve Türk oyuncuların birçoğu da kadroda tutuldu. Ayrıca, Türkiye’in en önemli oyun kurucularından Nilay Yiğit takıma kazandırıldı. Kısacası, başarı için her türlü kaynak bu takıma aktarıldı.
Ancak, bugün bakıldığında Türkiye Ligi’nde Fenerbahçe’ye sahasında ve deplasmanda mağlup olmuş, bir diğer şampiyonluk adayı Mersin Büyükşehir Belediye’den 29 sayı fark yemiş ve Euroleague’e havlu atmuş bir takım ortaya çıktı. Bugün Galatasaray’ın deplasmanda karşılaştığı Fenerbahçe maçını 14 sayıyla kaybetmesi kimseyi aldatmasın, zira Fenerbahçe maçın büyük bölümünde 20 civarında bir farkla maçı sürdürdü ve maçın son birkaç dakikasında Galatasaray farkı biraz daha kapatabildi.
Burada sakatlıklardan çok Galatasaray’ı vuran konu, Efes Pilsen’in yaşadığı uyumsuz yıldızlar ve başarısız teknik kadro sendromudur. Takıma katılan her yeni oyuncunun anında müthiş verim vermesi beklenmemelidir. Oyuncuların takıma ve ortama alışması, ciddi bir süre alacaktır. Ayrıca, bir takım başarılı olacaksa mutlaka Türk oyuncuların da ciddi bir katkısı olması gerekmektedir. Bugün Galatasaray’a göre daha mütevazi bir kadroya sahip olan Fenerbahçe rakibi Galatasaray’a büyük bir üstünlük sağlarken, Fenerbahçe’nin öne çıkan isimleri arasında Birsel Vardarlı, Nevriye Yılmaz ve Esmeral Tunçluer’de bulunuyordu. Ancak, kadrosunda Tuğba Palazoğlu, Nilay Yiğit, Bahar Çağlar, Yasemen Saylar, Yasemin Horasan ve Esra Şencebe gibi milli takımın yıldızları bulunan Galatasaray’ın Türk oyuncularının Fenerbahçe karşısında 62 sayının sadece 12’sini atmış olması, alınan mağlubiyetin nedenini açıkça gösteriyordu.
Galatasaray’ın bayan basketbolunu yönetenleri ciddi şekilde eleştirirken, Fenerbahçe bayan basketbol takımını yönetenleri de alkışlamamız gerekir. Türkiye ligini domine eden ve Euroleague’de de Galatasaray’a göre çok daha fazla direnç gösterdikten sonra elenen Fenerbahçe, senelerdir kadrosunun oturmuş iskeletini koruyor ve Türk oyuncularını takımın kalbinde tutuyor. Nevriye Yılmaz, Esmeral Tunçluer ve Birsel Vardarlı gibi üç önemli yerli oyuncuyu takımın ana dişlileri olarak kullanan Fenerbahçe, Galatasaray’a göre daha mütevazi yabancılara sahip olmasına rağmen rakibine bu sezon oynadığı her karşılaşmada büyük bir üstünlük sağladı. Bunun da ötesinde, Fenerbahçeli oyuncuların Galatasaraylı oyunculara göre çok daha mutlu ve huzurlu olduğu oyuncuların adeta suratından okunuyor. Galatasaray’da ise takım oyuncularındaki isteksizlik, mutsuzluk ve uyumsuzluk belirgin şekilde gözüküyor. Sonunda da, takım olmayı başaran Fenerbahçe çok daha başarılı oluyor.
1
“Marion Jones” Basketbol İçin Geri Dönüyor
New York Times’ta yayınlanan habere göre; Eski yıldız atlet ”Marion Jones”, bilindiği üzere yaklaşık 15 ay önce federal cezaevi’nden serbest bırakılmıştı. Geçtiğimiz pazartesi günü San Antonio’da bulunan Antioch Community spor kompleksi’nde resmi olarak tekrar spora geri dönüş çalışmalarına başladığını duyurdu.
34 yaşında ve 3 Çocuk annesi olan eski dünya şampiyonu sprinter “Marion Jones” , bu kez farklı bir planı olduğunu, WNBA takımlarından birine imza atmayı düşündüğünü açıkladı.1995 yılından beri resmi olarak bir basketbol şampiyonasında yer almayan Jones, WNBA basketbol takımlarından San Antonio Silver Stars’ın baş antrenörü ve asiston koçu eşliğinde, basketbol becerilerini geliştirme ve kondisyon anlamında güçlenme çalışmaları yapıyor.
Jones, 2010 sezonu için bir WNBA takımına imza atmayı umut ettiğini belirterek, ” Geçtiğimiz Mayıs ayında NBA yetkililerinden bana bir telefon geldi ve WNBA ‘de basketbol oynamayı düşünür müsünüz? diye sordular.Bende büyük bir heyecanla Evet,tabi ki diye yanıt verdim ” diyor.
Her ne kadar WNBA başkanı Donna Orrender konu hakkında yorum yapmayı reddetse de, lig ile ilgili bir derneğin yetkilisi Jones’un WNBA ile bir temas içerisinde olduğunu doğruladı.
Sydney 2000 yaz Olimpiyatları öncesi performans arttırıcı ve steroid içeren ilaçlar kullandığı tespit edilip, 6 ay cezaevinde yatması kararlaştırılan Jones, bu süreci geride bıraktıktan sonra, mümkün olduğunca genç yaştaki öğrenci ve sporculara kendilerine çok dikkat etmeleri ve asla bu tip bir yanlış içerisine girmemeleri konusunda uyarılar da bulunuyor. Jones, ” Hayatınızda yapılan yanlışlar olabilir,ancak bunlardan olumlu olarak ders çıkarıp, yola devam etmek daha önemlidir. Ben de elimden geldiğince bu deneyim ve fikirlerimi genç sporculara aktarmaya çalışıyorum ” diyor.
Emre Güldaş tarafından derlenmiştir.
28
Beşiktaş Cola Turka Değerlendirmesi

İki yıl önce Ergin Ataman yönetiminde harika bir kadro kuran; ligi lider bitirip, ULEB Cup’ta çeyrek final oynayan Beşiktaş Cola Turka o zamanki kadar spektaküler bir takıma sahip olmasa da bu sene de önemli işler yapabileceğinin sinyallerini veriyor. 7 haftayı geride bıraktığımız BBL’de eğer mali sorunlar yaşanmazsa Beşiktaş’ın play-off final adaylarından birisi olduğunu bile rahatlıkla iddia edebilirim.
Takımın son oynadığı üç maçı ( Efes Pilsen, Aliağa Petkim ve Bornova Belediye) televizyondan canlı seyretme fırsatı buldum ve kendimce bazı değerlendirmeler yaptım. Bunları olumlu-olumsuz olarak ayırıp , sıralarsak;
Olumlu Kısımlar :
1- Henüz ligin 7. haftası oynanıyor olmasına rağmen takım skor olarak içeride dışarıda hiçbir problem yaşamıyor. Hücum organizasyonları üst seviyede. Oynanan 7 maçta alınan 5 galibiyet var, üstelik bu maçlarda takımın sayı ortalaması 88.
2- Chatman-Newley-Cevher-Baxter-Muratcan beşi şu anda Türkiye liglerinin en hızlı ve tempolu basketbol oynayan ekibi konumunda. Mire Chatman gibi tüm sahayı 3-4 saniye içinde geçebilen ve müthiş pas verme yeteneği olan bir oyuncu önderliğinde takım ritmini bulursa daha ilk periyotta 30 sayı civarı atıyor ve maçı resmen bitiriyor. (bkz. Türk Telekom maçı)
3- Avustralyalı Brad Newley köşelerdeki pozisyonlarda ve ceza atışlarında müthiş yüzdeli üçlük atabiliyor. Chatman ve Haluk gibi iki üstadın olduğu takımda Newley her maçta 7-8 tane bomboş üçlük pozisyonu yakalayabiliyor. Ayrıca kendisinin penetre yeteneği olduğu için atletik özelliklerinin de yardımıyla içerden sayı bulabiliyor. Cidden Newley ucuz maliyetle takıma kazandırılmış tam bir görev adamı.
4- Chatman fizikli ve smaç yapabilecek kadar atletik bir guard olduğu için rakiplere problem yaratabiliyor. Maç başına 6,7 asist ile takımın beyni benim havasını iyi yansıtıyor. Takımın pivotu Baxter’in 7 maçta 45 ribaund aldığını düşünürsek, Chatman’ın aldığı 40 ribaund onun her alanda ne kadar etkili olduğunu anlatmak için yeter sanırım. 3,1 top çalma ortalaması da bir oyuncu için bence yeter de artar bile. Chatman’ın tek eksiği son günlerde fazlasıyla kaçırdığı faul atışları.
5- Şu ana kadar 20,4 sayı ortalamasıyla takımın baş skoreri olan Lonny Baxter tutulması oldukça zor ve vücuduna göre son derece iyi yükselebilen bir pivot. Son Bornova maçında 3 tane alley-oop ‘u müthiş bitirerek bunu herkese gösterdi. Takım hızlı hücumda boş atışı bulamazsa oyun sete dönüyor ve top mutlaka Baxter’ın ellerine geliyor. İşte bu anlarda çok fazla pas yeteneği olmayan Baxter potayı zorlamaktan hiç çekinmiyor. Hele maça da iyi başlamışsa rakip takımın savunmacısı olmak istemem doğrusu..
6- Cevher geçen sene yakaladığı ve kendisini milli takıma kadar yükselten formunu bu sene de devam ettiriyor. Türk oyuncular içerisinde en skorer isim olan Cevher’in yaz döneminde vücudunu kuvvetlendirdiği belli oluyor. Bu sene ayaklarını daha sağlam basıyor ve pota altında önemli bir ribaund gücü de sağlıyor. Takımda Cevher için hazırlanmış özel üçlük setleri bile mevcut çünkü gününde olduğu zaman dışarıdan da şut sokabilen bir kapasiteye sahip.
7- Haluk ve Muratcan ise takımın joker isimleri. Gerçekten Haluk ve Muratcan takımın gidişatına göre farklı görevler almalarına rağmen bunların altndan kalkabilecek kapasiteye sahipler ve bunu sahaya yansıtıyorlar. Muratcan boş şutları değerlendirmede sorun yaşasa da savunma iyi işler çıkartıyor. Kaptan Haluk’un yaptığı asistlerden söz etmeme gerek yok sanırsam.
Sonuç olarak takımda sakat olan Engin,Newley ve Fletcher geri döndüğünde BJK daha iyi bir görüntü verecektir. Avrupa maçlarının da başladığı şu günlerde sakatlar iyileşmezse 5-6 kişiyle bu işi götürmek çok zor olur.
Olumsuz Kısımlar:
1- Takım yöneticileri basketbola gelen sponsor ücretlerini futbola yatırdığı için sık sık mali problemlerle karşılaşabiliyoruz. Belki bu mali problemler iki yıl önce Beşiktaş’ı bir Avrupa kupası kazanmaktan etmişti. Bu sene de medyaya yansıyan bazı haberler oldu ve bu dönemde takım ligde ardı ardına 2 maç kaybetti. Yazımın başında da belirttiğim gibi mali sorunlar takımı baltalar ve cidden bir sezona daha yazık olur.
2- Takımın tam 4’te 4 yaptığı ve seyircinin salona geldiği maçta alınan 84-88 lik Efes yenilgisi ve hemen ardından gelen sürpriz Aliağa mağlubiyeti belli ki seyirciyi yine soğutmuş. 3200 kişi kapasiteli Akatlar Spor Kompleksi’nde bugünkü maçı izleyen kişi sayısı 150-200 arasındaydı. Bu sayı ortalama olarak 1000-1200 arası olduğunda zaten hızlı oynayan ve seyirciyle coşan takımın basketbolu tadından yenmez hale gelir.
3- Takımın içindeki en büyük problem ise kuşkusuz dış adam savunması. Hedefleri olan bir takımın maç başına 78,5 sayı yemesi eğer atabilecek skor gücü varsa kabul edilebilir ama son iki maçta yenilen 97 ve 90 sayı kabul edilemez. Hatta Rusya deplasmanından da 101 sayı yenilerek dönülmesi bunun en büyük göstergesi. Koç Burak Bıyıktay’ı en çok uğraştıracak konu kesinlikle bu olacaktır. Eğer rakip takımın biraz şahsi, basketbol seven, yetenekli şutörleri varsa Beşiktaş savunması o gün darmadağın oluyor diyebiliriz. (bkz. Aliağa maçı)
4- Oyuncular kritik anlarda çok faul atışı kaçırıyorlar. Kafa kafaya giden bir maçın sonlarında taktik fauller için güvenilebilecek birisi şimdiye kadar çıkmadı.
5- Adem Ören ve Ömer Ünver diğer Türk oyuncuların verdiği katkıyı sağlayamıyorlar. Bu da zaten dar olan kadronun iyice sıkışmasına yol açıyor. Özellikle son iki yılın All-Star üçlük şampiyonu Ömer, bu özelliğini iki yıldır hiç gösteremiyor.
6- Engin’in sakatlığı süresinde Chatman ortalama 36-37 dakika gibi uzun sürelerde oynuyor. Takımın diğer guardı Arın çok genç olduğu için Chatman’ın yokluğunda hemen oyunun şekli değişiyor. 10 sayılar civarı açılan fark bir anda eriyebilyor.
Kısaca Telekom ve Efes’in ritm bulamadığı, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin iç sorunlarla karıştığı bir dönemde Beşiktaş önemli bir şansa sahip. Şahsi fikrim Fletcher yerine daha kaliteli bir yabancı alınırsa bu şansının çok daha artacağı ve ligi iyi bir konumda bitirip, bu sene sürpriz yapılabileceği yönünde.
Avrupa’da ise takımdan bir şeyler beklemek bence fazla çünkü Badalona ve Unics Kazan gibi takımların olduğu 4′lü gruptan çıkabilecek bir BBL takımı bence zaten yok.
28
Sarı Kırmızı Bayrak Adam: Radoslav Rancik

Bu sezon ligin en çok takdir toplayan oyuncularının başında Slovak oyuncu Radoslav Rancik geliyor. Galatasaray Cafe Crown’un bayrak adamı haline gelen ve taraftarın sevgilisi olan Rancik, başarılı performansını takımla olan uyumuyla tamamlıyor. Radoslav Rancik’i biraz daha yakından tanıyalım.
Slovak Basketbolunun Lokomotifi Aile
Slovak basketbolunun en tanınmış isimlerinden biri olan ve Olimpia Milano, Fortitudo Bologna, Olympiacos ve Lagun Bilbao gibi önemli takımlarda forma giydikten sonra geçtiğimiz sezondan beri MMT Estudiantes takımıyla mücadele eden Martin Rancik’in kardeşi olan Radoslav Rancik, 1979 yılında Kosice’de dünyaya geldi. 2.07 boyunda ve 105 kilo ağırlığında olan Slovak forvet, St. Cloud Technical High School’dan mezun olduktan sonra 1998 yılında girdiği St. Cloud University’de dört sezon boyunca NCAA’de mücadele etti ve bu okuldan 2002 yılında mezun oldu. 2001 yılında La Ghirada’daki Big Man Camp’e katılarak profesyonelliğe ilk adımlarını atan Rancik, mezun olduktan sonra kısa bir süre forma giydiği Hırvatistan’ın Istra Pula takımıyla Avrupa basketboluna döndü.
Rancik, ilk ciddi deneyimini ise Limoges formasıyla yaşadı. 2003 yılında bu takıma katılan Slovak oyuncu, daha sonra iki sene içerisinde sırasıyla Bourg-en-Bresse, Racing Parigi, Chalons-en-Champagne ve Evreux takımlarında oynadı. Kariyerinde istikrarı yakalayamayan Rancik, 2005 yılında CEZ Nymburk takımıyla yaptığı sözleşmeyle hayatında yeni bir sayfa açtı.
CEZ Nymburk takımında oldukça başarılı üç sezon geçiren Rancik, bu takımın formasıyla üç Çek Ligi ve iki Çek Kupası şampiyonluğu yaşadı. Slovak milli takımının da en önemli oyuncularından biri olan Rancik, özellikle 2007-2008 yılında Eurocup’ta gösterdiği performansla (12 maç, 19.3 sayı, 7.0 ribaund) sivrildi. Slovak oyuncu, CEZ Nymburk takımında geçen üç başarılı sezonun ardından geçtiğimiz sezon Oktay Mahmudi yönetimindeki Pallacanestro Treviso takımına transfer oldu. Bu takımla istediği gibi bir performans gösteremeyen ve hem Eurocup’ta (10 maç, 9.5 sayı, 4.4 ribaund), hem de İtalya Ligi’nde (34 maç, 9.2 sayı, 4.0 ribaund) potansiyelinin altında kalan Rancik, takımın da genel olarak başarısız bir sezon geçirmesinin ardından sezon sonunda takımdan ayrıldı ve Galatasaray Cafe Crown’un yolunu tuttu.
Yeni Bayrak Adam
Üst düzey basketbol yeteneklerinin yanı sıra sıcakkanlı kişiliğiyle Türkiye’ye çabuk adapte olan Radoslav Rancik, yaşadığı Cemal Nalga skandalı nedeniyle zor günler geçiren Galatasaray Cafe Crown’un yeni bayrak adamı oldu. Sezona Teknosa Türkiye Kupası gruplarını namağlup tamamlayarak başlayan Galatasaray Cafe Crown’da ön plana çıkan isim, alınan üç galibiyetin ikisinde büyük rol oynayan Slovak oyuncuydu (3 maç, 17.7 sayı, 7.7 ribaund). Lige de iyi bir başlangıç yapan Galatasaray Cafe Crown’un geride kalan 6 karşılaşmadaki en etkili ismi olarak yine Radoslav Rancik öne çıkıyor (6 maç, 13.7 sayı, 6.7 ribaund).
Her geçen maç performansını biraz daha üst seviyeye taşıyan Slovak oyuncu, Cemal Nalga skandalının ve olaylı Fenerbahçe Ülker karşılaşmasının ağır cezalarının açıklanmasının ardından Galatasaray Cafe Crown’un çıktığı ilk karşılaşma olan Eurocup’taki BC Azovmash mücadelesinde takımını adeta tek başına galibiyete taşıdı. Maçı 39 sayı, 7 ribaund, 3 top çalma, 2 asist gibi etkileyici istatistiklerle tamamlayan Radoslav Rancik, takımın zor günler geçirdiği bu günlerde performansıyla taraftarlarının gönlünü fethetti.
İdeal bir power forvet olan Rancik, pota altında olduğu kadar dışardan da isabetli şutlarıyla etkili olabiliyor. Topun el yaktığı kritik anlarda insiyatif almayı seven bir oyuncu olan Rancik, lider kişiliğiyle takımına büyük katkı veriyor. Aynı zamanda savaşçı bir yapısı olan ve sahada kaldığı her saniye mücadele eden Slovak oyuncunun taraftarla olan bütünleşmesi, olaya farklı bir boyut katıyor. Takıma geldiğinden beri Galatasaray taraftarıyla arasında kuvvetli bir bağ oluşan Slovak forvet, zor günler geçiren takımı taşıyan isim olarak tüm basketbol camiasının takdirini kazandı.
Umarım Galatasaray Cafe Crown yönetimi ilk defa yabancı oyuncu transfer politikasını gözden geçirir ve Radoslav Rancik, Simas Jasaitis gibi başarılı yabancıları uzun seneler takımda tutar. Bu sezona kadar özellikle yabancı oyuncularını her sene baştan aşağı yenileyen ve her sezonun ilk bölümünü alışma dönemi nedeniyle sıkıntılı geçiren Galatasaray Cafe Crown, bence Radoslav Rancik’i mutlaka kadroda tutmalıdır. Geçen sene de aynı durumu Antonio Graves için söylüyordum, ancak maalesef Amerikalı oyuncu Cibona Zagreb’e transfer oldu. Galatasaray Cafe Crown, uzun vadeli başarı bekliyorsa mutlaka Radoslav Rancik’i gelecek sezonlarda kadrosunda tutmalıdır.
22
Fenerbahçe Ülker Maçına Yakın Çekim
Üzerinden bir hafta geçmesine ve bu hafta içerisinde Cemal Nalga skandalının ortaya çıkmasına rağmen, olaylı Galatasaray Cafe Crown – Fenerbahçe Ülker karşılaşmasının yankıları halen sürüyor. Tüm maçı saha içinden seyretmiş ve olayları birebir görmüş biri olarak maçın öyküsünü anlatmak isterim. Zira, birçok yerde maçla ilgili farklı senaryolar var ve maalesef hiçbiri bir diğerini tutmuyor.
Maç Öncesi İlk Kıvılcımlar
Galatasaray Cafe Crown – Fenerbahçe Ülker karşılaşmasından hemen önce, Galatasaray bayan takımının Kocaeli Büyükşehir Belediye Kağıtspor ile maçı vardı. Bu maçın sonlarına doğru tribünler iyice doldu ve hatta rakip takımın alımlı oyuncusu Ceyda Kozluca tüm tribünlerden büyük bir destek topladı. Yine maçın son bölümlerine doğru çıkış tünelinde bazı Fenerbahçe Ülkerli oyuncular belirdi. Tünelin yakınındaki potanın arkasına geçen bu oyuncular, bir süre buradan maçı takip ettiler. Ancak, birkaç hafta önce oynanan ve büyük olaylara sahne olan Fenerbahçe – Galatasaray derbisinden sonra bu oyuncuları görmeye pek kimsenin tahammülü yoktu ve bu oyuncular protestolara maruz kaldılar. Bir müddet protestolara tahammül edip bu bölümde oturan Fenerbahçe Ülkerli oyuncular, bir süre sonra yerlerinden ayrılıp soyunma odasına döndüler. Ancak, bu oyuncuların arasında yer alan milli pivotumuz Oğuz Savaş’ın tribünlere dönüp bir hareketle cevap vermesi ortalığı oldukça ısındırdı. Peki şimdi size soruyorum, burada hatalı kim?
a) Atmosferi bilmelerine rağmen pota arkasına çıkıp oturan Fenerbahçe Ülkerli oyuncular
b) Bu oyunculara tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlar
c) Bu tepkilere cevap veren Oğuz Savaş
d) Hepsi
Devam edelim, yine maç öncesindeyiz. Bu kez, VIP tribününde eşi ve iki çocuğuyla beraber Fenerbahçe tişörtlü bir adam belirdi. Maça Fenerbahçeli seyirci alınmayacağı defalarca açıklanmış olmasına rağmen Fenerbahçe tişörtüyle maça gelen bu adam, kendisini fark eden seyircilerin tepkisine aldırmadan bir müddet yerinde pişkin pişkin oturdu ve daha sonra görevlilerin kendisini dışarı çıkarmasının ardından maça veda etti. Yine aynı testi yapalım, burada hatalı kim?
a) Açıklamalara aldırmadan Fenerbahçe tişörtüyle maça gelen Fenerbahçeli taraftar
b) Bu kişiye tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlar
c) Bu kişiyi içeri alan ve üzerindeki tişörtü fark etmeyen güvenlik görevlileri
d) Hepsi
Halen maç öncesindeyiz. Bu adamın dışarı çıkarılmasından 5 dakika sonra, bu kez yine VIP tribününde bir erkek çocuğu belirdi. 8-10 yaşında olduğunu tahmin ettiğim bu çocuk, aynı bir bayram çocuğu gibi tepeden tırnağa Fenerbahçe formasıyla giydirilmişti. Yapılan anonslara aldırmadan bu çocuğu salona getiren velisi, çocuğuyla beraber salonun başka bir bölümüne alındı ve çocuğun forması çıkarıldı. Peki burada hatalı kim?
a) Açıklamalara aldırmadan çocuğuna Fenerbahçe forması giydirerek maça getiren veli
b) Olaylar çıkacağını bile bile küçücük çocuğu böyle bir duruma alet eden veli
c) Bu çocuğa ve velisine tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlar
d) Bu çocuğun içeri girmesine mani olmayan güvenlik görevlileri
e) Hepsi
Maç öncesinden kurtulamadık. Bu sefer de skorbord arızası yüzünden maç başlayamadı ve takımlar kenarlarında beklerken Galatasaray kaşkollu bir taraftar gülümseyerek sahanın ortasına yürümeye başladı. Kendi kendine sahanın ortasına doğru gelen ve kimseye saldırmadan tezahürat yapmaya çalışan bu taraftar, daha sonra güvenlik görevlileri tarafından salon dışına çıkarıldı. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla, bu taraftarın akli dengesi yerine değilmiş. Bu nedenle burada hatalı kim diye sormuyorum, bu kişinin yaptığı davranışı sorgulamak doğru olmayacaktır.
Olaysız Bir Maç
Maç öncesi bu kadar şenlikli olan bir ortamdan sonra maçın 40 dakikası boyunca hiçbir olay olmadı. Oldukça yetenekli ve tecrübeli oyunculardan kurulu Fenerbahçe Ülker karşısında canla başla mücadele eden Galatasaray Cafe Crownlu oyuncuların kolektif çabası, salondaki herkes tarafından büyük beğeni topladı. Sarı kırmızılı takım, hücumdaki eksikliklerini savunmadaki üst düzey mücadelesiyle giderdi ve uzun süre önde götürdükten sonra son bölümde geriye düştüğü karşılaşmayı uzatmaya götürmeyi başardı. Maçın en güzel bölümünün bu 40 dakika olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu 40 dakikada tribünlerde konuşulan ana konu, tam pota altında oturan Darius Washington’un oldukça çekici kız arkadaşının sahadaki basketbolcuların performansına yaptığı etkinin boyutuydu.
Galatasaray için 40 dakikanın tartışmasız yıldızı, Slovak forvet Radoslav Rancik’ti. Taraftarla da bütünleşen tecrübeli forvet, Galatasaray’ın en isabetli transferi olduğunu gösterdi. Simas Jasaitis de zaman zaman önemli işler yaparken, Darius Washington ise tam anlamıyla sınıfta kaldı. Fenerbahçe Ülker cephesinde ise Ömer Onan’a eşlik eden başka bir oyuncu çıkmadı. Gordan Giricek ise, Türk basketbolunun en isabetsiz transferlerinden biri olduğunu tekrar gösterdi.
Maç Uzayınca…
Maçın uzatmaya gittiği son pozisyonda hücumu değerlendiremeyen Fenerbahçe Ülker’in kaçırdığı sayı sonrası Fenerbahçe Ülker benchinin hemen arkasındaki bölümde bulunan iki Fenerbahçeli taraftarın üzüntülerini ayağa kalkarak göstermesi, tüm olayların fitilini ateşledi. Tam Ultraslan grubunun bulunduğu tribünün önünde bulunan bu kişilerin ayağa kalkması üzerine tribündeki taraftarlar bu kişilere tepki gösterdi. Bu iki kişiden bayan olanı, bir de üstüne tüm tribüne hareket çekince ortalık karıştı. Olayları burada durduralım, zira devamı da oldukça kalabalık. Şimdiye kadar hatalı kim?
a) Yapılan tüm uyarılara rağmen maça giren ve tepkileriyle kimliklerini ortaya çıkaran iki Fenerbahçeli taraftar
b) Bu kişileri Fenerbahçeli olduklarını bildikleri halde salona alan güvenlik görevlileri
c) Tüm tribüne karşı hareket çeken Fenerbahçeli bayan taraftar
d) Bu olaylara tepki gösteren tribündeki Galatasaraylı taraftarlar
e) Hepsi
Devam ediyoruz, bu kişilere gösterilen tepkiden ve özellikle bayanın hareket çekmesinden sonra ortalık karıştı ve bu tribünden bazı taraftarlar sahanın içine girdi. Aynı zamanda, tünelin ordaki pota arkasından da üç taraftar sahaya girdi. Bunların birincisi benchin önünden geçerek doğrudan kavgaya doğru koşarken Rasim Başak’ın tekmesiyle yere düştü. Bunu gören ikinci taraftar, durup dururken günahsız Tarence Kinsey’in kafasına patlattı. Bu sırada herkes birbirine girdi ve Fenerbahçe Ülkerli oyuncular çıkış tüneline doğru koşmaya başladılar. Bu sırada kendisine vuran kişiyi arayan Tarence Kinsey, bu kişi yerine pota arkasında oturan ve olaylarla hiç alakası olmayan bir taraftarın ağzının ortasına bir tane yumruk vurdu. Böylece, Fenerbahçe Ülker sahadan çekilmiş oldu. Şimdi hatalı kim?
a) Hareket çeken bayanın peşinden sahanın içine Ultraslan tribününden giren taraftarlar
b) Pota arkasından sahanın içine giren üç Galatasaraylı taraftar
c) Galatasaraylı taraftara tekme atan Rasim Başak
d) Tarence Kinsey’e yumruk atan Galatasaraylı taraftar
e) Pota arkasında yerinde duran Galatasaraylı taraftara yumruk atan Tarence Kinsey
f) Olaylar karşısında birebir müdahelede bulunmayan Galatasaraylı yöneticiler
g) Hepsi
Bu olayların ardından maç yaklaşık 40 dakika durdu. Bu sıralarda salonun boşaltılacağı yönünde genel bir kanı olduğu için, herkes ufak ufak VIP tribününe yanaşma çalışmalarına başladı. Tam salonun boşaltılmayacağı açıklandığında, olanın saha içinde oturan bizlere olduğunu fark ettik, çünkü bizi tribüne çıkardılar. Devamında takımlar sahaya çıktı ve iki uzatma sonunda Galatasaray Cafe Crown sahadan hak ettiği bir galibiyetle ayrıldı. Maçın sonunda Galatasaraylı taraftarlar coşku içinde sevinirken, birçok taraftarın öncelikle Fenerbahçe Ülkerli oyunculara son bir tepki gösterme fırsatını değerlendirdiği görüldü. Maçın sonunda Galatasaray Cafe Crownlı oyuncuların sevinci ve taraftarlarıyla bütünleşmesi görülmeye değerdi. Özellikle Radoslav Rancik’e bir büyük alkış ve nihayet maç bitti. Artık başka bir hatalı veya suçlu kalmadı galiba, yoksa? Herkes testi tamamlasın, eminim herkesin şıkları birbirinden farklı olacak, zaten maalesef bu testin cevap anahtarı yok, çünkü ortada kabahatli olan çok kişi var ve en günahsızları da kavga dövüşe karışmamış olan sporcular (içlerinden Rasim Başak’ı ayırıyorum, onun sahada olduğu her dakika basketbolumuz için kayıptır).
Efes Pilsen Maçı
Bu olaylardan ve hafta arası çıkan Cemal Nalga skandalından sonra Efes Pilsen maçına gittim. Galatasaraylı taraftarlar olarak bir potanın arkasında oturduk. Genel olarak Efes Pilsen üstünlüğüyle geçen karşılaşmada kolu kanadı kırık takımımız iyi mücadele etti. İlk defa birşey dikkatimi çekti. Yaklaşık 50 tane Galatasaray taraftarı vardı, oturdum saydım, aynı anda Galatasaray tribününün çevresinde 65 tane güvenlik görevlisi ve 15 tane formalı polis vardı. Aynı zamanda üzerinde forma olmayan iki tane emniyet görevlisi de durmadan bir avuç seyircinin olduğu tribünü kameraya çekiyorlardı. Maalesef, aynı kişiler Efes Pilsen tribününe dönüp bakmıyordu bile. Uygulama yapalım, ama kimseye ön yargılı yaklaşmayalım.
Bu durumdan fazlasıyla rahatsız oldum. Bir pozisyon oluyor, takımınızı alkışlıyorsunuz, görüntülerdesiniz. Bir sonraki pozisyon da bizim takımdan biri hata yapıyor, ayağa kalkıp tepki gösteriyorsunuz, zoomlandınız. Hakemin kararını beğenmediniz, en ufak birşey söylediniz, bu sefer daha beter. Umarım tedbir alalım derken ortalığı cehenneme çevirmeyiz, çünkü böyle uygulamalar benim gibi basketbolseverleri de salonlardan kaçırır ve zaten boş olarak salonlar artık iyice bomboş olur. Neyse, biz Efes Pilsen’i galibiyetinden dolayı tebrik edelim, bizim oyuncularımızla da gösterdikleri mücadeleden ötürü gurur duyalım, zira takımın üstündeki bu kadar kara buluta tuz biber olarak iki oyun kurucumuz da maç boyunca sekerek oynadı. Ama bir de uyarı, Efes Pilsen’i yine beğenmedim, bu takım halen pek olmadı, ne zaman olacak onu da kimse bilmiyor. Acaba bizim en kahraman Radoslav Rancik’i Efes Pilsen’e mi versek?
21
Cemal Nalga Skandalı, Türkiye’nin Portresi

Geçen hafta içinde patlayan Cemal Nalga skandalı, Türkiye kamuoyunun tam ortasına oturdu. Herkes konuyla ilgili birşeyler söylüyor, ancak birçok kişi dürüst konuşmuyor ve adil davranmıyor. Galatasaray Cafe Crown’u yakından takip eden ve senelerini basketbola vermiş biri olarak bir de beni dinleyin, ondan sonra kararınızı verin.
Olayın Aslı
Galatasaray’ın hırçın oyuncularından biri olan Cemal Nalga, sene başında Cibona Zagreb ile oynanan hazırlık karşılaşmasında rakibiyle yumruklaşarak oyundan ihraç edildi. Aslında eleştirilerin buradan başlaması gerekiyor. Benim eskiden beri yakından takip ettiğim ve altyapı yıllarında 5 numara pozisyonunun yıldızı olan Cemal Nalga, profesyonel kariyerine iyi bir başlangıç yapamadı. Bu sezon ilk defa ilk 5te düzenli oynama şansı bulan genç oyuncu, sezon başında daha hazırlık döneminde rakibiyle yumruklaşarak ilk büyük hatayı yaptı.
Bu olaydan sonra Türkiye Basketbol Federasyonu’nun konuyla ilgili kurallarına uygun olarak Cemal Nalga, kağıt üstünde beş hazırlık maçında oynamayarak cezasını çekti. Ancak, daha sonra yapılan itirazlar üzerine Cemal Nalga’nın bu karşılaşmaların ikisinde sakat olan takım arkadaşı Tufan Ersöz’ün formasıyla oynadığı ortaya çıktı. Bu olayı ortaya çıkaran Oyak Renault ise, bence büyük bir alkışı hak etti. Zira, bu durumun herhangi bir profesyonel organizasyon için kabul edilebilir hiçbir tarafı yok.
Regülasyon Boşluğu
Tüm bunları söylerken, bazı ince konuları da düşünmek lazım. Hazırlık maçında rakibiyle yumruklaşan bir oyuncu ceza alırsa, bunu nasıl olur da takip eden hazırlık maçlarında çeker? Kötü niyetli bir takım, bu oyuncunun cezasını doldurmak için iki günde beş hazırlık maçı oynar ve bu cezayı anında tüketirdi. Ancak, Galatasaray Cafe Crown böyle bir yola başvurmadı. Ayrıca, eğer bu ceza Türkiye’de oynanan bir hazırlık maçı için verildiyse, bunun Avrupa’da oynanan mücadelelere yansımaması gerekir. Bu mantıkla bakarsak, Beko Basketbol Ligi’nde ceza alan bir oyuncunun Avrupa kupasında da oynamaması gerekir. Burada en doğru yol, bu oyuncunun cezasını 5 resmi maçta çekmesidir. Yani, bu durumun oluşmasında regülasyon boşluğunun payı büyüktür.
Amatörlük Demişken…
Burada Galatasaray Cafe Crown tarafından yapılan tek büyük hata, Galatasaray’ın görevden alınan koçu Okan Çevik’in ısrarıyla Cemal Nalga’nın sakat olan arkadaşı Tufan Ersöz’ün formasıyla oynatılması ve resmi kurumlara yalan beyan verilmesidir. Burada Cemal Nalga’nın oynamasına taraftar olmuş olan her takım bireyi cezalandırılmalıdır, zira öyle de olmuştur. Ancak, bu cezaların haddi de aşmıştır ve bu olaydan hiç haberi olmayan Galatasaray Cafe Crown’un şube sorumlusu Yiğit Şardan, Almanya’da dahi bulunmayan genel menajer Ali Türsan gibi isimler de bu olay neticesinde görevlerini bırakmıştır. Ayrıca, bu karar alınırken bu duruma karşı çıkan bazı idari kadro üyeleri de işlerinden olmuştur. Kısacası, kurunun yanında yaş da yanmıştır.
Bu durumla ilgili olarak Cemal Nalga’yı veya Tufan Ersöz’ü suçlamak da büyük bir haksızlık olacaktır. Her iki oyuncu da, bir yerden sonra emir kuludur ve oynamaları istendiği zaman çıkıp oynarlar. Ancak, bu iki oyuncunun suçsuz olması, bu olaydan sonra gamsız olmalarını gerektirmez. Örneğin, Cemal Nalga’nın geçtiğimiz cuma akşamı Capacity Alışveriş Merkezi’nde herkesin ortasında yemek yerken birbiri ardına neşe içinde sigara içmesi ve olayı kendi aklında hemen bertaraf etmesi hiç yakışmamıştır. Herşeyden bahsederken bu olayı da belirtelim ve tüm bu davranışlar bütününün aslında ciddi bir profesyonellik eksikliğini gösterdiğini vurgulayalım.
Abartılan Kısım
Olayın tüm olumsuz yönlerini bahsederken, niyet kısmına da biraz bakalım. Galatasaray’ın aşırı “amatör” koçu Okan Çevik, sezon başında hazırlık maçlarında en iyi verimi alabilmek ve salonu dolduran binlerce seyirciye iyi bir performans göstermek için böyle bir yola başvurmuştur. Şekil olarak çok kötü gözüken bu durum, sonuçta kötü bir amaca hizmet etmemiştir. Daha rekabetçi bir hazırlık maçı oynanmıştır ve sonuçta değişen birşey olmamıştır. Tekrar vurguluyorum, Galatasaray Cafe Crown isteseydi bu karşılaşmadan çok daha önce arka arkaya 5 tane hazırlık maçı oynar ve bu cezayı anında tüketirdi.
Bu duruma bakarken biraz da böyle düşünelim, hemen herkesi asıp kesmeye çalışmayalım. İşin sonunda, bugün neredeyse Türkiye’nin en utanç verici insanı olarak lanse edilen Okan Çevik geçen sene Galatasaray camiasına bir Avrupa kupası hediye etti. Kimseyi kaybetmeyelim ve herkese gerekli cezayı verelim. Bu kadar olumsuz ve aşırı demeç sinsilesi içinde tek sağduyulu konuşmayı, dün oynanan Efes Pilsen – Galatasaray karşılaşmasının ardından Efes Pilsen’in koçu Ergin Ataman yaptı. Olayın çok büyük bir sahtekarlık olmadığını vurgulayan tecrübeli koç, bu olayın bu kadar büyütülmemesi gerektiğini söyledi. Ağzına sağlık Ergin hoca, nihayet olayları abartma ve ülkeye büyük emekleri olan insanları asıp kesme kültüründen uzaklaşabilen bir kişi çıktı. Zaman zaman özellikle teknik yönetimini ciddi şekilde eleştirdiğim Ergin Ataman, boşu boşuna İtalya’da Avrupa basketbolunun en üst düzeyinde ciddi şekilde başarılı olmadığını bu demeciyle tekrar gösterdi. Zira, iyi bir koç olmak için teknik bilgiden çok daha fazlası gerekiyor ve bu yetenekler de Ergin Ataman’da fazlasıyla mevcut.
Galatasaray’a Yakışır Duruş
Galatasaray yönetimi, bu olayda camiasının büyüklüğüne yakışır bir duruş sergiledi ve böyle amatörce davranışlara acıması olmadığını gösterdi. Olayın duyulmasının ardından bu olaydan haberi olan tüm idari ve teknik kadronun görevine son veren Galatasaray yönetimi, kendi içinden de en değerli üyelerinden biri olan ve bu olayda pratikte hiçbir günahı olmayan Yiğit Şardan’ı da feda etti. Burada, hem Galatasaray yönetiminin hem de Yiğit Şardan’ın duruşları oldukça etkileyiciydi. Ben, iyi bir Galatasaray taraftarı olarak Galatasaray yönetimini bu olaydaki duruşları nedeniyle kutluyorum.
Galatasaray yönetimi bu durumun üzerine gerekeni fazlasıyla yaptıktan sonra, Galatasaray camiasının ve basının Galatasaray yönetimine halen yüklenmesine ve büyük emeklerle oluşmuş bir takımı yıkmaya çalışmasına ise hiç anlam veremiyorum. Nihayetinde, bu durum her kulübün başına gelebilir ve burada önemli olan kulübün burada gerekli tepkiyi vermiş olmasıdır. Bundan sonra öncelik, takımı tekrar ayağa kaldırmak ve Galatasaray Cafe Crown’u iyi yerlere getirebilmek olmalıdır.
Galatasaray Taraftarına Çağrı
Galatasaray taraftarına bu durumun devamında büyük bir görev düşüyor. Bu sezon uzun zaman sonra mücadele eden bir takım yaratan ve daha geçtiğimiz hafta çok daha bütçeli bir kadrosu olan ezeli rakibi Fenerbahçe Ülker’i mağlup eden Galatasaray, şimdi taraftarının desteğine çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Olan bu olayın ardından Galatasaray Cafe Crown takımına ve olayla ilgili olan takım üyelerine ciddi cezalar gelecektir. Önemli olan konu ise, bu durumda hiçbir günahı olmayan ve bu sezon kenetlenerek mücadele eden takımı tribünlerde desteklemektir.
Bu hafta oynanan Ayhan Şahenk Spor Salonu’ndaki Efes Pilsen karşılaşması, olaylı Fenerbahçe Ülker karşılaşması ve ardından hafta içinde oluşan durumun ardından Galatasaray Cafe Crown oyuncularına gerekli desteği vermek için önemli bir fırsattı. Ancak, bu karşılaşmada Galatasaray Cafe Crown’u destekleyen kişilerin sayısı 50’yi geçmedi. Bu 50 kişinin tezahüratı bile, bence herşeye rağmen sahada mücadele eden ve yaşadığı birçok olumsuzluğa ve sakatlığa rağmen çok daha güçlü bir takım olan Efes Pilsen’e sadece 10 sayı farkla yenilen Galatasaray Cafe Crown oyuncularına önemli bir moral oldu.
Muhtemelen Fenerbahçe Ülker ve Cemal Nalga olaylarının ardından Galatasaray Cafe Crown uzun bir süre sahasında oynayamayacaktır. Ancak, deplasman maçları da takıma destek verebilmek için iyi bir fırsattır. Daha bir hafta önce Fenerbahçe Ülker’i mağlup eden sarı kırmızılı takımın üst düzey mücadelesiyle coşan taraftarlar, kötü gün dostu olduklarını bir kez daha göstermeliler ve bu zor günlerinde takımlarına sahip çıkmalılar. Sonuçta, Radoslav Rancik, Simas Jasaitis, Murat Kaya, Darius Washington, Mike Wilkinson, Polat Kocaoğlu, Can Akın, Caner Topaloğlu, Evren Büker, Eren Beyaz, Alican Güney gibi isimlerin tüm bu olaylarda hiçbir günahı yok.
16
Olaylı Derbide Gülen Taraf Cimbom

Beko Basketbol Ligi’nin heyecanla beklenen derbisinden galip çıkan takım, ezeli rakibi Fenerbahçe Ülker’i 74-72 yenmeyi başaran Galatasaray Cafe Crown oldu. Sonucu 2 uzatmada belirlenen karşılaşmaya sahada ve tribünde çıkan olaylar damgasını vururken, iki takımın da üst düzey mücadelesi zevk verdi.
İlk Yarıda Keyifli Heyecan
Dengeli başlayan karşılaşmada Fenerbahçe Ülker’in Ömer Aşıkla sağladığı pota altı üstünlüğü, ilk dakikalarda belirgin şekilde ortaya çıktı. Bu üstünlüğe Cemal Nalga’nın ekstra sayılarıyla cevap veren Galatasaray Cafe Crown, Simas Jasaitis’in de etkili performansıyla ilk çeyreği 18-12 önde geçti. İkinci çeyreğin başında takımların karşılıklı sayılarının ardından toparlanan Fenerbahçe Ülker, savunmasını düzeltti ve Galatasaray Cafe Crown’un hücum yollarını tıkadı. Ömer Onan’ın önderliğinde aradaki farkı eriten sarı lacivertli takım, son 4 saniyede Evren Büker’in üç sayılık isabetine engel olamadı ve ilk yarı Galatasaray Cafe Crown’un 35-29 üstünlüğüyle sona erdi. İlk yarıda Galatasaray Cafe Crown’da 6 sayıyı geçen oyuncu olmaması dikkat çekerken, Fenerbahçe Ülker’i 8er sayıyla Ömer Aşık – Ömer Onan ikilisi taşıdı.
Kısır İkinci Yarı
Takımlar, ikinci yarıda bıraktıkları yerden devam ettiler. Radoslav Rancik – Simas Jasaitis ikilisiyle etkili olan Galatasaray Cafe Crown’a Ömer Onan’ın etkili oyunuyla cevap veren Fenerbahçe Ülker, bir türlü skor üstünlüğünü eline alamadı ve üçüncü çeyrek 50-45 Galatasaray Cafe Crown üstünlüğüyle geçildi. Oyunun son çeyreği oldukça kısır geçti ve her iki takımın da oyuncularının yorgunluğu bariz olarak gözüktü. Emir Preldzic’in sivrildiği bu çeyrekte iki takım da birçok basit hata yaptı ve normal sürede birbirine üstünlük sağlayamadı: 56-56. Sarı kırmızılı takımın bir çeyrekte sadece 6 sayı atması ve son 4 dakika bir sayı bile bulamaması dikkat çekiciydi.
Uzatmada Hatalar Zinciri
Maçın birinci uzatmasına Galatasaray Cafe Crown, Radoslav Rancik’in üç sayılık isabetiyle başladı. Kısa sürede oyunu dengeleyen Fenerbahçe Ülker, rakibinin sayılarına hep karşılık vererek oyunun içinde kaldı ve son 2 dakikaya Emir Preldzic’in bulduğu üç sayılık isabetle 3 sayı farkla üstün girdi: 65-62. Bu sayıya Evren Büker’in kritik üç sayılık isabetiyle cevap veren sarı kırmızılı takım, bu kez Lynn Greer’in kendisine yapılan faulden doğan serbest atışlardan bulduğu iki sayıya Radoslav Rancikle karşılık verdi ve maç bir kez daha uzadı: 67-67.
Oyunun ikinci uzatması, karşılıklı hatalarla başladı ve kilidi kıran isim bitime 3 dakika kala Lynn Greer oldu. Bu sayıya Murat Kaya’nın üçlüğüyle cevap veren Galatasaray Cafe Crown, Lynn Greer’in kendisine yapılan faulden doğan iki serbest atışı ve devamında aldığı hücum ribaundlardan doğan hücum şanslarını değerlendirememesinin ardından Can Akınla hücuma geçti ve bu oyuncunun kendisine yapılan faulden doğan iki serbest atışı değerlendirmesiyle farkı 3’e çıkardı: 72-69. Oğuz Savaşla çember altından kolay bir sayı bulan Fenerbahçe Ülker’e bitime 17 saniye kala yine Can Akın’ın serbest atışlarıyla cevap veren sarı kırmızılı takım, bu oyuncunun sadece bir serbest atışı değerlendirmesiyle skoru 73-71’e getirdi. Hücuma gelen Fenerbahçe Ülker, kendisine faul yapılan Lynn Greer’in birinci serbest atışı başarıyla kullanmasının ardından ikinci serbest atışı kaçırmasıyla skoru ancak 73-72’ye getirdi. Dönen topun ribaundunu toplayan Oğuz Savaş, bu pozisyonda kendisine yapılan faul nedeniyle serbest atış çizgisine geçti. Her iki serbest atışı da kaçıran genç pivot, takımının sonunu hazırladı. Ancak, Galatasaray Cafe Crown’un tecrübeli oyun kurucusu Murat Kaya rakibine bir şans daha verdi. Kendisine faul yapılan Murat Kaya, serbest atışların ilkini attıktan sonra ikincisini bilinçli olarak air ball attı. Ancak, Murat Kaya’nın bu hareketi oyunun durmasına, Fenerbahçe Ülker’in mola almasına ve topu orta sahadan oyuna sokmasına yol açtı. Ancak, Fenerbahçe Ülker son hücum şansını iyi değerlendiremedi ve Galatasaray Cafe Crown sahadan 74-72 galip ayrıldı.
Sarı Kırmızı Kolektif Emek
Maçın genelinde rakibine göre daha dar ve zayıf bir kadroya sahip olan Galatasaray Cafe Crown’un mücadele anlamında daha iyi oynadığını ve sahaya giren her oyuncunun katkı yapmasıyla galibiyete ulaştığını söyleyebilirim. Savunmada çok çabalayan ve rakibinin hücum yollarını kapatan sarı kırmızılı takım, oyun içinde önemli oyuncularının sakatlanmasına rağmen hakettiği bir galibiyeti aldı. Ancak, Galatasaray Cafe Crown’un özellikle hücum organizasyonunda ciddi sıkıntıları olduğu bariz şekilde gözüküyor. Sarı kırmızılı takımın bu galibiyeti almasında kritik anlarda çok zor atışlardan sayı bulmasının ve rakibin uzunlarına karşı ribaundlarda önemli bir mücadele vererek kafa tutmasının önemli bir katkısı var.
Fenerbahçe Ülker ise, kadrosunun kalitesinin çok altında kaldı. Birçok basit hata yapan ve sahada istediklerini yansıtamayan sarı lacivertli takım, oyunun belli aralıklarında toparlanarak maçı uzatmaya götürmeyi başardı. Ancak, Fenerbahçe Ülker’in basit hataları uzatmada da devam etti ve isabetsiz serbest atışlar sarı lacivertli takımın sonunu hazırladı. Fenerbahçe Ülker’in takımı organize edecek lider bir oyun kurucuya ihtiyacı olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Bugün Willie Solomon kadroda olsaydı, Fenerbahçe Ülker maçı kazanabilirdi.
Galatasaray Cafe Crown’un bu karşılaşmadaki en etkili ismi, maçın genelinde mücadelesiyle takıma güç veren ve gücünü hiçbir zaman yitirmeyen Radoslav Rancik’ti (33:42 dakika, 17 sayı, 9 ribaund, 3 top çalma). Maçın sonunda taraftarıyla bütünleşen tecrübeli Slovak forvet, gösterdiği performansla büyük beğeni topladı. Galatasaray yönetimi, bu oyuncuyla uzun vadeli bir sözleşme yapmayı ciddi şekilde düşünmelidir. Altyapı döneminde büyük bir çıkış yakaladıktan sonra profesyonel kariyerinde bir türlü istenen düzeye gelemeyen Cemal Nalga (47:09 dakika, 8 sayı, 13 ribaund, 3 top kaybı), kariyerinin en iyi maçlarından birini oynadı. Pota altında etkili Fenerbahçe Ülker uzunlarına karşı önemli bir mücadele gösteren genç pivot, faul probleminden de uzak durdu ve neredeyse maçın tamamında görev yaptı. Cemal Nalga bu performansını sürdürebilirse, Türk basketbolu önemli bir pivot kazanır.
Sarı kırmızılı takımın yeni transferlerinden Simas Jasaitis (41:27 dakika, 9 sayı, 5 ribaund), takımın gizli lideri konumuna gelmiş. Maç boyunca Fenerbahçe Ülker savunmasını yıpratan Litvanyalı forvet, ilk yarının sonuna doğru bileğini burktuğu için maçın büyük bölümünü ağrılar içinde oynadı. Simas Jasaitis’in de Galatasaray Cafe Crown adına uzun vadeli iyi bir transfer olabileceğini düşünüyorum. Sarı kırmızılı takımın oyun kurucusu Darius Washington (33:35 dakika, 9 sayı, 5 ribaund, 4 asist), adeta canlı bomba gibiydi. Kötü bir gününde olan ve inişli çıkışlı bir grafik çizen D-Wash, çok düşük bir yüzdeyle hücum etti ve sahaya istediklerini yansıtamadı. Galatasaray Cafe Crown kadrosuna bu sezon katılan Evren Büker (32:05 dakika, 9 sayı, 3 asist, 4 top kaybı), maçın genelinde özellikle savunmada iyiydi. Hücumda biraz aksayan Evren Büker, çok kritik dakikalarda üç tane isabetli üç sayılık atış bularak hücumdaki genel sıkıntısını telafi etti. İyi bir gününde olmamasına rağmen yüksek bir özgüvenle üç sayılık atışlar kullanan Evren Büker, tam bir skorer gibi davrandı ve alkış topladı.
Galatasaray Cafe Crown’da kenardan gelip önemli katkı yapan isimler arasında Murat Kaya (22:51 dakika, 10 sayı, 4 ribaund, 3 asist), Can Akın (20:46 dakika, 6 sayı, 3 ribaund, 3 top çalma) ve Michael Wilkinson (20:51 dakika, 6 sayı, 4 ribaund, 3 top kaybı) yer aldı. Murat Kaya takımın ihtiyacı olduğu anlarda yine skorer kimliğiyle ön plana çıkarken, Can Akın ise yeteneğini ve tecrübesini sahaya yansıttı. İkinci uzatmada D-Wash’ın sakatlanmasıyla ciddi bir sorumluluk üstlenen Can Akın, bu durumun üstesinden geldi ve takımını galibiyete taşıdı. Michael Wilkinson ise, ilk yarıda bulduğu iki üç sayılık isabet dışında pek ön plana çıkmadı ve vasat bir performans ortaya koydu. Tufan Ersöz (04:38 dakika, 0 sayı, 1 ribaund) ve Caner Topaloğlu (00:03 dakika) çok az süre alırken, Polat Kocaoğlu ve Eren Beyaz hiç oyuna girmedi.
Oyun Kurucusuz Fenerbahçe Ülker
Fenerbahçe Ülker cephesinde ise maçın yıldızı, özellikle ikinci ve üçüncü çeyreklerde sivrilen Ömer Onan’dı (35:37 dakika, 17 sayı, 3 top çalma). Takımını ihtiyacı olduğu anlarda ayağa kaldıran tecrübeli forvet, savunmada da yine çok istekliydi. Kaçırdığı serbest atışlarla maça damgasını vuran isimlerden biri olan Lynn Greer (32:00 dakika, 12 sayı, 3 ribaund), maç genelinde düşük şut yüzdesi dışında fena oynamadı. Ancak, bu oyuncunun Fenerbahçe Ülker’in birinci oyun kurucu pozisyonunun yükünü taşıması imkansız. Maçın sonunda kaçırdığı serbest atışlarla kazananı tayin eden Oğuz Savaş (42:07 dakika, 9 sayı, 11 ribaund, 3 top kaybı), maçın genelinde iyilerden biriydi. Ancak, genç oyuncunun en büyük handikapının hakemlerle çok fazla konuşması olduğunu söyleyebilirim. Oğuz Savaş’ın ağzı yerine halen ağır alan ayaklarını daha fazla çalıştırması gerekiyor.
Maçın sön bölümünde ortaya çıkan Emir Preldzic (29:50 dakika, 10 sayı, 4 ribaund, 3 top kaybı), yine üzerine düşen görevi yaptı. İyi bir görev adamı olan Sloven forvet, her geçen sene oyununu biraz daha geliştiriyor. Bu karşılaşmada ciddi bir süre alan Semih Erden (32:52 dakika, 2 sayı, 13 ribaund, 3 top çalma), savunmadaki etkinliğini hücum bölgesine hiç taşıyamadı. Maça müthiş bir başlangıç yaptıktan sonra Bogdan Tanjevic tarafından fazlaca kenarda tutulan Ömer Aşık (22:33 dakika, 8 sayı, 9 ribaund, 3 blok), oynadığı süre boyunca takımının en iyilerinden biriydi. Maça ilk beş başladıktan sonra sınırlı süre alan Damir Mrsic de (16:17 dakika, 6 sayı), üzerine düşeni yapan isimler arasındaydı.
Fenerbahçe Ülker’de en beğenmediğim oyuncular olarak Gordan Giricek (15:14 dakika, 2 sayı, 2 top kaybı) ve Tarence Kinsey’i (18:18 dakika, 6 sayı) gösterebilirim. Eski günlerinin yakınına bile gelemeyen Gordan Giricek, adeta sahada yoktu. Hırvat oyuncu, gösterdiği performansla son yıllarda ülkemizde yapılan transferler arasında en büyük hayal kırıklığı oldu. Tarence Kinsey ise, hücumda iyi işler yapmasına rağmen savunmada çok aksadı. Serhat Çetin (05:12 dakika, 0 sayı) kendini gösterecek süreyi bulamazken, Rasim Başak ve Can Maxim Mutaf hiç süre almadılar.
Maçta Çıkan Olaylar Hakkında
Birkaç hafta önce Turkcell Süper Lig’de oynanan ve birçok nahoş olaya sahne olan Fenerbahçe – Galatasaray derbisinin ardından bu karşılaşmada da ciddi olaylar çıkması bekleniyordu. Ancak, maç pek tatsız başlamadı ve herkes derin bir oh çekti. Maçtan önce VIP tribününde Fenerbahçe formasıyla oturan orta yaşlı bir taraftar nedeniyle başlayan kısa süreli tartışmalar, daha sonra yine aynı tribüne Fenerbahçe formalı küçük bir çocuğun gelmesiyle biraz daha arttı. Her iki kişinin de tribün dışına alınmasıyla olaylar dinerken, hava atışı için oyuncular sahaya çıktığında skorbordun bozulması nedeniyle tekrar bir gecikme yaşandı. Bu sırada bir Galatasaray taraftarı, orta sahaya doğru yöneldi ve taraftarlara tezahürat yaptırmaya çalışırken güvenlik görevlileri tarafından dışarı alındı. Sırası gelmişlen Abdi İpekçi Spor Salonu’nun skorbord bozulma olaylarının son dönemde oldukça arttığına dikkat çekmek istiyorum.
Maçın 40 dakikası boyunca pek bir olay yaşanmadı. Oyuncular arasında yaşanan doğal maç içi gerginlikler dışında bir olay olmazken, talihsiz olaylar normal sürenin bitimiyle başladı. Maçın başında VIP tribünün dışına alınan genç Fenerbahçe taraftarı, forması elinde Fenerbahçe Ülker benchinin hemen arkasındaki ve Galatasaray Cafe Crown’un en ateşli taraftarının tam önündeki bölümde ortaya çıktı. Yine bu bölümde oturan Fenerbahçe taraftarı bir bayanın 40 dakikanın bitiminde arkasındaki tribüne dönüp tahrik edici bir harekette bulunmasıyla, ciddi olaylar yaşandı. Fenerbahçe Ülker benchinin arkasında ciddi bir arbede yaşanırken, bu esnada Tarence Kinsey’in bir taraftarla yumruklaşması dikkat çekiciydi. Rasim Başak ise, olaylara koşan bir taraftarı tekmeleyerek olayın fitilini ateşleyen isimlerin başında geldi. Daha sonra bu taraftarın peşinden gelen başka bir taraftardan yumruk yiyen Rasim Başak, yine olayların tam ortasındaydı.
Burada Rasim Başak’a ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Bugün yaşanan ve sahaya giren taraftarların yol açtığı olayları hiç tasvip etmememe rağmen, Rasim Başak’ı da ayrıca şiddetle kınıyorum. Senelerdir Fenerbahçe Ülker forması giyen ve devşirme bir oyuncu olan gerçek adıyla Ruslan Avleev, her türlü nahoş olayın tam ortasında olmayı başarıyor ve basketbolundan çok saha içinde yaptığı tahrik edici hareketleriyle ve darplarıyla ön plana çıkıyor. Geçen sene olaylı Efes Pilsen serisinde yine olayların başrolünde olan Rasim, bir şekilde halen Fenerbahçe Ülker kadrosunda kendisine yer buluyor. Bu fair-play ruhundan uzak oyuncunun basketbol sahalarımızdan uzaklaştırılması gerektiği konusunda yetkililere çağrıda bulunuyorum. Bu karşılaşmanın ardından Rasim Başak’ın alacağı cezanın da takipçisi olacağım, artık sahalarımızda bu kadar centilmenlikten uzak bir oyuncuyu görmek istemiyorum. Rasim Başak gibi oyuncuları basketbol sahalarımızdan uzak tutmayı başarırsak, basketbolumuzun kalitesini yükseltiriz.
Çıkan olayların ardından takımlar ve hakemler, soyunma odasına gitti. Yetkililerin talimatı üzerine, saha içinde oturan taraftarların üst tribünlere geçmesinin ardından karşılaşma 40 dakikalık bir gecikmenin ardından tekrar başladı. Saha içinde oturan ve zorunlu olarak üst tribüne çıkmak zorunda kalan bir sporsever olarak bu kararı kınıyorum. Bu uygulamayla beraber çıkan olayların tüm faturası, saha içinde oturan ve normal tribün biletlerinin iki misli para veren taraftarlara kesildi. Böyle saçma sapan çözümlerle hiçbir yere varılmaz, maçın başında daha ciddi kontroller yapılıp Fenerbahçe formalı taraftarlar salona girmeden uyarılsaydı bu olayların hiçbiri yaşanmazdı.
Taraftar Şovu
Galatasaray Cafe Crown’un bugün maçı kazanmasını sağlayan en önemli nedenin Galatasaray taraftarının müthiş desteği olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Abdi İpekçi Spor Salonu’nun neredeyse tamamını dolduran ve maçın öncesinden başlayarak takımlarına müthiş bir destek veren sarı kırmızılı taraftarlar, takımlarını ayakta tutmayı başardılar ve çok arzuladıkları Fenerbahçe galibiyetiyle salondan ayrıldılar. Çıkan olayların ardından tahminen birkaç maç takımlarından uzak kalacak olan sarı kırmızılı taraftarlar, umarım Galatasaray Cafe Crown’un alacağını tahmin ettiğim seyircisiz oynama cezasının ardından takımlarına aynı desteği vermeye devam ederler. Maçın ardından Galatasaray Cafe Crown oyuncularının taraftarlarla bütünleşmesi, ortaya oldukça güzel görüntüler çıkardı. Özellikle Radoslav Rancik’in taraftarla farklı bir bağ kurduğunu söyleyebilirim. Keşke bir de çıkan olaylar olmasaydı…
Maçın Hakem Üçlüsü
Bu zorlu karşılaşmayı Engin Kennerman – Ahmet Ersan Ergüler – Ziya Özorhon hakem triosu yönetti. Genelde Engin Kennerman’ın yönetim biçimini özellikle hiç beğenmediğimi ve ciddi şekilde tenkit ettiğimi, yazılarımı takip edenler bilir. Ancak, ilk defa Engin Kennerman’ın yönetimini çok beğendim. Son dönemde hakemlerle ilgili yazılıp çizilen birçok iddianın ardından stresli bir ortamda sahaya çıkan ve tansiyonu çok yüksek bir karşılaşmanın altından başarıyla kalkan Engin Kennerman ve diğer hakem arkadaşları, büyük bir alkışı hakettiler.
30
Efes Pek Tatsız
Geçtiğimiz sezon Beko Basketbol Ligi’ni şampiyon olarak tamamlayan Efes Pilsen’in bu sezon şu ana kadar oynadığı tüm karşılaşmalarını izleme fırsatı buldum ve açıkçası oynadığı basketbolu pek beğenmedim. Efes Pilsen, sanki Real Madrid futbol takımıyla ünlenen “Galacticos” sendromuna tutulmuş. Charles Smith, Bostjan Nachbar, Preston Shumpert, Ermal Kurtoglu, Ender Arslan, Sinan Güler, Daniel Santiago gibi yıldız isimlerin yedek beklediği Efes Pilsen’de bu kadar yıldızı yönetmek ve bu 12 yıldız oyuncuyu bir uyum içinde oynatmak pek kolay bir iş olmasa gerek. Nitekim, bu durum Efes Pilsen’in maç sonuçlarına ve performansına da ciddi şekilde yansıyor.
Ağır Aksak Basketbol
Efes Pilsen’in hücum sisteminin en önemli özelliğinin ağır oluşu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hızlı hücuma pek çıkamayan Efes Pilsen, maçın genelinde sete set oyunlara kalıyor ve rakip savunmaları pek hırpalayamıyor. Bu durumun en önemli nedeninin ağır bir oyuncu olan ve 2 numarada tercih edilen Igor Rakocevic olduğu da bariz şekilde gözüküyor. Ne zaman oyuna Charles Smith giriyor, bir anda Efes Pilsen iki vites arttırıyor. Ancak, bu ağır oyun tarzıyla ve Igor Rakocevic’in eline bakan bir stille Efes Pilsen’in dişli takımlara kafa tutmasının imkanı yok.
Efes Pilsen’in hücum organizasyonunda göze çarpan bir diğer durum da, takım içindeki üst düzey uyumsuzluk. Özellikle yenilerle eskiler arasında halen ciddi bir adaptasyon sorunu yaşanıyor. Bu nedenle, oyuna Charles Smith ve Preston Shumpert’ın girmesiyle Efes Pilsen bir anda coşuyor ve toparlanıyor. Geçtiğimiz sezonun kadrosunu büyük ölçüde koruyup birkaç nokta atışı transfer yaparak takımı güçlendirmeye çalışan Efes Pilsen’de özellikle Igor Rakocevic’in gelmesi, takımın hücum organizasyonunu ciddi şekilde sarsmış. Sanırım, Efes Pilsen takımının bu değişimi sindirmek için uzun bir zamana ihtiyacı var.
Efes Pilsen savunmasının maç genelinde iyi olduğunu, ama zaman zaman ciddi konsantrasyon sıkıntısı yaşadığını söyleyebilirim. Özellikle hücumda dengesiz atışlar kullanılınca Efes Pilsen geri koşamıyor ve kolay hızlı hücum sayıları yiyor. Ancak, yine de Efes Pilsen’in savunmasındaki sıkıntıların hücuma göre çok daha az olduğu görülüyor.

Igor Rakocevic’e Endeksli Bir Takım
Efes Pilsen’in bu sezon Tau Ceramica’dan transfer ettiği Igor Rakocevic’e endeksli bir hücum sistemi oturmaya çalıştığını gözlemledim. Günü gününe tutmayan ve istikrarsız bir görüntü çizen Sırp oyuncunun hırstan oldukça uzak olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Buna karşın, Igor Rakocevic’in yedeği pozisyonuna düşen Charles Smith ise çok daha formda ve istekli. Ancak, bol para verilip alınan Igor Rakocevic’te fazlasıyla ısrar ediliyor. Bir oyuncuya bu kadar bel bağlamak çok mantıklı gelmedi bana. Efes Pilsen’in oynadığı setlerin çoğunda kilit oyuncu olan Sırp forvet, en çok sevdiği bölgede oynamasına ve takımın diğer üyelerinden müthiş bir destek görmesine rağmen istenen düzeyde değil.
Efes Pilsen’in oyun kurucusu Kerem Tunçeri, giydiği formanın hakkını fazlasıyla veriyor. Oldukça istekli oynayan ve kendini yerden yere atarak mücadele eden Kerem Tunçeri, bu sezon da takımın önemli kozlarından biri olacak. Ancak, bu oyuncunun yedeği olan Ender Arslan için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Dağınık ve savruk görüntüsünü devam ettiren Ender Arslan, milli takımla şampiyonada oynadığı son dönemin devamını getiriyor adeta. Efes Pilsen’in fedakar oyun kurucusu Sinan Güler ise, maalesef geçtiğimiz sezon yaşadığı sıkıntıyı yine yaşıyor ve performansına göre çok az süre alıyor. Oyunda kaldığı her dakika mücadele eden ve şans verildiği zaman yapabileceklerini geçtiğimiz sezon Fenerbahçe Ülker serisinde gösteren Sinan Güler, iyi bir form grafiği yakalamasına rağmen kadroya katılan isimli yıldızlardan ötürü geri plana düşmüş durumda.
Nachbar Demir Atmış
Efes Pilsen’in üç numara pozisyonunda ilk beşte Bootsy Thornton başlıyor. Efes Pilsen’e gelmeden önce Montepaschi Siena’da adeta harikalar yaratan Amerikalı forvetin yaşadığı ciddi form düşüşü oldukça dikkat çekici. Boş atışları bile sokamayan Bootsy Thornton, mücadele ederek skor eksiğini kapatmaya çalışıyor. Ancak, bu oyuncudan herkes çok daha fazlasını bekliyor. Bu oyuncunun yedeği durumunda olan Preston Shumpert ise, Charles Smith ile birlikte takımın en formda iki oyuncusundan biri. Gösterdiği performansla Beşiktaş Cola Turka’daki günlerini anımsatan Shumpert, Efes Pilsen’i ayakta tutan önemli oyuncular arasında.
Bu sezon Efes Pilsen kadrosuna katılan Bostjan Nachbar, adeta bench’e demir atmış. 40 gün önce milli takımımızı adeta tek başına mağlup eden Sloven forvet, her nedense koç Ergin Ataman tarafından pek tercih edilmiyor. Sloven forvetin milli takımımız karşısında ve turnuvanın devamında gösterdiği performansı düşününce, Efes Pilsen’in geçtiğimiz sene olduğu gibi yine hovarda bir transfer yaptığı gibi bir düşünce oluşuyor açıkçası. Bostjan Nachbar transfer edildiyse, mutlaka her Euroleague karşılaşmasında en az 20 dakika süre almalıdır. Eğer Bootsy Thornton – Preston Shumpert ikilisi burayı dolduruyorsa, bu iki oyuncu varken Bostjan Nachbar’ın niye transfer edildiği açıklanmalıdır.
Formsuz Uzunlar
Efes Pilsen’in uzunları arasında tek formda isim Kaya Peker. Halen istenen seviyenin altında olan Kaya Peker, mücadele ederek ve ribaundlarda boğuşarak bu eksiğini kapatıyor. Efes Pilsen’e geldikten sonra önemli bir sakatlık geçiren ve halen toparlanmaya çalışan Mario Kasun’un performansı, beni oldukça şaşırtıyor. Bundan iki sezon önce milli takımımıza pota altını dar eden ve adeta tek başına milli takımımızı mağlup eden Hırvat pivot, bugün çok güçsüz ve ürkek bir görüntüde. Pota altı oyunlarında da pek olmayan Mario Kasun’a ne olduğunu hiç anlayamadım, ancak benim bildiğim Mario Kasun’un oyunuyla gördüğüm performans arasında dağlar kadar fark var.
Ciddi bir NBA tecrübesine sahip olan Porto Rikolu uzun Daniel Santiago da, eski güçlü görüntüsünden çok uzaklarda. Avrupa basketbolunu iyi tanıyan ve pota altındaki yaratıcı oyunlarıyla bilinen Daniel Santiago, Efes Pilsen’de orta düzey bir pivot yedeği olacaktır. Dünkü karşılaşmada bir pozisyonda pivot hareketi yapayım derken yere yuvarlanan 33 yaşındaki pivotun yaptığı bu hatayı, altyapı oyuncusu bile kolay kolay yapmaz. Ermal Kurtoğlu’nu daha iyi bir fikir edinecek kadar seyretme fırsatı bulamadım, ancak şu anki görüntüsüyle Ermal Kurtoğlu’nun da eski formunun yakınından bile geçmediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Geçen Seneden Dersler
Efes Pilsen, geçen sezon da benzer sıkıntılar yaşamış ve eski oyuncularla yenilerin yaşadığı uyum sorununun neticesinde alınan yenilgilerin ardından Euroleague’e erkenden veda ederek herkesi hayal kırıklığına uğratmıştı. Kadrosundaki birçok kaliteli oyuncudan verimli bir takım çıkartamayan Efes Pilsen, bu sezon için de pek iyi sinyaller vermiyor. Lietuvos Rytas gibi vasat bir Euroleague takımından deplasmanda alınan yenilginin ardından bu hafta da Partizan gibi bir diğer orta sınıf Euroleague takımı karşısında zorla alınan bir galibiyet, Efes Pilsen için tehlike çanlarının çaldığını gösterdi. Efes Pilsen’in bundan sonra Euroleague’de arka arkaya çıkacağı Unicaja Malaga ve Olympiakos deplasmanları, lacivert beyazlı takımın gruptaki kaderini belirleyebilir. Efes Pilsen, gösterdiği performansla bu iki karşılaşma için açıkçası pek umut vermedi. Bu kadar çok yıldız oyuncunun bulunduğu bir takımın çok daha iyi bir basketbol ortaya koyması ve Euroleague dörtlü finali için mücadele etmesi gerekir diye düşünüyorum. Biz yine de ümidimizi koruyalım, ama uyarımızı da yapalım, Euroleague treni kaçınca yapılan onca yatırıma çok yazık oluyor, bizden söylemesi…
16
12 Dev Adam Zor Yolu Seçti

Avrupa Şampiyonası’nda mücadele eden 12 Dev Adam, şampiyonadaki ilk mağlubiyetini grubun liderlik karşılaşmasında Slovenya karşısında aldı ve grubunu ikinci bitirdi: 67-69. Bu mağlubiyetle şampiyonanın devamında da işini zora sokan millilerimiz, maçın genelinde yaptığı basit hataları maçın sonunda telafi edemedi.
Final Yolunda Kritik Maç
Millilerimizin Slovenya karşısında grup liderliği parolasıyla çıktığı karşılaşmanın önemi, diğer karşılaşmaların sonuçlarının ardından iyice arttı. Engin Atsür – Sinan Güler – Hidayet Türkoğlu – Ersan İlyasova – Ömer Aşık beşiyla maça başlayan 12 Dev Adam’da Kerem Tunçeri ve Ömer Onan’ın kenarda maça başlaması dikkat çekiciydi. Rakibimiz Slovenya ise beklendiği beşi olan Jaka Lakovic – Samo Udrih – Bostjan Nachbar – Erazem Lorbek – Primoz Brezec ile maça başladı.
İlk Yarıdaki Kara Bulutlar Son 5 Dakikada Dağıldı
Sinan Güler’in Jaka Lakovic’e yaptığı baskıyla maça başlayan 12 Dev Adam karşısında Slovenya maça daha iyi başladı. Hücum ritmini bulamayan milli takımımız, Ersan İlyasova’nın üst düzey performansıyla ilk 6 dakikayı 12-12 berabere geçti. Çok daha etkili bir hücum performansı ortaya koyan Slovenya, ritmini bulan Bostjan Nachbar’dan önemli katkı aldığı dakikalarda farkı açtı ve 12-17 öne geçti. Hakemlerin de oyuncularımıza yapılan bariz temasları es geçmesi, dar bir rotasyonla oynayan Slovenya’nın işine yaradı. Savunmada gerekli direnci gösteremeyen milli takımımız karşısında Slovenya bitime 1 dakika kala skoru 12-22’ye getirerek farkı 10 sayıya çıkardı. Son dakikalarda Ersan İlyasova ile Bostjan Nachbar’ın karşılıklı bulduğu sayılarla Slovenya ilk çeyreği de 15-24 önde tamamladı. Takımımızın ilk çeyrekteki 12 sayısını Ersan İlyasova kaydederken, Slovenya’nın forveti Bostjan Nachbar’ın maça durgun başlayan Hidayet Türkoğlu’na büyük bir üstünlük sağlayarak 12 sayı bulması oldukça dikkat çekiciydi. Milli takımımızın birinci çeyrekteki en büyük hatası, maça oldukça formda olan oyun kurucumuz Kerem Tunçeriyle başlamamasıydı.
İkinci çeyreğe Kerem Tunçeri – Ömer Onan – Bekir Yarangüme – Semih Erden – Oğuz Savaş beşiyle başlayan milli takımımız, basit hatalarına devam etti ve dağınık görüntüsünden kurtulamadı. Müsait pozisyonları değerlendiremeyen ve durgunluğunu bir türlü üstünden atamayan 12 Dev Adam, 5 dakikanın ardından 18-37 geriye düştü. Yapılan oyuncu değişikliklerinin ardından adeta savunma yapmayı hatırlayan ve hücum silahlarımızın devreye girmesiyle 14-0’lık bir seri yakalayan millilerimiz, ilk yarıyı 32-39 geride kapattı. Kabus gibi geçen 10 dakikanın ardından son 5 dakikada kendine gelen 12 Dev Adam, devreye mağlup girmesine rağmen ikinci yarı için büyük bir moral ve özgüven kazandı. İlk yarıda Ersan İlyasova’nın 14 sayıyla süslediği üst düzey hücum performansı ve Hidayet Türkoğlu’nun sadece 3 sayıda kalması oldukça dikkat çekiciydi.
Bomboş Üçlük Kaçtı, Galibiyet Uçtu
İkinci yarıya Kerem Tunçeri – Ömer Onan – Hidayet Türkoğlu – Ersan İlyasova – Ömer Aşık beşiyle başlayan milli takımımız, Hidayet Türkoğlu’nun hücumda sorumluluk aldığı ve Ömer Onan’ın da Jaka Lakovic’e yaptığı savunmayla ön plana çıktığı ilk 5 dakikanın ardından farkı 1 sayıya indirdi: 43-44. 03:30 kala uzun zaman sonra öne geçen milli takımımız, Goran Jagodnik ve Samo Udrih’in bulduğu iki ekstra üçlüğe engel olamadı ve savunma ribaundlarında biraz zayıf kaldı. Çeyreğin sonunda hücumda zorlanan milli takımımız, son 10 dakikaya 52-57 geride girdi. Üçüncü çeyrekte oyunu dengeleyen 12 Dev Adam, çeyreğin son bölümünde Slovenya’nın özellikle Jaka Lakovic’in önderliğinde kenardan gelen vasat oyuncularından bulduğu ekstra sayılara engel olamasa da maça ortak oldu.
Dengeli başlayan son çeyrekte ilk 5 dakikayı 58-60 geride geçen 12 Dev Adam, basit hatalar yaptığı ve hücumda zorlandığı 3 dakikanın ardından 62-66 geriye düştü. Oyunun son bölümünde belki de turnuvada ilk defa doğru tercihleri yapmayan ve sıcak oyuncularımız yerine zorlama üç sayılık atışlarla sonuca gitmeye çalışan millilerimiz, bir türlü maçı koparacak hamleyi yapamadı ve hep skorda geriden takip etti. Son 50 saniyeye 62-68 geride giren 12 Dev Adam, Ömer Aşık’ın nihayet iki serbest atışını sayıya çevirmesinin ardından iyi savunma yaptı ve tekrar hücuma çıktığında 10 saniye kala üç sayılık atış kullanırken faul yapılan Ender Arslan’ın tüm serbest atışlarından sayı bulmasıyla farkı 1’e indirdi: 67-68. 9.7 saniye kala Samo Udrih’e taktik faul yapan millilerimiz, bu oyuncunun iki atıştan sadece 1’ini değerlendirmesiyle iki sayı geriye düştü: 67-69. Bogdan Tanjevic’in molasından sonra son hücumu kullanan 12 Dev Adam, müsait pozisyonda potaya penetre eden Ender Arslan’ın topu çıkardığı Engin Atsür’ün bomboş üç sayılık atışı sayıya çevirememesinin ardından maçtan mağlubiyetle ayrıldı.
Kenardan Gelen Ekstra Katkı Hiç Hesapta Yoktu
Maçın ilk bölümünde çok kötü oynayan ve farklı geriye düşen 12 Dev Adam, büyük bir mücadele gösterip oyuna tekrar ortak olmasına rağmen son saniyede bulduğu bomboş şutu değerlendiremeyerek elindeki galibiyetten oldu. Uzunlarımızın düşük serbest atış yüzdesi, hücumdaki organizasyon eksikliğimiz ve rakibin kenardan gelen vasat oyuncularının verdiği ekstra katkı, mağlubiyeti getiren ana nedenler oldu. Milli takımımız, belli bir süre oyun konsantrasyonunu yitirmesi halinde güçlü takımlar karşısında çok zorlanacağını bu karşılaşmada anlamış oldu. Turnuvada ilk defa bir maça kötü başlayan milli takımımızın koçu Bogdan Tanjevic, herhalde doğru beşle karşılaşmaya başlamanın önemini anlamıştır.
Milli takımımızın ikinci yarının tamanında alan savunması yaparak yorgun ve dar bir kadroya sahip olan Slovenya’ya adeta yardım etmesini oldukça yadırgadım. Baskılı savunma yaptığımız zaman boğulan Slovenya karşısında alan savunmasında ısrar ederek rakibin ekmeğine yağ sürdük ve rakibimizin bu önemli dezavantajından faydalanmadık. Bunun yanında, son hücumu da oyuna çok soğuk olan Engin Atsürle kullanmamız da oldukça yanlıştı. Bir de, hiç hesapta olmayan oyunculardan eksta sayılar yedik. Oldukça vasat oyuncular olan Goran Jagodnik (19:55 dakika, 11 sayı, 4 ribaund) ve Samo Udrih’ten (29:48 dakika, 12 sayı, 4 ribaund) gelen çok ekstra katkı, hiç hesapta yoktu.
Milli takımımızın en skorer ismi, 14 sayısını birinci yarıda bulan ve ikinci yarıda da elinden geleni yapan Ersan İlyasova (33:08 dakika, 16 sayı, 7 ribaund, 4 asist) oldu. İlk yarı takımımızı adeta sırtında taşıyan Ersan İlyasova, ikinci yarıda biraz da yorgunluğun etkisiyle oyundan düştü. Ersan İlyasova’nın yaşadığı bu düşüşte hücumda organize olamamızın da etkisi büyüktü. Son maçların suskun ismi Hidayet Türkoğlu (32:01 dakika, 12 sayı, 3 ribaund, 3 asist, 3 top kaybı), ikinci yarıda kendine geldi ve önemli katkı yaptı. Ancak, kritik anlarda milli takımımızın topu oyuna ısınan yıldız oyuncumuza vermemesi bence hatalı bir stratejiydi. Pota altında mücadele eden Ömer Aşık (29:50 dakika, 10 sayı, 5 ribaund), çok daha etkili olabileceği karşılaşmada sınırlı katkı yapabildi. Akıl almaz sayıda fazla serbest atış kaçıran Ömer Aşık, bu karşılaşmada beklenen performansın altındaydı. Milli takımımızın yedek oyun kurucusu Ender Arslan (14:35 dakika, 10 sayı), elinden geleni yaparak iyi oynayan oyuncularımız arasında yer aldı. Ender Arslan’ın bence tek hatası, son saniyede Engin Atsür yerine daha sıcak bir oyuncumuzu bulmaması oldu. Belki de Bogdan Tanjevic’in çizdiği oyunu uygulayan Ender Arslan’ı değil, son hücumu maç boyunca pek oynamayan ve oyuna soğuk olan Engin Atsürle değerlendirmemizi eleştirmek lazım. Bu şut, bence bizim turnuvadaki kaderimizi değiştirdi.
Milli takımımızın çok şeyler beklediği skorerimiz Ömer Onan (24:28 dakika, 7 sayı), ilk defa birazcık kıpırdandı ve turnuvanın devamı için umut verdi. Pota altında görev yapan Semih Erden (17:30 dakika, 7 sayı, 4 ribaund), mücadelesiyle göz doldurmasına rağmen basit atışları kaçırması ve dağınık görüntüsü nedeniyle fazla etkili olmadı. Sırbistan karşılaşmasının yıldızı Kerem Tunçeri (20:04 dakika, 2 sayı, 5 ribaund), bu kez takımımızın en kötülerinden biriydi ve maç boyunca çok yanlış tercihler yaptı. Maça ilk beş başlayan oyuncularımızdan Sinan Güler (08:20 dakika, 3 sayı) savunmada aksadıktan sonra bir daha görev yapmazken, son şutu kaçırarak belki de turnuvadaki kaderimizi çizen Engin Atsür (08:29 dakika, 0 sayı) aldığı sürede çok durgundu ve beklentilerin çok altında kaldı. Maçta kısa süre görev yapan diğer oyuncularımız olan Oğuz Savaş (06:52 dakika, 0 sayı, 0 ribaund) ve Bekir Yarangüme (04:43 dakika, 0 sayı, 0 ribaund), pek bir varlık gösteremediler. Özellikle Oğuz Savaş’ın turnuva başından beri gösterdiği performansı ben çok yadırgıyorum. Bu kadar etkisiz bir oyun, Oğuz Savaş’ın kalitesindeki ve tercübesindeki bir oyuncuya hiç yakışmıyor.
Zor Bir Yola Girdik
Milli takımımız, aldığı bu mağlubiyetle beraber grubunu ikinci sırada bitirdi ve karşı grubun üçüncüsü Yunanistanla eşleşti. Saha içinde ve masa başında diğer grupta bulunan Rusya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya’dan çok daha güçlü olan Yunanistan, bizi çeyrek finalde oldukça yıpratacaktır. Grup maçlarına dört galibiyetle başladıktan sonra Rusya ve Fransa karşısında arka arkaya iki mağlubiyet alan Yunanistan’ın yenildiği karşılaşmaları birer basket farkla kaybetmesi, çeyrek finaldeki rakibimizin gücünü gösteriyor. Yunanistanla aramızda bulunan ekstra rekabet, maçı bizim için iyice riskli bir hale sokuyor. Yunanistan’ı geçmemiz durumunda, Fransa ve İspanya gibi turnuvanın en zor takımlarından ikisinden biriyle yarı finali oynayacağız. Bu iki takımın da karşı gruptaki dört takımdan çok daha güçlü olduğunu düşünüyorum.
Milli takımımız, yaptığı yanlışlarla final şansını zora soktu. Bundan sonra hataların telafisi olmayan bir döneme giren ve güçlü rakiplerle karşılaşacak olan milli takımımızın mutlaka bazı hatalarını ve eksikliklerini düzeltmesi gerekiyor. Ömer Aşık ve Semih Erden’in artık serbest atış ve iki sayılık yüzdelerini yukarı çekmesi, Oğuz Savaş’ın silkinip kendine gelmesi, Hidayet Türkoğlu’nun istikrarlı bir şekilde maçın genelinde iyi performans göstermesi, Kerem Tunçeri ve Ender Arslan’ın doğru seçimler yaparak takımı yönetmesi, Sinan Güler ve Engin Atsür’ün kenardan gelip gereken katkıyı yapması, Fenerbahçe Ülker’i hücumda sırtlayan Ömer Onan’ın artık skorer kimliğini bulması ve takımca disiplinli savunmayla beraber organize hücumlar yapmamız oldukça önemli. Son karşılaşmalarda hücumda hiç organize olamıyoruz ve genelde oyuncularımızın bireysel başarılarıyla sonuca gidiyoruz. Ancak, telafisi olmayan karşılaşmalarda oyunu yönetmeyi oyun kurucularımıza bırakıp hücum organizasyonlarımızla sonuca gitmek zorundayız.
12 Dev Adam, gereksiz yere zor bir yola girdi. Ancak, bundan önce birçok güçlü rakibi mağlup etmeyi başaran takımımızın eski gücünde olmayan Yunanistan’ı mağlup edebilecek güçte olduğunu düşünüyorum. Sahada bariz şekilde gözüken hataları yapmayıp 40 dakika boyunca oyun disiplinini korursak, Vasileios Spanoulis’in eline bakan Yunanistan’a sahayı dar ederiz. Yeter ki biz kendimiz gibi oynayalım ve Slovenya maçında yaptığımız hataları bir daha yapmayalım. Haydi 12 Dev Adam, tüm iyi dileklerimiz sizinle…
Son Tweetler
- US Open'ın dokuz numaralı seribaşı Andy Roddick, Janko Tipsarevic'e 4 set sonunda elendi. Amerikalılar yeni yıldızını arıyor, Sam Querrey? 18 hours ago
- Binicilik Müsabakasında, Serra Sengel `Baltic Show`ile Genel Klasmanda 2. Oldu | Spor Stüdyosu http://t.co/zVlRDjC via @sporstudyosu 1 day ago
- Maria Sharapova'nın US Open 2010 Kıyafetleri | Spor Stüdyosu http://t.co/Zk99OVX via @sporstudyosu 2 days ago
- sporstudyosu bir websitesi olsa da duygulari var, maria sharapova korta cikinca heyecanlaniyor, HTTP 404 hatasi veriyor, server cokuyor!!! 2 days ago
- bugun dogacak erkek cocuklara isim onerisi: ersan !!! #Turkey2010 2 days ago
Son Yazılar
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
- Brandon Jennings – Under Armour Micro G Black Ice
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike!
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu
Son Yorumlar
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit
- Singapur 2010′da Bir İlk için ABDULLAH
- Singapur 2010′da Bir İlk için guney


