7
Venus Williams ve Ellen Degeneres Birlikte

Efendim bilindiği üzere Venus Williams kızımız bir kitaba iştirak etmiş. Amerikalının “self-improvement” yada “how-to-success” diye adlandırdığı, Türkçeye “Nasıl daha başarılı olurum?” “Paraya en hızlı nerden koşarım?” “Mutluluk nerede, acil bulmam lazım!” diye çevirebileceğimiz türe dahil, bir an önce toplatılıp Taksim Meydanı’nda yakılması farz bir kitap.
Adı “Come to Win: Business Leaders, Artists, Doctors, and Other Visionaries on How Sports Can Help You Top Your Profession”
Şiddetle kınıyoruz!!!
Kitabın tanıtımı için US Open dahilinde bir imza günü de düzenlenmiş. Tanıtıma sahnelerin ağır toplarından Ellen Degeneres elinde içkisiyle katılmış. Neyse ki kendisi eğlenceli bir kişilik, bu saçma kitabın tanıtımında az da olsa bir hoşluk yaratmayı başarmış.
Liderlik, Süpermenlik, gıpta ile bakılan bir kişi olmak ilginizi çekiyorsa buyrun kitabın Amazon adresi.


31
Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
Maria Sharapova, US Open 2010′daki ilk maçını oynuyor. Üzerindeki harika yeşil elbiseyi görünce biraz araştırma yaptık ve gündüz maçlarında yeşil gece maçlarında ise mor elbise giyeceğini öğrendik. Umarız Maria bu kıyafetleri birden fazla giyecek kadar turnuvada kalabilir.



25
New York’ta Son Perde..

Teniste sezonun son Grand Slam’i için geri sayım başladı. Flushing Meadows’taki kortlar yine heyecanlı maçlara sahne olacak.. US Open 2009 şampiyonu Juan Martin Del Potro sakatlığından dolayı bu sene US Open’a katılamayacağını açıkladı. Bayanlarda ise Amerika’nın en büyük umudu Serena Williams, İstanbul Cup’a katılamamasına sebep olan ayağındaki cam kesiği nedeniyle turnuvada yer alamayacak.
Toronto’daki Rogers Cup’ta Novak Djokovic’i yenerek 2 numaraya tekrar yerleşen Roger Federer ve Grand Slam kupa koleksiyonunun eksik parçasını tamamlamaya çalışacak olan dünya 1 numarası Rafael Nadal, erkeklerde yine favoriler. Herkes Cincinnati’de bir Nadal/Federer yarı finali beklerken, sürpriz bir şekilde Marcos Baghdatis ‘e elenen Nadal, formsuz görünse de yine iddiasını ortaya koyacaktır.

Federer, Toronto’da final oynayarak ve Cincinnati Masters’ı kazanarak formda olduğunu kanıtladı. Bu turnuvayı 5 kez peşpeşe kazanan ve geçen sene de Del Potro’ya finalde yenilen Federer’in en büyük hedefi bu sayıyı 6’ya çıkararak, elinde bulunan 16 Grand Slam şampiyonluğu rekorunu 17’ye geliştirmek. Federer’in geçen sene US Open’da final oynadığı için koruması gereken 1200 puanı bulunuyor. Bu nedenle turnuva sonunda 1 numara olma olasılığı görünmüyor. Zira 1 numaradaki Nadal’ın savunacağı puan sadece 720. Bilindiği gibi oyuncuların bir önceki sene kazandığı puanlar, takvim tekrar o turnuvaya gelene kadar hanelerinde kalıyor ve turnuva geçince siliniyor. Federer’in 2011 başında Avustralya Açık Şampiyonluk puanlarını da koruması gerektiği düşünülünce, 1 numara uzun süre değişmeyecek gibi.
Bir diğer iddialı isim ise Andy Murray. Toronto’da gösterdiği harika performans, onu iyiden iyiye kazanmaya aday konuma getirdi. Britanya’nın bitmeyen umudu Murray, 2008 UsOpen’da yarı finalde Nadal’ı eleyerek finale çıkmış, finalde Federer’e boyun eğmişti. Geçen sene 4.turda elenen İskoçyalı’nın savunacağı puan sadece 180 olduğundan, kupayı kaldırması ve Federer’in final görememesi durumunda 2 numaraya yükselebilir.
İstikrar konusunda sıkıntıları olan Novak Djokovic herşeyini ortaya koyarak, turnuva öncesi kaptırdığı 2 numaralı koltuğu Federer’den geri almak isteyecektir. Nole’nin savunması gereken 720 puanı var. Bu da en az bir çeyrek final demek..
Federer ve Nadal, 1 ve 2 numaralı seri başı olduklarından finalden önce karşılaşmaları mümkün değil. Ama yollarındaki engeller de az değil.. Özellikle Robin Soderling, Tomas Berdych, Marcos Baghdatis, Mardy Fish gibi isimler sürpriz çıkışlarla son zamanlarda zirveye çelme takmayı başardılar.. Bakalım bu turnuvada hangisi ya da hangileri beklentilerin üzerine çıkacak.?
Ev sahibi Amerika, Andy Roddick, James Blake, ve Mardy Fish ile söz sahibi olmaya çalışacak. Blake’in wild card ile tunuvaya katıldığını belirtelim..
Peki ya Bayanlar?
Bayanlar ise tam bir muamma. Serena’nın da çekilmesiyle, kesin bir favori gözükmüyor. Caroline Wozniacki’nin Montreal şampiyonluğu onu bir adım öne çıkarsa da, geçen senenin şampiyonu Kim Clijsters ünvanını korumak için varını yoğunu ortaya koyacak. Serena’nın yokluğunda Amerika, umutlarını büyük oranda Venus Williams’a bağlamış durumda.. Yükselen formuyla Maria Sharapova eski bir şampiyon olarak, bir sürpriz yapmak ve geri dönüşünü belgelemek isteyebilir.
Bunun dışında turun diğer önemli oyuncuları Jelena Jankovic, Sam Stosur, Francisca Schiavone, Svetlana Kuznetsova gibi isimler de kupanın bir ucundan tutmaya çalışacak. Justin Henin (Nam-ı diğer Juju) ise tenise döndüğünden beri henüz kayda değer bir ilerleme kaydedemedi.. Kadınlar tenisinde hakim olan belirsizlik ve turu domine eden istikrarlı isimlerin olmaması, rekabet izlemek isteyen seyircileri WTA’den kısmen de olsa soğutuyor..
30 Ağustos-12 Eylül arasındaki turnuva ülkemizde her sene olduğu gibi Eurosport tarafından yayınlanacak..

25
Andy Murray Vogue Eylül Sayısında

Amerikan Vogue dergisi, Eylül 2010 sayısında tenis severleri Andy Murray ile selamlıyor. Amerika Açık 2010 öncesi gerçekleştirilen editoryal fotoğraf çekimi ünlü fotoğrafçı Mario Testino imzalı. Özellikle siyah beyaz fotoğrafları çok beğendik!




Vogue dergisinde konuyla ilgili yayımlanan Murray Mania isimli yazıya ulaşmak için buraya tıklayın.
1
Roger Federer’in Kabusu

Roger Federer bitti mi? Normal şartlarda bu soruya verebileceğim kesin ve net cevap “Hayır” olurdu. Fakat sezonun yarısından fazlasını geride bıraktığımız ATP Tour’da yaşananlar beni ilk kez bu konuda düşünmeye sevk etti. Bugüne kadar kariyerinde 160’ın üstünde yenilgisi bulunan bir efsane raket için alacağı ekstra bir yenilginin önemi çok da büyük değildir. Ancak sezon içinde katıldığınız tüm turnuvalarda beklenmedik şekilde evinize erken dönüyorsanız orada bir şeyleri değiştirmenin vakti gelmiştir…
Sezona Avustralya Açık’ı kazanarak süper bir giriş yapmıştı Federer.. Sert kortların isim yapmış tenisçileri Murray ve Davydenko’yu rahat geçmiş ve bu sene Grand Slam yapabilecek seviyede olduğunu hissettirmişti. Üstelik geçen sezon en çok Grand Slam turnuvası kazanan oyuncu ünvanını eline geçirmiş ve kariyerinin tek eksik halkası olan Roland Garros’u kazanarak üzerindeki baskıyı da kaldırmıştı.Fakat hiçbir şey beklediği gibi olmadı. Önce bir zamanlar adeta şov yaparak kazandığı sert korttaki Indian Wells’ katıldı. Hayranları ikinci tur mnaçında Baghdatis önünde alınan yenilgiye şaşırmışken 1 hafta sonra yine sert korttaki Miami Masters’da alınan şok Tomas Berdych mağlubiyeti işlerin kötü gittiğini açıkça gösteriyordu.
Sıra toprak kort sezonuna geldiğinde Federer hala klasmanda 1 numaraydı fakat bunun geçiçi olduğu yavaş yavaş konuşulmaya başlanmıştı. Ekselansları toprak kort sezonunun ilk maçına çıktığında belki Roland Garros’a kadar yerini iyice sağlamlaştırabileceğini hayal ediyordu ama Roma’daki ilk adımında Ernest Gulbis’e yenilmesi ve Fransa Açık öncesi neredeyse her yıl katıldığı ve sayısız kere kazandığı Estoril’de Albert Montanes karşısında set bile alamayışı rüya gibi başlayan sezonu iyice kabusa çevirdi.

Üstelik Federer bu kadar tanınamaz haldeyken en büyük rakibi Nadal toprak kortta her zamanki gibi rakip tanımaz durumdaydı. Madrid Masters’da finale yükselen bu ikilinin karşılaşmasında gülen taraf Nadal olmuş ve Federer’in geçen yıl kazandığı puanlar elinden uçup gitmişti. Tüm bu kötü sonuçlara rağmen insanların Federer’e olan inançlarında herhangi bir sarsılma yoktu. . Çünkü İsviçreli raket kariyeri boyunca Grand Slam turnuvalarını ATP Tour’un diğer turnuvalarından çok daha fazla önemsemişti. Roland Garros öncesi yaptığı “Toprak kort sezonunun en iyisi her zaman Fransa’da belli olur” açıklamasıyla sanki aldığı mağlubiyetlerin önemsiz olduğunu, Paris kortlarında bunu herkese göstereceğini anlatmak ister gibiydi. Üstelik son şampiyonu olduğu turnuvada sağlam bir Nadal’a karşı unvanını korumak onun en iyi olduğunu tüm dünyaya göstermek anlamına gelebilirdi. Yine bu düşüncelerin ışığında set vermeden çeyrek finale gelen Federer karşısında o güne kadar hiç mağlup olmadığı ve rahat maçları çıkardığı Soderling’i buldu. Son 23 Grand Slam’da en az yarı final oynamış olmanın verdiği güven ne yazık ki burada boşa çıktı ve sezonun genelinde olduğu gibi Fransa’da da Federer’in boynu bükük kaldı. Üstelik Nadal turnuvayı kazanmış ve klasmanda yeni 1 numara olmuştu.
Artık çim kort zamanıydı ve oldukça kısa süre bu sezonu kendisinin arka bahçesi olarak Federer, Wimbledon öncesi her zamanki gibi Halle turnuvasına katıldı. Bu sezon üçüncü kere finale yükselen ekselansları belki de yılın en beklenmedik yenilgisini aldı.Yıllardır bırakın maç kaybetmeyi set dahi vermediği Lleyton Hewitt karşında turnuva geçmişindeki ilk yenilgisini alan Roger çim sezonuna da hüsranla başladı ve bu hüsran son 7 yıldır finale çıkıp 6 şampiyonluk kazandığı Wimbledon’dan bugün çeyrek finalde elenmesiyle devam etti.
Federer’in son üç Grand Slam’de yenildiği rakiplerini sıraladığımızda bunların Juan Martin DelPotro, Robin Soderling ve Tomas Berdych olduğunu görüyoruz yani uzun boy ve kollara sahip, serviste ve geri çizgi forehandlerinde son derece etkili olan üç isim.
Sadece bugün kaybettiği Berdych maçını göz önüne alırsak bile neden sonuçların kötü olduğu hakkında bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum.
1- Federer’in eski soğukkanlı oyunundan eser yok. Bugün yine 8 servis kırma şansından sadece 1’ini değerlendirebildi.
2- Geçmiş yıllarda sıkça eleştirdiği ve kullanmaktan kaçındığı Şahin Gözü sistemini artık en gereksiz anlarda bile devreye sokması onun maça konsantre olmadığının en büyük göstergesi.
3- Artık Federer’in kritik anlarda güvenebileceği istikrarlı bir forehandı yok. Backhandini geliştirmek için verdiği çabayı takdir ediyorum fakat forehandini eskiye döndürmek için bence ekstra birşeyler yapması lazım.
4- Artık eski atak oyunda risk alan, bol dropshotlu, tekniği mükemmel Federer oyunlarından çok topu karşıya geçiren ve rakibin hatasını bekleyen bir Roger görüyoruz.
Bu yenilgiye ekselanslarının tenis hayatı elbet bitmez fakat bir düşüş içinde olduğu kesin. Aynı şeyi 2008 yılında da yaşamış fakat sezon sonu US Open’ı kazanarak tekrar ritmini bulmuştu. Sezonun sonundaki Kanada-ABD sert kort turnuvaları onun için çok önemli.. Burada alacağı sonuçlar onun kariyerinin gidişi hakkında en net bilgileri verecektir…
11
Toprağın Efendisi, Bölüm 5 : Kralın Dönüşü

19. yaşını doldurduğu gün Roland Garros’ta yarı finaldeydi. Karşısında Dünya 1 numarası Roger Federer vardı. 2 gün sonra, ilk katılımında Roland Garros’u kazanan iki tenisçiden biri oldu(Diğeri Eurosport’dan maçları yorumlayan tenisin Mats Wilander) Finalde Mariano Puerta’yu 4 sette geçerken, toprak kortlarda uzun yıllar hüküm süreceğinin işaretlerini veriyordu.
Bir sonraki Roland Garros finalinde bu sefer rakip Roger Federer’di. İlk set ekselanslarının 6-1′lik üstünlüğüyle tamamlansa da, Rafa inançı, hırslı ve kararlıydı. Peşpeşe üç set alarak Federer’i tepsiye mahkum etti. 1–6, 6–1, 6–4, 7–6 . Topraktaki inanılmaz hareket üstünlüğü, Federer’in tek el backhand’ine attığı spinli yüksek toplar ile birleşince, bir kriptonit etkisi yaratıyordu. Daha sonraki her karşılaşmalarında da bu taktik üstünlük, her zaman Rafa’yı Federer’e karşı avantajlı kılacaktı..
2007′ye gelindiğinde toprak kortlarda rekabet diye birşey kalmamıştı. Masters Serisinin Hamburg ayağındaki finalde Federer’e kaybederek 81 maçlık toprak serisi son bulsa da, Roland Garros finalinde yine rakip tanımıyordu. Federer’i 4 set sonunda devirdi ve 3.kez peşpeşe Fransa Açık kupasını kaldırdı. Artık herkes onun gelmiş geçmiş en iyi baseline oyuncusu olabileceğini düşünüyordu. Toprağın Efendisi bu yaşında dev adımlarla geliyordu..
2008 toprak sezonu Rafael Nadal için, Federer’i sürklase ettiği bir dönem olarak tarihe kazındı. Kazandığı 4 toprak kort turnuvasının 3′ünün finalinde rakip Federer’di. Hele hiç set vermeden geldiği Roland Garros finalinde, yine set vermeden Federer’i geçerken, 6-0′la kazandığı son set gerçekten Roger açısından aşağılayıcı bir sonuçtu. 4.kez peşpeşe Fransa Açık kupasınını kaldırırken Björn Borg’un rekorunu da egale etmişti. Kimsenin zerre şüphesi kalmamıştı. O kraldı. Toprağın Kralı…
Bir sonraki sene Nadal’ın dizinde ve belindeki sakatlıklarla boğuştuğu bir sene oldu. Peşpeşe oynadığı yorucu turnuvalar bazen acılar içinde kalmasına neden oluyordu. Madrid’te Djokovic ile yaptığı inanılmaz zor maç, onu daha da yordu. Madrid finalinde Federer’e kaybederken vücudunda bazı sıkıntılar olduğu ortadaydı. Fransa Açık’a gelindiğinde 4.turda onu ve bütün dünyayı bir sürpriz bekliyordu. İsveç’li Robin Soderling, yorgun Rafa’yı tam kalbinden, Philippe Chatrier’de, kendi toprağında vurarak elemeyi başardı. 4 setlik bu maçtan sonra Federer’in yıllardır beklediği fırsat eline geçmişti. Kariyer Slam’ini tamamlayarak Nadal’ın 4 senelik Roland Garros serisine son verdi. Rafa daha sonra, geçen sene kazandığı Wimbledon’dan da sakatlığından dolayı çekildiğini açıklayacaktı.
2010 toprak sezonuna fırtına gibi girdi Nadal. Monaco, Roma ve Madrid’te mutlu sona ulaştı. Roland Garros’un da en büyük favorisini durumundaydı. Herkes Federer ile oynanacak bir finale hazırlanırken, Robin Soderling geçen sene Rafa’ya yaptığı sürprizi bu defa Federer’e yaparak 4.turda ekselanslarını turnuvadan eledi. İşte şimdi ortalık kızışmıştı. Nadal yepyeni hedeflere kavuşmuştu. Hem geçen senenin intikamını Soderling’ten alacak, hem de Federer’in yarı finalden önce elenmesi nedeniyle ortaya çıkan tekrar 1 numaraya yükselme şansını değerlendirebilecekti. Aynı 2008′deki gibi hiç set vermeden finale geldi Rafa. Robin Soderling, Tomas Berdych ile 5 setlik yarı finalde oldukça zorlanmıştı. Nadal finalde rakibini adeta ezdi. Onun fileye yaklaşmasına izin vermeyen derin toplarla, o çok etkili forehand’ini kullanmasını engelleyerek, net bir zafer elde etti. 6-4 6-2 6-4.
Toprağın Efendisi geri dönmüştü. Hem de ne dönüş. Masters serilerini ve Rolland Garros’u aynı sene kazanarak Clay Slam yapmıştı. Hem dünya klasmanında 1 numaraya yükselmiş, hem de Soderlig’ten hırsını almıştı..
Ertesi gün Andy Roddick, twitter’ına şu mesajı yazıyordu. “Rafa Nadal best ever on Clay.. Period..”
Türkçe meali “Rafa Nadal toprağın gelmiş geçmiş en iyisidir…noktaa..”
Katılmayan?
27
Rafael Nadal’ın Bileğindeki Servet

Roland Garros’un en büyük, hatta kimilerine göre tek favorisi, Rafael Nadal’ın maçlarını seyredenlerin gözü bileğindeki saate takılmış olabilir. Sporcuların basın toplantıları ve maç sonu röportajlarındaki takılarına alışmıştık, ancak maç içerisinde aksesuar takmak herkesin harcı değil.
Rafael Nadal, ünlü saat firması Richard Mille ile yaptığı anlaşma gereği maçlara 525 bin dolar değerindeki RM 027 Tourbillon marka saat ile çıkıyor. Kayışı ile birlikte 20 gram ağırlığındaki saat, üretilmiş en hafif saatler arasındaki yerini çoktan aldı.
RM 027 Tourbillon’dan şu anda piyasada sadece 50 tane mevcut.
Rafael Nadal, tenisçiler arasında saat sponsorluğuna sahip tek sporcu değil. Roger Federer ve Justine Henin (Roles marka), Steffi Graf (Longines), ve Kim Clijsters (Citizen) saat tanımına katkıda bulunmuş sporculardı.

26
Dinara Safina’dan Erken Veda

Roland Garros 2008 ve 2009 finalinin kaybedeni Dinara Safina, 2010′da ilk turda Kimiko Date Krumm’a 3 set sonunda mağlup olarak elendi.
17 çift hata yaptığı karşılaşmada, ilk seti kazanmasına ve hem ikinci hem de üçüncü sette servis kırıp öne geçmesine rağmen maçı kaybeden Safina, 2010 yılında yaşadığı hayalkırıklıklarına devam ediyor.
2009 Amerika Açık’ta 3.turda elendikten sonra sakatlıklarla boğuşmaya başlayan genç raket, oynadığı 3 Grand Slam finalinde de istediği oyunu ortaya koyamadığı için eleştirilmiş, finalleri oynayacak mental kapasitede olmadığı söylenmişti. Ağabeyi Marat Safin gibi saha içerisinde inişli çıkışlı bir psikoloji yansıtan Dinara, Roland Garros’tan bu kez erken ayrılmak zorunda kalıyor.
Dinara için 2010, kayıp bir yıl olacağa benziyor. Dinara Safina, halen dünya sıralamasında dokuzuncu sırada bulunuyor.
1
Ernests Gulbis, Çıkış Arıyor

Fransa Açık’a Doğru (Road to French Open) kapsamında oynanan üçüncü büyük turnuvada yarı finalistler belli oldu. Roma’daki Masters serisi mücadelesinde 3 İspanyolun yanına girebilen tek isim Letonyalı Ernests Gulbis oldu.
İspanyol tenisçilerin yarı finalde olması sürpriz değil. Ancak Letonyalı Ernests Gulbis’in önce Marcos Baghdatis, ardından ekselansları Roger Federer, evsahibi Vilandri ve çeyrek finalde İspanyol Feliciano Lopez’i eleyerek yarı finale çıkması sürpriz olarak niletelendilebilir.
Yarı finalde karşısında Rafael Nadal olacak. Hiç şansı yok gibi gözüküyor, ancak Masters serilerinde en iyi derecesini elde edip yarı finale çıkmış bir tenisçi için Nadal ile oynanacak bir maç kariyeri adına büyük önem taşıyacak. O yüzden Gulbis’ten herşey beklenebilir.
Gulbis’in 2008 yılında Roland Garros’ta çeyrek finale çıkarak büyük çıkış yakaladığını da hatırlatmak gerek. 19 yaşında Fransa Açık’ta çeyrek finalde Novak Djokovic’e karşı 3 çekişmeli set sonunda yenilen Gulbis, o günlerde üst sıraları zorlayacak genç adaylar arasındaydı. Ancak Gulbis’in inişli çıkışlı grafiği, beklentileri boşa çıkarttı. Özellikle 2009 yılında Grand Slam’ler veya Masters serilerinde ikinci turdan öteye gidemeyen Letonyalı, ilk ATP turnuvasını 2010′un ilk aylarında Delray Beach’te kazandı. Finalde Ivo Karlovic’i yenen Gulbis için 2010 yılı geçtiğimiz yıla göre daha olumlu devam ediyor.
Monte Carlo, ikinci turunda Stanislas Wawrinka’ya mağlup olan Gulbis, şimdi karşısına Nadal’ı almış final hesabı yapıyor. Roma’da kariyerlerinin üçüncü mücadelesini yapacak ikili, 2008 yılında önce Madrid, ardından Wimbledon’da karşılaşmıştı. İki maçı da kazanan Nadal, birer set kaybetmiş, Gulbis’e karşı çok da rahat maçlar çıkarmamıştı.
Roma’da ikinci yarı final ise 2010 toprak kort sezonun tartışmasız ikinci büyük starı Fernando Verdasco ve David Ferrer arasında. 9 kez karşılaşan ikili arasındaki mücadelelerde Verdasco, 6-3 önde ve son üç toprak kort mücadelesini kazanmayı bildi. Barcelona’da da yarı finalde karşılaşan ikilide yüzü gülen Fernando Verdasco olmuştu.
19
Marsel İlhan Barcelona’da

Geçen hafta açıklanan dünya sıralamasında 117. basamağa yükselerek kariyerinin en üst seviyesini gören Marsel İlhan 2010 toprak kort sezonunu bu hafta sonu Barcelona’da açtı. Antrenörü Can Üner’in verdiği bir röportajda Houston ve Monte Carlo turnuvalarına katılacaklarını belirtmesine rağmen temsilcimiz iki haftadır herhangi bir organizasyonda mücadele etmiyordu.
ATP 500 kapsamındaki turnuvada ana tabloda oynayabilmek için eleme turlarına katılan Marsel, 7 numaralı seribaşı olduğu elemelerde iki maç kazanarak 1. turdan başlama hakkı elde etti.
Dün oynanan maçta evsahibi ülkeden Fernando Vicente (438)’yi 6-3 ve 6-2 ile geçen milli tenisçimiz bugünkü oynanan müsabakada da Sırbistan’dan Boris Pashanski (327)’ yi 7-6, 2-6 ve 6-4 lük setlerle 2-1 mağlup ederek adını ana tabloya yazdırma hakkını elde etti. Ana tablo kuralarının son şekli bugün yapılacak diğer eleme müsabakalarından sonra netleşecek ve temsilcimizin rakibi belli olacak.
Rafael Nadal, Robin Soderling, Fernando Verdasco, Juan Carlos Ferrero gibi toprak kortun usta isimlerinin de mücadele edeceği turnuva Marsel İlhan’ın yükselişini sürdürmesi için büyük bir öneme sahip zira sporcumuzun şu anda sahip olduğu 437 puanı mevcut. Geçen yıl kazandığı Futures turnuvalarına bu yıl katılmadığını ve bu nedenle yaklaşık 35-40 civarında puanını kaybedeceğini düşünürsek sene sonu dünya klasmanında ilk 100 içinde olabilmesi için Marsel İlhan’ın alacağı her puan çok değerli.
Bu arada uzun süredir beklediğim bir olayın gerçekleştiği haberini de vereyim. Marsel İlhan kendi internet sitesini yayına açtı. Tabi ki dünyaca ünlü sporcuların binlerce avroya hazırlattıkları siteler gibi ayrıntı içermiyor ama en azından hangi turnuvalara katılacağı ve kendisiyle ilgili kısa bilgiler yer alıyor..
Son Tweetler
Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.
Son Yazılar
- Selçuk Çebi Dünya Şampiyonu
- Venus Williams ve Ellen Degeneres Birlikte
- Amerika’da İşçi Bayramı
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
Son Yorumlar
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu için Turan
- Ersan Avrupa’yı Sallamaya Devam Ediyor için ersan ilyasova
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit


