Nis
3

Alemitu Bekele Röportajı

By Alper Ecevit  //  Atletizm, Röportaj  //  2 Comments  // 

3000 metrede 2009 Avrupa Salon Atletizm Şampiyonu: Alemitu Bekele Degfa

8 Mart 2009, Türk atletizmi için tarihi günlerden biriydi. Torino’da düzenlenen Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası’nda 3000 metre Bayanlar’da zafer, milli atletimiz Alemitu Bekele Degfa’nın oldu. 32 yaşındaki Bekele, Süreyya Ayhan’ın 2002 yılında kazandığı 1500 metre Avrupa Şampiyonluğu’ndan sonra, Türkiye adına atletizmde Dünya şampiyonaları ve Olimpiyatlar da dahil olmak üzere altın madalya kazanmış ilk sporcu. Bu başarısı ile Avrupa’da Mart ayının en iyi atleti yarışmasında adaylar arasına girdi. (Oy vererek destek olmak için buraya tıklayınız.)

Torino’ya giderken Bekele’nin aklında şampiyonluktan başka bir hedef yoktu. 2008′de Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nda 3000 metrede kazandığı onunculuk ve Pekin 2008′de 5000 metrede elde ettiği yedincilikten sonra sıra kürsüye çıkmaya gelmişti. Hedeflerine ulaşan Bekele, Torino’da 8:46.50′lik derecesi ile başarılı kariyerine Avrupa Şampiyonluğu’nu da eklemiş oldu.

Alemitu, uluslararası başarı yakalamış pek çok uzun mesafe koşucusu gibi Etiyopya doğumlu. O’nu Türkiyeli sporseverler için özel yapan ise, Alemitu’nun ülkemizde yaşamayı tercih etmesi.

Atletizm çevrelerinde Alex olarak hitap edilen sporcuyu, birçoğumuzdan farklı kılan unsurlar saymakla bitmiyor. Bunların arasında kendisine 5000 metrede Olimpiyat yedinciliği ve Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda şampiyonluk getiren müthiş dayanıklılığı ve yarışın son metrelerindeki sprint kabiliyetinin yanı sıra, Avrupa Şampiyonluğu sonrası katıldığı bir televizyon programındaki anlamlı duruşu da var. Alex, bu programda iki kavramı birbirinden ayırmayı başararak, doğup büyüdüğü Etiyopya’nın hiçbir zaman sömürge devlet haline getirilememiş olmasından gurur duyuyor, ona spor yapma imkanı veren ve güzel dostluklar kurduğu Türkiye’de yaşamaktan da bir o kadar mutlu olduğunu ifade ediyordu.

Karşımızda gerçek bir sporcu, iyi bir anne ve mütevazi bir şampiyon var. Sporstüdyosu.com, 2009 Avrupa Şampiyonu Alemitu Bekele Degfa ile, ailesini ziyaret etmek üzere yapacağı Etiyopya seyahati öncesinde konuşma şansını yakaladı. Kendisine olan hayranlığımızı iletme ve bir sporsever olarak teşekkür etme fırsatı bulduğumuz Alex ile konuşmak, bizler için de büyük bir mutluluktu.

Etiyopya’nın Sırrı

Alex, her yıl 4-5 ayını Etiyopya’da geçiriyor. Bunun sebepleri arasında çok sevdiği 5 yaşındaki oğlu Yusuf’u ve güvenlik görevlisi olarak çalışan eşini görmenin yanı sıra, Etiyopya’nın uzun mesafe koşucuları için elverişli iklim koşullarından faydalanmak da var. Alex’e hepimizin merak ettiği bir soruyu yönelttik ve Etiyopyalıları farklı kılanın ne olduğunu sorduk. Alex de bize iklim kadar, sosyo-kültürel pek çok faktörün de etkili olduğunu söyledi.

“Etiyopya’daki yüksek rakım elbette çok önemli; ama sadece rakımla açıklanabilecek bir başarı değil. Ben Etiyopya’da köyde doğup büyüdüm. Arkadaşlarımla beraber hatırladığım ilk anılar toprak yolda okula gitmek için koşarken yaşadıklarım. Her gün yaklaşık 40-50 dakika koşup okula gidiyor, sonrasında da aynı yolu yine koşarak geri geliyordum. Bunun haricinde yediğimiz içtiğimiz gıdaların da bu başarıda mutlaka faydası var. Örneğin ayran içiyordum, taze gıdalarla besleniyordum. Bunların hepsi üstüste bindiğinde sizde kabiliyet de varsa başarı ortaya çıkıyor. Benimle beraber okula koşan arkadaşlarım da spora başladılar ama geriye sadece ben kaldım.”

Futbolun hakim spor olduğu ülkemiz ile koşunun hakim olduğu Etiyopya arasında bir karşılaştırma yapmak için Alex’in küçük yaşlarda Etiyopya’nın ünlü koşucularını Türk çocuklarının futbol yıldızlarını takip ettiği gibi hayranlıkla takip edip etmediğini öğrenmek istedik. Belki de koşu kültürü ülke düzeyinde değil, mahalle düzeyinde de içlerine işlemiştir diye düşünerek konuyu Alex’e açtık.

“Köydeyken dış dünyanın o kadar farkında olamıyorsunuz. Büyük atletler olduğunu bilirdik ama onları tanıma fırsatını başkent Addis Ababa’ya sporcu olarak taşınınca bulabildim. Bizim için o zamanlar yerel yarışlar vardı. Sınıf yarışları, okul yarışları hayatımızda çok önemli bir yere sahipti. Yöremizde iyi koşanların kimler olduğunu az çok bilirdik, ama ülke düzeyinde onları takip etmek için yeterli koşullar yoktu. Ben de bir okul yarışında elde ettiğim birincilik sonrası yarışı takip edenler tarafından farkedildim. 1993′te Addis Ababa’ya taşındım ve ilk kez bir antrenör eşliğinde antrenmanlarıma başladım. İlk zamanlar büyük atletlerden çok korktuğumu hatırlıyorum. Onlarla beraber antrenman yapmaya başlar başlamaz bizler için birer ilah olmuşlardı. Ama zamanla bu korkuları aşıp onların yerine geçmek çok güzel bir duygu.”

Türkiye’ye Geliş Öyküsü

Koşu kültürünün en üst düzeyde olduğu Etiyopya’dan Türkiye gibi spor kültürünün gelişmemiş olduğu bir ülkeye onu getiren sebeplerin maddi sebepler olabileceğini biliyorduk. Yine de geliş hikayesini Alex’ten duymak istedik:

” Ben 1999′da Türkiye’ye geldim. Aslında aklımda Türkiye seçeneği yoktu. Bu işleri biraz da menajerler ayarlıyor. Bana teklif yaptılar. Ben de o dönemde şimdiki eşimle nişanlıydım. Zor bir karardı benim için. Yine de gelip Türkiye’yi görmek istedim. Buraya geldiğimde ise bu ülkede yaşayabileceğimi ve mutlu olabileceğime karar verdim.  Atletizmde başarı arayan bir ülke olduğu için bana daha çok imkan sunacaklarını düşündüm. ENKA kulübü ile çalışmalara başladım. Etiyopya’yı neden terkettiğimi ben de çok iyi bilmiyorum aslında; ama bu kararımdan bugüne kadar hiç pişmanlık duymadım. ”

Alemitu Bekele’nin yarıştığı branşlar gereği rakipleri genellikle Etiyopya veya Kenya doğumlu atletler oluyor. Etiyopya adına yarışan Tirunesh Dibaba, Maseret Defar gibi isimlerle bir araya geldiğinde onların kendisine nasıl davrandığını merak ettim. Acaba bir kırgınlık oluyor muydu, yoksa sporcular için önemli olan kendileri ile benzer kaderi paylaşan bir başka sporcunun başarılı olması mıydı? Alex, yarışlarda yaşanılanlar şöyle anlatıyor:

“Yarışlarda asla bir kırgınlık söz konusu değil. Elbette hepimiz birbirimizi geçmek için yarışıyoruz. Ama bana hiçbir zaman rakip gibi bakmadılar. Etiyopya doğumlu olduğum, onlarla benzer yollardan geçtiğim için hep bir yakınlık hissedip bana destek verdiler. Etiyopya federasyonu da her yarıştan önce bana başarılar diledi ve başarılarımla gururlandıklarını bana hissettirdiler. Zaten Etiyopya basınında da bizden çoğu zaman kendi sporcularıymışız gibi bahsediliyor.”

Sosyal Yaşamında Alemitu Bekele

Alex’in sporcu kimliğinden biraz olsun sosyal yaşantısına da değinmek istedik. Türkiye’de nasıl bir sosyal hayatı olduğunu, diğer Etiyopyalılar ile nasıl iletişim kurduğunu, bağlı olduğu Ortodox mezhebinin gereklerini yerine getirirken bir sıkıntı yaşayıp yaşamadığını sorduk.

“Diğer Etiyopyalılar ile bir araya geldiğimiz bir dernek var. Taksim’de toplanıyoruz. Aslında ben pek vakit bulamıyorum. Sporcu olduğum için yoğun antrenman programlarım oluyor. Dolayısıyla atletizm çevresinde edindiğim Türk arkadaşlarım daha fazla. Bugüne kadar sosyal anlamda hiçbir zorluk yaşamadım. Ayda bir kere kiliseye gitmeye çalışıyorum. Ama ona bile bazen vakit bulamıyorum. ”

Alex, aslında Türkiye’ye iki kez geliş yaptı. 1999′daki gelişinde Türk vatandaşlığına hak kazanan Alex, bir süre sonra sevdiği kişi ile evlenmek üzere Etiyopya’ya döndü. Dönüşü ise muhteşem oldu. Şimdi ise eşi ve oğlundan ayrı yaşıyor ve antrenmanlarını sürdürüyor. Alex, 5 yaşındaki oğlu Yusuf’un Türkiye’de okula devam etmesinden yana. Bu sefer Addis Ababa’dan Yusuf’la döneceğe benziyor. Peki eşin ne diyecek bu işe diye sorduğumda ise, “İkimiz buradayken onun orada ne işi var, elbette dayanamayıp o da gelecek” diyerek gülüyor. Yusuf’un ise pek koşmaya niyeti yok. Onun aklı fikri futbolda. İlerleyen yıllarda belki Chelsea’deki orta saha oyuncusu Makalele’nin yerinde Yusuf Bekele’yi görüyor olabiliriz. Bunları yıllar gösterecek.

Alex ile Kariyeri Üzerine

Röportajın son bölümünde Alemitu ile biraz da yarıştığı branş ve hedefleri üzerine konuşmak istedik.  1500-3000 ve 5000 metre dallarında yarışan Alex’e hangisini kendi branşı olarak gördüğünü soruyoruz.

“Ben 3000′i tercih ediyorum. Her ne kadar Olimpiyatta 5000 metrede yedinci olsam da bu yarış bana biraz uzun geliyor. 1500 ise çok daha deparlı yapmamız gereken bir koşu. Ben hızlıyım ama bunu bütün yarış belli bir seviyede tutmayı sevmiyorum. O yüzden 3000 gibi dayanıklılığın ön planda olduğu ama bana sprint şansı da veren bir branş bana göre en ideali. “

Alemitu’nun Torino’daki son 200 metre deparı atletizm çevrelerinin en çok tartıştığı konulardan biri oldu. Alex’in rakipleri cevap veremeyip geride kalırken, 3000 metre Erkekler dalında koşan pek çok atlet bile son 200 metreyi benzer bir depar ile bitiremedi. Bunun ardında yatan sebebin bu konuda ek idmanlar yapması olarak gösteriyor.

Alex, 1 Şubat’taki Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Üsküdar Belediyespor adına koşmuş ve Dünya Gençler Şampiyonu Kenyalı Linet Masai’yi geride bırakmıştı. Aynı Masai, geçtiğimiz günlerde Amman’da az bir farkla Florance Kiplagat’ın ardından Dünya Kros Şampiyonası ikincisi olmuştu. Alex’e bu yarışta neden yarışmadığını sorduk.

“Ben, Şampiyon Kulüpler Kupası sonrası Torino’da 3000 metreye hazırlanırken onlar kros için hazırlandılar. İkisinin antrenmanı birbirinden çok farklı. O yüzden Torino’da koştuktan 20 gün sonra tekrar krosa hazırlanmam benim için riskli olabilirdi. Ben de bu yüzden katılmamayı tercih ettim. Benim geçtiğim atletler derece kazandı, bu da benim iddialı olabileceğimi kanıtlıyor. Ama her yarışa katılmanız imkansız. Tercihler yapmış olmanız gerekiyor. En azından yaptığım tercih sonrası elimde bir Avrupa Şampiyonluğum var. Amman’da Kenyalı bayan atletler başarılı oldu. Kenya’nın iklim olarak sıcak olması Amman’da başarılı olmaları adına önemli bir avantajdı. Ama Tirunesh Dibaba’nın katılmadığını da unutmamak gerek. Dibaba olsaydı en büyük favorinin kendisi olacağını düşünüyorum. ”

2009 yılında Alex’i bekleyen en büyük sınav ağustos ayında Berlin’de düzenlenecek olan Dünya Atletizm Şampiyonası. Alex, Akdeniz Oyunları’nda da 5000 metrede Türkiye adına yarışacak. Londra 2012′ye kadar spora devam etmeyi ve sonrasında bırakmayı düşünen sporcu, maratoncu olup olmayacağına ise henüz karar vermemiş; ama uzun mesafeleri pek de sevdiği söylenemez.

Alemitu Bekele, şu sıralarda antrenmanlarına Ertan Hatipoğlu ile devam ediyor.

Şampiyon atletimizin Etiyopya’dan formda ve mutlu dönmesini ve Berlin’de Türkiye’nin adını duyurmasını bekliyoruz. Atletizmde gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olduğumuz düşünülürse, Alemitu gibi başarılı, yetenekli, mütevazi ve karakterli sporcuların derecelerinin altında ülkemizin ismini görebilmek bizleri gururlandırıyor. Ümidimiz odur ki birgün ülkemizde Alemitu, Elvan Abeylegesse ve Eşref Apak’ın başarılarıyla yeşeren spor kültürümüz, bayrağımızı göndere çeken sporcuların başarılarında pay sahibi olmuş hale gelecek. Şu sıralarda Alemitu’nun Türk atletizmini temsil ettiğini söylemek son derece güç; ama onu yüceltmeyi en iyi şekilde başardığı da kesin.

Bu değerli röportaj için Alemitu Bekele’ye teşekkür eder, özlediği ailesi ile mutlu bir kamp dönemi geçirmesini dileriz. Yaz sezonunda onu tekrar pistlerde görmek için şimdiden sabırsızlanıyoruz.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

2 Comments to “Alemitu Bekele Röportajı”

  • bunu basari olarak görmüyorum, baska bir ülkeden, baska bir ülkede yetistirilmis, kendisini bizim ülkemize ait olarak görmüyor, hatta roportajdan anladigim durumu madalyasini türkiyeye satmak gibi özetlenebilir.. parayla madalya satin aldik, kazanacak ata oynadik.. atletizm fedarasyonuna sormak lazim bu mu basari?? elvanin durumu daha farkli buluyorum, onun kültürümüzle özdeslestigini düsünüyorum..

    devsirme atletlere son, zor olani yapalim kendi degerlerimizi cikartalim..

  • Bence bu kadar pesin hukumlu olmak yerine atletizm milli takiminda yer alan butun sporculara fikirleri sorulsa Alemitu’nun bizim kadar Turk oldugunu ve Turk sporcularin kazandigi herhangi bir basariya, milli takimin maclari dahil, benim diyen her Turkten daha fazla sevindigini ogrenebilir insanlar.
    Alemitu geldiginde daha once Etiyopya adina dunya sampiyonu olmus bir sporcu muyduki biz kazanacak ata oynamis olalim? O, burada, Turk bir antrenorle icindeki cevher aciga cikmis, gogsumuzu kabartmis, ve onu taniyan herkesin gonlunde taht kurmus mutevazi bir sampiyon. Oyle ya da boyle, basari basaridir, ve tebrik etmesini bilmek buyukluktur.

Leave a comment