30
El Classico: Barcelona 1-Real Madrid 0
İspanya başta olmak üzere tüm dünyanın aylardır beklediği, yerli-yabancı 700 gazetecinin akredite olduğu ve 38 ülkede canlı yayınlanan bir El-Classico’yu daha geride bıraktık. Astronomik ücretlerle dünya starlarını kadrosuna katan Real Madrid, ‘Messi mi? Ronaldo mu?’ tartışmaları arasında büyük umutlarla geldiği Nou Camp’tan bir kere daha eli boş ayrılmak zorunda kaldı. Bir tarafta Barcelona, diğer tarafta Real Madrid gibi dünyanın sayılı takımlarından ikisi karşılaşınca insanlar ister istemez heyecanlanırlar ve kendilerini bir futbol şölenine hazırlarlar.
Messi, Ronaldo, Kaka, Xavi, İniesta gibi kalitesi tartışılmaz oyuncular da sahada ise uzun yıllar unutulmayacak bir maç beklerler. Fakat dün oynanan maç bırakın bu beklentileri karşılamayı normal bir La Liga karşılaşmasının heyecanını bile yansıtmadı desem yeridir. ”90.000″ den fazla seyircisi önünde Barcelona her zaman favori olarak maça çıkmanın avantajını kullandı ve bulduğu tek golle maçı kazanmasını bildi.
Real Madrid takımı Barcelona’nın 1 puan önünde lider durumda olduğu için maça yenilmemek üzere kurulmuş bir takım tertibiyle çıktı. Takımın ön liberoları Xabi Alonso ve Lass sadece Barca ataklarını karşılamakla yetindiler, kendilerini pek fazla hücum yaparken göremedik. Uzaktan çektiği müthiş şutlarla ün yapmış Xabi Alonso maç boyunca bir kere bile şut denemesinde bulunmadı. Buna karşın Barcelona hocası Guardiola, İnter’i 2-0 ile geçen kadrodan Pedro’yu yedek kulübesine göndermişti. Artık alışılagelmiş 4-3-3 sisteminde bir yıldır ileri üçlünün solunda görev yapan Henry’nin bu maçta hedef forvet olarak ortaya geçmesi de ilginçti. Elinde İbrahimoviç dururken Henry’nin bu görevi üstlenmesine şaşırmadım desem yalan olur.
Maçın başlangıcında planları daha çok işleyen takım Real Madrid gibiydi. Barcelona’nın makine sistemi gibi işleyen pas düzenini bozmayı başarmışlardı. Bir iki cılız bindirme dışında Barca hücümda etkili olamazken, maçın belki de en net pozisyonu Real adına Cristiano Ronaldo’dan geldi. Ceza alanı içinde bomboş durumda vuruş yapan Portekizli yıldız topu Valdes’in ayağına nişanlayınca takımını mutlak bir golden etti. Maçı henüz dün akşam izlemiş olmama rağmen inanın ilk yarı boyunca aklıma kalan tek ciddi gol girişimi bu oldu.
İkinci yarıda dengeler sürekli el değiştirdi. İki kırmızı kartın çıktığı bu yarıda Barcelona üstünlüğü ele alan taraftı. Gol pozisyonu üretemeseler bile topun kontrolünü sağlamayı başarmışlardı. En sonunda teknik direktör Guardiola da yaptığı yanlıştan döndü ve 51. dakikada Henry’i çıkartarak İbrahimoviç’i oyuna aldı. Dakikalar 56 olduğundaysa maçın tek golü geldi. O ana kadar çok kötü ortalar yapan Dani Alves bu sefer hedefi tutturdu ve ceza sahasına açtığı nefis ortaya gerilerden gelen İbrahimoviç gelişine vurarak fileleri sarstı. Öyle güzellikte bir ortanın hele top İbrahimoviç’e geliyorsa gol olmaması zaten imkansızdı. İsveçli yıldızın hayatı böyle jeneriklik goller atmakla geçmişti zaten.
Barcelona’nın golden sonra üstünlüğü eline alıp farkı attırabileceğini düşünenler haksız sayılmazdı ama hesaba katmadıkları bir şey vardı. 60. dakika genç Sergio Busquets çift sarı karttan kırmızı kart gördü ve takımını sahada eksik bıraktı. İkinci yarı boyunca kenardan takımının çöküşünü izleyen Pellegrini de bu fırsatı değerlendirmek ve gol bulmak istedi ama yaptığı değişiklik bence akıllara ziyandı. Çok iyi oynamasa bile hücumda bir şeyler üretmeye çalışan tek Real’li olan Ronaldo hocası tarafından oyundan alındı ve yerine Benzema girdi. Barcelona’nın yıldızı olan Messi de maç boyunca bir iki çalım atma hariç pek gözükmedi ama Guardiola ondan asla vazgeçmedi. Pellegrini
niçin böyle bir değişiklik yaptı gerçekten anlamak zor. Maçın geri kalan anlarında iki hocanın da hamleleri devam etti. Barcelona Abidal, Messi ve Pique ile gole yaklaşırken Real Madrid’in de beraberlik için ciddi şansları oldu. Bence maçın yıldızı olan Barcelona kaptanı Puyol, Realli oyuncuların kaleciyle karşı karşıya kaldıkları 3 pozisyonda kendisini cansiperhane bir şekilde topunu önünde atarak muhtemel golleri engelledi ve takımının galibiyetinde başrolü oynadı. Kaka’nın liderliğinde karşı kaleye gitmeye çalışan Real, Barca savunmasını bir türlü aşamadı. Son anlarda Madrid ekibinden Lass da oyun dışı kaldı ama maçın skoru zaten o anlarda belirlenmişti. Barcelona 1-0 Real Madrid ….
24
Konfederasyon Kupası’nda Yarı Final Heyecanı
Konfederasyon Kupası Grup Maçları Yayınlandı
ABD mucizesinde başrol oynayan Onyewu’nun Villa ve Torres karşısında işi zor gözüküyor.
Konfederasyon Kupası’nda grup maçlarının sona ermesi ile gözler yarı final maçlarına çevrildi. Turnuvanın 2 favorisi, finale doğru giden yolda ABD ve Güney Afrika ile karşılaşacaklar.
İspanya – ABD 24.06.2009
ABD, grubun son maçında mucizeyi gerçekleştirdi. İspanya maçında ise şansları gerçekten çok çok az. Teknik açıdan baktığımızda İspanya rakibine karşı her açıdan çok üstün durumda. Oyunun ABD yarı alanında geçeceğini düşünürsek Onyewu önderliğinde ve ağır ABD savunmacıları Villa ve Torres karşısında çok zor duruma düşebilir. Oyunun çok az zamanda olsa İspanya yarı alanında oynanacağı dönemde ise Donovan ve arkadaşları Puyol ve Pique karşısında çok başarılı olamayabilir. Maçın ABD tarafına dönebilmesinin tek yolu var. Eğer ABD tarafı oyunu ilk 1 saat tutabilirse son yarım saate sıkıştıracakları bir kontra ya da hava topu ile bir mucize daha gerçekleştirebilirler. Bu ihtimali son başardıkları mucizeden bile zor bir ihtimal görüyorum. İspanya finale çıkmak dışında kazandığında kıracağı 35 maçlık yenilmezlik serisini de düşünerek maça daha fazla oranda tutunacaktır.
Aragones sonrası görevi devralan Vicente Del Bosque aynı sistem üzerinde yaptığı küçük bir değişiklik ile takımın vitesini biraz daha yükseltti. Bu değişiklik ise savunmanın önünde Senna yerine Xabi Alonso tercihi. Euro 2008 sonrası Senna yerine tercih edilen Alonso hem tekniği hem de oyun mantığı ile önündekileri ve savunmasını çok rahatlatıyor. Hücumda dönen topların bir çoğunu kazanarak tekrar uç elemanlarına kazandıran Alonso, Senna’ya oranla takımın oyun zekasına daha fazla katkı yapıyor. Aslında İspanya milli takımından alınacak en güzel ders kadrodaki istikrar. Hazırlık maçları dahil tüm maçlara Villa-Torres ikilisi ile çıkan ve iskelet üzerinde çok az değişiklik yapan İspanya gün geçtikçe başarılarını arttırıyor. Bizler her milli kadro açıklanmadan kimler alınmalı diye tartışırken İspanya birlikte oynamanın, alışkanlığın meyvelerini toplamaya devam ediyor.
Brezilya – Güney Afrika 25.06.2009
Yarı finalin ikinci maçında ev sahibi Güney Afrika turnuvanın bir diğer favorisi Brezilya ile karşılaşacak. Mücadele büyük oranda savunmadaki yaşlı kurt Booth ve Brezilya’nın süratli uç oyuncuları arasında geçecek. Özellikle son maçta Kaka’nın önünde Robinho,Fabiano ve Ramires adeta bermuda şeytan üçgeni gibiydiler. Robinho’nun soldan Ramires’in sağdan getireceği her top G.Afrika için büyük tehlike olacak. Güney Afrika tarafında ise en büyük koz seyirci gözüküyor. Özellikle “Vuvuzela” adı verilen enstrümanları ile sanki dev bir sinek ordusunun hiç durmadan çıkardığı sesi andıran tezahürat şekli bizleri ekran başında rahatsız ettiği kadar Brezilyalı oyuncuları da rahatsız ederlerse küçükte olsa bir şans doğabilir. Güney Afrika tarafında grup maçlarında dikkat çeken Booth, Parker ve Masilela dışında eğer ikinci yarı şans bulursa Mashego’da etkili olabilir düşüncesindeyim.
Felipe Melo orta sahadaki bitmeyen enerjisi ile turnuvada dikkat çekenlerden.
Brezilya ile ilgili orta sahada yeni şans bulmaya başlayan Melo ile bir paragraf açmak istiyorum. İtalya maçında Gilberto ile paylaştığı orta sahada oyunu iki yönü ile oynama yeteneği gözlerden kaçmadı. Sanki sahada bir Gerard ve Lampard tadında bir stil olarak gözlemlediğimiz Felipe Melo henüz 26 yaşında. 4 yıllık İspanya deneyimi sonrası geçen yılı Fiorentina forması ile geçiren Melo milli takımla formunu zirvesine çıkmış gözüküyor. Güney Afrika maçında Ramires ile birlikte en fazla dikkat çekeceğini düşündüğüm Melo’yu çok yüksek bedellerle transferler yapan takımlarımızın da takip etmesini ve maliyetini araştırmasını öneriyorum.
28
Los Galacticos 2*
Adı her zaman yıldız futbolcularla anılan Florentino Perez, Real Madrid başkanlığına yeniden aday.
Perez’in ne kadar çılgın bir başkan olduğu, 2000 yılında adaylığını açıkladıktan sonra Barcelona’dan Luis Figo’yu istemesiyle anlaşılmıştı. Bu isteğe herkes haklı olarak çok şaşırmıştı. Figo, Barca’da kaptanlığa kadar yükselmiş ve takımının şampiyonluk kutlamalarında çoşkuyla Real Madrid aleyhine şarkılar söylemişti. Barcelona taraftarını karşısına asla alamazdı.
Figo, Real Madrid için Perez ile 1.6 milyon dolarlık bir anlaşma yaptı. Anlaşmanın şartlarında Perez’in Real Madrid’e başkan seçilmesi de vardı. Figo, Perez’in başkan seçileceğine ihtimal bile vermiyordu. Bu anlaşmayı yapmasının nedeni de buydu. Perez beklenmedik bir şekilde başkan seçilince, Barcelona ile tabir yerindeyse muhatap bile olmadan Figo’yu basın toplantısına çağırdı. Figo’nun imza atmaktan başka seçeneği yoktu.
Zinedine Zidane transferi ise bundan daha ilginç. Florentino Perez o yıllarda ilk kez bir Şampiyonlar Ligi balosuna katılır. Perez, birkaç masa ileride Zidane’ı farkeder. O sırada aklından onu Real Madrid’e transfer etmek geçer. O anda tek yaptığı şey bir peçete parçasına ”Real’de oynar mısın?” yazıp Zidane’a göndermek olur. Zidane bu duruma çok şaşırır. O da peçeteye kısaca ”Evet” yazıp başkana geri gönderir ve transfer o gece gerçekleşir.
Perez için sıradaki hedef İnter’de oynayan genç Brezilyalı Ronaldo (Ronaldo Luiz Nazario da Lima) olmuştu. İnter ve Ronaldo kolay lokma oldu. Hemen anlaşma sağlandı ve Ronaldo beyaz formayı sırtına geçirdi.
Perez’in son hedefi ise yine ezeli rakip Barcelona’nin ciddi gorüşmeler yaptığı David Beckham oldu. Şüphesiz ki bu dünya karmasına benzeyen takım Beckham için çok daha cazipti ve 14 yılını geçirdigi Manchester’da çok zor günler geçirirken bu teklife hayır diyemedi.
Florentino Perez için herkes çıldırmış olmalı diyordu. Onunsa kendine göre bir açıklaması vardı: “Benim çılgın olduğumu düşünenleri anlamakta güçlük çekiyorum. Bir süperstarı transfer etmekten daha karlı ne olabilir ki? Bir sezonda 30 tane gol atacak yüzlerce futbolcu olabilir ama benim ödediğim para sadece Ronaldo, Beckham gibi süperstarlara layık.”
Perez Yeniden Başkan Olursa…
Son günlerde, Perez’in tekrar başkan olması halinde Real Madrid’in beyaz formasını kimlerin giyeceği yazılıp çiziliyor. Cristiano Ronaldo, Ricardo Kaka, Steven Gerrard, Xabi Alonso, Zlatan İbrahimoviç, Fernando Torres, David Villa ve David Silva Perez’in listesinde olan isimler. Elbette yine ”İmkansız! Nasıl olur? Hayatta gelmezler!” tepkisiyle karşılaşılıyor.
Valencia’nın David’lerini almak için Perez’in elinde önemli bir koz var: Valencia’da yaşanan mali kriz. Cristiano Ronaldo transferini Beckham transferine benzetmek mümkün. Beckham için de Alex Ferguson bırakmaz deniliyordu ama öyle olmamıştı. Zlatan için ise Ronaldo transferini örnek gösterebiliriz. Ronaldo İnter’in yıldızı idi. Gelmesi imkansızdı. Şimdi İbrahimoviç için de aynı şeyleri söylüyorlar. Ne olacağı hiç belli olmaz. Fakat üç isim için bazı engeller var. Steven Gerrard’ın bonservisi hiç önemli değil. Gerrard Liverpool’da sembol bir isim. Takımını çok seviyor ve bırakması zor gelebilir. Kaka ise Manchaster City kendisine teklif yaptığında karakterini ortaya koymuştu. Bu durum da sıkıntı yaratabilir; ancak Real Madrid Manchaster City değil elbette. Torres ise Liverpool’da çok mutlu ve Real’e transfer olduğunda rakip taraftarların tepkilerini göğüslemek zorunda kalabilir. Xabi, Real için kolay lokma gibi görünse de bir nokta daha var burada. Xabi Bask vatandaşı ve Basklar Madridlileri pek sevmezler. Xabi’nin de bunu göze alması gerekecek.
Geçmişte hayal olarak görülenleri gerçekleştiren Perez, tekrar başkan olursa yine imkansızları başarıp ”Los Galacticos 2” yi yaratabilcek mi hepimiz göreceğiz.
* İsp. Galaksililer. Real Madrid takımına, As Gazetesi’nin taktığı lakap.
23
İspanya’da La Liga başlıyor!
Her sene mayıs ve haziran aylarında futbolseverlerin içini hem bir hüzün hem de bir sevinç kaplar. Hüzün kaplaması tahmin ettiğiniz gibi liglerin artık bitiyor olması ve liglerde onlarca takım arasından sadece bir tanesinin şampiyon olacak olmasıdır. Ortaya çıkan sevinç ise transfer sezonunun açılıyor olmasından gelmektedir.
Yaz Aylarındaki Gelişmeler Heyecanlandırıyor…
2009 yazı İspanyol taraftarlar ve İspanya Ligi’ni yakından takip edenler için adeta rüya gibi geçti. Özellikle Real Madrid’in küresel kriz ortamında 200 milyon € harcayıp dünyaca ünlü isimleri başkente getirmesi dünya çapında büyük yankı yapmıştı. Real Madrid bu transferleri yaparken Barcelona başkanı Joan Laporta kriz ortamında bu kadar transfer yapılmasını eleştirirken bir yandan da kendi transfer bombalarının zeminini hazırlıyordu.
Barcelona Daha da Kuvvetli

Geçtiğimiz sezon La Liga, Kral Kupası ve Şampiyonlar Ligi’ni kazanarak tarihinin en başarılı sezonlarından birini yaşayan ve oynaadığı futbolla büyük beğeni toplayan Katalan ekibi Barcelona bu sezon da La Liga’nın en iddialı takımı olarak gözüküyor. Dünyanın en yetenekli oyuncularından biri olarak gösterilen ve gittiği her takımda şampiyonluk yaşayan Zlatan Ibrahimovic’i Samuel Etoo artı para ile takas yoluyla kadrosuna katan Katalan ekibi, ayrıca gene Internazionale’den Maxwell ve Palmeiras’dan Keirirson’u da alarak gücüne güç kattı. Takım oyunu ve hızlı pas trafiği üzerine kurulu Barcelona taktiğine uyum sağlayacak olan bir Ibrahimovic’i durdurmak imkansız olacaktır. Ancak bunun tam tersi olduğu takdirde Barcelona takım oyunundan ödün verip Ibrahimovic’e özgürlük sağlamak zorunda kalacak. O zaman da neler olacağını hep birlikte göreceğiz.
Los Galacticos Geri Dönüyor

Barcelona’nın her kulvarda en büyük rakibi olan Real Madrid, bu sezonun transfer şampiyonu olduğunu daha ilk günlerden belli etmişti. Öncelikle AC Milan’dan Kaka Leite’yi kadrosuna katan Real Madrid daha sonra Valencia’dan Raul Albiol’u aldı. Bu iki oyuncuya toplam 83 milyon € verdiklerinde dünya futbol piyasasında bir anda yer yerinden oynamıştı. Ama esas bombayı 2007-2008 sezonunda teklif yapıp alamadıkları Manchester United’ın yıldız futbolcusu Cristiano Ronaldo’yu ve Menajer Alex Ferguson’u da onu bırakması için ikna ettikleri zaman patlattılar. 2008 yılında FIFA Yılın Futbolcusu ödülünü kazanan Cristiano Ronaldo’ya 94 milyon € verip transfer rekorunu kırdılar. Kaka ve Ronaldo’dan sonra da durmayan Madrid ekibi, Lyon’dan Karim Benzema ve Liverpool’dan Xabi Alonso’yu da alarak ofansif anlamda belki de son yılların en güçlü takımını kurdu. Tabii ki bu kadar sayıda transferin aynı zamanda yıldız futbolcu olması akıllarda soru işaretleri de oluşturmuyor değil. Bireysel anlamda en iyi 50 futbolcu arasında oldukları garanti olan bu futbolcuların bir takım halinde oynayıp oynayamayacağını hep birlikte göreceğiz. Geçtiğimiz sezon Barcelona ile gördüğümüz gibi, bir takımın başarılı olması için öncelikle takım oyunu gerekiyor. Takım oyununu gerçekleştiren oyuncuların dünya çapında olmaları da tabii ki kazanılacak başarının büyüklüğünü etkileyecektir.
Barcelona ve Real Madrid dışındaki takımların şampiyonluk yolundaki iddialarından bahsetmek için genelde ilk birkaç haftanın geçmesini beklememiz gerekiyor çünkü her sezon bir başka takımın üst sıraları zorladığını görmekteyiz. Yapılan transferler ve korunan kadro yapısı olarak incelediğimizde Valencia, Villareal ve Sevilla gene ilk dört sırayı zorlayacak ekipler olarak görünüyorlar.
Diğer Adaylar
Valencia takımı şimdilik David Villa ve David Silva’yı kadrosunda tutmuş görünüyor ancak kulübün giderek büyüyen borçları ve ekonomik kriz bir araya geldiklerinde bu iki oyuncuyu daha ne kadar tutabilirler açıkçası bilemiyorum.
Villareal ekibi ise zaten son iki sezondur sakatlıklarla boğuşan Nihat dışında ciddi bir oyuncu kaybı yaşamazken, bir zamanlar Lyon’da izlediğimiz ancak dikiş tutturamayıp Brezilya’ya dönen Nilmar’ı kadrosuna katarak biraz olsun Nihat’tan boşalan yeri doldurmaya çalıştılar.
Sevilla takımı ise Real Madrid’den genç forvet Alvaro Negeredo ve Tottenham Hotspurs’dan ortasaha oyuncusu Didier Zokora’yı transfer ederek rakiplerine göre daha hareketli bir transfer sezonu yaşadılar.
Bu transferlerin dışında göze batan transferler arasında Atletico Madrid’in Vallaodid’den aldığı genç ama gelecek vadeden kaleci Sergio Asenjo, Celtic ile kontratı bitince Espanyol’e imza atan frikik kralı Shunsuke Nakamura, Liverpool’dan serbest kalıp Real Zaragoza’ya imza atan Jermaine Pennant ve Getafe’den yine Real Zaragoza’ya geçen Ikechukwu Uche bulunuyor.
İspanya’yı Terkedenler
İspanya’ya gelen oyuncuların yanında bu ülkeden ayrılan veya ülke içinde takım değiştiren oyuncular bulunuyor. Transfer şampiyonu olan Real Madrid takımından birçok oyuncunun ayrıldığını da görebiliyoruz. Fabio Cannavaro eski takımı Juventus’un yolunu tutarken, Saviola Benfica’ya ve Gabriel Heinze de Marsielle’ye gönderildi. Ayrıca geçtiğimiz sezonun devre arasında ‘Hollandalılar’ furyasının bir parçası olarak alınan ancak beklenilen performansı gösteremeyen Klaas Jan Huntelaar da AC Milan takımına gönderildi. Sözleşmesi sona eren Michel Salgado da Blackburn Rovers ile anlaştı.
Real Madrid aldığı oyuncular kadar sattıklarıyla ön planda olmayı başarırken, Barcelona takımı fazla güç kaybetmemiş gibi gözüküyor. Aleksander Hleb Stuttgart’a kiralanırken, Martin Caceres de Juventus’a kiralandı. Ayrıca yeni transferleri Keirirson’u da deneyim kazanması için Benfica’ya kiraladılar.
Atletico Madrid takımı hem Gregory Coupet hem de Leo Franco ile yollarını ayırarak bir anda iki kalecisini de elden çıkarmış oldu. Ancak yukarıda da bahsettiğimiz gibi Sergio Asenjo genç ama çok yetenekli bir kaleci. Eğer Real Madrid ve Barcelona modelleri uygulanabilir ve genç kaleciye şans verilirse uzun yıllar Atletico Madrid kalesi güvende olacaktır. Ayrıca Maniche’yi Köln’e ve Luis Garcia’yı da Racing Santander’e para kazanamadan yollamak durumunda kaldılar.
Sevilla ekibi de geçtiğimiz sene Galatasaraya kalesini koruyan Morgan De Santcis’i Napoli’ye satarken, Enzo Maresca’yı da Olympiakos’a yolladı. Kontratı biten Fernando Morientes Valencia’dan Marseille’ye geçerken, Hugo Viana da Benfica’ya kiralandı.
Özellikle son yıllarda televizyon yayın hakları ve reklam anlaşmaları sayesinde çok hızlı büyüyen ve bu şekilde en iyi oyuncuları çekmeyi başaran İngiltere Premier Ligi bu sezon İspanya La Liga’nın ihtişamı yanında ikinci planda kalacakmış gibi görünüyor. Bu akşam oynanacak maçlar ile yukarıda bahsettiğimiz transferleri yeni takımlarında izleme şansı bulacağız ve eminim ki bu sezon La Liga maçları nefeslerimizi kesecekler.
Son Tweetler
Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.
Son Yazılar
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
- Brandon Jennings – Under Armour Micro G Black Ice
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike!
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu
Son Yorumlar
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit
- Singapur 2010′da Bir İlk için ABDULLAH
- Singapur 2010′da Bir İlk için guney




