28
Batı Konferansı’nda İzlenecek 3 Hikaye

1. LA Lakers Yeniden Şampiyon Olabilecek mi? :
Geçen sezon Finalde Orlando Magic’i devirerek şampiyonluğa ulaşan Lakers, bu yıl da bu başarıyı devam ettirmek isteyecektir. Kadrolarındaki en önemli değişikliğin, forvet Trevor Ariza’nın Houston Rockets ile anlaşma sağlayıp takımdan ayrılması ve yerine savunma uzmanı Ron Artest’in gelmesi olduğunu görüyoruz. Genel anlamda Artest’in Ariza’dan daha verimli ve iyi bir oyuncu olduğu düşünülebilir fakat; Artest’in Indiana’daki son günleri ve Sacramento’daki gibi oynaması durumunda Lakers, Ariza’yı arayabilir. Tabi eğer 2004 yılındaki gibi ve geçen yılki kontrollü sayılabilecek oyununu tekrarlarsa Lakers’ın tekrar şampiyon olması uzak bir ihtimal değil.
Lamar Odom, Phil Jackson ve Kobe Bryant’ın takımdaki durumları ve gelecekleri de Los Angeles takımının nasıl bir sezon geçireceğinin en önemli etkenlerinden…
2. Richard Jefferson San Antonio’ya Ne Kadar Katkı Verecek? :
Bildiğiniz gibi yaz başında San Antonio Spurs, Bruce Bowen, Kurt Thomas ve Fabricio Oberto karşılığında Milwaukee Bucks’tan yıldız forvet Richard Jefferson’ı kadrosuna katmıştı. Hatta bu takas kimileri için tüm yazın en önemli hamlesiydi. Geçen yıl sakatlıklar ve takımdaki yaşlanmadan ötürü beklenen başarıyı sağlayamayan Teksas ekibi, Jefferson gibi enerjik ve uyumlu bir oyuncudan çok şey bekliyor. Bowen’ın yokluğunda savunma anlamında da üzerinde oldukça ağır bir yük olan tecrübeli forvet; iyice yaşlanmaya başlayan Spurs’e az da olsa gençlik katkısı vermeli… Duncan artık 20 – 10 günlerinden, Ginobili ise bizi ayağa kaldıran smaçlarından uzak…Bu durumda Parker ve Jefferson’a çok iş düşecek…
3. Houston Rockets’ın Durumu:
Aslına bakarsanız Houston Rockets’ın durumu 96-97 sezonundaki San Antonio Spurs’e benzetilebilir. O yıl San Antonio, David Robinson olmadan oynamış ve sezonu kulüp tarihinin en kötü derecesi ile bitirmişti. Neyse ki bu kötü sonuç onlara Draft’tan Tim Duncan’ı getirdi; Houston için ise ufukta yeni bir Duncan gözüküyor gibi değil…

Takımın Çin Pivotu Yao Ming tüm sezonu, eski sayı krallarından Tracy McGrady ise sezonun yarısını kaçıracak. Eldeki tek yıldız statüsündeki oyuncularını da Lakers’a kaptıran Rockets ve koç Rick Adelman’ı oldukça zor günler bekliyor. Kadrodaki oyuncularla muhtemelen; Brooks-Battier-Ariza-Scola-Andersen beşi ile sahaya çıkacaklar ve kenardan Kyle Lowry, Carl Landry ve Pops Mensah-Bonsu’dan katkı bekleyecekler. Açıkçası ellerindeki kadro Batı Konferansı için hem hücum hem de savunma anlamında çok yetersiz…Takım GM’inin aylarca takım arayan Allen Iverson’a neden teklif yapmadığını soramadan edemeyeceğim…En azından Battier yerine ilk beş başlardı ve böylece Battier’in bench’e geçmesiyle kenardan gelecek takım güçlenirdi. Kısacası Rockets kenar yönetimi bu yaz her anlamda sınıfta kaldı ve takım Playoff’lara kalamama tehlikesi yaşayacak…
Bunlar dışında genç Portland Takımı’nın nasıl bir performans sergileyeceği, Denver Nuggets’ın geçen yılki başarısını bir üst seviyeye taşıyıp taşıyamayacağı, Carlos Boozer’ın Utah formasıyla neler yapabileceği ve koç Sloan’ın Memo-Boozer-Millsap üçlüsü arasında nasıl süre paylaşımı yapacağı gibi konular da önümüzdeki sezon Batı Konferansı’nda şimdiden merak edilen konular arasında….
22
Sporcuyla Basketbolcunun Farkı…

Airmax Lebron VII
Geçen hafta Pazar günü gözüm Hürriyet gazetesinin Pazar ekindeki bir röportaja takıldı. Gazetenin Amerika’daki temsilcilerinden Razi Canikligil, Lebron James’in yeni ayakkabısının tanıtımına katılmış ve burada yaşananları Hürriyet okurlarına aktarmış. Ancak, bu yazıda yanlış olan birşeyler vardı…
“Tebrik Etmemek”
Nike firması, sponsor olduğu Lebron James için çıkardığı yeni ayakkabı modeli olan “Airmax Lebron VII” marka ayakkabının tanıtımı için birçok gazeteciyi yıldız basketbolcunun doğup büyüdüğü Akron, Ohio’ya davet etmiş. Burada Lebron James’in yetiştiği kasabada yapılan bir gezinin ardından Lebron James’in de katılımıyla ayakkabının tanıtımı yapılmış. Buraya kadar herşey doğru gibi gözüküyor, ancak iş Lebron James’in bu organizasyonda verdiği röportaja gelince olay tüm sevimliliğini kaybediyor.
Röportajında genelde kalıp sözler kullanan, lise mezunu olmasına rağmen “önce dersler, basketbol ikinci planda olmalı” gibi erdemli cevaplar veren yıldız oyuncu, medya danışmanlarının da yönlendirmesiyle verdiği bu röportajın sonunda geçtiğimiz sezon Orlando Magic’e elendiği maçtan sonra neden Hidayet Türkoğlu ve Dwight Howard’ı tebrik etmediğiyle ilgili soruya verdiği cevapla adeta foyasını ortaya çıkarmış ve gerçek yüzünü göstermiş.
Yaptığından pişman olmadığını vurgulayan ve savaşçı olduğunu, yenilgiye kabullenmediğini, içine sindirmediğini söyleyen Lebron James, sadece medyayla konuşmadığı için pişman olduğunu belirtmiş. Bu sözleri sarfeden birisi, üst düzey yetenekleriyle ancak yıldız bir basketbolcu olabilir. Ancak, bu oyuncudan hiçbir zaman özendiği ve 23 numarasını taşıdığı Michael Jordan gibi yıldız bir sporcu olmasını kimse bekleyemez. Adil bir karşılaşmada mağlup olduktan sonra rakibini tebrik etmemek ve daha sonra bu davranışının sonuna kadar arkasında durmak, sporun ruhuna ihanettir.
Bu oyuncunun istatistikleri ne söylerse söylesin, Lebron James benim ve birçok basketbolseverin gözünde hiçbir zaman yetenekli bir oyuncu olmaktan ileriye gidemeyecektir. Böyle bir oyuncunun oynadığı takımda huzurun sağlanması, bir takımın ahenk içinde oynaması, kalıcı bir performans sağlanması imkansızdır. Hürriyet yazarı Razi Canikligil, Lebron James’in de katılımıyla yapılan 5er dakikalık maçlarda Lebron Jamesle aynı takıma düştüğünü ve onla oynarken hiç kaybetmemesine rağmen bu oyuncunun böyle bir karşılaşmada bile kimseye pas vermediğini söylemiş. Zaten, bu oyuncunun gerçek yüzünü bu küçük olay bile ortaya sermiştir.
Eğitimin Önemi
Lebron James’in ve bu oyuncuya benzer liseden sonra doğrudan NBA’e katılan oyuncuların yaşadığı disiplin ve uyum sorunları, bir sporcunun gelişmesinde üniversite eğitiminin ve aileden alınan eğitimin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Daha 18-19 yaşında bir anda paraya, şöhrete ve ilgiye boğulan bu isimler, basketbol sahasında beklenen performansı göstermelerine rağmen sahanın dışında oldukça bocalıyorlar. Birçok danışmanın yönlendirmesiyle kendilerine iyi bir medya profili çizmeye çalışan bu isimler, bu çabalarıyla ancak spor ruhundan anlamayan isimleri kandırabiliyorlar. NBA TV’de Lebron James’i bazen sosyal sorumluluk projelerinin tanıtımlarında gördüğüm zaman, bu oyuncunun ne kadar yararlı bir olaya imza attığından çok bu oyuncunun seyrettiğim film hazırlanırken ne kadar kapris yaptığı, oradaki insanlara ne sıkıntılar yaşattığı, sağı solu birbirine kattığı aklıma geliyor.
Liseyi bitirdikten sonra doğrudan veya üniversiteyi yarıda bırakıp NBA’e katılan bu oyuncu grubunun içinde birçok yetenekli basketbolcu var. Bu oyuncuların arasında Amar’e Stoudemire, Tracy McGrady, Kobe Bryant, Carmelo Anthony, Kevin Garnett, Dwight Howard, J.R. Smith, Tyson Chandler, Jermaine O’neal, Shawn Kemp, Allen Iverson, Stephon Marbury ve daha nice NBA yıldızlarını sayabiliriz. Bu oyuncuların birçoğunun ortak özelliği ise, sahadaki başarıları kadar saha dışında yaşadıkları sorunlarla gündeme gelmeleri ve büyük eleştiriler almalarıdır. Profesyonel kariyerlerine başlayana kadar geçim sıkıntısı, aile sorunları vb. dertlerle uğraşan bu isimler, genç yaşta NBA’e adım attıkları an ise bambaşka bir dünyayla karşılaşıyorlar ve bu dünyayı sindirmek de görüldüğü üzere pek kolay olmuyor.

Türkiye Basketbol Federasyonu’nda yaptığım görevler sırasında birçok önemli basketbol adamıyla ve oyuncusuyla tanışma ve çalışma fırsatı buldum. Bu isimler arasında Tim Duncan’ı çok ayrı bir yere koyarım. Wake Forest mezunu olan ve oynadığı dönemde ACC konferasına damgasını vuran yıldız oyuncu, saha içindeki müthiş performansının yanı sıra aile yaşantısıyla, imza attığı sosyal yardım projeleriyle, rakiplerine gösterdiği saygıyla tam bir yıldız sporcu olduğunu gösteriyor. Bence basketbol oyuncusu olmak isteyen genç sporcular, yazımın büyük bölümünde bahsettiğim Lebron James ve bu oyuncuya benzer diğer isimler yerine Tim Duncan gibi bir sporcuyu kendilerine örnek almalılar.
Tim Duncan’ın annesini 14. yaş doğumgününden önce göğüs kanseriden kaybettiğini, annesine ölümünden önce üniversiteyi bitireceğine dair söz verdiğini ve bu nedenle daha erken profesyonel olması için üstündeki büyük baskıya rağmen Wake Forest Üniversitesi’ni onur derecesiyle bitirdiğini, bunların hepsinin yanında Tim Duncan Foundation adında toplumda sağlık bilincini güçlendirmek, Amerika’nın değişik bölgelerinde eğitimi ve sporu desteklemek için bir yardım kuruluşu kurduğunu da belirtmek isterim. Daha fazla söze gerek yok sanırım…
12
Toronto Raptors’ı Yakından Tanıyalım
30 Eylül 1993 yılında NBA’in Kanada’ya açılma programı kapsamında kurulan Toronto Raptors, Vancouver Grizzlies ile beraber Kanada’yı temsilen 1995 yılında ilk maçlarını oynamaya başladı. Takımın ismi, o yıllarda popülaritesi had safhada olan Jurassic Park filminden esinlenilerek Raptors konuldu ve 1994 yılında takımın ilk GM’i Isiah Thomas tarafından takımın isminin Toronto Raptors olduğu, renklerinin ise parlak kırmızı, mor, siyah ve gümüş renklerinden oluştuğu açıklandı. Atlantik Grubu’nda mücadele eden takımın sahibi Maple Leafs Sports & Entertainment. Baş antrenörlüğünü Jay Triano’nun yaptığı takımın GM koltuğunda Bryan Colangelo bulunmakta ve maçlarını 19.800 kapasiteli Air Canada Center’da oynamakta…
İlk Yıllar…
Takımın ilk koçu Brandon Malone, ilk yıldızı ise 1995 Draftında 7. sıradan seçilmiş olan Damon ’’The Mighty Mouse’’ Stoudamire idi. İlk sezonlarını 21-61 gibi oldukça kötü bir dereceyle bitiren Raptors, Chicago Bulls’un 72-10 ile NBA rekoru kırdığı yıl, Bulls’u yenen birkaç takımdan biri olmuştu. İlk yılın en büyük tesellisi ise 19.0 sayı ve 9.3 asist ortalamaları ile yılın çaylağı seçilen Damon Stoudamire’dı…
1997-1998 sezonunda sakatlıklara bağlı sebeplerden, üst üste 17 maç kaybeden Raptors’ta Isiah Thomas istifa etmiş, Damon Stoudamire ise Portland’a takas edilmişti. O yıl Tracy McGrady de sezonun en genç çaylağı olarak kadrodaydı (18). Sezonu 16-66 gibi çok kötü bir yüzdeyle bitiren Toronto, Draft gecesi yapılan takas sonrası gelecek vadeden oyuncu Vince Carter’ı kadrosuna katıyor ve Play-off’ların kapısını aralıyordu.
1999-2002 Play-off Serüveni
1999 NBA Draftı gecesi Jonathan Bender’ı Indiana’ya gönderen Raptors, karşılığında önemli uzun Antonio Davis’i alıyordu. O yıl 45-37’lik dereceyle Play-offlara kalmayı başaran takım, New York Knicks’e ilk turda 3-0 elenmekten kurtulamadı. Aynı yıl Vince Carter, NBA Slam Dunk şampiyonu oluyor ve popülaritesini artırıyordu.
2000-2001 sezonunu 47-35 dereceyle bitiren Toronto, New York’u ilk turda 3-2 ile geçiyor, Philadelphia’ya ise Konferans yarı finallerinde 3-2 elenmekten kurtulamıyordu. Tarihi bir çekişmeye sahne olan seride, Allen Iverson ve Vince Carter’ın sayı düelloları hala konuşulmaya devam ediyor.
2001 yılı sonunda Vancouver Grizzlies’ın Memphis’e taşınması sonrası Kanada’yı temsil eden tek takım olarak kalan Toronto, o yaz Alvin Williams, Jerome Williams ve Antonio Davis’e devasa kontratlar veriyor ve eski MVP Hakeem Olajuwon’u da kadrosuna katıyordu. Bu yıl da play-off’a kalmayı başaran takım Detroit Pistons’a 3-2 ile eleniyor ve takım yeniden yapılanma süreci ile yeni bir bocalama dönemine giriyordu.
2002 – 2006: Zorlu Yıllar
Takım üst üste 3 yıl play-off macerasının ardından 2002-2003 sezonunda yalnızca 24 galibiyet alabildi ve bu onlara 2003 draftında 4. sıradan Chris Bosh’u getirdi. 2003-2004 sezonu sonunda 33-49’luk derece ile play-off’u bir kez daha kaçıran Raptors, koç Kevin O’Neill’ın işine son veriyor ve yerine Milwaukee Bucks yardımcı koçu Sam Mitchell’ı getiriyordu. Drafttan 8. sıra hakkını Rafael Arajuo gibi pek de parlak olmayan bir ismi seçen Toronto, takımın simge ismi Vince Carter’ı, Alonzo Mourning, Eric Williams ve Aaron Williams karşılığında New Jersey Nets’e takas ediyordu. Sezon sonu derecesi yine 33-49 olan takım, artık Carter’ın değil, Chris Bosh’un takımıydı…
2005-2006 sezonunda Mike James ve Charlie Villanueva’nın takıma katılmasıyla umutlanan taraftarlar yine hayal kırıklığına uğradılar. Sezonun en akılda kalan olayı ise Kobe Bryant’’ın Toronto potalarına 81 sayı attığı maç oldu. Çaylak Charlie Villanueva’nın 48 sayılık performansı ve Chris Bosh’un yedek All-Star seçilmesi ise sezonun olumlu yanlarıydı. Sezonu ise 27-55’lik dereceyle NBA 26.sı olarak tamamladılar…
2004-2005 sezonunda takıma Quentin Richardson ve Steve Nash gibi isimleri katarak Phoenix’in 62 galibiyet almasında önemli rol oynayan ve aynı sezon sonunda yılın yöneticisi seçilen Bryan Colangelo, 2006 yılından bu yana takımın Genel Menajeri koltuğunda oturmakta. 2006 yılında ilk sıradan Andrea Bargnani’yi seçen, Maccabi’den Anthony Parker ve Benetton’dan Jorge Garbajosa’yı takıma katan ve aynı takımdan Maurizio Gherardini’yi yardımcısı yapan Colangelo, Global ve Avrupa Basketbolu’na en yakın takımı yaratma çalışmalarına devam ediyor. Son olarak temsilcimiz Hidayet Türkoğlu gibi Avrupa ve Uluslarası alanda tecrübe kazanmış birini takıma katan başarılı yönetici, bu yıl en az Konferans Yarıfinali hedeflediklerini açıkladı. Bu yıl oldukça çekişmeye sahne olacak Doğu Konferansı’nda Toronto Raptors, muhtemelen Play-offlara kalacaktır ve Colangelo’nun hedeflediği gibi Konferans Yarıfinallerini zorlayacaklardır.
Takım, önümüzdeki yıl sahaya Jose Calderon – DeMar DeRozan – Hidayet Türkoğlu – Andrea Bargnani – Chris Bosh beşi ile çıkacak ve kenardan Antoine Wright, Devean George, Pops-Mensah Bonsu ve Reggie Evans’tan katkı alacak. Oldukça dengeli bir kadro görüntüsü veren Toronto’nun başarılı olamaması için tek engel, sezon içinde yaşayacakları sakatlıklar olabilir. Takımın önümüzdeki yaz için en büyük hedefi ise yıldız oyuncu Chris Bosh’u takımda tutmak…
Temsilcimiz Hidayet Türkoğlu’nun yeni takımı Toronto Raptors’ın kulüp tarihini kısaca aktarmaya çalıştım. Milli oyuncumuza ve Toronto Raptors takımına yeni sezonda başarılar diliyorum.
30
Yao Ming’in Sakatlığı Ciddi
Houston Rockets’ın Çinli pivotu Yao Ming’in ayağındaki kırığın çok yavaş iyileştiği ve ünlü pivotun önümüzdeki sezonun tamamını kaçırma olasılığı olduğu söyleniyor.
Houston Rockets’ın doktoru Dr. Tim Clanton, “Yao’nun sakatlığı ciddi, önümüzdeki sezon oynayamama ihtimali var ve bunun da ötesinde kariyeri tehlike altında olabilir.” dedi.
Geçtiğimiz sezon 77 normal sezon maçına çıkan; ancak 7 Mayıs’ta Los Angeles ile oynanan play-off maçında sakatlanan Yao, kariyeri boyunca ayağından ve bacağından birçok sakatlık yaşadı.
2005-06 yılında önce ayak baş parmağını, ardından da sezonun bitimine 4 maç kala bacağını kıran Yao, 2006-07 yılında sağ bacağını kırıp 32 maç kaçırmış, ertesi yıl ise sol ayağından yaşadığı sakatlık nedeniyle 26 maç kaçırmıştı.
Mayıs ayında geçirdiği sakatlık sonrası konuşan Yao, o günlerde sakatlığının daha öncekiler kadar ciddi olmadığını düşündüğünü söylemişti. Ancak son yapılan ek testler farklı bir sonucu ortaya çıkardı. Önümüzdeki sene 16 milyon dolara oynayacak olan Yao’nun sezonu kaçırma ihtimali Houston Rockets’ı endişelendiriyor. Tracy McGrady’nin de sezonun ilk yarısında sakat oluşu önümüzdeki sezonun Rockets yöneticileri ve taraftarları için bir kabus gibi geçeceğini gösteriyor.
Rockets yönetimi henüz acil eylem planına geçme niyetinde değil ve önceden planladıkları transferlere devam edecekleri belirtiliyor. İlerleyen günler ne gösterir bilinmez.
13
Yıldızlar Eskir mi?
Bu yazımda 11 Mart 2009′da Sports Illustrated’in internet sitesinde NBA yazarı Steve Aschburner’ın kaleme aldığı “The ageing of the NBA’s prodigies” (NBA Harikalarının Yaşlanması) başlıklı makaleyi inceleyeceğim.

Steve Aschburner, 2005′ten beri Profesyonel Basketbol Yazarları Derneği’nin başkanlık düzeyinde yöneticiliğini yapıyor. Daha öncesinde ise 13 yıl boyunca Minnesota Timberwolves hakkındaki yazılarıyla Minneapolis Star Tribune’da görev yapmıştı.
Aschburner’ın iddiası şu;
Üniversite okumadan NBA’e katılan basketbolcular, kariyerlerine dört sene evvel başlıyor olsalar da vücutlarındaki yıpranma nedeniyle beklenenden önce emekli oluyorlar veya son yılları sakatlıklarla geçiyor.
Bu konu tüm basketbolseverleri yakından ilgilendiriyor. Çünkü hayranlıkla izledikleri Kevin Garnett ve Kobe Bryant üniversite okumadan NBA’e geldiler ve kariyerlerinin ikinci yarısındalar. Amerika Milli Takımı’nın kaptanı ve Cleveland Cavaliers’ın yıldızı Lebron James ise bu iki isimden genç olsa da lise mezunu NBA’liler arasında yer alıyor. Kuşkusuz NBAseverler bu isimleri mümkün olduğu kadar seyretmek istiyor.
İşte Rakamlar
Aschburner bu iddiasını istatistiklerle destekliyor. Kevin Garnett’e bakacak olursak, oynadığı ilk 10 sezonda toplam 13 maç kaçıran 32 yaşındaki biyonik adam, geçen sezon karın kaslarından geçirdiği sakatlık yüzünden 9 maç üstüste forma giyememişti. Bu sezon ise 22 Şubat’tan beri sağ dizindeki sakatlık nedeniyle kenarda oturuyor. Garnett, NBA tarihinde sayı, ribaund, blok ve top çalma istatistiklerinin hepsinde ilk 40′a girmiş iki oyuncudan biri. Diğer isim ise Hakeem Olajuwon. Ama Garnett, benzerlerini toplam istatistiklerde sollamış olsa da toplam aldığı dakikanın da bunda payı var. Şimdiden Charles Barkley, Larry Bird ve Shaquille O’Neal’ı sollamış durumda. Bir başka istatistik de 1000. maçına çıkmış en genç oyuncu olması. Bu Aschburner’a göre, KG’in daha hızlı gittiğini değil, yola erken başladığını gösteriyor. O halde o yolun bir de sonu var ve bu son diğerlerinden erken gelebilir.
Kobe Bryant da dün akşam 930. maçına çıkarak Michael Jordan’ın Chicago’da 14 senede yaptığına erişmiş oldu.
Bir de sakatlıktan kurtulamayan liseliler var. Tracy McGrady, bu sezon geçirdiği sakatlıkla sezon sonunda takımının oynadığı son 492 maçtan 128′ini kaçırmış olacak. Jermaine O’Neal da son dört sezondur ortalama 51 maçta forma giyebildi. Bu her sezon en az 30 maç kaçırmak demek.
Dwight Howard 23 yaşına girdiği gün 12590 dakika sahada kalmış oldu. O yaşta Shaq toplam 9000 dakika alamamış. Kareem Abdoul-Jabbar 3534 dakika oyunda kalmıştı. Patrick Ewing, Robert Parish ve Wilt Chamberlain ise 23 yaşında henüz NBA oyuncusu bile değillerdi.
Aschburner bu istatistikleri sunarken çarpıcı olan nokta ise Oscar Robertson gibi kariyerini tamamlamış bir oyuncunun istatistiğini vermesi. “Herşeyi Yapanlar” kategorisinde olması nedeniyle LeBron James ile benzettiği Robertson kariyerindeki maçların yüzde 44′ünü oynadığında, toplamda alacağı ribaundların yüzde 58′ini almış, sayıların yüzde 52′sini atmış, asistlerinin de yüzde 49′unu yapmıştı. Bu rakam NBA oyuncularının kariyerlerinin ilk döneminde daha üretken olduklarını destekliyor. Tabii ki bu sadece bir örnek. Daha fazlası olmadan istatistiki bir değerlendirme yapmak doğru değil, ama LeBron’ın geleceği hakkında bir fikir de veriyor. Pek çoğu LeBron’ın zirveye çıkacağı 28 yaşını bekleyin derken, Aschburner’a göre LeBron belki de çoktan kendi zirvesini yaşıyor.
Tabii ki modernleşen antrenman teknikleri, beslenme koşulları sporcuların uzun ömürlü kariyerleri için birer avantaj. Ancak sonucun ne olacağını ne Aschburner biliyor ne de bizler. Aschburner, Moses Malone örneğini de veriyor ve 21 sezon düşüş yaşamadan devam ettiğini hatırlatıyor. Ama Darryl Dawkins ve Bill Willoughby de kariyerleri kısa süren liseliler.
Yıldızlarda Erken Yaşlanma Olabilir mi?
Kevin Garnett’in Boston’da iki sezondur yaşadığı sakatlıklar, Kobe’nin smaç yarışmasını yaşı nedeniyle reddedip 2012 Olimpiyatlarında yaşlanmış olacağını bildirmesi ve Tracy McGrady’nin artık eskisine göre daha yavaş olduğunu söylemesi katettikleri yolla mı açıklanır, onu göreceğiz. Belki bu isimler de yaşları henüz genç olsa dahi artık yolun sonuna yaklaşıyorlar.
Aschburner’ın iddiası gerçekçi gözüküyor. Elbette yaşına meydan okuyan NBA oyuncuları olacaktır; ama eğer sistematik bir ilişki varsa bu iddia NBA’e katılacak oyuncuların fikirlerini tekrar gözden geçirmeleri konusunda önemli olabilir.
Şimdi kısaca NBA’a liseden gelen oyuncuları hatırlayalım.
Bu trend, 1962′de Detroit Pistons tarafından seçilen Reggie Harding ile başladı. Toplam 4 sene oynayan Harding’in tecrübesi 1975′e kadar NBA yöneticilerini düşündürdü. 1975′te bu kural Philadelphia tarafından Darryl Dawkins ile bozuldu. Aynı yıl seçilen Bill Wolloughby de Dawkins ile benzer kaderi paylaştı ve kariyeri kısa sürdü. Belki de lise okumayıp başarılı olan bir numaralı isim Moses Malone. Önce ABA’da oynayan, daha sonra NBA ile olan birleşmede NBA’e geçen ve tarihin en önemli oyuncuları arasına giren Moses Malone’a 90′lı yılların ortasına kadar bir istisna olarak bakıldı. Dawkins’in kötü tecrübesi nedeniyle 1989 yılına kadar yine bir durgunluk yaşandı. 89′da Seattle’ın efsanevi forvet/pivotu Shawn Kemp ve kariyerinin son döneminde ülkemizde Galatasaray forması giyen Lloyd Daniels NBA menajerlerinin iştahını tekrar kabartmış olacak ki liselilere büyük bir dönüş yaşandı.
Shawn Kemp’in başarısı Kevin Garnett ve arkasından gelenlerin önünü açtı. Şimdi Aschburner’ın sorusu cevap arıyor. Erken yaşta NBA’a girmiş olmak yetenekli basketbolculara 4 yıl mı kazandırıyor yoksa daha geç emekli olarak uzatacakları basketbol kariyerlerinin sonunu öne mi çekiyor?
Bekleyip göreceğiz…

29
Knicks’in Uzak Yol Kaptanı
New York Knicks’in yedek guardı Nate Robinson, kendi sahalarında kazandıkları Houston maçında kenardan gelip 19 sayı 6 ribaund yapınca kendisini uzak yol kaptanı zannetti…Fırlama guard uzaklarda ne arıyor bilinmez? Belki de 39 atışta 11 isabet yapabilen Ron Artest-Tracy McGrady ikilisini arıyordur.
29
2010 NBA İçin Büyük Bir Yıl Olacak
LeBron James, New York Knicks’e 2010 için gözlerini açık tutmalarını söylediğinde aslında onlarla yapacağı bir evlilikten bahsetmiyordu. Aynı şekilde James geçen haftasonu Cleveland Cavaliers ile sözleşmesini yenileyebileceğini açıkladığında da verdiği kesin bir karar yoktu.
Fakat yaptığı her iki yorum da paniklemeye dünden razı pimpiriklileri telaşlandırmaya yetti. Cavaliers taraftarları öz evlatlarını yitirme düşüncesine dahi dayanamazken, Knicks taraftarları da takımları salary cap’da yer açmak için kontratları birer birer elden çıkarırken, James’i Broadway’de görmenin hayalini kuruyor.
Şüphesiz ki James, 2010 için Knicks’in -ve tabi ki diğer onlarcasının- hedefinde. Tabi ki bunun için James’in öncelikle sözleşmesini yenilemeyerek free agent olması gerekiyor.
2010 için potansiyel free agent listesi oldukça göz alıcı. Bir yanda süperstarlar: LeBron James, Dwyane Wade, Chris Bosh, Tracy McGrady ve Dirk Nowitzki. Diğer yanda allstarlar: Amare Stoudemire, Carlos Boozer, Michael Redd, Ray Allen, Josh Howard, Manu Ginóbili, Jermaine O’Neal, Steve Nash. Ve diğer üst düzey isimler: Luis Scola, Tyson Chandler, Stephen Jackson, Mehmet Okur, Hedo Turkoglu, Mike Miller, Udonis Haslem, Marcus Camby.
Yukarıdaki isimlerden iki ya da üçünü bir takıma aldığınızda, o takımı üst düzeye taşırsınız. En doğru iki ismi koyabildiğinizde ise o takım şampiyonluk adayıdır.
Bu isimlerin hepsi de free agent olacak değil elbette. Bazıları opt-out denen özel kontrat maddelerine sahipler fakat bunu uygulamayabilirler. Bazıları da 2010′dan önce kontratlarını yenileyebilir. Bu seçenekle ilgili LeBron James haberi geçen hafta sitemizde yayınlamıştık. (bkz. LeBron James Kontratını Uzatabilir )
“Bu sezon bir bitsin, ondan sonra kontratla ilgili işleri düşüneceğim. Şu anda her şey umduğumdan çok daha iyi gidiyor” diyordu James.
Cavaliers şu anda yakaladığı 23-4 galibiyet oranı ile Doğu Konferansı’nın krallığı için Boston Celtics’le kapışabilecek düzeye geldi. Tabi NBA geneli için de böyle diyebiliriz. James’in gelecekle ilgili iyimser olmasının bir nedeni de bu. Ama bir yandan takımı için mücadelesini en iyi şekilde sürdürmeye devam ederken diğer seçeneklere kulak tıkamamak için de iyi sebeplere sahip.
Bir de Knicks genel meanjeri Donnie Walsh’un James’i elinden kaçırdığını düşünelim. Elbetteki boşdurmayip oyuncu aramaya devam edecek. Seçenekler kafa karıştırıcı: Wade ve Bosh mu? Johnson ve Stoudemire mı? Redd, Chandler ve Nash mi?
Takımın patronluğuna getirildiği gün Walsh’un da sözünü ettiği gibi; salary cap’nizin boş olması çok büyük bir avantaj.
“Eğer salary cap’inizi iyi yönetebilir ve doğru tercihleri yapabilirseniz, her şeyi bir gecede tersine çevirebilirsiniz.” Demişti Walsh.
Knicks 1996′dan beri salary cap’ini bir türlü boşaltamamıştı. 1996 yılında yıllık 56 milyon dolara Allan Houston ile yedi senelik anlaşma yapmışlar ve daha sonraki her sene de bir başka isim ile çok büyük bir fiyata kontrat yaparak içinden çıkılamaz bir duruma girmişlerdi. Öyle ki, sahip oldukları oyuncularla Kobe Bryant, Tim Duncan, Jason Kidd, Chris Webber, Elton Brand düzeyinde kontratlar imzalamalarına rağmen, bu büyük isimlerden hiç birine sahip değillerdi.
Takımın koçu Mike D’antoni, Walsh hakkında “Sanırım ne olursa olsun cap’i boş tutmak istiyor. Böylece her şeye sil baştan başlayabilecek ve önereceği kontratlar öncesinde değişik seçenekler için kendine alan yaratmış olacak.” diye konuşuyor.
NBA dilinde salary cap’in boş olması demek, esneklik demektir. Cap’i limitin altında olan bir takım, ödediği maaşların limitini dengelemek için kafa karıştırıcı takaslarla uğraşmak zorunda kalmaz. Bunun yanında eğer takas yapmak isterse de, üçlü takaslarda avantaj lehine olur. Ve 2010 yılı için salary cap’de sahip olunan bir boşluk, 2011 için de takımlara fırsatlar yaratabilir.
James hiçbir kapıyı kapamıyor, kesin bir şey söylemiyor. Öte yandan NBA hayranları da 2010 için gün sayıyor. Küçük bir domino taşı tüm dengeleri alt üst edebilir, bir taraf için hayal kırıklığı yaratırken öteki taraf için çok şey demek olabilir.
Yine de Knicks bu işten emin gibi.
“Her türlü varsayım öne sürebilirsiniz. Şunu bilin ki bu ligde yapılan takaslarla, kontrat önerileriyle çok şeyler değişti. Biz sadece kendimize her şeyi yapabilme şansımızın olabileceği bir durum yaratmaya çalışıyoruz.” diyor D’antoni.
13
Arizona’da Teksas Sıcakları
Bu günlerde Arizona deyince akla, Amerikan Başkanlık seçimlerinde yarışmış Arizona Senatörü John McCain geliyor. Arizona’lı olmak pek de popüler değil…Arizona’lı olmak demek kaybeden olmak da demek. Amerika tarihinde Arizona’dan aday olmuş dört başkan adayı da seçimleri kazanamamışlar…Bir gece evvel Jay Leno’nun talk-show’una katılan Senatör McCain, bu gerçeği esprilerle karşılaya dursun, Arizona’nın basket takımı Phoenix Suns tökezleyerek ilerlemeye devam ediyor. NBA tarihinde çok iyi sezonlar geçirse de şampiyonluğa bir türlü uzanamayan Phoenix Suns, belki de Little Miss Sunshine filminde baba Richard Hoover’ın deyimiyle, kazanan olamadığına göre, ancak kaybedenler tarafına katılabiliyor. Arizona’nın makus talihi mi bilinmez, ama Arizona’da bu gece Texas sıcakları hakimdi. Houston Rockets, Phoenix Suns’ı 94-82 mağlup etti.
Maça damgasını vuran olay Phoenix’li Barnes ile Houston’lı Alston arasında üçüncü çeyreğin bitimine 27.6 saniye kala çıkan arbede idi. Bu arbedeye kimler karışmadı ki…Barnes’ın Alston’a yaptığı faulü hakemlerin es geçmesi üzerine, Alston’ın cezayı kendisi kesme hevesi sonunda, NBA’in yıldızları birbirine girdiler. Birkaç pozisyon önce, Tracy McGrady duvarına çarpan John Nash, boynuna aldığı darbenin de etkisiyle, kabına uygun Alston’u görür görmez, üzerine çullanıverdi. Halbuki, doğu kültürüne sahip NBA’in en sevilen karakterlerinden Çinli Yao Ming, arkadaşını olay yerinden yavaş yavaş uzaklaştırıyordu. T-Mac, takımın lideri hüviyeti ile birşey yapma ihtiyacı hissedip, Nash’i itiverdi. Yere düşen Nash’i gören Shaq de bench-press’te çalıştıklarının karşılığını almak için, 100 kilo üzeri bir ağırlığı kendine seçti, ve T-Mac’i güzelce paketleyip yere serdi. Sakin adam, Yao, arkadaşına takılıp, parkenin 4 te birini kaplayacak şekilde yere düştü. Sonrasında, sevimsiz itişmelere sahne olan tartışma sonunda, Alston ve Barnes oyundan atıldı. Bizim yıldızlara da teknik fauller verildi. Aslında, Nash ve McGrady itişmeseler, basit bir sokak kavgasıydı, ve teknik faullerle geçiştirilebilirdi. Ama olan askerlere oldu, generaller sahada kaldı. Generaller, sanki kavga etmemişçesine saha içinde birbirleriyle şakalaşırken, Barnes ve Alston alacakları cezanın vehametini düşünür şekilde soyunma odasına gittiler. Zorba sporseyircisi, Arizona’da da iş başındaydı, ve kavgacı oyuncuları oynadıkları takıma göre, su şişesi veya alkışlar eşliğinde duş odalarına uğurladılar.
Kavga’dan pek etkilenmiş olacak ki, Steve Nash, çeyreğin bitimine eksi 0.1 saniye kala orta sahadan üçlük sokarak farkı 16 sayıya indirdi. Her ne kadar, süre dolmuş olsa da hakemler bu sayıyı verdiler. Kimbilir belki de kavgayı unutturacak spektaküler bir hareket gerekiyordu.
Çeyrek sonunda 16 sayı gerideki takımı hakkında demeç veren Phoenix koçu Terry Porter, daha fazla potaya yönelmeleri gerektiğini söyledi. Hakikaten de koskoca bir son çeyrek başka bir şey yapmadılar. Topu elinde bulan her oyuncu potaya doğru bir hamle yaptı. Girer veya girmez, ama maksimum sayıda hücum yapmaları için tek çareleri buydu.
Shaq ve Yao’nun karşılıklı çok iyi oynadıkları bu mücadelenin son çeyreğine Phoenix topu pota altına indirip, Amare Stoudamire ve Shaq ile buluşturarak başladı. Houston ise, perdelerden adam çıkartarak, veya toplu oyuncuyu savunan oyuncuyu perdeleyerek, boş alan ve adamlar yaratmaya başladı. Rick Adelman, herhalde oyuncuların ağzına, bu taktikten çıkarlarsa biber sürüyor. Çeyrek boyunca tek bir hücum bile bu mantığın dışına çıkmadı. Shaq Yao’yu, Yao da Shaq’i tutamayınca, devreye Scola girdi. Arjantinli pivot kılıklı forvet, hücum fauller yaparak takımının oyun temposunu düşürdü.
Maçın bir başka ilginç noktası da , senelerdir yüzük takmak için oradan oraya dolaşan müzmin sakat Grant Hill idi..Yüzükten ümidi kesmiş olacak ki, pembe ayakkabılarıyla cilalı parkeler üzerinde anlamsız sekme hareketleri yapıyordu. Savunmadaki sekmelerde Tracy McGrady’nin şutlarına izin verirken, hücumdaki sekmelerinde çemberi dövüyordu. Bu dakikalarda sahneye Nash ile Stoudamire’ın ikili oyunları çıkar gibi oldu. Ama Phoenix’li oyuncular oyundan ümidi öyle kesmişlerdi ki, Amare Stoudamire’ın aklı fikri, kenara geçip, üçüncü çeyrekteki kavganın muhabbetini arkadaşlarıyla yapmaktı. Çok geçmeden kenara alındı. Topu Shaq’e indir indir, birşey olmayacağını anlayan Terry Porter, onu da Amare ‘nin yanına aldı. Shaq, iyi oynadığı yıllarda kazanmaya alışmış bir şekilde, “artık iyi oynasam da fark etmiyor” düşüncesiyle boş gözlerle sahaya baka dursun, Amare 15 sayı gerideki takımın anlamsız şakalar yapan oyuncusu olarak Shaq’i rahatsız etmeye devam ediyordu. Shaq çareyi kafasına havlu geçirmekte buldu. Zaten tarihi bir olaya imza atmıştı. Houston’a attığı sayılar ile, NBA tarihinin en çok sayı üreten onuncu oyuncusu haline gelmişti. John Havlicek’i geride bırakan Shaq’in sezon sonunda kadar sakatlanmaz ise, ilk beşe girmesi bekleniyor.
Shaq kenara gelince Yao için de sahada kalmanın anlamı kalmadı, meydan da Phoenix’in Brezilyalı tayı, Leandro Barbosa’ya kaldı. Barbosa, her hücumu kendi kullanarak, antrenmanda ona top vermeyen ağabeylerine nispet yaptı. Barbosa her ne kadar hızlı olursa olsun, basketbolun Zihni Sinir’leri de bu atletlerden intikamlarını kıs kıs gülerek alırlar. Bu kıs kısçılardan bir tanesi olan Brent Barry boş turnikesini bloklamaya gelen Barbosa’ya topu gösterip, topu panyaya değerken elinden çıkarır. Blokçu atlet Barbosa da bu numarayı güzelce yiyip, blokunu yapar. Sonuç: 2 sayı Houston’ın hanesine. “Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var” misali, Rockets’ın genç ve kenardan gelen piresi Brooks, Barbosa’dan hızlı olduğunu hemen kanıtlayıverdi. Barbosa’nın her fastbreakinde ondan evvel geriye koşan Brooks’u 15 sayı önde iken, Rick Adelman’ın elindeki kızgın değnek mi dürtüyor bilinmez. Ama açık olan şu ki kariyerinin en iyi maçlarından birini çıkardı Brooks. Yine de Grant Hill’in üzerinden tiplediği ribaund pembe ayakkabılının ayıbı idi. Son 6 dakikada Phoenix oyun disiplininden kopup, o meşhur “önündeki maçlara” bakmaya başladı.
Maçı Houston 94-82 alır iken, T-Mac, 22′si ikinci yarıda olmak üzere 27 sayı ile oynadı. Shaq 18 sayı 13 ribaund, Yao ise 17 sayı 15 ribaund ile maçı bitirdi.
NBA yayınlarında bu sene ilk kez gördüğüm, maçın TAKIM ANI (TEAM MOMENT) ise Yao’nun kısacık vicudunu yere serip topu Phoenix potası altında kaptığı ve McGrady’nin smacıyla sonuçlanan hücum oldu.
15
NBA Ligi Sayı Kralları Listesi
|
YIL
|
OYUNCU
|
MAÇ
|
SAYI
|
ORTALAMA
|
| 1953-54 | Neil Johnston, Philadelphia Warriors |
72
|
1759
|
24.4
|
| 1954-55 | Neil Johnston, Philadelphia Warriors |
72
|
1631
|
22.7
|
|
1955-56
|
Bob Pettit, St. Louis Hawks |
72
|
1849
|
25.7
|
|
1956-57
|
Paul Arizin, Philadelphia Warriors |
71
|
1817
|
25.6
|
|
1957-58
|
George Yardley, Detroit Pistons |
72
|
2001
|
27.8
|
|
1958-59
|
Bob Pettit, St. Louis Hawks |
72
|
2105
|
29.2
|
|
1959-60
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia Warriors |
72
|
2707
|
37.6
|
|
1960-61
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia Warriors |
79
|
3033
|
38.4
|
|
1961-62
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia Warriors |
80
|
4029
|
50.4
|
|
1962-63
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia Warriors |
80
|
3586
|
44.8
|
|
1963-64
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia Warriors |
80
|
2948
|
36.9
|
|
1964-65
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia 76ers |
73
|
2534
|
34.7
|
|
1965-66
|
Wilt Chamberlain, Philadelphia 76ers |
79
|
2649
|
33.5
|
|
1966-67
|
Rick Barry, San Francisco Warriors |
78
|
2775
|
35.6
|
|
1967-68
|
Dave Bing, Detroit Pistons |
79
|
2142
|
27.1
|
|
1968-69
|
Elvin Hayes, San Diego Rockets |
82
|
2327
|
28.4
|
|
1969-70
|
Jerry West, Los Angeles Lakers |
74
|
2309
|
31.2
|
|
1970-71
|
Lew Alcindor, Milwaukee Bucks |
82
|
2596
|
31.7
|
|
1971-72
|
Kareem Abdul-Jabbar, Milwaukee Bucks |
81
|
2822
|
34.8
|
|
1972-73
|
Nate Archibald, Omaha Kings |
80
|
2719
|
34.0
|
|
1973-74
|
Bob McAdoo, Buffalo Braves |
74
|
2261
|
30.8
|
|
1974-75
|
Bob McAdoo, Buffalo Braves |
82
|
2831
|
34.5
|
|
1975-76
|
Bob McAdoo, Buffalo Braves |
78
|
2427
|
31.1
|
|
1976-77
|
Pete Maravich, New Orleans Jazz |
73
|
2273
|
31.1
|
|
1977-78
|
George Gervin, San Antonio Spurs |
82
|
2232
|
27.2
|
|
1978-79
|
George Gervin, San Antonio Spurs |
80
|
2365
|
29.6
|
|
1979-80
|
George Gervin, San Antonio Spurs |
78
|
2585
|
33.1
|
|
1980-81
|
Adrian Dantley, Utah Jazz |
80
|
2452
|
30.7
|
|
1981-82
|
George Gervin, San Antonio Spurs |
79
|
2551
|
32.3
|
|
1982-83
|
Alex English, Denver Nuggets |
82
|
2326
|
28.4
|
|
1983-84
|
Adrian Dantley, Utah Jazz |
79
|
2418
|
30.6
|
|
1984-85
|
Bernard King, New York Knicks |
55
|
1809
|
32.9
|
|
1985-86
|
Dominique Wilkins, Atlanta Hawks |
78
|
2366
|
30.3
|
|
1986-87
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
3041
|
37.1
|
|
1987-88
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
2868
|
35.0
|
|
1988-89
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
81
|
2633
|
32.5
|
|
1989-90
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
2753
|
33.6
|
|
1990-91
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
2580
|
31.5
|
|
1991-92
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
80
|
2404
|
30.1
|
|
1992-93
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
78
|
2541
|
32.6
|
|
1993-94
|
David Robinson, San Antonio Spurs |
80
|
2383
|
29.8
|
|
1994-95
|
Shaquille O’Neal, Orlando Magic |
79
|
2315
|
29.3
|
|
1995-96
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
2491
|
30.4
|
|
1996-97
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
2431
|
29.6
|
|
1997-98
|
Michael Jordan, Chicago Bulls |
82
|
2357
|
28.7
|
|
1998-99
|
Allen Iverson, Philadelphia 76ers |
48
|
1284
|
26.8
|
|
1999-00
|
Shaquille O’Neal, L.A. Lakers |
79
|
2344
|
29.7
|
|
2000-01
|
Allen Iverson, Philadelphia 76ers |
71
|
2207
|
31.1
|
|
2001-02
|
Allen Iverson, Philadelphia 76ers |
60
|
1183
|
31.4
|
|
2002-03
|
Tracy McGrady, Orlando Magic |
75
|
2407
|
32.1
|
|
2003-04
|
Tracy McGrady, Orlando Magic |
67
|
1878
|
28.0
|
|
2004-05
|
Allen Iverson, Philadelphia 76ers |
75
|
2302
|
30.7
|
|
2005-06
|
Kobe Bryant, LA Lakers |
80
|
2832
|
35.4
|
|
2006-07
|
Kobe Bryant, LA Lakers |
77
|
2430
|
31.6
|
Son Tweetler
Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.
Son Yazılar
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
- Brandon Jennings – Under Armour Micro G Black Ice
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike!
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu
Son Yorumlar
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit
- Singapur 2010′da Bir İlk için ABDULLAH
- Singapur 2010′da Bir İlk için guney




