Browsing articles tagged with " Spor Stüdyosu"
Ağu
4

Geri Dönüş Zamanı: Gençlerbirliği

By Alper Ecevit  //  Futbol  //  1 Comment

Gençler, 2003-04 sezonundaki mutluluk tablolarını yepyeni bir kadroyla tekrar yaşamak istiyorlar.

Türk futbolunun en önemli renklerinden biri olan Kırmızı siyahlılar, Ankara’daki ezeli rakipleri Ankaragücü taraftarı hariç, Türkiye genelinde taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmışlardır. Cumhuriyet’in kurulduğu yıl “Üyelerin muhtelif sporları tam bir sportmenlik, yurt sevgisi içinde yapmalarını temin etmek, karşılıklı saygı, sevgi ve dayanışma hislerini geliştirmek ve böylelikle Türk Sporuna hizmet edilmesini sağlamaktır” diyerek hayata başlayan Gençlerbirliği, 1987 ve 2001′de Türkiye Kupası’nı müzesine götürdü.

2002-03 sezonunda tarihindeki en büyük ikinci lig başarısını gösterip üçüncü olan Gençlerbirliği, 2003-04 yılında ülkemizi Avrupa Kupaları’nda temsil etme hakkı kazandı. Kupayı müzesine götüren Valencia ile çeyrek finale çıkmak için mücadele veren kırmızı siyahlılar, ilk maçı kazanmasına karşın, İspanya’da müthiş bir mücadelenin ardından uzatmalarda yenilerek İspanyol rakibine elenmiş; o sezon Valencia’yı UEFA’da yenebilen tek takım olarak ülkemizi başarıyla temsil etmişti.

Ligimizin modern futbola yaklaştığı 2000′li yıllara bakılacak olursa, Gençlerbirliği son iki sezon hariç son derece başarılı bir grafik çizdi. 2001′den 2007′ye kadar oynanan 5 sezonun 4′ünde ilk 7 içerisinde yer alan ve sadece UEFA kupasında oynadığı yıl 10.’lukla yetinen Gençlerbirliği, kardeş takım denilen Gençlerbirliği Oftaş’ın lige katılımıyla düşüşe geçti. Son iki sezonu 15. sırada ve düşme hattının sadece bir basamak üzerinde bitiren Gençlerbirliği, artık başarılı günlere dönme zamanının geldiğinin farkına varmış olmalı.

Gençlerbirliği’nin başarılı olduğu günlerde “Tesisleşme, paraların zamanında ödenmesi, büyük Başkan İlhan Cavcav” gibi söylemlerle başarıyı neredeyse sadece takım yönetimine çıkaran Türk spor medyası, aynı tesis ve aynı başkanla bu düşüşün nasıl gerçekleştiğinin üzerine pek gitmedi. Başarılı olunan dönemin teknik direktörleri takdir edilmedi. Ersun Yanal ile oynanan UEFA 4. turu çabucak unutuldu.Simdilerde büyük takımların kadrolarının iskeletini oluşturan oyuncular çabucak ikinci sınıf muamelesi görüverdi.

Şimdi, Hacettepe (eski adıyla G.Oftaş) ikinci ligde. Maddi sıkıntılar nedeniyle geçtiğimiz sezon fazla tutunamayan hatta tutunmayan Hacettepe, ağabeyini yalnız bıraktı. Gençlerbirliği, Hacettepe’nin kadrosundan 10 kişiyi kadrosuna katarken, kendi kadrosundaki 8 oyuncuyu da Hacettepe’ye gönderdi. Hacettepe’den gelen oyuncuların küme düşmüş olmanın verdiği moralle kötü oynamaları beklenebilir. Ama bu isimler arasında Hacettepe’de başarılı olmuş Da Silva Tozo, Sandro Mendonca gibi isimlerin yanı sıra Türk futbolunun önemli defans oyuncularından Tolga Seyhan gibi bir isim de var. Kocaelispor’dan katılan Serdar Külbilge de kalenin sağlama alındığının kanıtı.

Kadroya Hacettepe oyuncuları ve Serdar Külbilge hariç 3 gurbetçi oyuncu (Sinan Ayrancı, Aykut Demir ve Sezai Zehiroğlu) eklendi. Bunun haricinde yurtiçinden transfer yapılmadı.

doll

Geçtiğimiz sezonlarda bekleneni veremeyen Engin Baytar, Koray Avcı, Mehmet Polat, Lamine Traore gibi isimlerle ise yollar ayrıldı. Takımın başında ise çok meşhur bir isim var. 80′li yılların sonunda ve 90′lı yılların başında Doğu Almanya ve Almanya formalarını toplamda 61 kez giyen, 2005-06 yılında teknik direktörlük yaptığı Hamburg takımı ile Intertoto kupasını kazanan ve sonrasında Şampiyonlar Ligi vizesi alan Thomas Doll, 2007-08 yılındaki başarısız Borussia Dortmund tecrübesinden sonra yurtdışında kendini yenilemeye çalışacak.

Gençlerbirliği ve Thomas Doll kombinasyonunun başarıyı getirmesini ümit ediyoruz. Elbette bu sezon karşısında 100.yılını kutlayan Ankaragücü de olacak.  Bu rekabetin Ankara ve Türk futboluna katkı yapmasını diliyoruz; ancak Gençlerbirliği camiası şunu bilmeli, “Lig onlar olmadan çok tatsızdı.”

Gençlerbirliği lige Ankara’da oynayacağı 3 zorlu maçla başlıyor. Pazar akşamı Ankara’da güçlü Kayserispor’u ağırlayacak olan kırmızı siyahlılar, ardından Ankaraspor ile oynayıp 3. hafta da evinde Beşiktaş’ı ağırlayacak.

Ağu
3

U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası: Finaller

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

ukraysampi.hlarge

Finalde İngiltere’yi 2-0 İle Geçen Ev Sahibi Ukrayna 2009 UEFA U-19 Avrupa Şampiyonu Oldu

Ogün Temizkanoğlu yönetimindeki Türkiye U-19 takımının şampiyonluk iddiasıyla çıktığı; ancak iyi futbol oynamalarına karşın gruplarında 1 puan alarak son sırada kaldığı UEFA U-19 Avrupa Şampiyonası dün akşam sona erdi.

Yarı Final: Ukrayna – Sırbistan

Ev sahibi Ukrayna, perşembe gecesi yarı finalde turnuvanın sürpriz takımı Sırbistan’ı 3-1 yenerek geçtiğinde herkes iyice şaşırmıştı. Çünkü her ne kadar ev sahibi olmanın verdiği avantaj ve fiziğe dayalı futbollarıyla Ukrayna güçlü bir ekip olduklarını herkese gösterse de, grupta iki beraberliğin ardından son maçta da on kişi kalıp son dakikalarda buldukları gol ile ucu ucuna yarı finale kalmışlardı. Ayrıca son İsviçre maçında kırmızı kart gören Kaverin ve sarı kart cezalısı durumuna düşen Rybalka’yı da kaybeden Ukrayna’ya yarı finalde flaş ekip Sırbistan karşısında pek de şans tanınmıyordu.

Bir kez daha futbolun ihtimaller ve kâğıt üzerindeki kadroyla değil de sahada oynanıp kazanıldığını gördük. Özellikle Ukrayna’nın daha ilk dakikada bulduğu gol ile seyirci baskısını da kullanmasıyla Sırbistan rakibine direnemedi ve yarı finalde turnuvaya veda etti.

Yarı Final: İngiltere – Fransa

Diğer yarı finalde de A Grubu’nu lider bitiren İngiltere B Grubu’nun ikincisi Fransa ile karşılaştı. Bu maç da diğer yarı final gibi erken gollerle hızlı başladı; ancak maç sonuna kadar karşılıklı iki golden başka gol olmayınca uzatmalara geçildi. Tabi 71. dakikada Fransa’nın on kişi kaldığını da atlamayalım.

Uzatmanın hemen başında gelen erken bir İngiltere golü zaten bir kişi eksik oynayan Fransa’nın direncini iyice kırdı. Uzatmanın ilk devresi bitmeden de İngiltere farkı ikiye çıkarınca tarihlerinde ikinci defa U-19 Avrupa Şampiyonası’nda final oynayacakları belli oldu.

Final: İngiltere-Ukrayna

Ve final günü geldi çattı. 2005 yazında Fransa karşısında bu organizasyonun finalinde oynayan ancak o gün kaybeden İngiltere takımı bu sefer kupayı almak istiyordu. Öte yanda ise ev sahibi Ukrayna hem ülke tarihinde hem de turnuva tarihinde bir ilki gerçekleştirmek niyetindeydi. Eğer Ukrayna kupaya uzanırsa bu kupa uluslararası platformda herhangi bir düzeyde Ukrayna’nın kazandığı ilk kupa olacaktı ve aynı zamanda U-19 Avrupa Şampiyonası’nda ilk defa bir ev sahibi ülke kupayı kaldırmış olacaktı. Acaba Ukrayna U-19 takımı geçtiğimiz ay düzenlenen Konfederasyon Kupası’ndaki ABD takımı gibi finalde boyun mu eğecekti yoksa evinde oynamanın da avantajıyla bu rüyayı mutlu mu sonlandıracaktı?

Maç başladığında Donetsk’teki Olympiyskiy Stadı’nda bulunan 25,000 taraftar hem Ukrayna’da futbolun ne kadar sevildiğinin göstergesi hem de bu genç oyuncular için moral verici bir durumdu. Elbette bir de ev sahibi Ukrayna maça gene erken golle başlayınca tribündeki havayı siz düşünün. 5. dakikada Garmash köşe vuruşundan gelen topu ön direkte güzel bir biçimde ayağının içiyle ağlara yollayınca Ukrayna gene istediğini elde etmiş oldu. Artık 1-0 öndeydiler ve sert futbollarıyla rakiplerinin pozisyon bulmasına izin vermeyeceklerdi. Zaten ileride Welbeck’i tek forvet olarak bırakan İngilizler geriye yaslanmış bir Ukrayna karşısında daha da zorlanmaya başladılar. Topa sahip olma oranlarında İngiltere üstün gibi gözükse de Ukrayna akıllı futbolu ve etkili kontra ataklarıyla İngilizlere hiç tam anlamıyla risk alıp hucüm etme olanağı tanımadı.

İkinci yarının hemen başında Ukrayna Korkishko’nun mükemmel serbest vuruş golü ile durumu 2-0 yapınca artık Ukraynalı izleyiciler zafer şarkıları söylemeye başladılar. Bu devre ilkine göre daha monoton geçse de Ukrayna hiç disiplinden kopmayarak bize Sovyet Rusya zamanlarındaki Doğu Avrupa futbolunu anımsattı.

Son düdüğün ardından gruptan son maçın son anında zar zor çıkıp finale kadar gelmiş, ama finalde etkili bir futbolla zaferi hak etmiş olan Ukraynalılar şampiyonluğu doyasıya kutladılar.

Ağu
3

Süper Kupa Fenerbahçe’nin

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

derbi1.widecYeni sezonun iki iddialı ekibi Fenerbahçe ve Beşiktaş, Atatürk Olimpiyat Stadı’nda TFF Süper Kupası’nın sahibi olabilmek için kıyasıya mücadele ettiler. Özellikle ilk yarısında iki taraf adına da pozisyon zenginliği olan maçta Fenerbahçe ikinci yarıda attığı iki golle maçı 2-0 kazanıp Süper Kupa’yı ikinci kez müzesine götürdü.

Maç başladıktan hemen sonra iki takım da istekli ve tempolu oyunuyla aslında sezon öncesi yapılıp yapılmaması tartışılan bu kupayı istediklerini gösterdiler. Özellikle hızlı top çevirme ve üçüncü bölgede etkili paslaşan ezeli rakipler karşılıklı pozisyonlara girdiler. Bu durumun nedeni bence ofansif oyuncuların yaratıcılığından ziyade iki takımın da defans hattında yeni transferleriyle sahaya çıkmış olmasıydı.

Her ne kadar uzun bir kamp döneminden çıkılmış olsa da Fenerbahçe’de Bilica ve Dos Santos, Beşiktaş’ta da Ferrari, İsmail ve Erhan Güven’in takım oyununa tam olarak uyum sağlaması için en az bir ay daha gerekli. Bu süre zarfında yapılacak antremanların yanında Süper Lig ve Avrupa Kupası maçlarında bu oyuncular iyice uyum sağlayacaklardır.

Maça genel olarak bakarsak iki takımın çok üst seviye olmasa da bir kupa finaline yakışacak tempoda oynadıklarını söyleyebiliriz. İki taraf da birbirine bariz bir üstünlük sağlayamadı; ancak Mustafa Denizli’nin maçtan sonra da belirttiği gibi maç, ilk golü atacak takımın kazanacağı bir maçtı ve öyle de oldu.

Dakikalar 75′i gösterirken Alex’in serbest vuruşunda kaleye giden top barajdan çıkan Sivok’un açık olan eline çarpınca, hakem Yunus Yıldırım penaltı noktasını gösterdi. Topun başına geçen Alex topu sola Rüştü’yü sağa gönderince Fenerbahçe 1-0 öne geçti. 90+1′de ise sağ kanattan Güiza’nın güzel ortasını arka direkte Alex topu kafayla ağlara yollayınca Fenerbahçe sezona kupayla başlayan taraf oldu.

Maçın Adamı Alex de Souza

Maçın sonunda basın mensupları arasında açılan anket sonuçlarına göre Alex ‘Maçın Adamı’ ödülüne layık görüldü. Her zamanki gibi maç içinde çok koşan ve mücadele eden bir Alex yoktu; ancak attığı iki gol ve her zamanki gibi aldığı ve verdiği paslarla Fenerbahçe ataklarını yönlendirdi. Zaten maçın adamı seçilmesi için bunlar fazlasıyla yeterliydi.

Maçı kazanan taraf Fenerbahçe olsa da, uzun vadede düşünürsek oturmuş kadrosu ve yeni transferleriyle Beşiktaş takımı ve öte yanda da yenilenmiş teknik ve oyuncu kadrosuyla Fenerbahçe takımları yeni sezon için ümit verdiler. Özellikle geçtiğimiz sezonda Turkcell Süper Ligi’nde dört büyüklerin düşük futbol kalitesinin bu sezonda çok daha yüksek olacağını tahmin ediyorum. Galatasaray’ı henüz ciddi bir maçta göremesek de, özellikle Elano transferinden sonra onlar da bu sezon geçtiğimiz sezonun acısını çıkaracaklar gibi görünüyorlar.

Ağu
3

Dünya Atletizm Şampiyonası Yaklaşırken-Bayanlar Sırıkla Atlama

By Alper Ecevit  //  Atletizm  //  4 Comments

Önceki yazımda atletizmin en popüler dalı olan 100 metre’deki son gelişmeleri aktarmıştım.(bkz. Dünya Atletizm Şampiyonası Yaklaşırken-100m) Şüphesiz atletizmin yıldızı Usain Bolt. İkinci yıldızı ise Dünya rekortmeni ve Olimpiyat şampiyonu Yelena Isinbayeva. Bugün,  bayanlar sırıkla yüksek atlamada Dünya Şampiyonası öncesi atletlerin performanslarını inceliyorum.

Kesin Favori Yelena Isinbayeva

Sergey Bubka ile ilişkisi gündeme gelen ve antrenör değişikliğiyle daha fazla ağırlık idmanlarına ağırlık vererek stil değiştiren Isinbayeva, 5.05 ile ulaştığı Dünya rekoruna pek yaklaşamamış gözüküyor. Yine de Golden League’de katıldığı tüm ayakları kazanan ve açık sezonunun halen bir numarası olan Isinbayeva, Dünya Şampiyonluğu’nun en büyük adayı.

Londra’daki Aviva Grand Prix’sinde 4.68 ile büyük hayal kırıklığı yaşayıp, Anna Rogowska’ya geçilen Rus atletin performansı merak konusu. Psikolojik faktörlerin Yelena ile olmadığını söyleyebiliriz.

2009 yılında kapalı sezonunda 5 metre atlayarak açık sezonu öncesi yeni rekor umutları veren Rus atlet, henüz ancak 4.85′e ulaşabildi. Olimpiyatlarda 5.05 atlayarak en yakın rakibi Jennifer Stucynzki’ye 25 santim fark atan Isinbayeva, Berlin öncesi o kadar rahat değil.

Fabiana Murer

Her ne kadar sezonun en iyi iki derecesi (4.85, 4.83)  Rus atletin olsa da, Olimpiyatlarda ancak 4.45 atlayan Brezilyalı Fabiana Murer, haziran ayında atladığı 4.82 ile dikkatleri üzerine çekti. Bu dereceyi kendi evinde yapmış olması biraz olsun şüphe uyandırıyor tabii ki.

Jennifer Stucynzki

Olimpiyat ikincisi Jennifer Stucynzki ise 4.81 ile bu sezonun en başarılı üçüncü ismi; ancak Amerikalı atlet bu dereceyi 31 Mayıs’ta New York’ta yapmıştı. O günden bu güne 4.65′i geçememesi Berlin’e onun da pek hazır olmadığını gösteriyor.

Svetlana Feofanava

Pekin’in bronz madalyalı ismi Svetlana Feofanava ise, Olimpiyatlar’daki 4.75′lik performansına 5 santim yaklaşarak belli bir çizgide olduğunu kanıtlıyor. Feofanava, Isinbayeva’yı geçemese de madalya adaylarından bir tanesi.

Yuliya Golibchikova

Olimpiyat dördüncüsü Yuliya Golibchikova da 4.70′lik performansı ile istikrarlı atletlerden.

Anna Rogowska

Bugün itibariyle sezonun en iyi derecesini yapamasa da en formda ismin Olimpiyatlar’da finalde yarışıp 4.45′i geçemeyen Anna Ragowska olduğunu söylemek gerek. Geçtiğimiz haftasonu Bydgoszcz’de 4.80′i aşan Rogowska, 4 yıl önce aştığı 4.83′e çok yaklaşmış durumda. 2005′te herkesin dikkatini üzerine çeken Polonyalı atlet bir süredir ortalıkta gözükmüyordu.

Monika Pyrek

Bu sezon 4.70 i geçen iki atletten biri olan Monika Pyrek ise madalya adayları arasında sayılabilir. 3 Temmuz’dan beri bu başarısına yaklaşamasa da Pyrek’in Olimpiyatlar’da da 4.70 atladığını düşünürsek bu yüksekliği yakalaması imkansız değil.

Silke Spiegelburg

Ev sahibi Almanların umudu ise tüm bu isimler arasında en genç olan Silke Spiegelburg. Torino’daki Avrupa Salon Şampiyonası’nda 4.75 ile Isinbayeva’nın ardından ikinci olan 23 yaşındaki Alman atlet, cuma günü Leverkusen’de 4.70′e çıkarak madalya adaylarından biri haline geldi.

Sonuç olarak, Isinbayeva’nın dezavantajlarına rağmen sürpriz yaşanacağını düşünmüyorum. Gümüş ve bronz madalyaların ise en büyük adaylarının evsahibi Spiegelburg ve Amerikalı Stucynzki olduğunu söyleyebilirim. Anna Rogowska da bu ikiliyi zorlayan atlet olacaktır.

Yeri gelmişken, Türkiye rekorunun 2000 yılında 4.20′lik atlayışı ile Tatiana Köstem’e ait olduğunu ve 2009 Türkiye Şampiyonu’nun 3.60′lık atlayışıyla Yağmur Damla Demiralp olduğunu söylemek istedim. Bir başka deyişle, bu branşta madalya şansımız veya Berlin’de sporcumuzun olma şansı yok.

Ağu
3

Alman Futbolunun Unutulmaz İsmi: Gerd Müller

gerd-muller

Bu ufak ama ‘büyük’ adam Müller, Almanya’nın küçük bir kasabası olan Nördlingen’de doğdu. 11 yaşına geldiğinde, kendisini hayatının ilk idmanında kasaba takımı ile buluverdi. Onunla ilgili ilk eleştiri takımın çok bilmiş kaptanından geliyordu: ‘Bu şişkoyu buraya kim getirdi?’. Gerd ilk maçında tam 3 gol atarak kendisini eleştirenlere en iyi cevabı verdi.

18 yaşına kadar kasabasının takımında oynamaya devam etti ve takımın attığı 204 golün 180 tanesi onun imzasını taşıyordu. Golleri, Münih’ten iki takımın dikkatini çekti: Bayern Münih ve o sıralar Bayern Münih’ten daha büyük olan 1860 Münih… Müller nedense birinci ligde oynayan 1860′a gitmekten çekinmişti ve Bayern Münih’e imzasını atmıştı. Bayern’e geldiğinde takımın efsane antrenörü Cajkovski onu görünce yıllar önce Nördlingen takım kaptanının sözlerine benzer bir şekilde; ‘Bu halterci ile ne yapmam gerekiyor?’ diye sormuştu… Takım içinde takılan lakap da hazırdı ayrıca: ‘Kleines dickes Müller’ yani, ‘Minik tombul Müller’. Cajkovski, antrenmanlarda sayısız goller atmasına rağmen onu bir türlü beğenip oynatmadı. Hatta ona ‘beleşçi’ bile dendi. Gerçekten de o, her zaman topu kaleye ‘dürten’ bir adamdı. Fakat bu da bir beceri istiyordu. Siz pozisyonun bittiğini ve golün kaçtığını sandığınız bir anda, Müller ortaya çıkar ve golü atardı. Bütün topları mutlaka takip eder ve kendi deyimi ile ‘kaleci bir noktada şu veya bu şekilde nasılsa bir hata yapar’dı. Şimdilere baktığımızda forvetlerin topu onun kadar takip etmediği görülüyor. Eğer Müller gibi her topu ısrarla takip etseler kesinlikle pozisyon bolluğu yaşarlar. Hem de Müller bunları kaleye sırtı dönükken ve markaj halindeyken yapardı. O, kaleci ile karşı karşıya kaldığında tüm dikkatini önce kaleciye verirdi. Kaleci ilk hamlesini yapana kadar hareket bile etmezdi. Kaleci hareket eder etmez o da boş alandan topu ağlara gönderiverirdi.

O yıllarda Bayern başkanı olan Neudecker, Cajkovski’ye kendisinin transfer ettiği Müller’i oynatmazsa maçlara gelmeyeceğini söylemişti. Bu olaydan sonra Müller oynamaya başladı ve onun tabiri ile ‘halterci’ Müller kendisine şapka çıkarttırıyordu. Her zaman doğru zamanda doğru yerde idi. Ulusal kariyeri de harika oldu. İlk milli maçını 1966 yılında Türkiye’ye karşı oynadı. 1970 Dünya Kupası’nda takımın en iyisiydi. Bu kupanın gol kralı olmuştu. 1974′te bir Dünya Kupası’nda son kez boy gösterdi. O yıl hem kupayı kaldırdı hem de 2006 Dünya Kupası’na kadar kırılamayan gol rekorunun sahibi oldu. Son yıllarında ABD’ye gitti ve 6-7 ay kadar kaldı. Orada bir steak restorant açtı. Futbolu bırakıp Almanya’ya döndüğünde kendisini bir boşlukta hisseti ve alkol sorunu baş gösterdi. Arkadaşı Beckenbauer sayesinde tedavi gördü ve Bayern Münih’in teknik ekibinde işe başladı. Onu klinikte fazla tutmak isteseler de o bir an önce çıkmak iştemişti ve öyle de yapmıştı. Franz ona sonsuz bir şekilde güveniyordu. Şimdilerde ise Bayern’de sorunsuz olarak çalışmaya devam ediyor. Müller’in ilginç bir sözü ile bitirelim; “Bugünkü nesilden benim dönemimdeki mlli takımda ancak Kahn oynayabilirdi…”

Ağu
2

Karin Melis Mey’den Türkiye Rekoru: 6.87

By Editor  //  Atletizm, Haberler  //  No Comments

Karin Melis Mey’in Berlin’deki Bronz Madalya Öyküsünü Okumak için Buraya Basınız

126354

Sitemizi takip edenler bu sezon aynı başlığı değişik sayılarla üçüncü kez attığımızı farkedeceklerdir. Bayanlar uzun atlamada Türkiye’nin tartışmasız bir numaralı ismi Güney Afrika asıllı Karin Melis Mey, Leverkusen’de katıldığı Bayer Meeting’de 6.87m ile birinci olurken kendine ait Türkiye rekorunu da kırmış oldu.

Karin Melis Mey’in Dünya Şampiyonası’nda madalya şansı az. Ancak bu sezonun en başarılı 9.atleti olduğunu söylemekte fayda var. Sezonun en iyi derecesi ise Amerikalı Olimpiyat beşincisi Britney Reese’e ait. 7.06 atlayan Reese sezon liderliğini sürdürüyor; ancak haziran ve temmuz aylarında bu derecesini tekrarlayamadı. Stockholm’de sadece 6.81 atlayan Reese ile Mey’i karşılaştırdığımızda form durumlarının birbirine yakın olması bizi heyecanlandırıyor.

Ancak Portekizli Naide Gomes’in geçtiğimiz hafta 6.99 ve Rus Elena Sokolova’nın da 6.92 atladığını unutmayalım.

Elvan Abeylegesse, Alemitu Bekele ve Karin Melis Mey, Berlin’de madalya beklediğimiz atletlerin başında geliyor.

Ağu
2

Dünya Atletizm Şampiyonası Yaklaşırken-100m

By Alper Ecevit  //  Atletizm  //  No Comments

15-23 Ağustos’ta Berlin yılın en önemli spor organizasyonlarından birine ev sahipliği yapacak.  Ağustos 2008′de kozlarını Pekin’de paylaşan atletler, şimdi Berlin semalarında rövanş için bir araya gelecekler.

Dünya Şampiyonluğu kendi başına çok büyük bir anlam ifade etse de önümüzdeki bu şampiyonanın bir başka önemi de Olimpiyatlar’da madalya alamamış veya altın madalyayı kaçırmış atletlerin, tam bir yıl sonra kendilerini kanıtlayabilecek bir platform bulmuş olmasıdır.

Dün koşulan İsveç Grand Prix’i ile Dünya Şampiyonası öncesi düzenlenecek önemli yarışlar son buldu. Tüm atletlerin güncel performansları hakkında bilgi sahibi haline geldik. Şampiyona başlayana kadar değişik kategorilerde bu sezonun derecelerini sunacak ve Dünya Şampiyonası öncesi heyecanı aktarmaya çalışacağız.

İlk kategori, atletizmin en ilgi çeken dalı olan 100m.

gay-bolt

Usain Bolt-Tyson Gay’e Karşı

100m’de Olimpiyat şampiyonu olan ve Dünya rekorunun sahibi Usain Bolt, yarışın en büyük favorisi. Ancak bu kez finiş çizgisine elini kolunu açarak gelemeyeceğini söylemek iddialı olmaz. Pekin 2008′de 9.69 ile inanılması güç bir performansı yakalayan Bolt, off-sezonda geçirdiği trafik kazası sonrası antrenmanlarından geri kalmış ve psikolojik olarak yıpranmıştı.

Yine de bu talihsiz olayı çabuk atlatan Bolt, bu sezon üç kez 10 saniyenin altına inmeyi başardı. Haziran ayının sonunda Kingston’da 9.86 koşan Bolt, sezon liderliğini de eline geçirmişti. Ancak 15 gün sonra mayıs ayı sonunda New York’ta tarihin en hızlı üçüncü 200 metre yarışını koşan Tyson Gay, 100m’de de iddialı olduğu kanıtladı ve Roma’da 9.77 koşarak tüm zamanların en iyi sekizinci derecesini elde etti.

Bir hafta sonra Paris’te sınırları zorlayan Bolt, 9.79 ile kendi derecesini geliştirse de Tyson Gay’e istediği gözdağını veremedi. Hala, psikolojik avantaj Bolt’ta olsa da Tyson Gay Berlin’e Pekin’de olduğundan daha büyük bir özgüvenle çıkacak. Tyson Gay’in çıkış avantajı Şimşek Bolt’un hızını ekarte edebilecek mi göreceğiz.

Asafa Powell

Tüm zamanların en iyi 8 derecesinin 5′ine sahip olan Asafa Powell ise bu ikilinin biraz gölgesinde kalmış gözüküyor. Aslında Powell, hala sezonun en hızlı 3. ismi. Roma’da Tyson Gay’in ardından 9.88 ile ikinci olan Powell’ın geçen sene 9.72 koştuğunu biliyoruz. Ancak Berlin öncesi bu formu yakalayamadı. Ayrıca Powell’ın Bolt ve Gay’e oranla daha duygusal olduğunu ve yarış esnasında yapılan ataklara cevap veremediğini iddia edenler var. Bu sezonun görüntüleri de bunu doğruluyor gibi. Ancak Asafa, her zaman Asafa’dır. İsveç’te özellikle çıkışta çok etkili olan Powell, son 40 metrede Tyson Gay’in hızlanması sonrası cevap vermek yerine bırakmayı tercih etmiş ve ancak 9.98 koşabilmişti.

Sonuç olarak Dünya Şampiyonası büyük bir sürpriz olmazsa bu üç sporcunun altın madalya mücadelesine sahne olacak. Bolt ve Gay arasında karar vermek zor, Powell’ın işi ise bir hayli zor.

Daniel Bailey

Bu üçlü haricinde 10 saniyenin altında koşmuş başka atletler de var elbette. Paris’te Usain Bolt’un arkasına takılarak 9.91 koşan Daniel Bailey, bu sezon 10 saniyenin altına iki kez inmeyi başardı. Diğer derecesi de Roma’da elde ettiği 9.96. Bu iki derecenin de son iki haftada gelmesi, Berlin öncesi Bailey’nin form durumu hakkında bilgi veriyor. Bailey’i finalde görür, madalya almasını seyredersek şaşırmayalım.

Yohan Blake

Jamaika’nın yeni umutlarından Yohan Blake’ de 10 saniyenin altına inenlerden. 2008′de en iyi derecesi 10.27 iken 9.93 koşarak dikkatleri üzerine çeken Blake, henüz 20 yaşında. Bolt ve Powell ikilisinin ardından Jamaika’nın en formda atleti.

Ivory Williams

2004 Dünya Gençler Şampiyonu Amerikalı Ivory Williams, geçtiğimiz sezon elde ettiği 9.94′lük çıkışını bu sezon devam ettirdi ve 9.93 ile sezonun hızlıları arasında. Haziran ayında pek görünülürlerde olmayan ama Temmuz ayı boyunca performansını yükseltip en son 20 Temmuz’de 9.93′i başaran Ivory Williams, kariyerinin en iyi günlerinde bir madalya almak isteyecektir.

Michael Rodgers

Sezona fırtına gibi başlayan ve haziran ayı başında 9.94 koşan Amerikalı Michael Rodgers ise Berlin öncesi düşüşteki isimlerden biri. Geçen sezon Valencia’daki Dünya Salon Şampiyonası’nda 60m’de 4. olarak madalyayı kaçıran Rodgers’ın Berlin’de madalyaya ulaşması zor.

Darvis Patton

Cuma günü Stockholm’de koşulan Grand Prix’ye kadar 10 saniyenin altına inememiş olan Darvis Patton, Asafa Powell’ı geride bırakarak ikinci olurken, 9.95 ile formunu arttırdığını göstermiş oldu. Pekin 2008′de final koşan Patton’ın yine final koşması şaşırtıcı olmaz, ama madalya şansı az gözüküyor.

Churandy Martina

Olimpiyatlarda 9.93 ile kariyerinin en iyi derecesini yapıp dördüncü olan Churandy Martina, haziran başında 9.97 koşarak dikkatleri üzerine çekmişti; ancak bu derecesini geliştiremeyen Martina, temmuz sonu geldiğinde Monaco’da sadece 10.07 koşabildi. Churandy’nin final şansı bile zor gözüküyor.

Bu yazımda bu sezon Erkekler 100 metre’de 10 saniyenin altına inen 8 sporcuyu tanıtmak ve son durumlarını aktarmak istedim. Görünen o ki, birincilik için Tyson Gay- Usain Bolt yarışacak; ama madalya için Asafa Powell’ın işi hiç de kolay değil. Özellikle yarış içinde demoralize olduğunu ve Gay ile Bolt’un muhtemelen arkasında kalacağını düşünürsek, Powell’a madalya için şans vermiyorum. Benim ilk üç tahminim Usain Bolt- Tyson Gay-Yohan Blake.

Ağu
1

Fenerbahçe – Honved Maçı ve Fotoğraf Galerisi

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

fbhonved

Fotoğraf Galerisi İçin Görsele Tıklayın

Yeni sezonda ilk resmi maçına çıkan Fenerbahçe, Macaristan temsilcisi Honved’i 5-1 gibi farklı bir skorla yenerek UEFA Avrupa Ligi’nde bir üst turu garantiledi. Maçın başlama saatinden yarım saat önce tribünlerde büyük boşluklar olmasına rağmen, saatler 21.45′i gösterdiğinde yaklaşık 35.000 kişi takımlarının yeni transferlerini izlemek ve sezonun siftahını yapmak için Şükrü Saraçoğlu’nu doldurdular.

Maça Volkan, Roberto Carlos, Bilica, Önder, Gökhan Gönül, Emre, Cristian, Dos Santos, Kazım, Alex ve Güiza on biri ile çıkan Fenerbahçe daha ilk dakikalardan oyunun kontrolünü eline aldı. Özellikle yeni transfer Cristian’ın ortasahada ayağına gelen topları hızlı bir şekilde oyuna sokması ve ters kanada attığı uzun ve milimetrik paslarla Fenerbahçe’nin hücum organzasyonlarına yön veren oyuncuydu. Ortasahada yaptığı pres ve kaptığı toplar ile taraftarın büyük beğenisini toplayan Emre de skora direkt katkı yapmasa da önümüzdeki sezon takımın bel kemiği olacağının sinyallerini verdi.

Maçta ilk gol 13. dakikada Roberto Carlos’un frikiğinden gelince bu maçın bol gollü olacağı belli oldu. Herkes Roberto Carlos’un Saraçoğlu’nda serbest vuruştan gol atmasına sevinirken (bu çok sık görülmeyen bir olaydır), gol sevinci sırasında Carlos’un yerden kalkamaması bir anda endişe yarattı. Özellikle geçtiğimiz sezon başında Deivid’in ciddi şekilde sakatlanıp uzun süre sahalardan uzak kalması sezon içinde sıkıntıya neden olmuştu. Yeni sezonda hem Süper Lig hem de Avrupa’da başarı isteyen Fenerbahçe kurduğu derin kadrodan ödün vermek istemiyor. Carlos’un durumu MR’ı çekildikten sonra belli olacak.

İlk golün de verdiği rahatlıkla daha rahat pas yapan ve oyunun kontrolünü tamamen ele geçiren Fenerbahçe, bu dakikadan sonra rakibine top göstermedi ve ardından Güiza şov başladı!

guiza

Fotoğraf Galerisi İçin Görsele Tıklayın

İlk yarı bitmeden iki güzel kanat organizasyonunu golle sonuçlandıran Güiza, önümüzdeki sezona meydan okuyor gibiydi. İkinci yarıda da bir gole daha imza atıp hat-trick’i tamamlayan Güiza, böylece transfer dedikodularına da cevap vermiş oldu. Takımdan ayrılmak isteyen bir futbolcunun bu kadar rekabetin içinde forma bulup üç gol atması pek de olası bir durum değil. Daum’un ona güvenmesi ve en önemlisi Güiza’nın da kendisine güvenmesi Fenerbahçe’nin kazancı olacaktır.

Güiza’nın üçüncü golünden 7 dakika sonra gecenin gizli kahramanı Alex skor tabelasına kendi adını da yazdırmayı ihmal etmedi. Her ne kadar bütün gollerde payı olsa da, Alex’in en iyi performanslarından biri olduğunu söyleyemeyeceğim. Ortaya koyduğu futbol kalitesi ortalamanın üstünde de olsa Alex’ten beklentimiz çok daha yüksek.

Maçın sonlarına doğru gelen Honved golüyle maçı 5-1 kazanan Fenerbahçe takımı sezona hazır olduğunu herkese gösterdi. Honved maçı Fenerbahçe’yi değerlendirmek için tek başına yeterli değil elbette; ancak pas trafiği ve futbolcuların hırslı oyun tarzı gelecek için ümit verici.

Geçen sezon ile bu sezon arasındaki en büyük fark ise yedek kulübesi olacak. Aragones’in yönetiminde ilk on onbiri zorlayacak bir kulübenin olmaması takımda rekabet ortamının oluşamamasına neden olmuş, bu yüzden de oyuncuların performansları bir türlü istenilen seviyeye gelememişti. Honved maçının yedek kulübesine baktığımız zaman Deivid, Uğur Boral, Mehmet Topuz ve Deniz Barış gibi ilk 11′de rahatlıkla oynayabilecek oyuncuları görüyoruz. Bu demek oluyor ki formayı kapmak için müthiş bir rekabet olacak.

Ağu
1

Fantezi Futbol Spor Stüdyosu’nda

By Editor  //  Fantezi Futbol, Haberler  //  No Comments

Sporstudyosu.com, bu sezondan itibaren Türkiye’de yüzbinlerce kişinin oynadığı fantezi futbol oyunuyla ilgili de makale yayınlamaya karar verdi. Haftalık maç analizlerinin ve oyuncu seçimlerinin yer alacağı yazılar, site yazarlarından Oytun Özer tarafından hazırlanacak. İki yüz binin üzerinde katılımcının oynadığı Ntvmsnbc.com portalındaki fantezi futbol oyununu Türkiye genelinde 2007-2008 sezonunda 17., 2008-2009 sezonunda ise 2. sırada tamamlamayı başaran Oytun Özer, maçlar hakkındaki görüşlerini ve takımlardan oyuncu tercihlerini yazılarıyla site takipçilerine aktaracak. Fantezi futbol yazılarını ilgiyle takip edeceğinizi umuyor ve Sporstudyosu.com olarak her zaman benzer yazı gruplarına her zaman açık olduğumuzu tekrar vurgulamak istiyoruz.

Tem
31

Elena Dementieva San Francisco’da

By Editor  //  Editoriyal, Haberler, Tenis  //  No Comments

Wimbledon 2009′da Serena Williams’a yenilerek elenen Elene Dementiava, Bank of the West Classic turnuvası için Stanford’a gitti. Rus tenisçi turnuva devam ederken San Francisco’yu gezdi.

elena-dementieva-2

elena-dementieva-3