Browsing articles tagged with " Ogün Temizkanoğlu"
Oca
4

Türk Sporunun Merkezi Aziz Yıldırım

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün son 11 yıldır başkanlığını yapan Aziz Yıldırım, Türk sporuna damgasını vurmuş bir iş adamı olarak biliniyor. Aziz Yıldırım’ı eleştirebiliriz veya övebiliriz, ama herşeyden önce kendisini iyi tanımamız lazım. Aziz Yıldırım’ın geçmişine ve yaptıklarına bir bakalım ve kimin hakkında konuştuğumuzu öğrenelim.

Diyarbakır’dan Çıkan Müteahhit

1952 yılında Ergani – Diyarbakır’da dünyaya gelen Aziz Yıldırım, orta öğrenimini Düzce’de gördü ve daha sonra Ankara Devlet Mühendislik Akademisi’nden inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Mamak’ta askerliğini yaptıktan sonra iş hayatında büyük bir başarı yakalayan Aziz Yıldırım, ailesinin sahibi olduğu Maktaş Mühendislik firmasıyla önemli projelere imza attı. Özellikle NATO’nun altyapı ihalelerinde etkin şekilde görev alan Maktaş Mühendislik sayesinde Aziz Yıldırım iş hayatında NATO müteahhidi olarak tanındı. Dayısının sahibi olduğu Makyal Şirketler Grubu bünyesinde NATO’nun üslerinin ve dinlenme tesislerinin inşaatını tamamlayan Diyarbakırlı iş adamı, inşaat ve taahhüt işleriyle ciddi bir servete de kavuştu.

Aynı zamanda uçak ve gemiler için yakıt ikmal ve dağıtım lisansı bulunan bir petrol şirketine de sahip olan Aziz Yıldırım, Antalya’daki Side Palace otelini özelleştirme sürecinde satın alarak turizm sektörüne de girdi. Maktaş Mühendislik dışında A. Yıldırım Uluslararası İnşaat adında konut projeleri yapan bir taahhüt şirketi de bulunan Fenerbahçe başkanı, aynı zamanda savunma sektöründe de önemli bir iş hacmine sahip. Aziz Yıldırım’ın bilinen şirketleri arasında A. Yıldırım Uluslarası İnşaat, HYG Denizcilik, Transgaz Doğalgaz Enerji İletişim Lojistik Eğitim Danışmanlık, Alaeddin Dış Ticaret, Maktaş Makina ve Elektrik, Sepco Endüstri Mineralleri, İsmak Savunma Teknolojileri ve Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait şirketler bulunuyor.

Fenerbahçe’ye Sansasyonel Adım

İş hayatında yakaladığı başarının ardından Fenerbahçe’de de aktif görevler almaya başlayan Aziz Yıldırım, ilk defa 1990 yılında Metin Aşık başkanlığındaki yönetimde görev aldı ve 1991-1992 sezonunda futbol şubesinin sorumluluğunu yaptı. Aziz Yıldırım’ın futbol şubesi sorumluluğu döneminde ses getiren ilk icraatı, dönemin en önemli forveti olan Tanju Çolak’ın Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye transferi oldu.

Fenerbahçe’de tanınan bir yönetici olan Aziz Yıldırım, 15 Şubat 1998’de çalkantılı günler geçiren Fenerbahçe’nin Genel Kurultayı’nda aday olarak Ali Şen’in ardından başkan oldu. Bu oylamada rakibi Vefa Küçük’ü sadece 1 oyla geride bırakan Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin tarihindeki 52. başkan oldu. Futbol şubesine olan ilgisiyle bilinen Aziz Yıldırım’ın göreve geldiği 1997-1998 sezonunda Fenerbahçe, Galatasaray’ın ardından ligi 2. olarak tamamladı.

Ses Getiren Başkanlık Dönemi

Başkanlığının ilk senelerinde futbol şubesinin içinde fazlaca müdahil olduğunu çok belli eden Aziz Yıldırım, 1998-1999 sezonuna teknik direktör değişikliğiyle başladı ve sorunlar çıkaran Otto Baric’in yerine takımın başına şu an Almanya milli takımını başarılara koşturan Joachim Löw’ü getirdi. Dönemin flaş oyuncuları olan Viorel Moldovan, Ogün Temizkanoğlu, Abdullah Ercan, Elvir Baliç, Murat Yakın, John Leshiba Moshoeu gibi isimlerin transferleriyle sezona başlayan Fenerbahçe, ligi ancak üçüncü bitirdi ve bu sonucun ardından Aziz Yıldırım günümüzün yıldız teknik adamı Joachim Löw’ün görevine son verdi.

1999 – 2000 sezonu, Fenerbahçe futbol takımı için yine büyük bir hayal kırıklığıyla başladı. Takımın başına Rıdvan Dilmen’i getiren Aziz Yıldırım, Alpay Özalan, Yaw Preko, Samuel Johnson, Souleymane Oulare gibi önemli oyuncuları transfer etti ve aynı zamanda takımın yıldızı Elvir Baliç’i rekor bir ücrete Real Madrid’e sattı. Sezona iyi başlayan Fenerbahçe’nin kaleci Rüştü Reçber’in yaptığı affedilmez bir hatanın ardından MTK’ye elenmesinin ardından Rıdvan Dilmen’in yerine takımın başına Zdenek Zeman’ı getiren Fenerbahçe başkanı, büyük bir hayal kırıklığıyla sezonu tamamladı ve çalkantılı günler geçiren Fenerbahçe sezonu ancak dördüncü bitirebildi. Aynı sezonda Fenerbahçe’nin ezeli rakibi Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanmasıyla tarihi bir başarı yakalaması, Aziz Yıldırım’ın üstündeki baskıyı iyice arttırdı.

2000 senesi, Fenerbahçe futbol şubesi için bir dönüm noktası oldu. Futbol takımın başına ismi Galatasarayla özdeşleşmiş Mustafa Denizli’yi getiren Aziz Yıldırım, Kennet Andersson, Milan Rapaiç, Haim Revivo, Zoran Mirkoviç, Nikola Lazetiç, Sergen Yalçın ve Yusuf Şimşek gibi dönemin önde gelen futbolcularını transfer etti. Galatasaray’ın dört senelik şampiyonluk serisine son veren Fenerbahçe, sezonu şampiyon olarak tamamladı. 2001-2002 sezonuna fazla takviye yapmadan başlayan sarı lacivertli takım, Şampiyonlar Ligi’ni puansız kapamanın yanı sıra Türkiye liginde de istediği başarıları elde edemedi ve sezonu ikinci olarak tamamladı.

Çöküşten Çıkışa

2002 – 2003 sezonunda Fenerbahçe, futbol takımında tekrar ciddi değişiklikler yaptı. Dönemin önemli yıldızı Arjantinli Ariel Ortega’yı transfer ederek büyük bir başarıya imza atan Fenerbahçe, aynı zamanda Miroslav Steviç, Fatih Akyel, Washington, Tuncay Şanlı gibi etkili oyuncuları kadrosuna kattı. Bu potansiyelli takımı Alman tenik adam Werner Lorant’a emanet eden Aziz Yıldırım, büyük bir hata ettiğini sezonun ilk yarısı bitmeden anladı. Sezon içinde büyük sıkıntılarla ve başarısızlıklarla uğraşan ve adeta çöküşe geçen Fenerbahçe, devre arasında takıma Serhiy Rebrov ve Vladimir Beschastnykh gibi önemli yıldızları kadrosuna katmasına rağmen sezon sonunda ligi ancak altıncı sırada tamamladı.

Fenerbahçe, 2003-2004 sezonunda futbol şubesinde yine büyük bir revizyona gitti ve takımın teknik yönetiminin başına Christoph Daum getirildi. Futbol takımının bir önceki sezon aldığı başarısızlıkta imzası olan birçok oyuncu yollanırken, Pierre van Hooijdonk gibi bir dünya yıldızı takıma kazandırıldı. Bu oyuncunun yanı sıra Fabio Luciano, Mehmet Aurelio, Stjepan Tomas, Mert Nobre gibi etkili yabancıları ve ümit milli takımının yıldızlarından Selçuk Şahin, Mahmut Hanefi Erdoğdu, Servet Çetin gibi önemli isimleri takıma transfer eden Aziz Yıldırım, tüm bu yatırımlarında oldukça başarılı oldu ve Fenerbahçe futbol takımı ligi şampiyon tamamladı.

2004-2005 sezonunda Fenerbahçe’nin başarılı kadrosuna Alex de Souza gibi Brezilyalı milli takımının en önemli oyuncularından biri, dönemin başarılı takımı Gençlerbirliği’nin lokomotif oyuncuları Deniz Barış – Serkan Balcı ve Standard Liege’den Önder Turacı katıldı. Şampiyonlar Ligi’nden şanssız şekilde elenen ve UEFA Kupası’na kalan Fenerbahçe, devre arasında Nicolas Anelka gibi bir diğer dünya yıldızını da kadrosuna kattı. Avrupa’da performansının devamını getiremeyen Fenerbahçe, ligde ise yine şampiyonluğa ulaşmayı başardı.

İki sene üst üste şampiyon olduktan sonra başarı hedeflerini büyüten Fenerbahçe, Christoph Daum yönetimindeki üçüncü sezonunda Pierre van Hooijdonk’u takımdan göndererek işe başladı. Stephen Appiah ve Zafer Biryol’u transfer eden sarı lacivertli takım, Avrupa’da başarısız olduktan sonra lig şampiyonluğunu da sezonun son karşılaşmasında trajik bir şekilde ezeli rakibi Galatasaray’a kaybetti.

Trajik Sonun Ardından Toparlanma

Kaybedilen bu şampiyonluğun ardından çalkantılı bir döneme giren Fenerbahçe, istifa eden Aziz Yıldırım’ın tekrar göreve gelmesinin ardından 2006-2007 sezonunda şampiyon ünvanını geri almak ve 100. yılında futbol şubesinde önemli başarılar yakalamak için kolları sıvadı. Christoph Daum’u görevden alıp yerine Arthur Zico gibi önemli bir futbol adamını takımın başına getiren Aziz Yıldırım, aktif bir transfer politikası izledi ve birçok oyuncuyu takımdan gönderirken önemli yeni transferler de yaptı. Tümer Metin, Uğur Boral ve Rüştü Reçber gibi üç önemli yerli oyuncu transferini Diego Lugano, Mateja Kezman, Edu Dracena ve Deivid de Souza gibi dört önemli yabancı oyuncunun transferi izledi. Bu sezonda iyi bir futbol ortaya koyan Fenerbahçe, UEFA Kupası’ndan şanssız bir şekilde elenirken Turkcell Süper Ligi’nde de rakiplerine önemli bir üstünlük sağlayarak şampiyonluğa ulaştı.

Fenerbahçe’yi futbol arenasında bir dünya kulübü yapmayı kafasına koyan Aziz Yıldırım, 2007-2008 sezonunda takımın iskeletini büyük ölçüde korudu ve sadece Avrupa’da kariyerini sürdürmek isteyen Tuncay Şanlı’nın Middlesbrough’ya gitmesine izin verdi. Sol bek pozisyonunda dünyanın en iyisi olan Roberto Carlos’u transfer ederek dünya çapında ses getiren Aziz Yıldırım, bu önemli oyuncunun yanı sıra Gökhan Gönül, Yasin Çakmak, Colin Kazım Richards, Ali Bilgin, İlhan Parlak ve Gökçek Vederson gibi altı önemli yerli oyuncuyu da Fenerbahçe’ye kazandırdı. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden sarı lacivertli takım, önemli takımları geride bırakarak çeyrek finale kadar yükseldi ve dönemin en formda ekiplerinden Chelsea’ye elenerek Avrupa’ya veda etti. Avrupa kupasında önemli bir efor harcayan Fenerbahçe, bunun cezasını ligde geriye düşerek çekti ve sezonu Galatasaray’ın ardından 2. sırada tamamladı.

Dede Faciası

2007-2008 sezonunun ardından takımı başarıyla yöneten Arthur Zicoyla tekrar anlaşmayan Aziz Yıldırım, özellikle Brezilyalı teknik adamın kardeşiyle yaşadığı sorunla gündeme geldi. Bu durumu unutturmak adına 2008 Avrupa Şampiyonası’nda İspanya’yı şampiyonluğa taşıyan Luis Aragones ile anlaşan Aziz Yıldırım, aynı zamanda La Liga’nın gol kralı olan Daniel Güiza’yı ve Galatasaray’ın bünyesinden yetişen en önemli oyunculardan biri olan Emre Belözoğlu’nu da transfer ederek yine önemli transferlere imza attı. 2008-2009 sezonu, Fenerbahçe için adeta bir facia oldu. Şampiyonlar Ligi’ne çok kötü sonuçlar alarak veda eden Fenerbahçe, ligi de dördüncü bitirdi ve tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadı. Aldığı başarısız sonuçların ardından takım içi sorunların ön planda olduğu sarı lacivertli ekip, Luis Aragones’in takımla kimyasının tutmamasının kurbanı oldu.

Yeniden Yapılanma

Bu sezon, Fenerbahçe için bir yeniden yapılanma yılı oldu. Takımın başına bir dönem takımın başından kovaladığı Christoph Daum’u getiren Aziz Yıldırım, olaylı Mehmet Topuz transferini bitirerek yöneticilik kabiliyetini ortaya koydu. Sivasspor’un yıldız stoperi Fabio Bilica, Brezilya milli takımının gediklilerinden Andre dos Santos ve takım arkadaşı Cristian Baroni, Ankaraspor’un yıldız ismi Özer Hurmacı ve Ankaragücü’nün gelecek vaadeden oyuncusu Abdulkadir Kayalı’yı da takıma transfer eden Fenerbahçe başkanı, futbol şubesini iyice güçlendirdi ve sezonun birinci yarısının ardından takımının yarıştığı her kulvarı lider olarak bitirmesini sağladı. Ancak, Fenerbahçe oyuncularının birçoğunun özellikle bu sezon saha dışında karıştıkları olaylarla gündeme gelmesi oldukça dikkat çekiciydi.

Diğer Spor Branşları

Futbol şubesiyle bizzat ilgilenen Aziz Yıldırım, aynı zamanda kulübün diğer sportif branşlarını da boşlamadı. Yaptığı ses getiren transferlerle kulübün erkek basketbol takımı Fenerbahçe Ülker’i 2006-2008 yılları arasında iki kez Beko Basketbol Ligi şampiyonluğuna taşıyan ve her sezon final oynayabilecek bir Euroleague takımına dönüştüren Aziz Yıldırım, bayan basketboluna da ağırlık verdi ve Türkiye’de şampiyonluğa ambargo koyup Avrupa’da da başarılı şekilde mücadele eden bir takım yarattı.

Fenerbahçe başkanının el attığı bir diğer branş olan voleybolda da başarılar arka arkaya geldi. Aziz Yıldırım’ın yönetimin 2007-2008 yılında tarihinin ilk Türkiye Ligi ve Türkiye Kupası şampiyonluklarını yaşayan erkek voleybol takımı, aynı zamanda bu sezon Balkan Kupası şampiyonu olmayı başardı. Giderek yükselen bir grafik çizen bayan voleybol takımının ise, bu sezon yarıştığı her kulvarda rahatça şampiyon olması bekleniyor.

Atletizmde Fenerbahçe’nin iyi olan performansını daha da geliştiren Aziz Yıldırım, kulüp bünyesine Donovan Bailey, Ionela Tarlea, Merlene Ottey ve Tatyana Polnova gibi dünyaca ünlü atletleri ve Kemal Koyuncu, Ercüment Olgundeniz, Anzhela Atroshchenko, Ebru Kavaklıoğlu, Eşref Apak, Halil Akkaş, Karin Melis Mey, Semra Aksu, Filiz Kadoğan, Nevin Yanıt ve Serap Aktaş gibi önemli Türk atletleri kazandırdı. Halil Akkaş, Nevin Yanıt, Karin Melis Mey gibi önemli isimler, halen Fenerbahçe formasıyla mücadele ediyor.

Fenerbahçe, Aziz Yıldırım’ın başkanlığı döneminde yarıştığı diğer spor branşlarında da önemli başarılar kazandı. Boksta Türkiye şampiyonluğunu defalarca kazanan ve Avrupa’da da sporcularıyla önemli başarılar elde eden Fenerbahçe, yüzmede de Türkiye şampiyonalarının birçoğunu kazanan takım oldu. Kürek branşında Türkiye şampiyonluğunu son 10 senede 8 kez kazanan sarı lacivertli kulüp, masa tenisinde de son senelerde Türkiye Ligi ve Türkiye Kupası şampiyonluğunun en önemli adayı haline geldi ve 2008-2009 sezonunda her iki turnuvayı da kazandı. Fenerbahçe’nin halen beklenen başarıyı elde edemediği tek branş olarak, yelken sporunu gösterebiliriz.

Tesisleşme Mucizesi

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım, aynı zamanda tesisleşme konusunda da önemli adımlar attı ve Fenerbahçe’ye Avrupa’nın sayılı stadyumlarından biri olan Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nu adeta hediye etti. 48,000 seyirci kapasiteli bu stadyum, Fenerbahçe’nin eski stadyumunun ciddi bir revizyondan geçmesiyle ve yapılan önemli yatırımlarla şimdiki haline geldi. Türkiye’nin en modern ve 2. en büyük stadyumu olan Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Aziz Yıldırım’ın en önemli eserlerinden biri olarak gözüküyor. Fenerbahçe’nin yaptığı büyük transferlerde bu stadyumun sağladığı ciddi gelirin önemli bir etkisi olduğunu vurgulamak gerekir. Aynı zamanda, bu stadyumda taraftarların kendi koltuklarında rahatça maç seyretmeleri, üst düzey hizmet almaları, maçı seyretmeyen taraftar gruplarının bulunmaması ve tribün gruplaşmalarının dağıtılması da, tüm bu işlerde müdahelesi olan Fenerbahçe başkanının önemli başarıları arasında gösterilebilir.

Stadyumun yanı sıra Samandıra’daki antreman tesisleri, büyük bir değişime uğrayan Kalamış’taki sosyal tesisler, Dereağzı’ndaki eski tesisler vb. birçok tesisle Fenerbahçe, tesis anlamında oldukça zengin bir kulüp haline geldi. Ataşehir’deki spor kompleksi gibi önemli projeleri halen gündeminde olan Aziz Yıldırım, iş hayatında müteahhitlikte gösterdiği beceriyi Fenerbahçe’ye de taşımayı başardı.

Gündemin Ortası

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım, genelde spor kamuoyunun gündeminin ortasında yer almayı başarıyor. Futbol takımına fazlaca müdahil olduğu bilinen Fenerbahçe başkanı, aynı zamanda Kulüpler Birliği’nin de başkanlığını yürütüyor. Geçtiğimiz günlerde hakem hatalarına isyan eden ve Kulüpler Birliği’ndeki görevinden istifa eden Aziz Yıldırım, daha sonra ısrarlarla görevine geri döndü ve hakemlere olan eleştirilerini sürdürdü. Bu konuşmanın ardından iki hafta üst üste Fenerbahçe’nin lehine bariz hakem hatalarıyla puan kazanması ve rakiplerinin aleyhine ciddi hakem hataları yapılması, kafalarda birçok soru işareti uyandırdı. Sözünü pek sakınmayan ve gerektiği zaman sesini çıkararak takımının hakkını savunan Fenerbahçe başkanı, bu özelliğiyle Fenerbahçe taraftarlarının çok desteklediği ve rakip takımların taraftarlarının ciddi şekilde tepki gösterdiği bir isim.

Aziz Yıldırım’ın kamuoyundaki yeri, sadece futbol sayfalarıyla sınırlı değil. Geçtiğimiz aylarda patlak veren Kerem Gönlüm’ün doping skandalının ardından Mario Kasun’da da aynı maddenin rastlanması, geçtiğimiz sezon şampiyonluğu trajik bir şekilde Efes Pilsen’e kaptıran Fenerbahçe’nin başkanını harekete geçirdi. Bu olayları sonuna kadar takip edeceğini belirten Aziz Yıldırım, açıklamalarıyla Efes Pilsen kulübüyle ve yönetimiyle oldukça ters düştü. Basketbol ve voleybol takımlarına yakın ilgi gösteren Fenerbahçe başkanı, gerektiği zaman bizzat bu branşlardaki gelişmelerle ilgili yorum yapıp üzerine düşen görevleri yerine getiriyor.

Kıssadan Hisse

Fenerbahçe kulübünün tarihindeki 52. başkanı olan ve 1998 senesinden beri bu görevi yürüten Aziz Yıldırım, adını şimdiden kulübün tarihine altın harflerle yazdırdı. Çeşitli branşlarda elde edilen önemli sportif başarıların yanı sıra tesisleşme ve satış & pazarlama konularında da önemli aşamalar kaydeden Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kulübüne sağlıklı bir maddi yapı kurmayı başardı. Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’ndan elde edilen bilet gelirleri, Fenerium’dan gelen ürün satışı gelirleri ve reklam & sponsorluk gelirlerinden oluşan güçlü bir finansman yapısı kuran Fenerbahçe başkanı, kulübü başarılı bir iş adamı gibi yönetti ve her zaman başarılı iş adamlarını yönetimine dahil etti. Mevcut yönetimde bulunan Ali Koç, Abdullah Kiğılı, Murat Özaydınlı, Nihat Özdemir, Şekip Mosturoğlu, Cihan Kamer, İlhan Ekşioğlu, Serhat Çeçen ve Ömer Temelli gibi isimlerin Aziz Yıldırım’ın başarısında önemli payları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak, Fenerbahçe başkanının bazen eleştirileriyle ve hareketleriyle sınırları zorladığını da söylememiz gerekir. Zaman zaman çeşitli kulüplere ve federasyonlara ciddi şekilde yüklenen Aziz Yıldırım’ın aynı zamanda Fenerbahçe’nin takımlarına da gerekli gördüğü zamanlarda bizzat müdahil olması, başarılı başkanın en olumsuz yönleri olarak gösterilebilir. Özellikle futbol takımının kötü sonuçlar alması halinde ortaya çıkan Aziz Yıldırım’ın sert ve radikal müdaheleleri, Türk spor kamuoyunda “Azizsilin” diye bir kavramın ortaya çıkmasına bile yol açtı.

Uzun lafın kısası, Aziz Yıldırım yönetiminde Fenerbahçe’nin önemli bir aşama kaydettiğini ve dünya çapında tanınan bir kulüp haline geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda, Aziz Yıldırım döneminde transfer edilen Roberto Carlos, Alex de Souza, Pierre van Hooijdonk, Kennet Andersson, Nicolas Anelka, Diego Lugano gibi dünyaca tanınmış yıldızların mutlaka önemli bir katkı olmuştur. Tesis yatırımları, elde edilen sportif başarılar ve kulübün yükselen marka değeri, Aziz Yıldırım’ın hatırlanacak eserleri olarak kalacaktır. Ancak, Fenerbahçe başkanının aynı zamanda özellikle federasyona ve kurumlarına yönelttiği sert demeçleri, oldukça baskın başkanlık stili ve rakip takımlarla olan sürtüşmeleri de, en az bu eserler kadar akıllarda kalacaktır.

Ağu
3

U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası: Finaller

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

ukraysampi.hlarge

Finalde İngiltere’yi 2-0 İle Geçen Ev Sahibi Ukrayna 2009 UEFA U-19 Avrupa Şampiyonu Oldu

Ogün Temizkanoğlu yönetimindeki Türkiye U-19 takımının şampiyonluk iddiasıyla çıktığı; ancak iyi futbol oynamalarına karşın gruplarında 1 puan alarak son sırada kaldığı UEFA U-19 Avrupa Şampiyonası dün akşam sona erdi.

Yarı Final: Ukrayna – Sırbistan

Ev sahibi Ukrayna, perşembe gecesi yarı finalde turnuvanın sürpriz takımı Sırbistan’ı 3-1 yenerek geçtiğinde herkes iyice şaşırmıştı. Çünkü her ne kadar ev sahibi olmanın verdiği avantaj ve fiziğe dayalı futbollarıyla Ukrayna güçlü bir ekip olduklarını herkese gösterse de, grupta iki beraberliğin ardından son maçta da on kişi kalıp son dakikalarda buldukları gol ile ucu ucuna yarı finale kalmışlardı. Ayrıca son İsviçre maçında kırmızı kart gören Kaverin ve sarı kart cezalısı durumuna düşen Rybalka’yı da kaybeden Ukrayna’ya yarı finalde flaş ekip Sırbistan karşısında pek de şans tanınmıyordu.

Bir kez daha futbolun ihtimaller ve kâğıt üzerindeki kadroyla değil de sahada oynanıp kazanıldığını gördük. Özellikle Ukrayna’nın daha ilk dakikada bulduğu gol ile seyirci baskısını da kullanmasıyla Sırbistan rakibine direnemedi ve yarı finalde turnuvaya veda etti.

Yarı Final: İngiltere – Fransa

Diğer yarı finalde de A Grubu’nu lider bitiren İngiltere B Grubu’nun ikincisi Fransa ile karşılaştı. Bu maç da diğer yarı final gibi erken gollerle hızlı başladı; ancak maç sonuna kadar karşılıklı iki golden başka gol olmayınca uzatmalara geçildi. Tabi 71. dakikada Fransa’nın on kişi kaldığını da atlamayalım.

Uzatmanın hemen başında gelen erken bir İngiltere golü zaten bir kişi eksik oynayan Fransa’nın direncini iyice kırdı. Uzatmanın ilk devresi bitmeden de İngiltere farkı ikiye çıkarınca tarihlerinde ikinci defa U-19 Avrupa Şampiyonası’nda final oynayacakları belli oldu.

Final: İngiltere-Ukrayna

Ve final günü geldi çattı. 2005 yazında Fransa karşısında bu organizasyonun finalinde oynayan ancak o gün kaybeden İngiltere takımı bu sefer kupayı almak istiyordu. Öte yanda ise ev sahibi Ukrayna hem ülke tarihinde hem de turnuva tarihinde bir ilki gerçekleştirmek niyetindeydi. Eğer Ukrayna kupaya uzanırsa bu kupa uluslararası platformda herhangi bir düzeyde Ukrayna’nın kazandığı ilk kupa olacaktı ve aynı zamanda U-19 Avrupa Şampiyonası’nda ilk defa bir ev sahibi ülke kupayı kaldırmış olacaktı. Acaba Ukrayna U-19 takımı geçtiğimiz ay düzenlenen Konfederasyon Kupası’ndaki ABD takımı gibi finalde boyun mu eğecekti yoksa evinde oynamanın da avantajıyla bu rüyayı mutlu mu sonlandıracaktı?

Maç başladığında Donetsk’teki Olympiyskiy Stadı’nda bulunan 25,000 taraftar hem Ukrayna’da futbolun ne kadar sevildiğinin göstergesi hem de bu genç oyuncular için moral verici bir durumdu. Elbette bir de ev sahibi Ukrayna maça gene erken golle başlayınca tribündeki havayı siz düşünün. 5. dakikada Garmash köşe vuruşundan gelen topu ön direkte güzel bir biçimde ayağının içiyle ağlara yollayınca Ukrayna gene istediğini elde etmiş oldu. Artık 1-0 öndeydiler ve sert futbollarıyla rakiplerinin pozisyon bulmasına izin vermeyeceklerdi. Zaten ileride Welbeck’i tek forvet olarak bırakan İngilizler geriye yaslanmış bir Ukrayna karşısında daha da zorlanmaya başladılar. Topa sahip olma oranlarında İngiltere üstün gibi gözükse de Ukrayna akıllı futbolu ve etkili kontra ataklarıyla İngilizlere hiç tam anlamıyla risk alıp hucüm etme olanağı tanımadı.

İkinci yarının hemen başında Ukrayna Korkishko’nun mükemmel serbest vuruş golü ile durumu 2-0 yapınca artık Ukraynalı izleyiciler zafer şarkıları söylemeye başladılar. Bu devre ilkine göre daha monoton geçse de Ukrayna hiç disiplinden kopmayarak bize Sovyet Rusya zamanlarındaki Doğu Avrupa futbolunu anımsattı.

Son düdüğün ardından gruptan son maçın son anında zar zor çıkıp finale kadar gelmiş, ama finalde etkili bir futbolla zaferi hak etmiş olan Ukraynalılar şampiyonluğu doyasıya kutladılar.

Tem
20

U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası Başlıyor

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

u19_221 Temmuz – 2 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek UEFA U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası birçok genç yeteneği gözler önüne serecek. Haziran ayında gerçekleştirilen U-21 Avrupa Şampiyonası’nı yakından takip eden biri olarak bu turnuvayı da açıkçası merakla bekliyorum. Bu turnuva, U-21 turnuvasındaki yıldız oyuncu sayısına göre daha küçük bir yaş grubuna ait olduğundan, daha çok potansiyel yıldızları barındıran bir turnuva olarak görülüyor.

İlki 1948 yılında ‘FIFA Junior Tournament’ (FIFA Gençler Turnuvası) olarak başlatılan bu organizasyon, 1980 yılında UEFA Avrupa Şampiyonası haline getirildi. 1980 yılında U-18 olarak oynanan bu turnuva daha sonra oyuncu statülerinin ve FIFA kurallarının sıklıkla değişmesi nedeniyle önce U-17 oldu, daha sonra ise şu anki hali olan U-19 olarak oynanmaya başlandı.

Son 5 sezonda bu turnuvayı İspanya takımı 3 defa kazandı ve İspanya A Milli takımının şu anki kadrosunu düşündüğümüzde, bu turnuvadaki oyuncuların ve takımların performanslarını inceleyerek aslında bundan üç dört sene sonra hangi ülkenin daha başarılı olacağını tahmin edebiliriz.

Bu seneki turnuvanın bizim için önemli kısmı ise son sekiz takım arasında Ogün Temizkanoğlu’nun yönetimi altında Türkiye’nin de mücadele edecek olması. A ve B grubu olarak dörderli iki gruba ayrılan takımlar şöyle: A Grubu: Ukrayna, Slovenya, İngiltere ve İsviçre. B Grubu: Fransa, Sırbistan, Türkiye ve İspanya.

Aslında A Milli takımlar seviyesinde düşünürsek bizim gruptaki rakiplerimiz diğer gruba göre daha dişli gözüküyorlar. Ancak bu yaş kategorisinde A Milli takımlarda olduğu kadar kalite farkı olmadığından bütün takımların şansı aşağı yukarı eşit görünüyor.

u19_1

Maçlar başlamadan önce bu sekiz takımda bulunan bazı yakından izlemeye değer oyuncudan bahsedelim. Türkiye takımından başlarsak öncelikle göze çarpan bir oyuncudan ziyade bir takım oluyor. U-19 Milli takımımıza en çok oyuncu veren kulübün Galatasaray (5 futbolcu) olduğunu görüyoruz. Galatasaray’dan sonra Bursaspor da üç oyuncu ile geleceğe yatırım yaptığı aşikar olan bir başka kulübümüz. Beşiktaş iki oyuncu ile temsil edilirken Fenerbahçe’den kimsenin olmaması aslında Fenerbahçe’nin oyuncu yetiştirme politikasında yıllardır tartışılan ‘alt yapıya önem vermeme’ sorunu bir kez daha gözler önüne seriliyor. Türkiye’nin bu turnuvadaki kozları Avrupa’da birçok kulübün yakından takip ettiği Bursasporlu Sercan Yıldırım ve Beşiktaş’ın yeni transferi Rıdvan Şimşek olacak. Tam kadromuz ise şu şekilde: Murat Akça, Emirhan Ergün, Çetin Güngör, Sinan Osmanoğlu, Fatih Serkan Kurtuluş (Galatasaray A.Ş.), Eren Albayrak, Serdar Aziz, Sercan Yıldırım (Bursaspor) Umut Sözen, Özgür Çek (Ankaraspor A.Ş.), Necip Uysal, Rıdvan Şimşek (Beşiktaş A.Ş.) Metin Uçar, Soner Aydoğdu (Gençlerbirliği), Bayram Olgun (MKE Ankaragücü), Uğur Parlak (Dardanelspor A.Ş.), Tunay Torun (Hamburger SV), Onur Ayık (SV Werder Bremen), Yavuz Özsevim (Dardanelspor A.Ş.).

İngiltere

İngiltere Milli Takımı’nda benim gözüme çarpan iki futbolcu Premier Lig’de de zaman zaman görev alan Manchester United’lı Danny Welbeck ve Arsenal’li Gavin Hoyte. Alex Ferguson ve Arsene Wenger’in genç yeteneklere ne kadar önem verdiğini hepimiz biliyoruz. Her sezon en az bir iki oyuncuyu A takıma ve dolayısıyla da genç milli takımlara kazandırıyorlar.

Fransa

Fransa takımında ise forvet hattında Damien Le Tallec izlenmesi gerek bir genç yetenek. Stade de Reims takımında pek şans bulamasa da milli takımlar seviyesinde çok sayıda maç yapmış deneyimli bir genç oyuncu. Bakalım Fransa’nın skor yükünü sırtlayabilecek mi?

İspanya

İspanya takımında ise en deneyimli oyuncu olarak görünen Camacho sakatlığı dolayısıyla turnuva kadrosundan çıkarıldı ve bu İspanya’da şok etkisi yarattı. Ağabeylerinin geçtiğimiz yaz kazandığı Avrupa Şampiyonası ile onlardan da beklenti elbette şampiyonluk.

Diğer Milli Takımlar

İsviçre, Slovenya, Sırbistan ve ev sahibi Ukrayna takımları ise daha çok yerel takımlarında oynayan genç yeteneklerden oluşan takımlar. O yüzden bu takımlarda oynayan oyuncular hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu turnuvadan sonra eminim bu takımlardan da bazı oyuncular kendilerini gösterip transfer konusu olacaklardır.

Özellikle son yıllarda UEFA’nın hem maddi hem de manevi olarak genç oyuncu yetiştirme konusuna büyük bir ağırlık verdiğini biliyoruz. Ayrıca her sene Avrupa’daki liglerde yer alan takımların daha fazla altyapıdan oyuncu bulundurmasını sağlayacak kurallar koyduğunu da biliyoruz. Böylece U-19 Avrupa Şampiyonası gibi turnuvaların önemi daha da artıyor; çünkü kulüpler altyapılarında daha çok oyuncu yetiştirip bu tip turnuvalarda bu oyuncuları dünya piyasasına sunma imkanı buluyorlar. Elbette oyunculara da gelecek kariyerleri için çok büyük bir imkan doğmuş oluyor. Son söz olarak, umarım çekişmeli ve üst düzey futbolun olduğu bir turnuva izleriz ve Türkiye takımı 1992 yılından sonra bir kez daha şampiyonluk sevincini bizlere yaşatır.