Browsing articles tagged with " Nike"
Ara
4

Mia Hamm Barcelona’da, LeBron James NFL’de!

Hemen panik yapmayalım, bunlar birer transfer haberi değil. Değişik marka elçilik öyküleri sadece.Spor odaklı pazarlama kampanyaları ile marka elçisi olarak sporcuları tercih eden pek çok marka var. Firmalar sporcuların sahip oldukları hayran kitlesi ve bu kitle üzerindeki etkilerini düşünerek farklı segmentlerdeki farklı tüketiciler için  farklı bir sporcu ile çalışarak tüketicilerine ulaşmaya çalışıyor. Erkeklere yönelik bir ürün için NBA’den Dennis Rodman, Allen Iverson gibi yıldızlar, kadınlara yönelik ürünler için Maria Shrapova gibi bir sporcu güzel marka elçisi olabilir. Bu kapsamda genelde spor yıldızlarını spor dışı markaların veya kendi spor organizasyonlarının yüzleri olarak görmeye alıştık. 

Fakat sporcuları elçiliklerini yaptıkları markalar aracılığıyla veya diğer sebeplerden başka spor dallarının kamoanyalarında görebiliyoruz. Bunun en güzel örneği Nike’ın 2006’daki kampanyası. Bu kampanyada Lance Armstrong, Serena Willams gibi sporcuları kendi dallarının haricindeki sporlarda mücadele ederken görmüştük. Örneğin Lance Armstrong’u boks, Andre Agassi’yi beyzbol, Serena Willams’ı da play voleybolu oynarken izlemiştik. Tabii bu kampanyada sporcular bu spor dallarının tanıtımını yapmıyorlardı. Fakat bu yıl iki sporcunun kendi kulüpleri ve spor dallarının dışında yaptıkları marka elçilikleriyle ilgili iki güzel örnek gördük.

Barcelona Vakfı  Reklamlarında Alışılmadık Bir Yüz

İlki futbolun efsane isimlerinden birinin Barcelona kulübünün ve vakfının tanıtım elçisi olması. Bunun neresi ilginç derseniz, bu futbolcunun Barcelona kulübünde hiç oynamamış bir oyuncu, hatta Avrupa’da hiç oynamamış bir isim hatta kadın olduğunu söylesem. Amerikan Bayan Futbol Milli takımının efsane yıldızı Mia Hamm’den bahsediyorum. Bayan futbolunun en tanıdık simalarından Mia Hamm, bugüne kadar dünya çapında forması en çok satılmış oyunculardan biri. 37 yaşındaki Mia Hamm, Amerika takımı ile birlikte 2 olimpiyat altın madalyasına ve 2 Dünya Kupası (1991 ve 1999) şampiyonluğu yaşamış bir futbolcu. Barcelona Kulübü Mia Hamm’le Barcelona vakfı “La Fundanció”un tanıtımı için 3 senelik bir anlaşma imzaladı. Anlaşma kapsamında Mia Hamm vakfın tanıtımının yanısıra kulübün dış pazarlarda özellikle Amerika’da pazarındaki tanıtımlarında yer alacak. Barcelona kulübü, kendi adına da hayır işleri yürüten Mia Hamm’i seçerek, hem kadın izleyicilere hem de daha çok bayan futbolunun popüler olduğu Amerikalı izleyicilere ulaşmayı amaçlıyor.

LeBron James’in NFL Macerası

Bu senenin başında yine benzer ilginçlikte olan bir marka elçiği örneği daha vardı. NBA’in en büyük yıldızlarında LeBron James, bir sigorta şirketinin reklamlarında yer aldı. Yine böyle yazınca normal oluyor, ama bu şirket LeBron James’in alanı NBA’ye değil, Amerikan Futbol Ligi’ne yani NFL’e sponsor. Reklam filmi de NFL temalı olunca LeBron bir nevi NFL’in marka elçisi olmuş oluyor. NBA yıldızlarını NBA’in “I love the Game” reklamlarında görmeğe alışkın olan izleyiciler için de LeBron’u NFL reklamında görmek oldukça ses getirdi. Kampanya hem LeBron James’in artık kariyerini NFL’de sürdürmek sitediğini açıkladığı komik reklam filmiyle hem de LeBron’un gerçekten NFL’de oynamasını isteyen taraftar ve yorumcuların makaleleriyle viral bir etki yarattı ve bugün hala konuşuluyor. LeBron James’in lisede futbol oynadığı düşünülünce, NFL ihtimali çok da uçuk değil. Reklamı yapan bir sigorta şirketi olmasına karşılık LeBron’un sahip olduğu karizma ve popülerlik eminim NFL’in de işine yaramıştır.

LeBron James’in NFL reklamı  için http://www.youtube.com/watch?v=SvmALPg9Cmk

Spor odaklı pazarlama veya sports marketing için bu tip cesur girişimler genelde oldukça ses getiriyor ve başarılı oluyor. Spor organizasyonlarının ve sponsor şirketlerin ellerindeki yıldız sporcu kaynağını yaratıcı bir şekilde kullanarak tanıtımı eksik spor dalları için kullanmaları durumunda, hem ülkemizde hep diğer diye adlandırlan spor dallarına katkıda blunabilirler hem de ses getiren başarılı çalışmalar yapabilirler.

Eyl
9

Nadal ve Sharapova Nike AW77 İçin Beraber

By Editor  //  Foto Galeriler, Haberler, Tenis  //  No Comments

nadal-sharapova-nike-AW77

Not: Bu fotoğrafların kamera arkası için bkz: Maria Sharapova Nike AW77 Fotoğrafları Kamera Arkası

Rafael Nadal ve Maria Sharapova, Nike markasının en önemli serilerinden olan AW77‘nin tanıtımı için Sofia Boutella, Alexandre Pato, Manny Pacquiao, Kobe Bryant ve LeBron James gibi yıldızların ardından poz verdiler.

nike-sportswear-aw77-hoodie-style-photo-shoot-8

nike-sportswear-aw77-hoodie-style-photo-shoot-10

nike-sportswear-aw77-hoodie-style-photo-shoot-7

nike-sportswear-aw77-hoodie-style-photo-shoot-9

nike-sportswear-aw77-hoodie-style-photo-shoot-6

Ağu
22

Sporcuyla Basketbolcunun Farkı…

Airmax Lebron VII

Geçen hafta Pazar günü gözüm Hürriyet gazetesinin Pazar ekindeki bir röportaja takıldı. Gazetenin Amerika’daki temsilcilerinden Razi Canikligil, Lebron James’in yeni ayakkabısının tanıtımına katılmış ve burada yaşananları Hürriyet okurlarına aktarmış. Ancak, bu yazıda yanlış olan birşeyler vardı…

“Tebrik Etmemek”

Nike firması, sponsor olduğu Lebron James için çıkardığı yeni ayakkabı modeli olan “Airmax Lebron VII” marka ayakkabının tanıtımı için birçok gazeteciyi yıldız basketbolcunun doğup büyüdüğü Akron, Ohio’ya davet etmiş. Burada Lebron James’in yetiştiği kasabada yapılan bir gezinin ardından Lebron James’in de katılımıyla ayakkabının tanıtımı yapılmış. Buraya kadar herşey doğru gibi gözüküyor, ancak iş Lebron James’in bu organizasyonda verdiği röportaja gelince olay tüm sevimliliğini kaybediyor.

Röportajında genelde kalıp sözler kullanan, lise mezunu olmasına rağmen “önce dersler, basketbol ikinci planda olmalı” gibi erdemli cevaplar veren yıldız oyuncu, medya danışmanlarının da yönlendirmesiyle verdiği bu röportajın sonunda geçtiğimiz sezon Orlando Magic’e elendiği maçtan sonra neden Hidayet Türkoğlu ve Dwight Howard’ı tebrik etmediğiyle ilgili soruya verdiği cevapla adeta foyasını ortaya çıkarmış ve gerçek yüzünü göstermiş.

Yaptığından pişman olmadığını vurgulayan ve savaşçı olduğunu, yenilgiye kabullenmediğini, içine sindirmediğini söyleyen Lebron James, sadece medyayla konuşmadığı için pişman olduğunu belirtmiş. Bu sözleri sarfeden birisi, üst düzey yetenekleriyle ancak yıldız bir basketbolcu olabilir. Ancak, bu oyuncudan hiçbir zaman özendiği ve 23 numarasını taşıdığı Michael Jordan gibi yıldız bir sporcu olmasını kimse bekleyemez. Adil bir karşılaşmada mağlup olduktan sonra rakibini tebrik etmemek ve daha sonra bu davranışının sonuna kadar arkasında durmak, sporun ruhuna ihanettir.

Bu oyuncunun istatistikleri ne söylerse söylesin, Lebron James benim ve birçok basketbolseverin gözünde hiçbir zaman yetenekli bir oyuncu olmaktan ileriye gidemeyecektir. Böyle bir oyuncunun oynadığı takımda huzurun sağlanması, bir takımın ahenk içinde oynaması, kalıcı bir performans sağlanması imkansızdır. Hürriyet yazarı Razi Canikligil, Lebron James’in de katılımıyla yapılan 5er dakikalık maçlarda Lebron Jamesle aynı takıma düştüğünü ve onla oynarken hiç kaybetmemesine rağmen bu oyuncunun böyle bir karşılaşmada bile kimseye pas vermediğini söylemiş. Zaten, bu oyuncunun gerçek yüzünü bu küçük olay bile ortaya sermiştir.

Eğitimin Önemi

Lebron James’in ve bu oyuncuya benzer liseden sonra doğrudan NBA’e katılan oyuncuların yaşadığı disiplin ve uyum sorunları, bir sporcunun gelişmesinde üniversite eğitiminin ve aileden alınan eğitimin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Daha 18-19 yaşında bir anda paraya, şöhrete ve ilgiye boğulan bu isimler, basketbol sahasında beklenen performansı göstermelerine rağmen sahanın dışında oldukça bocalıyorlar. Birçok danışmanın yönlendirmesiyle kendilerine iyi bir medya profili çizmeye çalışan bu isimler, bu çabalarıyla ancak spor ruhundan anlamayan isimleri kandırabiliyorlar. NBA TV’de Lebron James’i bazen sosyal sorumluluk projelerinin tanıtımlarında gördüğüm zaman, bu oyuncunun ne kadar yararlı bir olaya imza attığından çok bu oyuncunun seyrettiğim film hazırlanırken ne kadar kapris yaptığı, oradaki insanlara ne sıkıntılar yaşattığı, sağı solu birbirine kattığı aklıma geliyor.

Liseyi bitirdikten sonra doğrudan veya üniversiteyi yarıda bırakıp NBA’e katılan bu oyuncu grubunun içinde birçok yetenekli basketbolcu var. Bu oyuncuların arasında Amar’e Stoudemire, Tracy McGrady, Kobe Bryant, Carmelo Anthony, Kevin Garnett, Dwight Howard, J.R. Smith, Tyson Chandler, Jermaine O’neal, Shawn Kemp, Allen Iverson, Stephon Marbury ve daha nice NBA yıldızlarını sayabiliriz. Bu oyuncuların birçoğunun ortak özelliği ise, sahadaki başarıları kadar saha dışında yaşadıkları sorunlarla gündeme gelmeleri ve büyük eleştiriler almalarıdır. Profesyonel kariyerlerine başlayana kadar geçim sıkıntısı, aile sorunları vb. dertlerle uğraşan bu isimler, genç yaşta NBA’e adım attıkları an ise bambaşka bir dünyayla karşılaşıyorlar ve bu dünyayı sindirmek de görüldüğü üzere pek kolay olmuyor.

Türkiye Basketbol Federasyonu’nda yaptığım görevler sırasında birçok önemli basketbol adamıyla ve oyuncusuyla tanışma ve çalışma fırsatı buldum. Bu isimler arasında Tim Duncan’ı çok ayrı bir yere koyarım. Wake Forest mezunu olan ve oynadığı dönemde ACC konferasına damgasını vuran yıldız oyuncu, saha içindeki müthiş performansının yanı sıra aile yaşantısıyla, imza attığı sosyal yardım projeleriyle, rakiplerine gösterdiği saygıyla tam bir yıldız sporcu olduğunu gösteriyor. Bence basketbol oyuncusu olmak isteyen genç sporcular, yazımın büyük bölümünde bahsettiğim Lebron James ve bu oyuncuya benzer diğer isimler yerine Tim Duncan gibi bir sporcuyu kendilerine örnek almalılar.

Tim Duncan’ın annesini 14. yaş doğumgününden önce göğüs kanseriden kaybettiğini, annesine ölümünden önce üniversiteyi bitireceğine dair söz verdiğini ve bu nedenle daha erken profesyonel olması için üstündeki büyük baskıya rağmen Wake Forest Üniversitesi’ni onur derecesiyle bitirdiğini, bunların hepsinin yanında Tim Duncan Foundation adında toplumda sağlık bilincini güçlendirmek, Amerika’nın değişik bölgelerinde eğitimi ve sporu desteklemek için bir yardım kuruluşu kurduğunu da belirtmek isterim. Daha fazla söze gerek yok sanırım…

Ağu
9

Maria Sharapova Nike AW77 Fotoğrafları Kamera Arkası

By Editor  //  Fotoğraf Galerisi, Haberler, Tenis  //  No Comments

Maria Sharapova bu fotoğrafları Rafael Nadal ile buradan görebileceğiniz Nike reklamlarında kullanılmak üzere vermişti.

Sharapova_5

Sharapova_7

Sharapova-Modeling-Shoot-5

Sharapova-Modeling-Shoot-3

Sharapova_12

Haz
28

Nike’tan Federer İçin Özel Sayfa

By Editor  //  Haberler, Tenis  //  No Comments

Roger_Federer_nike

Geç kalınmış olsa da işte karşınızda Nike tarafından hazırlanmış Roger Federer hayran sitesi. (bkz. nike/rf)

Ziyaretçilerin şu ana kadarki 14 Grand Slam şampiyonluğu hakkında bilgi alabildikleri ve mesaj yazabildikleri sayfanın ilk ziyaretçisi ise Roger Federerin yakın dostu Pete Sampras.

Sampras mesajında şöyle diyor: “Roger, 15. şampiyonluğunda iyi şanslar. Rekorumu kırma ihtimali olan kişi sen olduğun için çok mutluyum.”

Pete_Sampras_Nike

Haz
26

Nike’ın Pazar Payı Telaşı

Spor giyim markaları sporcuların kıyafet ve ayakkabı sponsorluğunu yaparken onlara bir anlamda stil ve tarz katmış da oluyor. Yıldız oyuncular için sürekli yeni koleksiyonlar çıkarma derdinde olan markalar, bazen bunun sonuçlarına katlanmak durumunda kalıyorlar. Michael Jordan için üretilmiş Air Jordan, özel üretimi aşıp başlı başına bir marka olmayı başarmıştı. Ancak her zaman bu kadar şanslı olunamıyor. Sporcular için farklı koleksiyonlar hazırlayan markaların başında gelen Nike, kimi zaman oyuncuların kariyerleri boyunca taşıyacakları stili yaratmayı başarırken kimi zaman pazarlama heyecanına kapılıp oyuncuları palyoçoya çevirebiliyor.

Tenis: Sporun Podyumu

Wimbledon haricindeki turnuvalarda bir kıyafet yönetmeliği (dress code) olmadığı için kıyafetlerin gittikçe değişip renklenmesi normal. Nike artık bir oyuncu için tek bir kıyafet değil, ceketinden çantasına bütün bir seriyi hazırlıyor; hatta aynı turnuva için birden fazla koleksiyonu da piyasaya sürebiliyor, gece maçları oynanan Grand Slam’lerde yıldız oyuncular için bir gece, bir de gündüz kıyafeti tasarlayabiliyor. Son dönemlerde Nike tarafından özel koleksiyon hazırlanan oyuncular arasında Serena Williams, Maria Sharapova, Roger Federer ve Rafael Nadal var. Nike, bu oyunculara hazırlanan koleksiyonlarını her turnuvadan önce tanıtıyor.

Teniste özellikle kadınların kıyafetlerinin artık Ralph Lauren, Balenciaga defilelerinde gördüğümüz kıyafetlerden farkı kalmadı. Gittikçe kısalan etek boyları, gece kıyafeti olarak giyilebilecek kıyafetler, yelekler, ceketler… Kadın kıyafetlerinde Nike’ın en güzel bulunan ve en çok takip edilen kıyafetleri elbette Maria Sharapova’nınkiler. Doğal olarak Nike’ın en çok satılan tenis kıyafetleri de onlar oluyor. Sharapova, Nike tarafından her turnuvada yapılmış başarılı marka konumlandırılması sayesinde güzellik ve zerafeti simgeleyen kıyafetlerle kendi stilini oluşturuyor. En çok konuşulan kıyafetleri, 2007 US Open’da giydiği New York siluetli kıyafeti ve 2008 Wimbledon’daki yelek smokin karışımı transparan kıyafeti olan Sharapova, bu yoğun ilgiye elbette yabancı değil. Nike’ın tartışma yaratan tenis koleksiyonlarına bir örnek de, Sharapova’nın 2008 Wimbledon kıyafeti… Pek çok oyuncu ve yorumcu tarafından gülünç bulunan tasarım Sharapova’nın kıyafetleriyle uğraşmaktan tenis oynayamadığı iddialarına da sebep olmuştu.

Nadal ve Federer: Nike rotadan saptı

Sharapova vakasının benzerini, Nadal ve Federer son iki Grand Slam’dir yaşıyor. Özellikle Nadal’ın sene başından beri geçirdiği değişim herkes tarafından tartışılıyor. Rafael Nadal 2005 yılında büyük çıkışını yaptığında Nike ona kolsuz tişört – kapri pantolondan oluşan ve tarzını yansıtan bir seri hazırlamıştı. 2009 yılına kadar da bu tarz devam etti. Kapri pantalon çok ilgi görmese de, kolsuz tişört Nike için teniste oldukça karlı bir ürün grubu yarattı. Marka konumlandırmasında Nadal asilik, enerji ile Federer ise beyfendilik ve asalet ile bağdaşlaştırılmıştı. Nadal’ın apaçi stili Federer’in beyefendi stiline karşı gençlerin ilgisini çekti. Nadal yeniyi, Federer eskiyi temsil ediyordu. Ancak Nike, Nadal için yarattığı bu kadar başarılı bir tarzı, ne giydirirsem yakıştırım diyerek bozdu ve kendi bindiği dalı kesti. Nike’ın ilk Nadal hamlesi Avustralya Açık’taki kollu tişört oldu. Herkesi şaşırtan değişiklik çok beğenilmese de yadırganmadı. Ancak ardından gelen polo yaka stili hem Nadal’a yakışmadı hem de batıl inançları kuvvetli olan Nadal’ın rituelini bozmuş oldu. En son Roland Garros’ta yaşanan pembe tişört faciası da artık Nike’ın yeni stil üretirken bazı dengeleri bozduğunu gösterdi.

Nadal’ın pembe tişört faciasının üstünden çok geçmeden Roger Federer’in Wimbledon koleksiyonu tartışılmaya başlandı. Geçtiğimiz senelerde, ekselansları Federer için altın işlemeli yelek ve pantolon hazırlayan Nike, bu sene avcı montuyla ve altın baskılı çantayla Federer’i korta çıkarak izleyenlerin Londra moda haftasına mı yoksa tenis maçına mı geldiklerini sorgulamalarına neden oldu. Son koleksiyonla Federer’in beyfendi imajı Nike tarafından gittikçe züppeliğe doğru kaydırılmış oldu.

Amaç Sadece Pazar Payı Olmamalı

Nike spor giyiminde tarzı ve stili simgeleyen ve benim de dahil olduğum kalabalık bir grup tarafından fanatiklik derecesinde takip edilen bir marka. Hatta Nike spor modası kavramını oluşturan marka olarak biliniyor. Ancak kimi zaman yeni tarzlar denerken pazarlama hırslarının kurbanı olabiliyor. Agassi’nin ilk yıllarını hatırlayalım. Uzun şaçlar, haç küppeler, bunlara ek olarak Nike’ın hazırladığı palyaçovari renkli kıyafetler. Her zevke hitap edip pazar payı kazanmak için yapılan o kıyafetleri pek çok insan hatırlamak bile istemiyor. Agassi için daha sonra kitleleri peşinden sürükleyen bir tarz oluşturuldu ama o rengarenk t-shirtler yine Nike’ın pazarlama stratejisinin kötü bir yansıması olarak kaldı. Aynı şekilde Nadal’a erkeklerin pek çoğu tarafından tercih edilmeyecek renkler giydirmek, Federer’i tenisçiden çok golfçüye benzetmek Nike’ın pazar payı açlığının kötü sonuçları oluyor. Markalar için pazar payı önemli ama özellikle Nike’ın tarzı ve yarattığı stil müşterileri için çok daha önemli. Bu yüzden spor kıyafetlerinde yeni açılımlar güzel ama müşterileri kendine bağlayan bir takım özellikleri değiştirmemek gerekiyor.

Haz
6

NBA Dış Pazarlar Pazarlama Stratejileri

Bir spor dalının veya bir ligin pazarlanmasına en iyi örneklerden biri olan NBA, Amerikan Basketbol Ligi olarak kurgulanmış olsa da farklı ülkelerden pek çok oyuncu ve dünyanın her yerinde taraftar kitlesine sahip olmasıyla, esasında uluslararası bir organizasyondur. NBA’in dış pazarlara pazarlamasında Avrupa ve özellikle yeni gelişen Çin önemli bir yere sahip. NBA’in temel pazarlama stratejisine baktığımızda “Global Düşün, Yerel Hareket Et” (Think Global, Act Local) prensibiyle hareket ettiğini görüyoruz. Bu sebeple ana ürün Kuzey Amerika pazarıyla sınırlı olsa bile, diğer pazarlar için yoğun pazarlama kampanyaları yürütülüyor. Hiç bir spor basketbol kadar global başarıya ulaşmazken, hiç bir lig bu kadar global ilgiye maruz kalmıyor. Bu başarıya ulaşırken, NBA’in başka ülke pazarlarını fethetmek için uyguladığı belli başlı bir kaç strateji var.

Oyuncular: Son yıllarda NBA’deki yabancı sayısı gittikçe artıyor; bununla birlikte ulaşılan ve fethedilen ülke sayısı da artmakta. Tony Parker, Dirk Nowitzki gibi yıldızlar Avrupa’nın, Yao Ming ise Çin’in NBA’ye olan ilgisini son bir kaç yıl içinde katladılar. Türkiye örneğinde de gerek basının gerek izleyicilerin NBA’ye olan ilgisi Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu’yla birlikte çok arttı. Ayrıca Türkiye NBA’i, NBA de Türkiye pazarını keşfetmiş oldu. NBA de bu ilginin farkında olarak Avrupalı oyunculara büyük önem veriyor. Örneğin play-off finalleri için hazırlanan postelerde Lakers tarafında Kobe Bryant ile beraber Pau Gasol yer alırken, Orlando Magic’te Dwight Howard’la birlikte Hidayet yer alıyor. Yıldız oyuncular kadar yabancı uyluklu oyuncular da pazarlama stratejisinde önemli bir yer tutuyor.

NBA Tour: NBA, yayınlarının dışında, ulaşılmak istenilen pazarlara bizzat NBA’yi götürerek farklı bir pazarlama stratejisine de sahip. Avrupa’daki ilk NBA maçı 1993 yılında Wembley Arena’da yapıldı. 2006′dan itibaren ise NBA Avrupa turu organize bir yapıya kavuştu. 2006 yılında Philadelphia 76ers’in ve CSKA Moskova’nın finalini oynadığı turnuva ile başlayan NBA Europe Live Tour, NBA takımlarının Euroleague takımlarıyla oynamalarını sağlayarak NBA’yi Avrupalıların ayaklarına kadar getirmiş oldu. Avrupa Turunu pek çok sponsor destekliyor; ama en büyük pay turun ana sponsoru Avrupa pazarının fethetmek isteyen büyük oyun firması EA Sports’a ait. NBA Europe Live Tour her sene çeşitli sebeplerden dolayı konsept değiştiriyor. 2007′de turnuva konseptinden özel maçlara dönülürken, 2008′de Euroleague’ten izin alınamaması sonucu sadece NBA takımları arasında yapılan özel maçlara dönüştü. NBA Europe Live Tour’da bu sene ise büyük ihtimalle sadece iki maç oynanacak. Utah Jazz, Madrid’de Real Madrid ile, Londra’da da Chicago Bulls ile özel iki maç yapacak. Europe Live Tour’un maç sayısının ve katılan takım sayısı azlığı NBA’in hem ekonomik krizden etkilendiğinin hem de Live Tour konseptini henüz başarılı bir şekilde oturtamadığının önemli bir göstergesi. Bir dönem David Stern sezon içi maçlarının da Avrupa’da oynabilmesi için çalıştıklarını söyleyerek Avrupa seyirciler için büyük heyecan yaratmıştı; ama henüz NBA’in Avrupa’ya taşınması ihtimali uzak görünüyor.

NBA Çin’deki tanıtım faaliyetlerini ise Avrupa’daki gibi NBA Starlarını Çin’e götürerek yapıyor. Bugüne kadar Kobe Bryant, Allen Iverson, LeBron James, Kevin Garnett gibi pek çok yıldız hem Adidas, Nike ve Reebok gibi sponsorlar hem de NBA tarafından Çin’e götürülerek NBA’in tanıtımını yaptı. Bunun yanında sezon öncesi hazırlık maçlarından bazıları Çin’de ve Japonya’da oynanıyor. NBA senede 60 milyon dolar gelir elde ettiği uzakdoğu pazarı için Çin’de bir NBA şubesi açarak genişleme stratejisinin ne kadar ciddi olduğunu kanıtladı.

Yayın Hakları: Spor endüstrisinin en önemli gelir kalemini oluşturan maç yayınları önemli bir pazarlama aracı olarak kullanılırken aynı zamanda NBA’in diğer ülkelerden elde etmek istediği en büyük gelir kaynağını oluşturyor. NBA dış pazarlara yayılmak için hem yerel kanallara satılan yayın haklarıyla hem de o ülkelerdeki NBA TV yayınlarıyla NBA’i tüm dünyaya tanıtıyor ve izletiyor. Yaklaşık 215 ülkede 45 farklı dilde NBA maçları yayınlanıyor. Toplamda 3 milyara yakın kişi NBA maçlarını izleme fırsatına sahip oluyor. NBA sadece maçlarla değil, NBA temalı diğer programlarla tüm dünyadaki taraftarlara içeriğini ulaştırabiliyor.

NBA Mağazaları: NBA için önemli gelir kaynaklarından biri de forma satışı. Dış pazarlarda taraftarları lisanslı ürünlere kaydırabilmek için yıldız oyuncu desteğinin haricinde satış noktaları oluşturmak en NBA için önemli bir adım. NBA başta Çin olmak üzere bazı ülkelerde NBA mağazaları açmaya başladı. 2007 yılındaki NBA Europe Live Tour kapsamında İstanbul’da Adidas mağazasının için açılan NBA konsept mağazası şu an için Avrupa’daki tek NBA konsept mağazası. NBA konsept mağazalarının Avrupa’nın diğer ülkelerinde de açılması planlanıyor.

NBA bir sporun pazarlamasının nasıl yapılacağına en güzel örneklerden biri. Taraftarların ve sporseverlerin izleyebilecekleri pek çok spor dalı var; ama hangi sporu izleyecekleri genellikle maruz kaldıkları pazarlama aktiviteleri ile belirleniyor. NBA, Amerika’da ve diğer ülkelerde farklı spor dalları ve liglerle rekabet ediyor. Ama NBA kendi ihtişamının rehavetine kapılmayıp izleyici çekebilmek için her türlü yöntemi deniyor. İşte bu şekilde Amerikalıların Basketbol Ligi Avrupa’nın ve diğer ülkelerin yakından takip ettiği önemli bir spor aktivitesi halini alabiliyor.

Mar
10

Müzik ve Spor

By Editor  //  Futbolmag  //  No Comments

Müziğin, sporda performansı yükseltmek açısından bir etkisi olduğunu görmezden gelmek güç. Günümüzde sinemada en az filmlerin kendisi kadar dikkat çeken müziğin önemini, spor organizasyonları ve medya da iyi bilmektedir.

Müziğin yarattığı etkinin yansımalarına güzel örneklerden biri, meşhur Şampiyonlar Ligi Tema Müziği‘dir. Belki de UEFA Şampiyonlar Ligi’nin diğer organizasyonlardan farklı bir havada yaşanmasını sağlayan şey, İngiliz Royal Flarmoni Orkestrası tarafından icra edilmiş o harika müziktir. Ekran başında o sesi duyduğumuzda, futbolcuların stadyumda o müzik çalarken hissettikleri heyecanı paylaşırız.

Bazı müzikler ile sporcuların tarzları adeta özdeşleşmiştir. Bunun farkında olan medya da, hazırladığı görüntülere uygun müzik bulmakta zorlanmaz. Futbol sahalarında Kezman’ı gördüğümüzde Disko Partizani şarkısını duyar gibi oluruz. Tierry Henry’nin, Anelka’nın ve özellikle Kazım-Kazım’ın stilleri sanki maçtan önce Bir 50 Cent ya da bir G-Unit dinlemiş gibidir. Sergio Mendes şarkıları dinlendiğinde ise hep o Rio kumsalıyla ve Joga Bonito tarzı oyunla bütünleştirilir. Ronaldinho Sergio Mendes’i, Eto’o ise Afrika’nın sert ve seri ritimlerini dinlemiş gibi çıkar sahaya..

Müzik ve spor arasındaki etkileşimde, basketbol ve özellikle NBA ile bütünleşmiş Hip-Hop ve R&B müziğini de unutmamak gerekir. Basketbol adeta Hip-Hop’ın o güzel ritmiyle oynanmaktadır. Zaten organizatörler de bunun farkında olup sürekli bu tarz müzikleri spor salonlarında kullanmaktadırlar.

Hırvatistan Teknik Direktörü Slaven Biliç

Aslında müziğin spor ruhuna etkisine en güzel örnek Hırvatistan Teknik Direktörü Slaven Biliç’in Euro 2008′de bir kaç maç öncesinde oyuncularına  kendi elleriyle bir bas gitar ve rock müzik şovu vermesi oldu. Belki de Futbolcular ve diğer tüm sporcular, kulaklarından eksik etmedikleri müzik çalarlarında kendilerine ilham veren müzikleri dinleyip, o motivasyonla oyunlarını oynuyorlardır, kim bilir?

Oğuz Öztürk’e Teşekkür Ederiz.

Oca
25

Nike’tan Yeni Reklam Kampanyası: V For The Victory

By Editor  //  Foto Galeriler, Futbolmag  //  No Comments

Nike, yeni fermuarlı eşofman üstlerinin tanıtımı için Avrupa’da oynayan başarılı futbolcular ile “V for the victory” sloganını seçti. Sergio Ramos, Cesc Fabregas, Didier Drogba, Joe Cole ve Andrei Arshavin bu kampanyada yer alırken, hem yeni ürünlerle hem de vücudlarına kampanyayı temsil eden V harfi ile poz verdiler.

Fotoğraflar sırasıyla: Drogba, Cesc, Arshavin, Cole ve Ramos