Browsing articles tagged with " Lyon"
Ara
10

Avrupa Liglerinde Geçtiğimiz Hafta

Avrupa liglerinde bu hafta haftanın maçını seçmek gerçekten zordu, o yüzden ben de iki maçı ön plana çıkarmaya karar verdim. İngiltere Premier Lig’de Manchester City-Chelsea maçı, hem sonucu, hem de gollerin enteresanlığı ile haftanın en iyi iki maçından biri durumunda. Diğeri ise Fransa Ligue 1’de yedi golün olduğu ve kazananın son saniyelerde belli olduğu Lille-Lyon müsabakası. İki maçın da detaylarını yazının devamında bulabilirsiniz.

Türkiye Süper Ligi

Geçtiğimiz hafta sonu oynanan maçları lig tablosundaki yer ve sahadaki mücadele bakımından incelersek, haftanın maçını Kayserispor-Bursaspor olarak seçebiliriz. Kadir Has Stadyumu’nda oynanan mücadelede Ömer Şişmanoğlu ile golü erken bulan Kayserispor, maçın kontrolünü de eline alıp farka gitti. Sezonun formda ismi Ariza Makakula’nın da iki gol attığı mücadeleyi 3-0 kazanan Sarı Kırmızılılar, üç büyüklerin üçünün birden puan kaybetmesiyle de, tarihlerinde ilk defa haftayı lider kapatmış oldular. Umarım Kayserispor’un bu yükselişi geçici olmaz ve ikinci yarıda beş ekipli bir şampiyonluk yarışı izleriz.

Haftanın hayal kırıklıkları ise Eskişehir’de kaybeden Fenerbahçe, İnönü’de liderliği kaçıran Beşiktaş ve Sami Yen’de son dakikada yıkılan Galatasaray’a ait. Fenerbahçe’nin ligde iki maç peş peşe kaybederek geldiği Eskişehir deplasmanında üç puan alması hayati önem taşıyordu ancak bu sezonki maçlar göze alındığında ortalamanın üstünde bir mücadele göstermesine rağmen Eskişehirspor’un defans hattını geçmeyi başaramadılar. 62. ve 79. dakikalarda Adem Sarı’nın gollerine de engel olamayan Fenerbahçe, uzatma dakikalarında Diego Lugano’nun attığı gol ile sahadan 2-1 mağlup ayrıldı. Kısacası Fenerbahçe bocalamaya devam ediyor. İlk devrenin bitmesine iki maç var ve bu maçlarda 4 puandan az kazanılırsa, ikinci yarıya büyük ihtimalle zirvede giremeyecekler.

Galatasaray takımı ise Milan Baros’un sakatlandığı Fenerbahçe derbisinden beri hücum hattında verimsiz bir futbol sergiliyor. Abdullah Avcı’nın öğrencileri, 56. dakikada kaleci Kenan Hasagiç’in zamanlama hatasını iyi değerlendiren Harry Kewell’ın golüyle geriye düşseler de, mücadeleyi son dakikaya kadar devam ettirdiler. Son saniyelerde Hasagiç’in ortasahadan kullandığı serbest vuruşta, karambolden seken topa Hasan Durtuluk şık bir vuruş yaptı ve Belediye’ye 1 puanı getirmiş oldu. Bu gol ile Galatasaray liderlik fırsatını da tepmiş oldu.

Haftanın ilk maçına Cuma günü çıkan Beşiktaş takımı ise 8 haftalık galibiyet serisinin ardından çıktığı maçta Diyarbakırspor karşısında ezici bir üstünlük kurdu, ancak kaleci Gökhan Tokgöz’ün de etkili performansıyla golü bulamadı ve sahadan 0-0 beraberlik ile ayrıldı. Beşiktaş da haftaya liderlik parolasıyla girip hedefine ulaşamayan takımlardan biri olarak haftayı bitirmiş oldu.

Son olarak Şenol Güneş ile ilk maçına çıkan Trabzonspor’dan bahsedelim. Hugo Broos’un görevine son verilmesinin ardından ‘kurtarıcı’ olarak eski futbolcu ve teknik direktörüyle anlaşan Trabzonspor, Ankaragücü karşısında son haftalarda görmediğimiz kadar istekli ve ofansif bir futbol oynayarak rakibini 3-0 mağlup etmeyi başardı. Bu skor onları şimdilik yarışta iddialı bir duruma getirmiş değil, ancak Şenol hoca istikrarı yakalayabilirse, Trabzsonspor da şampiyonluk potasına girecek kapasiteye sahip bir takım görüntüsü çiziyor. Önümüzdeki iki haftada alacakları skorlar bu yarışta nerede olduklarını hepimize gösterecektir. İlk devrenin son haftasında formsuz Fenerbahçe ile Avni Aker’de oynayacaklarını da hatırlatalım.

İngiltere Premier Lig

İngiltere’de haftanın maçı hiç şüphesiz Manchester City-Chelsea mücadelesiydi. Beş maçtır kazanan Chelsea ekibi, sezona müthiş bir giriş yapan, ancak son yedi maçında da beraberlik alıp zirve yarışından kopan Manchester City deplasmanında seriyi devam ettirmek istiyordu. Maçın hemen başında City forveti Emmanuel Adebayor’un adeta zorlaya zorlaya kendi kalesine attığı golün ardından Manchester ekibi rakip kaleye yüklenmeye başladı. Kalelerinde gördükleri golün hemen ardından bu sefer rakip kaleye gol girişiminde bulunan Adebayor’un Petr Cech’in üzerinden yaptığı kafa vuruşunda, kaleye giden topu Ricardo Carvalho uzaklaştırdı. Ancak 37. dakikada Shaun Wright-Phillips’in vuruşunda seken top bu sefer rakip kale önünde Adebayor’un ayağına geldi ve Togolu golcü affetmedi: 1-1. Bu dakikadan sonra ciddi bir pozisyon olmadan ilk yarı sona erdi.

İkinci yarıya girdikten 10 dakika sonra ceza alanının hemen dışında Carvalho’nun Carlos Tevez’e faul yapması ile City ciddi bir serbest vuruş kazanmış oldu. Faul yapılan Tevez topun başına geçip topu da iğne deliğinden geçirince de City 2-1 öne geçmiş oldu. İlerleyen dakikalarda Didier Drogba’nın düşürülmesiyle Chelsea bir penaltı kazanmasına rağmen Frank Lampard bu vuruşu değerlendiremedi ve üç puan Manchester City takımının oldu.

Haftanın diğer maçlarında Manchester United West Ham deplasmanında 4-0 galip gelerek hem Chelsea ile arasındaki puan farkını 2’ye indirdi, hem de rakibine gözdağı vermiş oldu. Zirve adaylarından bir başkası olan Arsenal ise Stoke City’ye nefes aldırmadığı maçta 2-0 kazandı ve takibi sürdürdü. Arsenal takımı Emirates Stadyumu’nda bu maça kadar çıktığı 99 karşılaşmada sadece altı kez mağlubiyet yaşamıştı. Arsenal ile 250. maçına çıkan Cesc Fabregas maçın henüz başında penaltı atışından yararlanamazken, birkaç dakika sonraki ilk Arsenal golünde Andrei Arshavin’e asist yaparak hatasını telafi etmiş oldu. İlerleyen dakikalarda bir şutu da çizgi üzerinde takım arkadaşından dönen Fransız yıldızın en şanslı günü olduğunu söyleyemeyiz. Ayrıca iki topu direkten dönen Londra ekibi 79. dakikada genç yıldızı Aaron Ramsey’in attığı gol ile maçı 2-0 kazanmayı bildi.

Zirveyi ilgilendiren bir diğer mücadelede Everton ekibi kendi sahasında 2-0 mağlup duruma düşmesine rağmen Tottenham’a son çeyrekte iki gol atmayı başardı ve maç 2-2 berabere sona erdi. Şampiyonlar Ligi’nde grubunda son maçlar oynanmadan üçüncülüğü garantilenen ve bir nevi elenen Liverpool ekibi, Blackburn deplasmanında golsüz berabere kalarak ligde de zor günler yaşamaya devam ediyor. Bakalım Liverpool bu sezonun sonunda ilk dörde girebilecek mi?

İspanya La Liga 1

La Liga’da haftanın maçını seçme konusunda iki maç arasında kaldığımı söylemeliyim. Zirveyi ilgilendiren önemli bir maç olan Deportivo-Barcelona maçı ile Villareal’in 40 dakika on kişi, uzatmalarda da dokuz kişi oynadığı maçta, geriye düşmesine rağmen Getafe’yi 3-2 yendiği maç arasında seçim yapmak gerçekten zordu. Ancak heyecan katsayısını ön plana çıkarıp Villareal-Getafe maçını İspanya’da haftanın maçı olarak seçiyorum.

Henüz üçüncü dakikada Getafeli Pedro Leon’un golüyle yenik duruma düşen Villareal, 17. dakikada Capdevila ile eşitliği sağlayıp devreyi berabere kapatmayı başardı. İkinci yarının başında kontra atağa hızlı çıkan Getafe’ye karşı defansına yardımcı olmak isteyen Villareal’li oyun kurucu Cani, biraz da şanssızlık eseri kendi arkadaşıyla çarpıştıktan sonra Getafeli Javier Casquero’yu ceza alanında düşürdü ve kırmızı kart görerek penaltıya neden olmuş oldu. Futbolda defansına yardım etmeyen hücum oyuncuları bu pozisyonu göstererek kendilerini haklı çıkarsalar kimsenin sesi çıkmaz herhalde.

İlk yarıda bir golü ofsayt nedeniyle iptal edilen eski Real Madridli Roberto Soldado penaltıyı gole çevirdi ve durumu 1-2 yaptı. On kişi kalmasına ve mağlup durumda olmasına rağmen seyirci desteğini de arkasına alan Villareal ekibi, Getafe üzerine yüklenmeye devam etti ve oyunun kontrolünü rakibine kaptırmadı. Nitekim 65. dakikada oyuna giren Santi Cazorla 67. dakikada çok şık bir vuruş ile durumu 2-2’ye getirdi. 88. dakikada ise ilk golün sahibi Capdevila, iyi takip ettiği pozisyonda Diego Godin’in pasıyla topu boş kaleye ağlara yolladı ve takımını 3-2 öne geçirdi. Bu golden üç dakika sonra ise Villareal’de Angel Lopez ikinci sarı karttan kırmızı kartla oyun dışında kaldı ancak Getafe golü bulamadı ve heyecan dolu bu maç 3-2 ev sahibi ekibin üstünlüğü ile sona erdi.

Şampiyonluk yarışında zirvede bulunan Barcelona ekibi, Deportivo deplasmanında Lionel Messi’nin maça ağırlığını koyması ile rakibini 3-1 yendi ve liderliğini sürdürdü. Deportivo’nun tek golünü ise Adrian Lopez kaydetti. Barcelona’nın 5 puan ardından ligde ikinci sırada bulunan Real Madrid ekibi de haftayı galibiyetle kapatan takımlar arasındaydı. Sergio Ramos ile öne geçen Madrid ekibi ikinci yarının ortalarında art arda yediği iki gol ile yenik duruma düşmesine rağmen maçtan kopmadı ve Gonzalo Higuain, Karim Benzema ve sakatlıktan kurtulan Cristiano Ronaldo’nun golleriyle sahadan 4-2 galip ayrılmayı başardı.

Almanya Bundesliga 1

Almanya’da lider Bayer Leverkusen Hannover 96 deplasmanında 0-0 berabere kalarak hem liderliğini hem de namağlup unvanını korumuş oldu. Leverkusen ekibi Almanya’da ilk devreye damgasını vuran takım oldu diyebiliriz. Eğer kalan iki maçta da mağlup olmaz ve en az birinden galip ayrılırlarsa, devreyi lider kapayacaklar.

Zirvenin en yakın takipçisi Werder Bremen Leverkusen’in puan kaybettiği haftada Köln deplasmanından 3 puan çıkaramayınca, aradaki puan farkını 1 puana indirme fırsatını da tepmiş oldu. Gene de Leverkusen’in ensesinden ayrılacaklarmış gibi gözükmüyor.

Haftanın en kârda iki ekibi ise Mönchamgladbah’ı evinde 2-1 yenen Bayern Münih ve gene evinde artık düşmesine kesin gözüyle bakılan Hertha Berlin’i 2-0 ile geçen Schalke 04 ekipleri. Bu iki ekip de aldıkları galibiyetler ile lider Leverkusen’e 2 puan daha yaklaşmış oldular.

Şimdilik devreyi Leverkusen lider kapatacakmış gibi görünse de, ikincilik konusunda Werder Bremen, Schalke 04 ve Bayern Münih arasında kıyasıya bir çekişme olacak. Önümüzdeki hafta sonu Werder Bremen-Schalke 04 maçı oynanacağını da düşünürsek, bu iki takımdan birinin önümüzdeki hafta puan kaybedeceği kesin. Yani Bochum deplasmanına gidecek olan Bayern Münih ekibi, buradan galibiyetle çıkarsa zirve yarışında büyük bir avantaj sağlamış olacak.

İtalya Seria A

Son sekiz maçta yedi galibiyet ve bir beraberlik alarak lider çıktığı maçta Internazionale takımı Juventus deplasmanında 2-1 yenilerek İtalya’da ‘haftanın maçı’ndan puansız ayrılmış oldu. Juventus ekibi de aldıkları bu çok kritik 3 puan ile haftayı AC Milan’ın arkasında üçüncü sırada kapattı.

AC Milan ekibi sahasında sezonun flaş ekiplerinden Sampdoria’yı konuk ettiği mücadelede Cenova ekibine şans tanımadı ve rakibini ilk 25 dakikada bulduğu üç gol ile 3-0 yenmeyi başardı. Ayrıca gol atamasa da, hırsı ve yaptığı asistlerle maçın yıldız oyuncusu Ronaldinho’ydu desek herhalde diğer oyunculara haksızlık etmiş olmayız. Fakat bahsetmeden geçmememiz gereken bir diğer oyuncu da Alexandre Pato. Genç forvet her geçen gün kalitesini arttırıyor ve İtalya Seria A’ya ağırlığını koymaya başlıyor. Önümüzdeki beş sene içerisinde dünya futbolunda en çok konuşulacak isimlerden biri olarak genç Brezilyalıyı gösterebiliriz.

Haftanın en önemli mücadelelerinden bir diğeri olan Roma derbisinde, AC Roma ile Lazio ekiplerleri karşılaştılar. Her zaman olduğu gibi kırmızı kartın eksik olmadığı bu mücadeleyi Roma ekibi 79. dakikada Marco Cassetti’nin ayağından gelen gol ile 1-0 kazanmayı başardı. Maçtaki kırılma noktası ise maç 0-0 berabere devam ederken, hızlı gelişen bir Lazio atağında Mario Zarate’nin şutunun direkten dönmesi ve dönen topa yakın mesafeden vuran Mauri’nin şutunu Roma kalecisi Julio Sergio’nun inanılmaz bir refleks ile çıkarması oldu. Sonuç olarak iki Roma ekibinin mücadelesinde tempo hiç düşmedi ve iki taraf da birçok ciddi gol pozisyonu bularak biz futbol seyircilerine güzel bir akşam yaşattılar.

Fransa Ligue 1

Fransa’da haftanın maçı hiç şüphesiz yedi golün olduğu Lille-Lyon müsabakasıydı. İlk 22 dakikada Portekizli golcüsü Lisandro Lopez ile iki gol bulan ve 2-0 öne geçen Lyon ekibi Lopez’in hattrick’ini tamamlamasıyla devreyi 3-1 önde kapatmayı başarsa da, ikinci yarıda sahada Lille fırtınası vardı. 54. ve 70. dakikalarda bulduğu gollerle önce eşitliği sağlayan Lille ekibi, artık maç bitti derken Fildişili oyuncusu Gervinho’nun, takımının dördüncü ve kendisinin ikinci golünü atmasıyla maçı 4-3 kazanmayı başardı. Böylece Fransa’da lig arasına yaklaşılırken Lyon ekibi zirvenin beş puan gerisinde kalmış oldu.

Lyon’un şampiyonluk yarışındaki en büyük rakibi olan ve haftaya lider giren Bourdeaux ekibi, Paris Saint Germain’i kendi sahasında 1-0 yenmeyi başardı ve bu skor ile dört puan farkla liderliğini sürdürdü. İkinci sırada ise sezonun sürpriz ekiplerinden Montpellier bulunuyor. Bu sezon zor günler geçiren ve düşme hattında bulunan Le Mans’ı kendi evinde 2-1 mağlup eden Montpellier, bu formunu devam ettirebilirse sezon sonunda Avrupa kupalarına kalan takımlar arasında bulunacakmış gibi görünüyor.

Ara
3

Avrupa Ligleri’nde Geçtiğimiz Hafta

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Avrupa Ligleri’nde haftanın maçını hem bir derbi olması hem de futbol kalitesinin yüksekliği sayesinde Arsenal-Chelsea mücadelesi olarak belirledim.  Ayrıca maçın skorunun da bu kararımda etkisi var.  Özellikle kendi evinde çıktığı maçlarda çok yüksek tempo ile rakibi yıldıran Arsenal, ekibi bu sefer sağlam kayaya tosladı.  Carlo Ancelotti’nin öğrencileri Didier Drogba’nın şahane oyunuyla müthiş bir galibiyet aldılar.  Geçelim Avrupa Ligleri’nde haftanın maçlarına.

Türkiye Süper Lig

Süper Lig’de haftanın maçını seçmek bu hafta biraz zor oldu.  Bursaspor deplasmanında yokları oynayan Galatasaray ve kale direkleri sayesinde farkın önlendiği Bursaspor-Galatasaray mücadelesi mi,  yoksa ezeli rakibinin Bursa’da bıraktığı üç puanın ertesi günü sessiz kapılar ardında bir başka yokları oynayan ve Yılmaz Vural’ın kehanetinde olduğu gibi Kasımpaşaspor’a kendi sahasında 1-3 kaybeden,  Fenerbahçe’nin maçı mı?  Bu zor sorunun cevabını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Geçtiğimiz çarşamba günü Old Trafford’dan üç puan ile dönen Beşiktaş ekibi ise,  ezeli iki rakibinin zor durumlara düşmelerinin ardından altın tepside gelen bu şansı tepmedi ve zor günler geçiren Sivasspor’u Sivas’ta yenmeyi bildi. Böylece Süper Lig’de zirve iyice karışmış oldu.  Fenerbahçe bu futboluna rağmen galibiyet serili sezon başlangıcı sayesinde hala lider durumda.  Ancak cepten yiyorlar ve önümüzdeki hafta Eskişehir deplasmanında bırakın liderliği,  ilk üçe bile girememe durumları var.  İkinci sırada yükselen form grafiği ile Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı yer alıyor.  Üçüncü sırada ise geçtiğimiz haftanın ikincisini mağlup edip,  yerine yerleşen Bursaspor bulunuyor. Bursaspor’u takip eden en yakın takım ise Galatasaray .

Trabzonspor,  Eskişehir’i 2-1 yenip biraz olsun nefes almış durumda.  Ancak Broos’un kovulması ve oyuncular arasındaki huzursuzluk yüzünden önümüzdeki günlerin Trabzon halkı için çok ümit verici olduğunu söyleyemeyeceğim.  Zirve takipçisi Kayserispor da zorlu Manisaspor deplasmanından üç puan çıkardı ve ligde beşinci sırada bulunuyor.

İngiltere Premier Lig

İngiltere’de bol derbili bir haftanın ardından enteresan skorlar olduğunu görüyoruz.  İlk olarak 0-2 biten Everton-Liverpool derbisi ile başlayalım.  Son yedi seneye baktığımız zaman,  Everton’un kendi evinde Liverpool karşısında pek de başarılı olamadığını görüyoruz (5 mağlubiyet 2 galibiyet).  Hafta sonunda da kendi evlerindeki altıncı mağlubiyeti aldılar.

İngiltere’de Haftanın maçı olarak göstereceğim maç ise bir başka derbi mücadelesi olan Arsenal-Chelsea maçı.  Londra derbisinde gülen taraf 0-3lük skor ile Carlo Ancelotti’nin Chelsea’si oldu.  Bu sezon ligde ve Avrupa’da sağlam duruşuyla Chelsea takımı hem ligde,  hem de Şampiyonlar Ligi’nde kupaya en yakın takımlardan biri olarak gözüküyor.

Haftanın enteresan maçlarından biri ise,  West Ham-Burnley mücadelesiydi.  5-3 biten maçın sadece skoruna bakanlar kıran kırana bir mücadele olmuş zannedebilirler. Ancak durum hiç te öyle değil.  Peş peşe gelen gollerle 65. dakikaya 5-0 önde giren Londra ekibi,  artık rehavet mi dersiniz yoksa şanssızlıklar silsilesi mi bilemiyorum,  ama kalesinde peş peşe üç gol gördü ve durum 90. dakikada 5-3’e geldi.  Bu golün ardından Burnley’den Steven Cadwell kırmızı kartla oyun dışında kalmasa ve maç aşağı yukarı 15 dakika daha oynansa belki de dünya futbol tarihinin en büyük geri dönüşü İngiltere’de yaşanacaktı.  Ancak maç hakem Chris Foy’un düdüğüyle sona erdi ve enteresan olmaktan öteye gidemedi.

İspanya La Liga 1

İspanya La Liga’da haftanın maçını daha maçlar oynanmadan seçmiştim;  Barcelona-Real Madrid.  Dünyanın en köklü ve kaliteli derbilerinden (daha önce de belirttim aslında derbi değil ama milyonlarca insan böyle düşünürken tersini söylemek bana mı kalmış!) biri olan Barca-Real mücadelesi futbol kalitesi olarak beklenilenin altında geçti.  Barcelona,  Real Madrid’i ikinci yarıda oyuna giren forveti Ibrahimovic’in golüyle devirdi ve liderliği tekrar rakibinin elinden aldı. Bu bile İspanya’da haftanın maçı olmasına yeter de artar bile.

La Liga’nın 12. Hafta mücadelelerine genel olarak baktığımızda ise enteresan bir durumla karşılaşıyoruz.  Oynanan 10 maçta toplam 7  kırmızı kart gösterilmiş.  Barcelona-Real Madrid maçında karşılıklı birer kırmızı kart olması haftanın panaromasına uygun düşmüş diyebiliriz.

Zirve takipçilerinden Sevilla ve Valencia ekipleri,  ikinci sırada bulunan Real Madrid’in puansız kapattığı haftada aradaki farkı kapatmak için büyük bir fırsat elde etmişlerdi ancak bu iki ekip de kendi evinde berabere kalarak bu şansı tam olarak kullanamadılar diyebiliriz.  Bu ekiplerin hemen ardından gelen Deportivo ise deplasmanda Racing Santander’i 0-1 yenerek haftayı en kârlı kapatan ekiplerdendi.

Almanya Bundesliga 1

Almanya’da lider Bayer Leverkusen,  Stuttgart’ı 4-0 yenerek ldierliğini sürdürdü.  İkinci sırada bulunan Werder Bremen,  Wolfsburg ile berabere kalınca liderle arasındaki puan farkı üçe yükselmiş oldu.  Bremen ekibinin hemen  ardından gelen Schalke 04 ise haftanın sürprizini gerçekleştirdi ve son haftaların yükselen ekibi Mönchangladbach’a deplasmanda 1-0 yenildi.  Hamburg ekibi de Mainz deplasmanında 1-1 berebere kalınca,  Hannover deplasmanından 3-0  galip ayrılan Bayern Münich  haftayı dördüncü sırada kapatmış oldu.

İtalya Seria A

İtalya’da pek de enteresan bir hafta olduğunu söyleyemeyiz.  Uzun süredir lider olan Mourinho’nun Inter’i kendi evinde Fiorentina’yı 1-0 yenmeyi bildi ve liderliğini sürdürdü.  Geçtiğimiz haftayı ikinci sırada kapatan Juventus ise  sezonun sürpriz ekiplerinden olan Cagliari’ye deplasmanda 2-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada kapattı.  İkinci sıraya ise Catania deplasmanında 0-2 kazanan AC Milan oturdu.

Haftanın en olaylı maçı ise üç kırmızı kartın çıktığı,  Genoa-Sampdoria mücadelesi oldu.  Ev sahibi ekibin 3-0 kazandığı maçta Genoa ekibi 45. dakikada 10  kişi kalmasına rağmen 52. ve 53. dakikalarda 2-0 öne geçmeyi başardı.  Daha sonra konuk ekip de 10 kişi kalınca,  bir gol daha bulan Genoa,  maçtan da farklı şekilde galip ayrılmış oldu.  İtalya’da bu sezonun iki flaş ekibin mücadelesi İtalya’da haftaya damgasını vurdu diyebiliriz.

Fransa Ligue 1

Fransa’da lider Bourdeaux,  Nancy deplasmanında 3-0  kazandı ve Lyon’un da kendi evinde Rennes ile berebere kalmasıyla,  aradaki puan farkını ikiye yükseleterek liderliğini sürdürdü.  Bourdeaux’yu yakından takip eden Auxerre takımı,  PSG deplasmanında 1-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada bitirdi.  Ligue 1’de haftayı dördüncü sırada bitiren ekip ise kendi sahasında Grenoble ile 2-2 berebere kalan Lorient ekibi.  Fransa liginde üst basamaklarda her an takımlar yer değiştirebilirler.  Sezon sonunda takımların hangi sıralarda olacağını kestirmek pek de mümkün görünmüyor.

Tem
28

Türk Judocular Önemli Müsabakalarda Neden Yok?

By Dilek Okuyucu  //  Judo  //  8 Comments

Cetniewo’da En Çok Yapılan Teknik: De-Ashi-Barai

De-Ashi-Barai, geçen haftasonu Polonya – Cetniewo’daki EJU Gençler Zirve Turnuvası’nda en çok yapılan teknikti… Mühendis lisanslı, yapı mekaniği doktorası yapan birisi olarak ben, bunu Avrupa judosunun da artık denge bozma işini biyomekanik gerçekler üzerine oturtmuş olduğunun somut bir göstergesi olarak algıladım… Her şey güzel; ancak bu tekniği ders niteliğinde uygulayan pek çok Genç Milli Takım sporcumuz orada neden yoktu?

Aşağıdaki, EJU takviminden de görüleceği üzere, Cetniewo’daki müsabaka Ermenistan’daki Gençler Avrupa Judo Şampiyonası’ndan önceki, bana göre sondan 2. önemli provaydı.

İnternetten yayın yapan bir Polonya spor kanalı sayesinde, müsabakaları canlı olarak izledim ve bir çetele tuttum. İkinci günün sonunda baktım ki, en çok yapılan teknikler sırasıyla;

1. De Ashi Barai

2. Tai Otoshi

3. Sankaku

idi. Pek çok müsabakanın hantei (yenişemeyen sporcuların müsabaka sonucunun üçlü hakem kararı ile belirlenmesi) ile neticelenmesine ek olarak bir başka gözlem ise, müsabakalarında neredeyse üçte birlik kısmının, ne-waza’da (yer çalışması) kazanılmış olmasıydı. Polonya’da madalya maçı yapan pek çok Avrupalı sporcunun, yıl içindeki diğer önemli turnuvalarda (ki bunların arasında aşağıda mutlaka katılmalıydık dediğim turnuvalar var) kürsüye çıkmış olan sporcular olduklarını gözlemledik.. Ancak, bu sporcuların bir çoğunun en önemli ortak özelliği, “önceki dönemlerde, şimdiki genç sporcularımızın kolaylıkla yendikleri sporcular” olmalarıydı. Bu önemli müsabakaya katılamadıkları için, Türk sporcularını değerlendirme imkanımız maalesef olamadı.

Polonya’da Gençler Avrupa ve Dünya Şampiyonası’nın da olası kürsüleri kendini aşağı yukarı belli etti. Elbette, bu turnuvalar Avrupa – Dünya Şampiyonaları öncesi ülkelerin sporcularını hem bu resmi müsabakalara hazırlama, hem de milli temsil hakkını verecekleri sporcularını seçme için oldukça önemli faaliyetler. Yılbaşından itibaren ‘Gençler’ kategorisinde yapılan ve bizi yakından ilgilendiren müsabakalar şunlardı:

EJU Top Juniors U20 – Coimbra, Portugal (POR) – 22 Mart 2009
EJU Top Juniors U20 – Venray, Netherlands (NED) – 18 Nisan 2009
EJU Top Juniors U20 Tartu (EST) – 18 Nisan 2009
EJU Top Juniors U20 – St. Petersburg, Russia (RUS) – 25 Nisan 2009
EJU Top Juniors U20 – Kaunas, Lithuania (LTU) – 03 Mayıs 2009
EJU Top Juniors U20 – Lyon, France (FRA) – 09 Mayıs 2009
EJU Top Juniors U20 – Kiev, Ukraine (UKR) – 17 Mayıs 2009
EJU Top Juniors U20 – Leibnitz, Austria (AUT) – 06 Haziran 2009
EJU Top Juniors U20 – Paks, Hungary (HUN) – 18 Temmuz 2009
EJU Top Juniors U20 – Cetniewo, Poland (POL) – 25 Temmuz 2009

Yukarıdaki müsabakaların gerek zamanlamaları, gerekse katılımcıları itibariyle bazılarına mutlaka ama mutlaka gidilmek ve sonrasında da ortak çalışma kampına kalınmak zorundaydı. Bunlar sırasıyla St. Petersburg, Lyon, Paks, Cetniewo idi. Hiçbirine gidilmedi. Dahası, bazı müsabakalar için yurtiçinde uzun hazırlık kampları yapıldı, sporculara kilolar ayarlatıldı ve son 1-2 gün kala vize alınamaması vs. gerekçelerle de sporcular kamptan evlerine geri gönderildiler. Elbette bu uzun süren kampların masrafları da zaten kısıtlı bütçeye sahip federasyonumuza fatura edildi.

04_titan_judo_spotlight 0017

Türk sporcuları bu kadar turnuva arasında sadece ama sadece apar topar götürüldükleri Avusturya’da yarıştırıldılar. Asıl sıkıntı, bu müsabakalardan ziyade, sonrasındaki 3-4 günlük ortak çalışma kamplarının öneminin kavranabilmiş olmadığı.

Öyle ki; Avusturya’ya bile öncesinde Türkiye’de 1-2 günlük toplanma kampı yapılmadan götürülen sporcular, en azı 2-3 turnuva görmüş yabancı sporcularla müsabakalar yaptılar. Dahası, sonrasındaki ortak çalışma kampına da katılmadan geri döndüler. Bu şekilde oradan ayrılan tek milli takım oldular. Oldukça kalabalık bir teknik ekip(!) de, sporcularımızı izlemek ve değerlendirmek(?) için takıma eşlik etti. Bu durumda, kimi nasıl ve neye göre değerlendirdiler? Ben anlamakta zorlanıyorum.

Asıl Sorun Gerçekten Bütçe Yetersizliği mi?

Federasyon, her fırsatta mali kaynak problemini gerekçe göstererek, yurt dışı faaliyetlere katılmama hakkını kullanıyor, özellikle Genç Milli Takım için. Ümitler ve Büyükler kategorisinde iyi-kötü para bulunuyor. En basiti, Avusturya’ya neredeyse sporcu sayısına eş idareci – antrenör gidiyor. Ama, sporcu kampa kalamıyor, müsabaka göremiyor… Londra 2012’nin kapısını, birkaç istisna hariç, bu genç ekiple zorlayacağız. Kim ne derse desin, bu ekipte gerek bayan gerekse erkek, çok sayıda Olimpiyat sporcusu olacak ayarda sporcumuz var. En küçük öğrenci bütçesinden, en büyük devlet bütçesine kadar her bütçede kaynak sıkıntısı yaşanabilir, gayet doğaldır. Bu durumlarda tasarruf tedbirleri devreye girer; ama hayati harcamalardan, giderlerden tasarruf edilmemesi gerekir. Genç Milli Takım üzerindeki bu verimsiz tasarruf, Türk judosunun geleceği için hayati bir tehlike haline gelmektedir.

Velhasıl, diyelim ki bütçede para yoktu; o zaman o kadar uzun süreli yurtiçi kamp yapılmasaydı… 3-4 günlük toplanma kampı ve sonrasında yurtdışı müsabaka hem maddi olarak daha ucuza mal olurdu, hem de sporcuların gelişimine çok daha büyük katkılar sağlardı, emin olun.

Milli Temsilci Listesi Objektif Belirlenmeli

Önümüzde, gençler için Avrupa ve Dünya şampiyonası için elle tutulur son yurt dışı yarışma imkanı olarak Berlin Turnuvası ve ortak çalışma kampı var. Aslında, Polonya çok çok daha yerinde ve gerekli bir yarışma idi; ama sanırım, ilgili teknik direktörün programına uymadı.

Berlin’e gidilir, gidilmez belli değil. Milli takımlar hazırlık kamplarındalar; ancak, kampa çağrılan sporcu listeleri de biraz dikkatimi çekiyor. Aralarında Türkiye Şampiyonası’nda dahi yarışmayan sporcular olduğu gibi, Milli Takım’da olması gerektiğini düşündüğüm önemli sporcularımız da var (Çağdaş Özsarı, vb.).

‘Listeleri kim belirledi?’ sorusunun cevabı ‘teknik direktör‘ oluyor. Peki, neye göre belirledi? Genç Milli Takım aday kadro sporcuları, sadece Avusturya ve Boğaziçi Judo Turnuvası’nda yarıştılar. Avusturya, kriter alınacak olsa o listeler öyle olmaz. Boğaziçi deniyor, iyi ama teknik direktörlerden hiçbirisi Boğaziçi Judo Turnuvası’nda yoktu… Acaba, maç görüntülerini sonradan izlediler de, ona göre mi karar verdiler? Olası mıdır? Değil. O kadar zamanları yok.

Birilerinin Türk judo camiasının vicdanını rahatlatmak adına bir açıklama yaparak, milli temsil hakkını hangi kriterlere göre verdiklerini açıklaması gerekiyor. Aksi halde, sporcunun, tatamiye akıttığı 1 damla terinin esiri olabilir, judoda beklenilen hamlelerin yapılmasına mani olabilirsiniz.

Almanya’ya götürülecek(?) takım henüz ilan edilmedi; ya da edildi de haberimiz yok. Zira, 23 Temmuz 2009, organizatöre (Alman Judo Federasyonu) kesin katılım listesinin bildirilmesi için son tarihti…

Şimdilerde mitolojik sayılabilecek bir efsane de dillerde dolaşmakta. Almanya’dan, gri pasaporta, 5-6 günlük seyehat için vize alınamayabilirmiş. Hayli enteresan…

Genç takım mutlaka, objektif bir biçimde belirlenmeli ve Berlin’e gitmeli. Daha da önemlisi ortak çalışma kampına kalmalı… Unutulmamalıdır ki, bu, sporcuların pek çoğunun Gençler kategorisindeki son yılı, yani yapılacak hatanın telafisi yok…

Aksi durumda bu kadar hazırlıksız bir biçimde Ermenistan’da yarışacak sporculardan kimse çok şey beklemesin. Olası başarısızlık sporcuların değil, süreci yönetemeyenlerin olur.

Tem
19

Galatasaray’ın Kadro Değerlendirmesi

Geçtiğimiz iki sezonda birçok önemli transfer yapan Galatasaray, yine transfer sezonunun en aktif takımları arasında yer alıyor. Geçen sezonu taraftarlarına unutturmaya çalışan sarı kırmızılı kulüp, yeni hocası önderliğinde çıkış arıyor. Sarı kırmızılı takımın kadrosuna bir göz atalım.

Geminin Kaptanı

Geçtiğimiz sezon oldukça kapasiteli bir takımın başına sınırlı bir kariyere ve tecrübeye sahip Alman teknik direktör Michael Skibbe’yi getirerek büyük bir vizyon hatası yapan Galatasaray, bu sezon teknik direktör konusunda işi sıkı tuttu ve Avrupa’nın sayılı futbol adamları arasında gösterilen Hollandalı Frank Rijkaard’ı ve yardımcılarını takımın başına getirerek bence oldukça doğru bir iş yaptı.

Frank Rijkaard’ın gelişinin takıma yaptığı etkiden her yerde bahsediliyor. Oyuncuların büyük saygı duyduğu Hollandalı teknik adam, bir anda Florya’ya ciddi bir disiplin getirdi ve kendi kurallarını koyarak takıma önemli bir mesaj verdi. Aynı zamanda yardımcılarıyla beraber takımı oldukça sıkı çalıştıran ve ciddi kondisyon yükleyen Hollandalı çalıştırıcının kendi oyun şablonunu uygulayabilmek için biraz zamana ihtiyacı olacaktır.

Frank Rijkaard’ın genelde uyguladığı ve oturduğu zaman oldukça göze hoş gelen bir futbol takımı yaratan 4-3-3 sistemi, Galatasaray’a da uzun vadede uyacak bir sistem olacaktır. Özellikle takım halinde ciddi bir savunma koordinasyonu ve disiplini gerektiren bu taktiğin ilk uygulama bölümlerinde bazı ciddi kayıplar olabilir. Nitekim, Barcelona da bu taktiğe geçtiği ilk dönemde birçok sürpriz mağlubiyet almıştı. Ancak, bu taktiğin sahadaki takım tarafından hakkıyla uygulanması halinde ciddi başarılar da elde edilecektir. Bu nedenle, Galatasaray’ın Frank Rijkaard’a ve yardımcılarına zaman tanıması ve sabretmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, son yıllarda birçok kez teknik direktör değişikliği yapmak zorunda kalan Galatasaray’ı yine aynı son bekler.

Kale Soru İşareti

Galatasaray, son iki sezondur kalede ciddi sıkıntı çekiyor. Mondragon’un ayrılmasının ardından bir türlü istediği kaleciyi bulmayan sarı kırmızılı takım, geçtiğimiz sezon takımda kiralık olarak oynayan ve ortaya koyduğu performansla kimseyi tatmin etmeyen Morgan de Sanctis’i göndererek bence doğru bir karar verdi. Oldukça saçma goller yiyen ve geride takıma güven vermeyen İtalyan kalecinin gitmesi, her iki taraf için de oldukça hayırlı oldu.

2007-2008 sezonunda kaleyi paylaşan isimlerden Orkun Uşak, maçı yaşayan ve elinden geleni yapan bir kaleci. Ancak, bu oyuncunun fazla heyecanlı duruşu takıma zaman zaman ciddi zarar da verebiliyor. Galatasaray taraftarının oldukça sevdiği bir isim olan Aykut Erçetin ise, Galatasaray’ın şampiyon tamamladığı 2007-2008 sezonunun son bölümünde forma giyerek büyük bir şans yakaladı. 2008-2009 sezonunda kale için yine aday olan Aykut Erçetin’in Steaua Bucuresti maçında yaptığı hata, sadece Galatasaray’ı Şampiyonlar Ligi’nden etmedi, aynı zamanda Aykut Erçetin’in kariyerine de en önemli darbeyi vurdu. Halen kadroda olan bu iki kalecinin Galatasaray gibi yüksek hedefleri olan bir takımın sezon boyunca yükünü kaldırabilecek isimler olduğunu düşünmüyorum.

Galatasaray, kaleci sorununa çözüm olarak Atletico Madrid’de forma giyen tecrübeli Arjantinli kaleci Leo Franco’yu transfer etti. Önemli bir kariyere sahip olan Leo Franco, Real Mallorca forması giydiği dönemde Galatasaray’dan yediği 3 aşırtma golüyle hatırlanıyor. Oldukça yetenekli ve deli dolu bir kaleci olduğu bilinen Leo Franco’nun en önemli özelliğinin zor pozisyonlarda çok başarılı olması ve basit goller yemesi olduğu biliniyor. La Liga’da uzun seneler forma giydikten sonra ciddi bir tecrübeye de sahip olan Arjantinli kalecinin Galatasaray’da göstereceği performans, Galatasaray’ın bu sezon elde edeceği başarıların en önemli belirleyicisi olacaktır, çünkü ben Leo Franco dışında Galatasaray’ın kadrosunda takımın büyük yükünü taşıyabilecek yetenekte ve tecrübede bir kaleci olduğuna inanmıyorum.

Defansta Sağ Bek Sıkıntısı

Galatasaray, defans hattında oldukça derin bir kadroya sahip olmasına rağmen sakatlıklardan ve formsuzluklardan dolayı bu kadrosunun avantajını kullanamıyor. Defansa şu ana kadar yapılan tek transfer, Beşiktaş’tan transfer edilen milli stoper Gökhan Zan oldu. Milli takımda olduğu gibi Servet Çetinle beraber Galatasaray defansının ortasında oynaması beklenen milli oyuncunun oldukça sık sakatlık geçirmesi ve yaptığı hatalarla pozisyonunda oldukça sakar bir oyuncu olması, bu oyuncunun transferinin getireceği katkı hakkında soru işareti oluşturuyor. Ancak, şu an Türkiye’nin en iyi defans oyuncusu olarak gösterilen Servet Çetin’in Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra yakaladığı çıkış düşünüldüğünde Gökhan Zan’ın da benzer bir performans göstermesinin sürpriz olmayacağı da söylenebilir. Transfer sezonunda adı Marsilyayla anılan ve transfer durumu halen belirsizliğini koruyan Servet Çetin, yine gerçek bir profesyonel olduğunu gösterdi ve olgun bir oyuncu gibi davranarak Galatasaray formasına tekrar dört elle sarıldı. Servet Çetin, bu sezon yine Galatasaray’ın savunmasının yükünü çeken ana isim olacaktır. Galatasaray’ın geçtiğimiz sezon yaşadığı ciddi düşüşün Servet Çetin’in sakatlık dönemine denk gelmesi, bu oyuncunun Galatasaray için ne kadar kritik bir isim olduğunu gösteriyor.

Frank Rijkaard’ın defansın göbeğindeki tercihlerini Servet Çetin – Gökhan Zan’dan yana kullanacağını düşünüyorum. Bu bölgenin en önemli yedekleri arasında ise Emre Aşık ve Emre Güngör yer alıyor. Geçtiğimiz sezon takımın büyük yükünü çeken Emre Aşık, tecrübesiyle yine takıma güç verecektir. Sakatlık sorunlarından bir türlü kurtulamayan Emre Güngör ise, bu sezon sakatlıklardan uzak durabilmesi halinde savunmada gerektiğinde görev yapacak diğer bir oyuncu olacaktır. Geçtiğimiz sezon stoper bölgesinde yaşanan birçok sakatlığın ardından bu bölgede görev yapan ve fazla sırıtmayan Semih Kaya ve yine altyapıdan yetişen bir oyuncu olan Murat Akça, bu bölgedeki diğer yedekler arasında yer alıyor.

Galatasaray’ın en sorunsuz bölgesinin sol bek olduğunu düşünüyorum. Bu pozisyonda ülkemizin açık ara en iyi oyuncusu olan ve gerektiğinde defansın ortasında da görev yapabilen Hakan Balta, Galatasaray’ın ve milli takımımızın en istikrarlı ve en başarılı oyuncuları arasında yer alıyor. Bu oyuncunun birinci yedeği olan Volkan Yaman da, görev yaptığı karşılaşmalarda canla başla mücadele eden ve genelde fazla aksamayan bir oyuncu olarak gözüküyor. Bu bölgedeki üçüncü alternatif olan ve Werder Bremen’den Galatasaray’a bir sezon önce transfer edilen Alpaslan Erdem ise, ilk sezonunda fazla şans bulamamasının ardından Tobol maçında görev yaptı ve takımını 10 kişi bıraktığı karşılaşmada gösterdiği performansla geçtiğimiz sezon neden oynatılmadığını herkese gösterdi. Ben Alpaslan Erdem’i Galatasaray’da oynayacak kapasitede bir oyuncu olarak görmedim.

Galatasaray’ın defansının en sıkıntılı bölgesinin sağ bek olduğunu düşünüyorum. Milli takımda ve Galatasaray’da uzun süredir bu bölgede forma giyen Sabri Sarıoğlu, senelerdir futboluna en ufak bir ekleme bile yapmadı ve zaman zaman yaptığı büyük hatalarla bölgesinde hiç güven vermeyen bir isim. Bu bölgede formayı 2007-2008 sezonunda Sabri Sarıoğlu’ndan alan ve gösterdiği performansla Galatasaray’ın ve milli takımın gelecekteki kaptanı olarak gösterilen Uğur Uçar, geçirdiği ağır sakatlıktan sonra ancak toparlandı ve bu sezon göstereceği performans büyük bir soru işareti. Sağlıklı ve formda bir Uğur Uçar, Galatasaray’ın sağ bek sorununu tamamen ortadan kaldıracaktır. Bu bölgedeki üçüncü isim olan Serkan Kurtuluş ise, pasif görüntüsüyle pek oyuna katılmayan ve ileri çıkmayan bir görev adamı olarak bu bölgede iyi bir yedek olacaktır.

Orta Sahada Yer Paylaşımı

Galatasaray, zaten güçlü olan orta saha rotasyonunu Lyon’dan transfer ettiği Abdul Kader Keita ile takviye etti. Orta sahada birçok alternatifi olan Galatasaray, geçtiğimiz sezon olduğu gibi sakatlıklarla uğraşmazsa bu bölgede fazla sıkıntı çekmeyecektir. Kadrosunda 11 tane orta saha oyuncusu bulunan Galatasaray’da forması garanti olan tek isim olarak Arda Turan’ı gösterebiliriz. Bu sezon takım kaptanlığına getirilen ve 10 numaralı formayı da alan Arda Turan, takımın lideri olarak belirlendi ve bu sezondan itibaren takımda büyük bir sorumluluk üstlendi.

Galatasaray’ın defansif orta saha bölgesinde fazla bir sıkıntısı bulunmuyor. Bu bölgede ülkemizin en başarılı isimlerinden Mehmet Topal ve Ayhan Akman’ı ve aynı zamanda son iki sezondur fazla yararlanamasa da dünyanın sayılı defansif orta sahalarından İsveçli Tobias Linderoth’u kadrosunda bulunduran Galatasaray, bu bölgeyi Bursaspor’dan transfer ettiği Mustafa Sarp ile de takviye etti. Geçen sezon özellikle Tobias Linderoth – Mehmet Topal ikilisinden sakatlıkları nedeniyle oldukça sınırlı yararlanabilen sarı kırmızılı takım, Mustafa Sarp’ı alarak bu bölgeyi iyice güçlendirmiş oldu. İyi niyetli ve çalışkan bir oyuncu olan Mustafa Sarp’ın bu bölge için diğer üç oyuncunun arkasında iyi bir yedek olacağını düşünüyorum. Bu bölgede görev yapabilen diğer bir oyuncu olan Mehmet Güven’in ise Galatasaray’da oynayacak kapasitede bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum ve bu oyuncunun kadroda varlığını kayda değer bir durum olarak değerlendirmiyorum.

Galatasaray’ın kanatlarda oynayacak birçok oyuncusu bulunuyor. Her iki kanatta görev yapabilen Arda Turan ve Harry Kewell, Frank Rijkaard’ın ilk tercihleri olacaklardır. Geçtiğimiz sezon Galatasaray’ın en gözde oyuncuları arasında yer alan bu ikili, takımlarına müthiş bir katkı yapıyorlar ve lider karakterleriyle Galatasaray’ın kişiliğini sahaya yansıtmasında önemli rol oynuyorlar. Oldukça etkili bir kanat oyuncusu olan Abdul Kader Keita’nın transferiyle Arda Turan’ın ortaya çekilmesi de gündeme gelebilir. Fuleli bir oyuncu olan Keita’nın Galatasaray’a önemli fayda sağlayacağını düşünüyorum. Bu bölgedeki son yedek olarak da altyapıdan yetişen Aydın Yılmaz’ı gösterebiliriz, ancak ben Aydın Yılmaz’ın Galatasaray’da kalıcı bir oyuncu olabileceğini düşünmüyorum.

Galatasaray’ın orta sahadaki joker ismi, orta sahanın her bölgesinde görev yapabilen ve daha çok kanatlara yakın bölgelerde tercih edilen Barış Özbek. Mücadeleci oyun yapısıyla takımına önemli katkı yapan genç oyuncu, gelen her teknik direktörün ilk tercihleri arasına giriyor. Galatasaray’ın halen kadrosunda bulunan Cassio Lincoln’un takımdaki geleceği halen belirsizliğini koruyor. Önemli bir futbolcu olan ve yeteneklerini sahaya yansıttığında sahada farkını hemen belli eden Cassio Lincoln, bana göre disiplinsiz davranışlarıyla takıma yarardan çok zarar getiriyor. Disiplinli bir teknik adam olarak bilinen Frank Rijkaard’ın böyle bir oyuncuya fazla tahammül edeceğini düşünmüyorum.

Forvet Baros’a Duacı

Galatasaray’ın forvet bölgesinde takımın ana yükünü kaldırabilecek iki oyuncu var: Milan Baros ve Shabani Nonda. Geçtiğimiz sezon takımın forvet yükünü büyük ölçüde üstlenen ve gösterdiği performansla Turkcell Süper Ligi gol kralı olan Milan Baros, Frank Rijkaard’ın da bu bölgedeki birinci tercihi olacaktır. 2007-2008 sezonunda attığı gollerle sarı kırmızılı takıma büyük katkı sağlayan Shabani Nonda, 2008-2009 sezonunda pek bir varlık gösteremedi. Bir dönem sakatlıklarla uğraşan Kongolu oyuncu, daha sonra da ciddi bir form düşüklüğü yaşadı ve eski güçlü görüntüsünden uzaklaştı. Milan Baros’un mevcut durumda tek alternatifi olan Shabani Nonda’nın eski formuna kavuşması, sarı kırmızılı takımın forvetteki kadro derinliği için oldukça önemlidir.

Sarı kırmızılı takımın forvetteki üçüncü alternatifi olarak, esas bölgesi kanatlar olan Abdul Kader Keita düşünülecektir. Zaman zaman forvet bölgesinde forma giydiği bilinen Keita, kendi demeçlerinde de esas bölgesinin kanatlar olduğunu ifade etti. 2007-2008 sezonunda takıma katılan ve ilk sezonunda bazı maçlarda gösterdiği performansla takdir toplayan Serkan Çalık, geçtiğimiz sezonu ağır bir sakatlık nedeniyle boş geçirdi. Hareketli ve istekli bir oyuncu olan Serkan Çalık, forvet bölgesinde ve kanatlarda iyi bir alternatif olacaktır.

Sarı kırmızılı takımın mevcut kadrosunda forvet bölgesinde iki genç oyuncu da bulunuyor: Yaser Yıldız ve Erhan Şentürk. Sarı kırmızılı takımın altyapısından yetişen Erhan Şentürk, yetenekli ve etkili bir forvet olmasına rağmen ciddi bir tecrübe eksiği bulunuyor. Genç forvetin sarı kırmızılı takımda görev yapmak için biraz daha zamana ihtiyacı var. Galatasaray kadrosunda bulunan Yaser Yıldız’dan takıma pek fayda geleceğini düşünmüyorum. Bu oyuncunun herşeyden önce saha dışı işleri bırakması ve centilmence mücadele etmeyi öğrenmesi gerekiyor.

Transfer Politikası

Sarı kırmızılı takım, Haldun Üstünel’in takımın dış transfer sorumlusu olmasının ardından transfer politikasında oldukça olumlu bir değişim yaşadı. Dünyada isim yapmış yabancı oyuncuları transfer eden Galatasaray, bu oyuncuların isimlerini de transferler gerçekleşene kadar hiç duyurmamayı başarıyor. Bu sayede taraftarlarını her an yeni bir transfer için hazır tutan sarı kırmızılı yönetim, Abdul Kader Keita’nın imza töreni esnasında bir veya iki transfer daha yapacaklarını açıkladı.

Galatasaray’ın yeni bir forvetle daha anlaşacağını düşünüyorum. Forma numarası 9 olarak açıklanan Abdul Kader Keita’nın forma numarasının son anda 11 olarak değiştirilmesi, 9 numaranın hakkını verebilecek bir golcünün alınacağının bir mesajı gibiydi. Bu bölgede Milan Baros ve formsuz Shabani Nonda dışında başka alternatifi bulunmayan sarı kırmızı takımdan yakın zamanda bir forvet transferi haberi geleceğini düşünüyorum.

Galatasaray’ın transfer politikasının biraz da Cassio Lincoln, Mehmet Topal ve Servet Çetin’in transfer durumlarının netleşmesinden sonra belirleneceğini düşünüyorum. Galatasaray’ın bir sağ bek ihtiyacı olduğu açıkça görülüyor. Bu bölgede uzun zamandır sıkıntı çeken sarı kırmızılı takımın uzun zamandır sağ bek arayışı içinde olduğu da biliniyor. Cassio Lincoln’un üstlendiği serbest oynayan 10 numara görevini Arda Turan’a vermeyi düşünen sarı kırmızılı takımın aynı zamanda halen bir hücuma yönelik orta saha oyuncusu arayışı da bulunuyor.

Kadro Tahmini

Galatasaray’ın bu sezonki as kadrosu konusunda bir fikrim oluştu. Bana göre bu sezonun as kadrosu şöyle olacaktır: Leo Franco – Uğur Uçar – Servet Çetin – Gökhan Zan – Hakan Balta – Mehmet Topal – Ayhan Akman – Arda Turan – Harry Kewell – Abdul Kader Keita – Milan Baros.

Bu oyuncuların dışında sıklıkla forma alacak diğer isimler arasında Emre Güngör, Emre Aşık, Sabri Sarıoğlu, Mustafa Sarp, Tobias Linderoth, Barış Özbek, Shabani Nonda ve Serkan Çalık yer alacaktır. Ayrıca, sezon öncesi kampında Frank Rijkaard’ın gözüne girmeyi başaran ve halen A takıma dahil edilmemesine rağmen sezon boyunca zaman zaman görev alması beklenen genç orta saha oyuncusu Emre Çolak da bu sezon sahada göreceğimiz isimler arasında olacaktır.

Burada Galatasaray’ın asıl sıkıntısı olarak ilk 11’de yer alan yıldız isimler ile yedekte bekleyen oyuncuların birçoğu arasında bulunan ciddi kalite farkı gözüküyor. Tobol karşısında tekrar ortaya çıkan bu sıkıntı, Galatasaray’ın teknik adamı Frank Rijkaard’ın başını sezon içerisinde ciddi şekilde ağrıtabilir. Daha önce çalıştırdığı takımlarda maçına göre takımda ciddi rotasyona gidebilen Frank Rijkaard’ın bence Galatasaray’ın mevcut kadrosuyla fazla bir rotasyon şansı bulunmuyor.

Tem
19

Sivasspor’un Şampiyonlar Ligi Yolu

sivasspor

Dört büyükler haricinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne katılma fırsatı elde eden Türk takımı olan Sivasspor’un üçüncü eleme turundaki rakibi Anderlecht oldu. Türk spor basını Sivasspor’un Anderlecht ile eşleştiği haberini verirken bir detayı kimi zaman gözden kaçırıyor. Sivasspor’un Anderlecht’i elemesi Şampiyonlar Ligi gruplarına girmesi anlamına gelmiyor.

Önceki yıllarda Şampiyonlar Ligi’nde 3.tur’u geçen takımlar grup maçları oynamaya hak kazanırdı. 2009/10 sezonu ile birlikte bu sistem değişti. Sivasspor, 3.turu geçmesi halinde “play-off turu” olarak adlandırılan bir tur daha oynayacak. Sivasspor, eğer Anderlecht’e elenirse UEFA Ligi play-off turundan Avrupa macerasına devam edecek.

Kısaca Şampiyonlar Ligi’nde değişen statünün Sivasspor’a nasıl yansıdığını gözden geçirelim.

Şampiyonlar Ligi Grup maçlarına katılacak 32 takımın 22 tanesi bu hakkı direkt olarak kazandı. Bu takımların arasında bulunan Beşiktaş, 18. seribaşı olarak  eleme maçları oynamadan yoluna devam edecek.  Geriye kalan 10 takım ise ön eleme turları ile belirlenecek.

Öneleme turları “Şampiyonlar Yolu” ve “Şampiyon Olmayanlar Yolu” olarak ikiye ayrıldı. Şampiyonlar Ligi ön elemesinde bir ülkeden birden çok takım mücadele ettiği için bu ayrımı gerekli gören UEFA’nın amacı liginde şampiyon olan takımların Şampiyonlar Ligi yolunu açabilmek.

Buna göre “Şampiyonlar Yolu” diye adlandırılan kanattan, 5 takım şampiyonlar ligine katılma hakkı kazanacak. Sadece ülkelerinde şampiyon olmuş takımların mücadele ettiği bu kanattan gelen takımlar böylelikle Arsenal, Lyon, Stuttgart gibi Avrupa’nın önemli liglerinde şampiyon olamasalar da güçlü olan takımlarla eşleşmeden Şampiyonlar Ligi’nin yolunu tutacak. Örneğin, Litvanya şampiyonu olan FK Ekranas’ın Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için oynayacağı ön eleme turlarında Arsenal’le karşılaşma şansı yok. Onun yerine, kendi gibi üst düzey olmayan Avrupa Ligleri’nin şampiyonlarını elemesi gerekiyor. Bu gruba giren en zorlu lig, Yunanistan ligi denebilir.

Sivasspor’un katıldığı “Şampiyon Olmayanlar Yolu” ise bir hayli dikenli. Avrupa sıralamasında 6. olan ülkenin üçüncüsü ve 7 ila 15. sıradaki ülkelerin ikincilerinde oluşan 10 takım 3. eleme turundan bu heyecana başlıyorlar. Sivasspor, Türkiye ikincisi olarak 3. turdan başladı. Eğer Sivasspor, Anderlecht’i iki maç sonucunda eleyebilirse, Play-off turuna katılacak. Play-off turunda, 3. eleme turunda “şampiyon olmayanlar yolu”ndan  gelen 5 takım ve Avrupa’nın en zorlu liglerinde ilk ikiye girememiş takımlarla mücadele edecek. Bu takımlar arasında İngiltere dördüncüsü Arsenal, İtalya dördüncüsü Fiorentina, İspanya dördüncüsü Atletico Madrid ile Fransa üçüncüsü Olimpik Lyon ve Almanya üçüncüsü Stuttgart yer alıyor.

Sivasspor’un Gruplara Giden Yolu

Bir başka deyişle Sivasspor’un şampiyonlar ligine katılması için önce Anderlecht’i, sonrasında ise aralarında Avrupa’nın en önemli liglerinden takımlarının da bulunduğu kurada karşısına çıkacak bir diğer takımı yenmesi gerekiyor.Bu da Sivasspor’un şansını iyice zora sokuyor.

Sivasspor, Anderlecht’e elenirse Avrupa Ligi play-offlarına, bir sonraki turda elenirse ise Avrupa Ligi Gruplarına direkt olarak katılma hakkı kazanacak.

Sivasspor’a bu zorlu yolda başarılar diliyoruz.

May
4

Avrupa Liglerinde Sezonun Sonuna Doğru

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Avrupa futbol liglerinde 2008-2009 sezonunun artık son haftalarına giriyoruz. Bazı liglerde heyecan ve gergin bekleyişler artarken bazı liglerde ise şampiyonlar belli oldu bile. Aşağıdaki sıralama şampiyonluğa en yakın olan takımların bulunduğu ülkeden başlayarak son haftalarda puan ve çekişme olarak en fazla belirsizliğin olduğu lige doğru giderek yapılmıştır.

Yunanistan Süper Ligi

Bu sezon fikstür itibari ile ilk olarak sona eren lig Yunanistan Ligi oldu ve 2006′da Yunanistan’da Süper Lig olarak adlandırılan 1. ligi geçtiğimiz iki sezonda olduğu gibi Olympiakos kazandı. Olympiakos böylelikle lig şampiyonluğu sayısını 37′ye çıkardı. Bu konuda en yakın takipçilerinin 19 şampiyonlukla Panathinaikos olduğunu düşünürsek Yunanistan’da uzunca bir süre liderliklerini koruyacaklar gibi gözüküyor. Hatta daha da detaylı açıklamak gerekirse, içinde bulunduğumuz yüzyılda Yunanistan’da sadece bir kere Olympiakos dışında bir takım şampiyon oldu: 2004 yılında Panathinaikos. Olympiakos’un arkasından Paok ikinci, Panathinaikos üçüncü, AEK dördüncü ve Tümer Metin’in de kadrosunda bulunduran Larissa kulübü ligi beşinci bitirdi.

Hollanda Casino Eredivise

Avrupa’da Olympiakos’dan sonra sezon bitmeden şampiyonluğunu ilan eden ilk takım Luis van Gaal’in AZ Alkmaar’ı oldu. 31. haftaya Twente’nin 11 puan önünde lider giren AZ kendi sahasında Vitesse’ye 2-1 kaybetse de Twente’nin de deplasmanda Feyenoord’a kaybetmesiyle puan farkı korunmuş oldu ve bitime dört hafta kala tarihindeki ilk şampiyonluğunu ilan etti. Lois van Gaal son yıllarda AZ Alkmaar’ı göze hoş gelen futbol oynayan bir takım haline getirmeyi başarmıştı ancak bir türlü şampiyonluğa ulaştıramıyordu. Bu sezon ise rakiplerine karşı ciddi bir fark yaratarak ve herkesin takdirini toplayarak şampiyon olmayı başardılar. Eredivise’de AZ’nin ardından gelen takım ise son haftaya 4 puan farkla giren ve ikinciliği garantileyen Twente kulübü. Twente de AZ gibi son yıllarda çıkışa geçti ve sezon sonu sürekli ilk beşte gördüğümüz takımlardan biri haline geldi. Önümüzdeki sezonlarda Twente de ilk Eredivise şampiyonluğuna ulaşırsa hiç şaşırmamak gerek. Son haftaya girildiğinde Twente’yi 4 puan geriden gelen Ajax; Ajax’ı da 3 puan geriden gelen PSV takip ediyor.

Portekiz Süper Ligi

Portekiz’de son üç haftaya girildiğinde Porto 6 puan farkla Sporting Lisbon’un önünde liderliğini sürdürüyor. Sporting Lisbon’un 5 puan ardından ise Benfica geliyor. Toplamda alınabilecek 9 puan olması ve Porto’nun 6 puan farkla lider olmasıyla belki de önümüzdeki haftasonu Portekiz’de 2008/09′un şampiyonunun kim olduğunu öğreneceğiz.

İngiltere Premiership

İngiltere’de son üç haftaya girdiğimizde her zamanki gibi ilk dört sıra aynı dört takım arasında paylaşılmaya çalışılıyor: Manchester Utd., Liverpool, Chelsea ve Arsenal. Manchester Utd. bir maç eksiğine rağmen 3 puan farkla Liverpool’un önünde lider durumda. Manchester Utd’ın eksik maçı Wigan deplasmanı ve o maçı da kazandığını varsayarsak şampiyonluk için ciddi bir avantajları olduğunu söyleyebiliriz. Alınabilecek 9 puan ve 6 puan fark (Wigan maçını kazandı sayarsak) göz önünde bulundurulursa Porto’dan sonra Manchester Utd da normal sezon bitmeden şampiyonluğunu ilan edecek takımlar arasında en iddialısı. Onların ardından Chelsea’nin 3 puan önünde olan Liverpool var ve son haftaya kadar onlar da yarışın peşini bırakmayacaklar; çünkü taraftar artık Liverpool’un Premiership’i kazanma zamanının geldiğini düşünüyor. En son 1. Lig şampiyonluğunu en son 1989/90 yılında kazanan Liverpool şu anda İngiltere’de en üst ligi (1888′den günümüze kadar olan) 18 defa kazanarak bu konuda liderliğini sürdürüyor. Ve bu sezonki şampiyonluk mücadelesini daha da heyecanlandıran bir başka unsur ise Liverpool’un ardından İngiltere tarihinde en çok şampiyon olan takım 17 şampiyonlukla Manchester Utd.. Yani bu sezon sonunda Liverpool rakibini geçemezse Manchester Utd. takımı Liverpool’un rekorunu egale etmiş olacak. Ufak bir not olarak da şunu söyleyebiliriz: Manchester Utd. kazandığı 17 şampiyonluğun 10 unu Premiership’in kurulduğu 1992 yılından günümüze kadar olan sürede kazandı.

Liverpool’un 3 puan ardından son yılların en hızlı yükselişe geçmiş takımı olan Chelsea geliyor. Matematiksel olarak onların da şampiyonluğu devam etse de bu sezonu büyük ihtimalle üçüncü bitirecekler. Dördüncü sırada ise Chelsea’nin 6 puan gerisinden ise Arsenal takımı geliyor. Onlar için aslında dördüncü sıra ciddi bir başarı sayılabilir çünkü bu dört takımın kadrolarını incelediğimizde en genç kadro Arsenal takımında bulunuyor.

İspanya La Liga Primera

İspanya Ligi bu sezon da aşağı yukarı her sene olduğu gibi Barcelona-Real Madrid arasındaki bir rekabete dönüştü ve geçtiğimiz pazar günü Real Madrid kendi sahasında Barcelona’yı konuk ettiğinde rakibiyle arasında 4 puan fark vardı. Yani kazandığı zaman 1 puana inecek bir fark ve kalan dört hafta Real Madrid’i yarışa ortak edecekti. Ancak olaylar pek de onların düşündüğü gibi gelişmedi ve tarihi bir maçın ardından Barcelona deplasmanda Real’i 6-2 yenerek puan farkını 7′ye çıkardı. Kalan 4 haftada alınabilecek 12 puan göze alınırsa Real’in hala şampiyon olma ihtimali var. Ancak gerçekçi düşünürsek kendi sahalarında bu kadar ağır bir Barcelona yenilgisinin ardından toparlanıp 12 puan almaları ve bu sırada da Barcelona’nın puan kaybetmesini beklemek sezon sonunda şampiyonun kim olduğunu sanırım bize gösteriyor.

Real Madrid’in peşinden ise Sevilla takımı geliyor; ancak arada 18 puan fark var yani sezon sonu Barcelona’nın ardından Real’in ikinciliği garanti. Bu durum elbette kimsenin bu konuda memnun olduğu anlamına gelmiyor; ama böyle ağır bir mağlubiyetin ardından bir de ikincilik için mücadele etmesi gerekmemesi rahatlatıcı bir unsur. Sevilla’nın üçüncülüğü ise Real’in ikiniciliği kadar garanti görünmüyor. Valencia, Sevilla’nın 4 puan gerisinde ve Atletico Madrid ve Villareal de Valencia’yı 1 puan geriden takip ediyorlar. Yani üçüncülük ve dördüncülük için müthiş bir mücadele var ki bu sıralarda bitirecek takımların Şampiyonlar Ligi ön elemesine vize alacağı düşünülürse heyecanın daha da artacağını söyleyebiliriz.

İtalya Seria A

İtalya’da bu sezon Internazionale fırtınası esiyordu; ancak son haftalardaki rehavet ve formsuzluk sayesinde Inter ardı ardına puan kayıpları yaşadı ve son dört haftaya girdiğimizde Milan ile puan farkı 7′ye indi. Toplam 12 puanın alınabileceği bir ortamda 7 puan ciddi bir avantaj gibi görünse de çıkışta olan Milan ve rehavette olan Inter’i düşünürsek son haftada liderliğin el değiştirmesinin imkansız olmadığını görürüz. Milan’ın bunu başarabilmesi için en büyük engeli önümüzdeki hafta sonu aşması gerekiyor. 4 puan gerisindeki Juventus ile San Siro’da mücadele edecek olan Milan için bu maç ‘tamam ya da devam’ maçı olacak. Çünkü olası bir mağlubiyette Inter deplasmanda Chievo’yu yenerse bitime üç hafta kala şampiyonluğunu ilan etmiş oluyor. Bu olasılık da açıkçası hiç de imkansız görünmüyor.

Juventus’un 5 puan gerisinde Fiorentina takımı dördüncü sırada ve onların da 1 puan arkasında beşinci sırada sezonun sürpriz takımı Genoa var. Onlar da müthiş bir form grafiği yakaladılar ve sezon sonunda en kötü ihtimalle dördüncü olup Şampiyonlar Ligi’ne kalmak istiyorlar. Genoa’nın 7 puan gerisinden ise her sezona “Bu sefer başaracağız!” parolasıyla girip her seferinde hayal kırıklığı yaratan başkent ekibi Roma geliyor.

Almanya Bundesliga

Almanya’da bu sezon Bayern Munich fırtınası eseceği tahmin ediliyordu; ancak sezonun ilk yarısı bittiğinde 3000 kişinin yaşadığı bir köyün takımı olan Hoffenheim liderdi ve Bayern Münich onları takip ediyordu. Ancak ikinci yarının başında Hofenheim’in en formda oyuncusu Vedad İbisevic (18 maçta 19 gol atmıştı) sakatlanarak sezonu kapattı ve Hoffenheim seri puan kayıplarının ardından şampiyonluk yarışından koptu.

Son 4 haftaya girildiğinde Wolfsburg, Bayern Munich’in 3 puan önünde lider durumda ve tarihlerinde ilk defa şampiyonluk yaşamak istiyorlar. Nisan başında Wolfsburg’a 5-1 yenilen ve hemen arkasından Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona’ya 4-0 yenilen Bayern takımının ligde de şampiyonluk yarışından kopacağı düşünülüyordu ancak kaliteli ve deneyimli kadrosuyla bu hedeften kopmadıklarını gösterdiler. Elbette onların kazanması için öncelikle Wolfsburg’un son 4 haftada 2 defa puan kaybetmesi gerekli. Bu arada Bayern’in 1 puan gerisinde olan sezonun bir başka formda takımı Hertha Berlin ve onların da 1 puan arkasında olan Stuttgart ve Hamburg takımları da henüz şampiyonluk yarışından kopmuş değiller. Önümüzdeki dört hafta Almanya’da çok şeyler değişebilir.

Türkiye Süper Ligi

Türkiye’de de yarış kızışmış durumda. Geçtiğimiz pazar günü 1 puan farkla Beşiktaş’ın önünde lider olan Sivas takımı gündüz maçında Gaziantep’te öne geçip kaybedince akşam oynanacak olan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi iki kat önem kazanmıştı. Beşiktaş son beş lig maçında yenildiği Fenerbahçe’yi yenerek hem bu seriyi kırmak hem de son 4 haftaya lider girmek istiyordu. Ancak her zaman olduğu gibi derbilerin favorisi olmayacağı bir kez daha anlaşıldı ve tarihinin en kötü futbolunu oynayan ve neredeyse en az puanını toplayan Fenerbahçe deplasmanda rakibine 2-1 üstünlük kurarak son haftalarda yaşayacağımız heyecanı arttırmış oldu.

Son 4 haftaya 1 puan farkla Beşiktaş’ın önünde lider giren Sivas spor Türkiye futbol tarihinde 4 büyüklerin dışındaki ilk şampiyon olma yolunda ilerliyor. Beşiktaş Fenerbahçe’ye yenilerek altın bir fırsatı kaçırsa da hala şampiyonluk için en büyük ikinci aday durumunda. Onları 3 puan geriden Trabzonspor takip ediyor. İlk üçte görmeye alışkın olduğumuz iki takımdan biri olan Galatasaray ise Trabzon’un 4 puan gerisinde ve Fenerbahçe’nin 1 puan önünde dördüncü sırada. Fenerbahçe ise demin de bahsettiğimiz gibi tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşıyor ve beşinci sırada. Onların tek tesellisi ise Türkiye Kupası’nda finale kalmış olmaları. Çünkü eğer ligde Galatasaray’ı geçip dördüncü olamazlar ve Beşiktaş da şampiyonlar ligi vizesi alamazsa, önümüzdeki sezon UEFA Kupası’na gidebilmeleri için tek fırsatları en son 1983 yılında kazandıkları Türkiye Kupasını kazanmak olacak. Finalde de ezeli rakibi Beşiktaş ile oynayacak olmaları bu maçın önemini bir kat daha arttırıyor.

Belçika Jupiler Ligi

Belçika Ligi’nde bu sezon iki takım arasında müthiş bir çekişme yaşanıyor. Lig şampiyonluğu için daha önce 28 defa bu onura erişerek rekoru elinde bulunduran Anderlecht takımı ile bu kupayı 9 defa kaldırmış Standart Liege takımları arasında müthiş bir mücadele var. Son iki haftaya girildiğinde Anderlecht averajla lider durumda bulunuyor. Bu iki takımın arkasından ise Gent ve Club Brugge takımları geliyorlar. Liderin 15 puan gerisinde olan bu iki takımın da puanı aynı ama averajla Gent takımı üçüncü sırada.

Fransa Ligue 1

Son 7 yıldır Avrupa ligleri arasında ilk şampiyonun belli olduğu liglerden biri olan Fransa liginde bu sene bu durumun tam tersi oluştu ve son haftaya kadar nefeslerin tutulacağı bir mücadele bizleri bekliyor. Lyon’un hegemonyasını bu sezon da sürdüreceğini düşünenler yanıldılar ve Eric Gerets’li Marsilya son 4 haftaya girdiğimizde Bourdeaux’nun önünde 1 gol averaj fazlasıyla lider. Onların arkasından 7 puan farkla Lyon takımı geliyor; fakat şampiyonluk için rakiplerinin çok fazla puan kaybetmesi gerekiyor ve birden fazla rakibi olması da bu durumu zorlaştırıyor. Lyon’un 1 puan gerisinde ise bu sezon iyi bir çıkış yakalayan PSG takımı geliyor.

May
1

Teknik Direktör Değişim Hastalığımız

By Hasan Bartınlı  //  Futbol, Haberler  //  4 Comments

Türk futbol takımları, anlaşma sağladığı yetenekli teknik direktörleri kısa dönemlik başarısızlıklarıyla yargılayarak evlerine gönderiyor. Başarısızlığın faturasının teknik direktörlere kesilmesiyle basının ve taraftarların baskısına dayanamayan yönetimler, ellerindekileri de kaybediyor ve daha sonra kulüpleri bir türlü istikrarı yakalayamıyor.

Türkiye’de bu hastalığın çaresi yok gibi gözüküyor. Bunun son kurbanı ise Ersun Yanal oldu. Millet olarak başarının istikrar ile sağlandığını bilir ve her ortamda söyleriz; ancak iş uygulamaya geldiğinde hep tezat kararlar alırız. Yakın futbol tarihimizde kariyeri dünyaca kabul edilmiş birçok teknik direktör ülkemize geldi ve çok kısa sürede onlardan yeterince faydalanamadan ayrıldılar. Şimdi birlikte bir yolculuğa çıkarak bugüne kadar futbolun hangi isimlerini bu hastalığa feda ettiğimizi sizlerle paylaşacağım.

Mircea Lucescu: Teknik direktörlük kariyerinin ilk yıllarında Romanya Milli Takımı’nı 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’na götüren Lucescu 1997-1998 sezonunda İnter ile UEFA Kupası şampiyonluğu yaşadı. Galatasaray’ın başına 2000 yılında geçen teknik adam Süper Kupa, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve lig şampiyonluğunda önemli rol oynadı. Beşiktaş’ın 100. yılında takımın başına geçen Lucescu bu önemli yılda takıma şampiyonluk yaşattı. Türkiye’de bulunduğu dönemde sürekli en başarılı takım hocası olmasına rağmen “Korkak futbolun öncüsü” gibi mantığa uymayan yakıştırmalara maruz kaldı. Beşiktaş’ta kaldığı dönemde Pascal Nouma’nın kendisine telefon fırlatması sonucu “Her insan hata yapar” açıklaması ile Nouma’yı ertesi maçta takımda oynatması ile küçük bir söz ile hocasını eleştiren oyuncuları kadro dışı bırakan zihniyetteki hocalarımıza örnek olarak farklılığını ortaya koymuştur. Ülkemizden ayrıldıktan sonra çalıştırmaya başladığı Ukrayna ekibi Shaktar Donetsk takımını 3 yıldır Ukrayna’da şampiyon yapan Lucescu şu sıralar kulübü ile Uefa Kupası finaline doğru koşuyor.

Jean Tigana: Futbolculuk dönemlerinde kendisinin en önemli apoleti Fransa Milli Takımı formasını en fazla giyen oyuncu olması idi. Teknik direktörlük kariyerinde Lyon’u 1994′de henüz vasat bir ekipken alarak lig ve kupa şampiyonluğu ile Fransa’nın önemli takımlarından biri haline getirdi. Monaca ile şampiyonluk ve şampiyonlar ligi yarı finali başarıları gösterdi. Beşiktaş’tan önce özellikle Fulham’da çalıştığı dönemki başarıları ile ön plana çıktı. Fulham’ı bir alt ligden alarak Premier Lig’e çıkardı. Beşiktaş’a geldikten sonra kazandığı Türkiye Kupası ve Lig 2. liği başarısızlık olarak değerlendirilemezdi. Henry’yi dünya futboluna armağan ettiği gibi Bobo’yu Beşiktaş için önemli bir futbolcu haline getiren isim de kendisiydi. Herkesin sağ bek oynamalı dediği Serdar Kurtuluş’u o dönem verdiği eğitimle Türk Milli Takımı’nın ön libero pozisyonuna kadar yükseltti. Şu sıralar Fenerbahçe’de 18′e bile giremeyen Burak Yılmaz, Tigana döneminde en parlak günlerini yaşadı. Burak Yılmaz gibi Serdar Kurtuluş da herkesin o dönem istediği sağ bek mevkiinde şu sıralar yılda 2-3 maçın üzerine çıkamıyor. Tigana’ nın zihnimde kalan en önemli ifadesi, Arda gibi yetenekli oyuncuların ulusal formayı giymeleri için en az 2-3 yıl kendisi gibi eğitim yönü güçlü bir hoca ile çalışması gerektiğini söylemesi idi. Sözünde ne kadar haklı olduğunu güncel gündemimizden de anlayabiliriz.

Vicente Del Bosque: Del Bosque futbolculuk kariyerinin tamamını İspanya’da geçirmiş, toplam 441 mücadelede forma giymiş ve beş lig şampiyonluğu, dört kupa şampiyonluğu yaşamış başarılı bir defans oyuncusu idi. Real Madrid kulübünün hemen hemen her kademesinde yer alan Bosque, 1999-2000 döneminde bu kulüpün teknik direktörlüğüne getirildi. Bugüne kadar dünyada hiçbir teknik direktörün yaşamadığı bir başarı elde ederek üst üste iki kez Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan teknik adam, bu başarısına iki kez de lig şampiyonluğu ekleyerek Real Madrid kariyerini tamamladı. 2004-2005 sezonu Beşiktaş’ın başına geçen Del Bosque henüz İstanbul’a bile alışmamışken usta kalemler tarafından “Yeniköy kasabı”, “Futbolu bilmeyen İspanyol” gibi hoş olmayan yakıştırmalara maruz kalmış ve görsel ve yazılı basının baskıları ile Demirören tarafından görevine son verilmiştir.

Eric Gerets: Belçika futbolunun en önemli oyuncularından Gerets 86 kez giydiği milli takım formasını Van Der Elst’den sonra en çok giyen oyuncu idi. 1992 yılında başladığı teknik direktörlük kariyerinde çalıştırdığı takımları iki kez Belçika Liginde, iki kez Hollanda Liginde şampiyon yaptı. 2005-2006 sezonunda Galatasaray’ın başına geçen teknik adam takımı ilk yılında takımı Türkiye şampiyonu yaptı. Gerets’in döneminde Galatasaray çok önemli bir mali kriz içerisinde yer almış, futbolcular ve kendisi uzun dönem ücretlerini alamamış olmasına rağmen gösterdiği iş ahlakı ile bu zor durumda takımına 83 puan toplatarak başarılı bir şekilde sezonu tamamlamıştır. Başarılı sezonuna rağmen takımdan gönderilen Gerets şu anda çalıştığı Marsilya’da Lyon’un 7 yıllık şampiyonluk serisine son vermek üzere.

Yukarıda bahsettiğim teknik direktörlerin dışında Guus Hiddink, Joachim Löw, Cristoph Daum, Zico ve birçok ünlü teknik adam Türk takımlarına hizmet etmek için gelmiş; ancak değişim hastalığımızın kurbanı olmuştur. Bu hastalığı bugüne kadar yenebilen tek teknik direktör olan Fatih Terim, Galatasaray’ın başına geçtikten sonra ilk sezonunda üst üste aldığı Gaziantep, Antalyaspor ve 4-0′lık Fenerbahçe mağlubiyetlerinden sonra görsel ve yazılı basında “Daha fazla zarar vermeden gitmeli” şeklinde etiketlenmiş ve gönderilmesine ramak kala Faruk Süren’in istikrarı benimseyen duruşu ile takımın başında kalarak bu ülkede hiç bir zaman yaşanmamış dört kez üst üste lig şampiyonluğu ve Uefa Kupası şampiyonluğu gibi başarıların mimarı olmuştur.

Dünya futboluna damga vurmuş Mancester United 21 yıldır Alex Ferguson, Arsenal 13 yıldır Arsen Wenger ve Liverpool 5 yıldır Rafael Benitez ile çalışmaktadır. Trabzonspor 25 yıllık şampiyonluk özlemini Ersun Yanal ile yapacağı 5 yıllık anlaşma ile 1-2 yıl içerisinde giderecekken görevine son vermesi ile uzunca bir süre daha bu hasret ile baş başa kalacaktır. Sportif başarı konusunda yükselişe geçen Beşiktaş’ın ise bir an önce Mustafa Denizli ile en az 5 yıllık anlaşma yapması en uygun olanıdır. Bu hastalığın çözümü için yapılabilecek en güncel adım Demirören yönetiminin bu hamleyi yapmasıdır; aksi halde yerli ve yabancı olarak kısa dönem faydalanıp gönderilen başarılı teknik direktörler listesi gün geçtikçe kabaracaktır.

Şub
24

Şampiyonlar Ligi’nde Son 16 Heyecanı!

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Uzun bir aranın ardından tekrar Şampiyonlar Ligi heyecanı geldi çattı. Her ne kadar hiç bir Türk takımı son 16 takım arasında yer alamasa da Şampiyonlar Ligi maçları Türkiye’de büyük bir merakla izlenmeye devam ediyor. Futbol endüstrisinin içerisindeki canlı yayınlar, gazeteler ve özellikle de internet sayesinde Avrupa’nın dev takımlarını bazen kendi takımlarımızdan daha da yakından takip ediyoruz. Dünyanın en kaliteli futbolcularını bir araya getirip biz futbol severleri ekran başında kendinden geçiren Şampiyonlar Ligi’nde son 16′ya kalan takımları birlikte inceleyelim.

24 Şubat 09

Atletico Madrid – Porto

Ligde 36 puanla 7. Sırada olan Atletico Madrid’i çok zorlu bir fikstür bekliyor. Ligde sırasıyla Barcelona, Real Madrid (dep) ve Villareal ile oynayacak olan Atletico bu arada iki tane de Porto maçı yaparak çeyrek finale kalmaya çalışacak. Yeteneği tartışılmaz olan ve Maradona’nın varisi olarak gösterilen Sergio Aguero Atletico’nun en önemli silahlarından biri. Ancak genç yaşı ve fiziksel güç zaafı yüzünden tam olarak formunun zirvesinde olduğunu söyleyemeyiz.

Porto ise grup maçlarını Arsenal’in önünde lider bitirse de aslında bu duruma onlar bile şaşırmış durumdalar. En tehlikeli silahları taraftarın da çok sevdiği Hulk ve Lucho Gonzales. Porto’nun lig fikstürü ise Atletico’ya göre daha avantajlı görünüyor. Porto ekibi, Sporting ve bu senenin sürpriz takımı Lexioes dışındaki maçları zayıf rakiplerle oynayacak. Elbette bu durumun İspanya ve Portekiz ligi arasındaki kalite farkından da kaynakladığını hatırlatmakta fayda var.

Bu eşleşmede gülen tarafın kim olacağını bilmek zor ancak Atletico’nun kadrosu ve takım formu sayesinde bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz.

Lyon – Barcelona

Son yedi senenin Fransa Ligue 1 şampiyonu Lyon her maça kazanmak için çıkıyor ancak rakip Barcelona olunca bu o kadar da kolay olmayacak. Bu sezon da Fransa’da liderliği kimseye bırakmayan Lyon yıllardır ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde yakaladığı istikrarı artık bir Avrupa kupası ile taçlandırmak istiyor. Ancak bunu başarabilmeleri için belki de Avrupa’da sezonun en formda takımı olan Barcelona’yı geçmeleri gerekiyor.

Barcelona tarafında ise bu sezon rüya gibi geçiyor. Ligde Espanyol ile oynadıkları ve evlerinde 2-1 kaybettikleri lig maçına kadar 23 maçta sadece bir mağlubiyet aldılar ve 22 haftalık yenilmezlik serisine sahiptiler. Bu mağlubiyete rağmen La Liga’da açık ara lider olan Barcelona bu sezon ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluğun en büyük adayı. Bu sene özellikle Guardiola’nın gelmesiyle altyapıdan yetişen oyunculara daha fazla önem veren ve çok iyi bir takım rotasyonu olan bir Barcelona izliyoruz. Geçen sene Manchester United’ın gerçekleştirdiği gibi double (ligde ve şampiyonlar liginde şampiyonluk) yapmak istiyorlar. Bunu gerçekleştirmemeleri için de karşılarında kendilerinden başka bir engel görünmüyor. Çünkü rakipleri onların gücünü biliyor ve formunun zirvesindeki bir Barcelona takımını yenmek zor olacak.

Arsenal – Roma

Arsenal genç ve mücadeleci kadrosuyla her maça sonuna kadar asılıyor ancak Arsene Wenger’in çok genç ama bir o kadar da yetenekli kadrosunun deneyim eksiği göze çarpıyor. Bu sene ligde lider Manchester United’ın 17 puan gerisinde 5. Sırada olan Arsenal için en iyi derece 3.lük gibi görünüyor. Şampiyonlar Ligi’nde ise hedef sanırım gidebildikleri yere kadar gidebilmek çünkü sadece yetenek ve arzu kupayı kaldırmak için yeterli değil. Maç kazandıran deneyimli oyuncular da özellikle Şampiyonlar Ligi’nde bir takımın olmazsa olmazlarından.

Roma da ligde Arsenal’e benzer bir durumda bulunuyor. Liderin 16 puan gerisinde 6. Sırada olan Roma takımı da Şampiyonlar Ligi bileti için ilk dördü hedefliyor. Roma’nın kadrosu Arsenal’e göre daha deneyimli gibi gözükse de onlarda gençliğin verdiği dinamizm ve hızlı futbol anlayışından yoksunlar. Bu durumda İtalyan ekolünün de etkisi yadsınamaz tabi ki.

Bu durumda garanti olan ise bu iki takımın bizlere çok çekişmeli iki maç izleteceği. Müthiş bir mücadelenin olacağı gün gibi ortada ve topa daha fazla sahip olan tarafın rakibine göre üstünlük kuracağını tahmin ediyorum.

Internazionale – Manchester United

Kendi liglerinde fırtına gibi esen iki takımın mücadelesi belki de bu senenin erken finali olarak değerlendirilebilinir.

İtalya Seria A’da 9 puan farkla lider olan Inter Şampiyonlar Ligi’nde sürpriz bir şekilde grubu Panathinaikos’un ardından ikinci bitirdi ve bu sayede kuraya ikinci torbadan katıldı. Tabi grubu lider bitiren takımların kurada korkulu rüyası haline gelen Inter’in sezonun bir başka formda takımı ve grubunu lider bitiren Manchester Utd ile eşleşmesi iki kulübü de endişeye sürüklese de biz futbol severleri çok mutlu etti. Her zaman bu kalitede ve form grafiği yüksek olan iki takımın maçlarını izlemek nasip olmuyor.

Manchester United takımı da Premiership’te Liverpool’un 7 puan farkla önünde lider bulunuyor. Cristiano Ronaldo sezon başında yaşadığı sakatlık yüzünden geçen seneki gol yüzdesini elde edemese de gene de Manchester’ın en etkili kozu olacak.

Gönül isterdi ki bu iki takım finalde karşılaşsın ve kazanmak için tek maçları olacağı için deplasman golü, avantajlı skor vb. durumları düşünmeden tüm hünerlerini ortaya döksünler. Ancak işin içine iki ayaklı sistem girince daha taktiksel bir çekişme izleyeceğimizi bekliyorum.

25 Şubat 2009

Chelsea – Juventus

Sezona yeni menajer Scolari ile başlayan ancak takım içi huzursuzlukların giderek artması ve Drogba ile ilgili yaşanan sorunlara ligde gelen kötü skorlar da eklenince ani bir kararla Scolari’nin işine son verildi ve apar topar yerine Guus Hiddink getirildi. Bu değişikliğin etkilerini uzun vadede göreceğiz ama Hiddink’i kısa vadede en iyi test edecek durum Şampiyonlar Ligi’nde alması gereken başarılı sonuçlar olacaktır. Ligde son iki sezondur Manchester United’ın gölgesinde kalan Chelsea’nin bu sezon Şampiyonlar Ligi’ni ilk planda tuttuğunu ve artık kupayı kazanmak istediklerini biliyoruz. Ancak Michael Essien’in uzun süreli sakatlığı takımın defansif yönde ciddi bir güç kaybı yaşamasına neden oldu ve devamlı yapılan takım içi huzursuzluk spekülasyonlarının üzerine menajer değişimi yaşanması Chelsea’nin işini biraz zorlaştırıyor.

Öte yandan lider Inter’in ligdeki en yakın takipçisi olan Juventus da tam olarak bir istikrar yakalayamadığı için bu sezon büyük bir sürpriz yaşanmazsa ilk 3te ancak şampiyon olamadan sezonu bitirecek. Onlar için de Şampiyonlar Ligi bu bakımdan büyük önem taşıyor ancak kadro zenginliği bakımından Chelsea, Barcelona ve Manchester United gibi takımların gerisinde kalan Juventus’un iki kulvarda da başarılı olması için çok çalışması gerekiyor. Juventus’un en etkili silahı ise artık yaşı ilerlediği için sezon başında eleştirilere hedef olan ancak bu sezon ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde attığı ve attırdığı gollerle hepimizin saygısını kazanan Del Piero. Onun zekası ve Juventus defansının sert ve disiplinli oyunu bakalım Chelsea’yi elemeye yetecek mi?

Real Madrid – Liverpool

Sezona kötü biri giriş yapan ancak daha sonra antrenör Schuster’in işine son verilmesi ve yerine gelen Juande Ramos’un takımı bir araya toplamasıyla Real Madrid çıkışa geçti ve Barcelona’nın ardından ligde ikinci sırada. La Liga da şampiyonluk için Barcelona’nın çok fazla puan kaybetmesi ve Real Madrid’in bütün maçlarını kazanması gerekse de bu durum imkansız değil. Şampiyonlar Ligi’nde ise Real Madrid uzun süredir finale hasret. En son 2001-2002 sezonunda final oynayan ve bu finali kazanan Real Madrid o günden beri kupayı kazanmaya pek yaklaşamadı. Bu sezon da final yolunda çok güçlü ve formda rakiplerle mücadele edecekler.

Liverpool takımı sezona son yıllarda görmediğimiz kadar iyi bir başlangıç yaptı ve ligi uzun bir süre lider götürdü. Ligde şampiyonluğa hasret olan Liverpool taraftarları da bu durumdan çok memnundu ve uzun yıllar sonra artık şampiyon olacaklarına inanıyorlardı. Ancak ardı ardına gelen puan kayıpları ve lige istediği gibi başlayamasa da daha sonra formunu yakalayan Mancester United takımının gerisinde kaldılar ve şuanda ikinci sıradalar. Onlar için hala ümit var. Şampiyonlar Ligi’nde ise son yıllardaki en istikrarlı takımlardan biri Liverpool takımı. Son 4 sezonda 2 defa final oynadılar ve 2005′te İstanbuldaki efsanevi finalde Milan’ı devirip kupayı kazandılar.

Uzun maratonlardan ziyade iki ayaklı maçlardaki başarısı sayesinde sanırım Liverpool Real Madrid’e göre psikolojik olarak bir adım önde ancak gene de Real Madrid’i elemek kolay olmayacak.

Sporting Lisbon – Bayern Munich

Ligde şampiyonluk yarışındaki belki de en önemli maçına geçtiğimiz hafta sonu çıkan ve 3 puan önlerindeki Benfica’yı kendi sahalarında 3-2 yenen Sporting Lisbon Bayern Munich maçına mutlu ama yorgun çıkacak. Şampiyonlar Ligi grup maçlarında Barcelona’nın ardından 2. olarak son 16′ya kalan Sporting’e pek şans tanınmıyor. Ancak hızlı oyuncuları ve oyunu yüksek tempoda tutmasıyla bilinen Sporting takımının Bayern Munich’in yetenekli ve hırslı oyunculardan kurulu takımı karşısında kolay lokma olmayacağı aşikâr.

Bayern Münich takımı ise uzun yıllar peşpeşe Şampiyonlar Ligi’nde oynadıktan sonra geçtiğimiz sezon UEFA Kupası’nda boy göstermiş ve kesin favori olduğu bu kupada yarı finalde kötü bir şekilde Zenit’e elenmişti. Bu sezon ligde Hoffenheim’ın sürpriz çıkışı karşısında liderlik koltuğunda pek göremediğimiz Bayern Munich yine de istikrarlı bir oyun sergiliyor. Kendi sahalarında aldıkları sürpriz mağlubiyetleriyle zaman zaman taraftarları şoke etseler de, sezon sonunda şampiyonluk ipini göğüslemek için yeterli bir kadroya sahipler. Şampiyonlar Ligi’nde ise Lyon’un önünde 14 puanla grubu lider bitirdiler ve son 16 takım arasındaki en şanslı eşleşmeyi yaptılar. Gene de Ribery ve arkadaşlarının bu turu geçmek için çok iyi mücadele göstermeleri gerekecek.

Villareal – Panathinaikos

Şampiyonlar Ligi’nde çok sık görmeye alışkın olmadığımız ama katıldıkları 2005-2006 sezonunda yarı finale kadar çıkıp takdir toplayan Villareal takımı bu sezon da en azından bu başarıyı tekarlamak istiyor. Ligde 4. Sırada bulunan Villareal’in şampiyonluk için şansı az olsa da büyük ihtimalle sezonu ilk dörtte bitirip Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanacaklar. 2005-2006 sezonunda olduğu gibi grup maçlarında Manchester United ile aynı grubu paylaşan ve grubu ikinci bitiren Villareal emin adımlarla yolunda ilerliyor. Avrupa Şampiyonası’nın yıldızlarından olan Nihat’ın sakatlığı yüzünden ileride sorun yaşaması düşünülen Villareal’i bu sezon yakaladığı formuyla milli takıma da çağrılan İtalyan Rossi sürüklüyor. Ortasahada defansif Senna ve ofansif Pires ile iyi bir denge yakalayan Villareal Panathinaikos karşısında daha çok şans verilen taraf durumunda.

Öte yandan Panathinaikos Inter ve Werder Bremen’in olduğu grubu lider bitirerek büyük sükse yaptı ve Villareal’in bu durumu göz ardı etmemesi gerekiyor. Özellikle Arsenal’den kadroya katılan Gilberto Silva ile ortasahada istikrar sağlayan Panathinaikos Yunanistan Ligi’nde zirveye oynuyor. Olympiakos’un 11 puan gerisinde ikinci durumdalar ve şampiyonluk zor görünse de ilk beş içerisinde olacakları garanti gibi gözüküyor. 2. ve 5. Arasındaki takımların şampiyonlar ligi için playoff maçları yapacağı düşünülürse önümüzdeki sezon için de onları şampiyonlar liginde görmemiz yüksek bir ihtimal