Browsing articles tagged with " Inter"
Ara
3

Avrupa Ligleri’nde Geçtiğimiz Hafta

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Avrupa Ligleri’nde haftanın maçını hem bir derbi olması hem de futbol kalitesinin yüksekliği sayesinde Arsenal-Chelsea mücadelesi olarak belirledim.  Ayrıca maçın skorunun da bu kararımda etkisi var.  Özellikle kendi evinde çıktığı maçlarda çok yüksek tempo ile rakibi yıldıran Arsenal, ekibi bu sefer sağlam kayaya tosladı.  Carlo Ancelotti’nin öğrencileri Didier Drogba’nın şahane oyunuyla müthiş bir galibiyet aldılar.  Geçelim Avrupa Ligleri’nde haftanın maçlarına.

Türkiye Süper Lig

Süper Lig’de haftanın maçını seçmek bu hafta biraz zor oldu.  Bursaspor deplasmanında yokları oynayan Galatasaray ve kale direkleri sayesinde farkın önlendiği Bursaspor-Galatasaray mücadelesi mi,  yoksa ezeli rakibinin Bursa’da bıraktığı üç puanın ertesi günü sessiz kapılar ardında bir başka yokları oynayan ve Yılmaz Vural’ın kehanetinde olduğu gibi Kasımpaşaspor’a kendi sahasında 1-3 kaybeden,  Fenerbahçe’nin maçı mı?  Bu zor sorunun cevabını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Geçtiğimiz çarşamba günü Old Trafford’dan üç puan ile dönen Beşiktaş ekibi ise,  ezeli iki rakibinin zor durumlara düşmelerinin ardından altın tepside gelen bu şansı tepmedi ve zor günler geçiren Sivasspor’u Sivas’ta yenmeyi bildi. Böylece Süper Lig’de zirve iyice karışmış oldu.  Fenerbahçe bu futboluna rağmen galibiyet serili sezon başlangıcı sayesinde hala lider durumda.  Ancak cepten yiyorlar ve önümüzdeki hafta Eskişehir deplasmanında bırakın liderliği,  ilk üçe bile girememe durumları var.  İkinci sırada yükselen form grafiği ile Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı yer alıyor.  Üçüncü sırada ise geçtiğimiz haftanın ikincisini mağlup edip,  yerine yerleşen Bursaspor bulunuyor. Bursaspor’u takip eden en yakın takım ise Galatasaray .

Trabzonspor,  Eskişehir’i 2-1 yenip biraz olsun nefes almış durumda.  Ancak Broos’un kovulması ve oyuncular arasındaki huzursuzluk yüzünden önümüzdeki günlerin Trabzon halkı için çok ümit verici olduğunu söyleyemeyeceğim.  Zirve takipçisi Kayserispor da zorlu Manisaspor deplasmanından üç puan çıkardı ve ligde beşinci sırada bulunuyor.

İngiltere Premier Lig

İngiltere’de bol derbili bir haftanın ardından enteresan skorlar olduğunu görüyoruz.  İlk olarak 0-2 biten Everton-Liverpool derbisi ile başlayalım.  Son yedi seneye baktığımız zaman,  Everton’un kendi evinde Liverpool karşısında pek de başarılı olamadığını görüyoruz (5 mağlubiyet 2 galibiyet).  Hafta sonunda da kendi evlerindeki altıncı mağlubiyeti aldılar.

İngiltere’de Haftanın maçı olarak göstereceğim maç ise bir başka derbi mücadelesi olan Arsenal-Chelsea maçı.  Londra derbisinde gülen taraf 0-3lük skor ile Carlo Ancelotti’nin Chelsea’si oldu.  Bu sezon ligde ve Avrupa’da sağlam duruşuyla Chelsea takımı hem ligde,  hem de Şampiyonlar Ligi’nde kupaya en yakın takımlardan biri olarak gözüküyor.

Haftanın enteresan maçlarından biri ise,  West Ham-Burnley mücadelesiydi.  5-3 biten maçın sadece skoruna bakanlar kıran kırana bir mücadele olmuş zannedebilirler. Ancak durum hiç te öyle değil.  Peş peşe gelen gollerle 65. dakikaya 5-0 önde giren Londra ekibi,  artık rehavet mi dersiniz yoksa şanssızlıklar silsilesi mi bilemiyorum,  ama kalesinde peş peşe üç gol gördü ve durum 90. dakikada 5-3’e geldi.  Bu golün ardından Burnley’den Steven Cadwell kırmızı kartla oyun dışında kalmasa ve maç aşağı yukarı 15 dakika daha oynansa belki de dünya futbol tarihinin en büyük geri dönüşü İngiltere’de yaşanacaktı.  Ancak maç hakem Chris Foy’un düdüğüyle sona erdi ve enteresan olmaktan öteye gidemedi.

İspanya La Liga 1

İspanya La Liga’da haftanın maçını daha maçlar oynanmadan seçmiştim;  Barcelona-Real Madrid.  Dünyanın en köklü ve kaliteli derbilerinden (daha önce de belirttim aslında derbi değil ama milyonlarca insan böyle düşünürken tersini söylemek bana mı kalmış!) biri olan Barca-Real mücadelesi futbol kalitesi olarak beklenilenin altında geçti.  Barcelona,  Real Madrid’i ikinci yarıda oyuna giren forveti Ibrahimovic’in golüyle devirdi ve liderliği tekrar rakibinin elinden aldı. Bu bile İspanya’da haftanın maçı olmasına yeter de artar bile.

La Liga’nın 12. Hafta mücadelelerine genel olarak baktığımızda ise enteresan bir durumla karşılaşıyoruz.  Oynanan 10 maçta toplam 7  kırmızı kart gösterilmiş.  Barcelona-Real Madrid maçında karşılıklı birer kırmızı kart olması haftanın panaromasına uygun düşmüş diyebiliriz.

Zirve takipçilerinden Sevilla ve Valencia ekipleri,  ikinci sırada bulunan Real Madrid’in puansız kapattığı haftada aradaki farkı kapatmak için büyük bir fırsat elde etmişlerdi ancak bu iki ekip de kendi evinde berabere kalarak bu şansı tam olarak kullanamadılar diyebiliriz.  Bu ekiplerin hemen ardından gelen Deportivo ise deplasmanda Racing Santander’i 0-1 yenerek haftayı en kârlı kapatan ekiplerdendi.

Almanya Bundesliga 1

Almanya’da lider Bayer Leverkusen,  Stuttgart’ı 4-0 yenerek ldierliğini sürdürdü.  İkinci sırada bulunan Werder Bremen,  Wolfsburg ile berabere kalınca liderle arasındaki puan farkı üçe yükselmiş oldu.  Bremen ekibinin hemen  ardından gelen Schalke 04 ise haftanın sürprizini gerçekleştirdi ve son haftaların yükselen ekibi Mönchangladbach’a deplasmanda 1-0 yenildi.  Hamburg ekibi de Mainz deplasmanında 1-1 berebere kalınca,  Hannover deplasmanından 3-0  galip ayrılan Bayern Münich  haftayı dördüncü sırada kapatmış oldu.

İtalya Seria A

İtalya’da pek de enteresan bir hafta olduğunu söyleyemeyiz.  Uzun süredir lider olan Mourinho’nun Inter’i kendi evinde Fiorentina’yı 1-0 yenmeyi bildi ve liderliğini sürdürdü.  Geçtiğimiz haftayı ikinci sırada kapatan Juventus ise  sezonun sürpriz ekiplerinden olan Cagliari’ye deplasmanda 2-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada kapattı.  İkinci sıraya ise Catania deplasmanında 0-2 kazanan AC Milan oturdu.

Haftanın en olaylı maçı ise üç kırmızı kartın çıktığı,  Genoa-Sampdoria mücadelesi oldu.  Ev sahibi ekibin 3-0 kazandığı maçta Genoa ekibi 45. dakikada 10  kişi kalmasına rağmen 52. ve 53. dakikalarda 2-0 öne geçmeyi başardı.  Daha sonra konuk ekip de 10 kişi kalınca,  bir gol daha bulan Genoa,  maçtan da farklı şekilde galip ayrılmış oldu.  İtalya’da bu sezonun iki flaş ekibin mücadelesi İtalya’da haftaya damgasını vurdu diyebiliriz.

Fransa Ligue 1

Fransa’da lider Bourdeaux,  Nancy deplasmanında 3-0  kazandı ve Lyon’un da kendi evinde Rennes ile berebere kalmasıyla,  aradaki puan farkını ikiye yükseleterek liderliğini sürdürdü.  Bourdeaux’yu yakından takip eden Auxerre takımı,  PSG deplasmanında 1-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada bitirdi.  Ligue 1’de haftayı dördüncü sırada bitiren ekip ise kendi sahasında Grenoble ile 2-2 berebere kalan Lorient ekibi.  Fransa liginde üst basamaklarda her an takımlar yer değiştirebilirler.  Sezon sonunda takımların hangi sıralarda olacağını kestirmek pek de mümkün görünmüyor.

Kas
30

El Classico: Barcelona 1-Real Madrid 0

By Burak Can  //  Futbol, İspanya La Liga  //  2 Comments

0000042750

İspanya başta olmak üzere tüm dünyanın aylardır beklediği,  yerli-yabancı 700 gazetecinin akredite olduğu ve 38 ülkede canlı yayınlanan bir El-Classico’yu daha geride bıraktık. Astronomik ücretlerle dünya starlarını kadrosuna katan Real Madrid,  ‘Messi mi?  Ronaldo mu?’  tartışmaları arasında büyük umutlarla geldiği Nou Camp’tan bir kere daha eli boş ayrılmak zorunda kaldı. Bir tarafta Barcelona, diğer tarafta Real Madrid gibi dünyanın sayılı takımlarından ikisi karşılaşınca insanlar ister istemez heyecanlanırlar ve kendilerini bir futbol şölenine hazırlarlar.

Messi, Ronaldo, Kaka, Xavi, İniesta gibi kalitesi tartışılmaz oyuncular da sahada ise uzun yıllar unutulmayacak bir maç beklerler.  Fakat dün oynanan maç bırakın bu beklentileri karşılamayı normal bir La Liga karşılaşmasının heyecanını bile yansıtmadı desem yeridir.  ”90.000″ den fazla seyircisi önünde Barcelona her zaman favori olarak maça çıkmanın avantajını kullandı ve bulduğu tek golle maçı kazanmasını bildi.

Real Madrid takımı Barcelona’nın 1 puan önünde lider durumda olduğu için maça yenilmemek üzere kurulmuş bir takım tertibiyle çıktı.  Takımın ön liberoları Xabi Alonso ve Lass sadece Barca ataklarını karşılamakla yetindiler, kendilerini pek fazla hücum yaparken göremedik.  Uzaktan çektiği müthiş şutlarla ün yapmış Xabi Alonso maç boyunca bir kere bile şut denemesinde bulunmadı.  Buna karşın Barcelona hocası Guardiola,  İnter’i 2-0 ile geçen kadrodan Pedro’yu yedek kulübesine göndermişti.  Artık alışılagelmiş  4-3-3  sisteminde bir yıldır ileri üçlünün solunda görev yapan Henry’nin bu maçta hedef forvet olarak ortaya geçmesi de ilginçti.  Elinde İbrahimoviç dururken Henry’nin bu görevi üstlenmesine şaşırmadım desem yalan olur.

Maçın başlangıcında planları daha çok işleyen takım Real Madrid gibiydi.  Barcelona’nın makine sistemi gibi işleyen pas düzenini bozmayı başarmışlardı.  Bir iki cılız bindirme dışında Barca hücümda etkili olamazken,  maçın belki de en net pozisyonu Real adına Cristiano Ronaldo’dan geldi.  Ceza alanı içinde bomboş durumda vuruş yapan Portekizli yıldız topu Valdes’in ayağına nişanlayınca takımını mutlak bir golden etti. Maçı henüz dün akşam izlemiş olmama rağmen inanın ilk yarı boyunca aklıma kalan tek ciddi gol girişimi bu oldu.

Barcelona-v-Real-Madrid-Zlatan-Ibrahimovic-ce_2391224

İkinci yarıda dengeler sürekli el değiştirdi.  İki kırmızı kartın çıktığı bu yarıda Barcelona üstünlüğü ele alan taraftı. Gol pozisyonu üretemeseler bile topun kontrolünü sağlamayı başarmışlardı.  En sonunda teknik direktör Guardiola da yaptığı yanlıştan döndü ve 51. dakikada Henry’i çıkartarak İbrahimoviç’i oyuna aldı.  Dakikalar 56 olduğundaysa maçın tek golü geldi. O ana kadar çok kötü ortalar yapan Dani Alves bu sefer hedefi tutturdu ve ceza sahasına açtığı nefis ortaya gerilerden gelen İbrahimoviç gelişine vurarak fileleri sarstı.  Öyle güzellikte bir ortanın hele top İbrahimoviç’e geliyorsa gol olmaması zaten imkansızdı.  İsveçli yıldızın hayatı böyle jeneriklik goller atmakla geçmişti zaten.

Barcelona’nın golden sonra üstünlüğü eline alıp farkı attırabileceğini düşünenler haksız sayılmazdı ama hesaba katmadıkları bir şey vardı.  60. dakika genç Sergio Busquets çift sarı karttan kırmızı kart gördü ve takımını sahada eksik bıraktı.  İkinci yarı boyunca kenardan takımının çöküşünü izleyen Pellegrini de bu fırsatı değerlendirmek ve gol bulmak istedi ama yaptığı değişiklik bence akıllara ziyandı.  Çok iyi oynamasa bile hücumda bir şeyler üretmeye çalışan tek Real’li olan Ronaldo hocası tarafından oyundan alındı ve yerine Benzema girdi.  Barcelona’nın yıldızı olan Messi de maç boyunca bir iki çalım atma hariç pek gözükmedi ama Guardiola ondan asla vazgeçmedi.  Pellegrini
niçin böyle bir değişiklik yaptı gerçekten anlamak zor. Maçın geri kalan anlarında iki hocanın da hamleleri devam etti. Barcelona Abidal,  Messi ve Pique ile gole yaklaşırken Real Madrid’in de beraberlik için ciddi şansları oldu.  Bence maçın yıldızı olan Barcelona kaptanı Puyol, Realli oyuncuların kaleciyle karşı karşıya kaldıkları 3 pozisyonda kendisini cansiperhane bir şekilde topunu önünde atarak muhtemel golleri engelledi ve takımının galibiyetinde başrolü oynadı. Kaka’nın liderliğinde karşı kaleye gitmeye çalışan Real,  Barca savunmasını bir türlü aşamadı.  Son anlarda Madrid ekibinden Lass da oyun dışı kaldı ama maçın skoru zaten o anlarda belirlenmişti.   Barcelona 1-0 Real Madrid ….

Eki
22

“Gezgin” Vieri Futbolu Bıraktı

By Editor  //  Futbol, Haberler  //  1 Comment

İtalyan futbolunun 90′lı yılların başında yurtdışında oynayan ender oyuncularından Christian Vieri, sessizliğini bozdu ve futbolu bıraktığını açıkladı.

Blackburn Rovers ile antrenmanlara çıkan Vieri, “Artık oynamak istemediğime karar verdim, yurtdışında oynamak bile heyecan vermiyor” diyerek futbolu bıraktığını açıkladı. Geçtiğimiz sezonu Atalanta’da tamamladıktan sonra takım bulamayan Vieri, Avrupa futbolunda en çok takım değiştiren oyunculardan biriydi.

Oynadığı takımlar: Torino, Pisa, Ravenna, Venezia, Atalanta (3) , Juventus, Atletico Madrid, Lazio, Inter, Milan, Monaco, Fiorentina

Lazio ile Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğu (1999) yaşayan Vieri, o sezon Inter Milan’a 53 milyon dolar karşılığında transfer olmuştu. 144 maçta 103 gol atmasına rağmen takımı ile şampiyonluk yaşayamamış olan Vieri, 1998 ve 2002 dünya kupalarında toplam 9 gol kaydetmişti.

Milli takımda 49 maçta 23, kulüp takımlarında ise 375 maç 194 golle kariyerini tamamladı.

Futbolun bir rengiydi, futbol sonrası hayatında da başarılı ve renkli olmasını diliyoruz.

Eyl
2

Milano Efsanesi: Guiseppe Meazza

By Oğuz Öztürk  //  Futbol  //  1 Comment

Milano’yu nasıl bir şehir olarak biliyorsnuz? moda şehri mi?, alışveriş şehri mi?, yoksa sanat mabedi mi? Sanırım hepsi Milano’yu anlatıyor.

Milano’nun futbolseverler için ise farklı bir anlamı var. Herşeyden önce Milan ve İnter’e ev sahipliği yapan şehirde bu iki takımın maçlarını oynadığı bir sanat harikasi yükseliyor; Görkemli Giuseppe Meazza stadyumu. İnter’in 1930′larda oynayan efsanevi oyuncusu Giuseppe Meazza’ya olan kulak aşinalığının ilk nedeni bu stad. Inter, İtalya’da I. Dünya savaşından sonra kendini fazlası ile hissettirmeye başlayan faşizmin içinde otantik bir şampiyondu ve Giuseppe Meazza ile yükseliyordu. 1910 yılında Porta Vittoria’da doğan Meazza, başarıları ile bugün bile hala İtalyan futbolunun en büyüğü olarak kabul ediliyor. Giuseppe Meazza 1924′te İnter formasını ilk giydiği gün daha 14 yaşındaydı. Babasını I. Dünya savaşında kaybetmişti ve Milano’da bir pazarda meyve satıp annesine ve evin geçimine katkı sağlıyordu.

Hayatında iki şey onun için büyük bir önem kazanmıştı; Annesi ve İnter. 19 yaşına geldiğinde ilk kez Seire A’da boy gösterdi. İlk maçı Ambrosiana ile oynanan karşılaşma oldu ve sahaya indiği gün ‘seçilmiş adam’ gibi oynadı ve öyle de devam etti. İnter, 1929-1930 sezonunda şampiyon oldu ve Meazza 31 gol ile bugün bile hala kırılamayan bir rekor ile gol kralı oldu. Hemen ardından İtalya-İsviçre maçında ilk kez milli forma ile sahaya çıktı. İtalya maçı 4-2 kazandı ve Giuseppe Meazza iki golün sahibi oldu. Ama insanların ona hayran kaldığı milli maç 1930′daki Macaristan maçıydı. 11 Mart 1930′da İtalya Macaristan’ı 5-0 yendiğinde Meazza tam 3 gol birden atmıştı ve izleyenler onun artık harika bir yetenek olduğuna ikna olmuşlardı.

Milano gazetelerinde sürekli ondan bahsediliyordu. 1934′te İtalya finalde Çekoslavakya’yı 2-1 yenerken attığı 2 gol İtalya’ya Dünya Kupası’nı getiriyordu. Böylece artık Dünya çapında da tanınan bir yıldız haline gelmişti. Halk Faşizmin siyasi düşüncenin peşinden giderken, o da Futbol alanında Faşizm gibi insanları peşinden sürüklüyordu. Giuseppe Meazza’nın çok ilginç bir kişiliği vardı. Bazen maç başladıktan sonra stada gelip oyuna kendi kendine girer, bazen de arkadaşları sahada ısınırken o kenarda oturup sigara içerdi. Fakat Meazza sürekli gol atıyordu ve kimse bu tuhaf yaşam tarzı hakkında yorum bile yapmıyordu. İnter ile 3 şampiyonluk yaşadı, İtalya ile 2 Dünya Kupası kaldırdı. Serie A’da 3 kez gol kralı oldu ve en önemlisi 367 maçta 216 gol atmayı başardı. İtalya’da üç büyük takım olan İnter, Milan ve Juventus’un formalarını giyerek tarihe geçti.

Kariyerini ise İnter’de yani evinde bitirdi. Giuseppe Meazza, 1948′te İnter’e teknik direktör olarak döndü ama futbolculuğu kadar başarılı olamadı. Buna rağmen İnter’e daha sonra efsane olacak oyuncular kazandırdı. Bunlardan en önemlisi Sandro Mazzola oldu. II. Dünya savaşı yıllarında kısa bir süre Beşiktaş’ta antrenör olarak çalıştı. Savaş bittiğinde ise İtalya’ya geri döndü. Giuseppe Meazza 27 Ekim 1979′da hayata gözlerini yumduğunda gözü arkada kalmadı. Çünkü kalbine kazımış olduğu İnter’in stadının adı çoktan Giuseppe Meazza adını almıştı…

Ağu
24

İtalya Serie A’da 1.Hafta

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

İtalya’da Seria A heyecanı hafta sonu oynanan karşılaşmalarla birlikte başlamış oldu. Cumartesi iki ve Pazar sekiz maçın oynandığı ligde takımlar sezona iyi bir başlangıç yapabilmek için kıyasıya mücadele ettiler.


Son dört sezonun şampiyonu Internazionale Guiseppe Meazza Stadı’nda Bari ile 1-1 berabere kaldı. 56. dakikada yeni transfer Samuel Etoo’nun penaltıdan attığı gol ile öne geçmesine rağmen Beyaz Rusyalı futbolcu Vitaly Kutuzov’un 74. dakikada attığı gole engel olamayınca sezona istedikleri gibi bir giriş yapamadılar.

Şampiyonluğun en büyük adaylarından bir başkası olan Juventus ise Chievo’yu 1-0 ile geçti. 11. Dakikada Vincenzo Iaquinta’nın golüne cevap gelmeyince ‘Yaşlı Bayan’ lakaplı ekip sezona galibiyetle girmiş oldu.

AC Milan takımı ise Siena deplasmanında genç forveti Pato’nun golleriyle 2-1 kazandı. İlk geldiği zamanlarda yedek kulübesinden maçlara son 10-15 dakikada dâhil olan Pato’nun artık AC Milan’ı sırtlıyor olması Milano ekibinin transfer komitesinin bir başarısı olarak görülebilir.

Haftanın belki de sürpriz denebilecek tek sonucu Genoa’nın Roma’yı 3-2 yenmesi olarak görülüyor. Aslında İtalya Ligi’ni takip eden futbol severler geçtiğimiz sezon Genoa’nın oynadığı etkileyici futbolu ve Roma’nın 5 puan üzerinde Seria A’yı 5. sırada bitirdiğini hatırlayacaklardır. 2009 transfer sezonu açılır açılmaz takımın en etkili gol silahı Diego Milito’yu Inter’e kaptırınca yeni sezonda eski formlarını yakalayamayacaklarını düşünen insanların sayısı bir hayli fazlaydı. Ancak Milito’nun boşluğunu Inter’den aldıkları Hernan Crespo ve Boca Juniors’un altın çocuğu Rodrigo Palacio’yu kadrosuna katarak kapatmış gibi görünüyorlar. Roma galibiyeti ile de ilk haftadan liderlik koltuğuna oturdular, bakalım gerisi gelecek mi?

Seria A’da ilk haftayı genel olarak değerlendirirsek toplam atılan 24 gol olduğunu (maç başına ortalama 2,4 gol) ve alınan galibiyetlerin tek farklı skorlarla geldiğini görmekteyiz. Yani klasik bir Seria A haftası yaşadığımızı görüyoruz. Umarım ilerleyen haftalarda yeni transferler de takımlarına daha çok uyum sağlarlar ve atılan gollerin sayısı da artar.

1. haftanın toplu skorları şu şekilde:

Bologna 1-1 Fiorentina,

Siena 1-2 AC Milan,

Internazionale 1-1 Bari,

Udinese 2-2 Parma,

Palermo 2-1 Napoli,

Livorno 0-0 Cagliari,

Lazio 1-0 Atalanta,

Juventus 1-0 Chievo,

Genoa 3-2 Roma,

Catania 1-2 Sampdoria

Tem
31

İspanyolca Öğrenme Zamanı

By Volkan Koç  //  Futbol, Futbolmag  //  No Comments

Gündemi Değiştiren Dev Takas

Gerçekleşmesi merakla beklenen olaylar bu sene transfer piyasasını sürekli canlı tutarken, biz futbolseverlerin de her sabah bir bardak kahvenin yanında bir futbol gazetesini eksik etmemesine yol açtı. Küresel krizin etkilemediği bu güzel oyunun dünyasında, haber ajansları bizi heyecanlandıran ve şaşırtan transfer haberlerini günbegün önümüze sunmaya devam ettiler. Biz de kendimizi -Real Madrid’in piyasanın altını üstüne getirmesiyle beraber- David Villa ve Ribery’ye de sayılacak Avroları tahmin ederken bulduk. İnsan hep daha fazlasını ister misali, sanki yapılan transferlerden tatmin olmamış gibiydik. Ancak bir büyük bekleyiş daha vardı ki, o da bu transfer sezonunun son görkemli transferi olmaya en büyük adaydı. Konu Zlatan – Eto’o takası olduğunda, gazeteler manşetlerini kalın harflerle ve büyük puntolarla girmeye hazırlıyorlardı.

Harika Fizik ve Teknik

Zlatan’ı Ajax yıllarından beridir takip ederim. O dönemde yirmili yaşların başında. Kendisini İskandinavya’dan dışarıya henüz atmış ve koşar adımlarla milyon dolarlık anlaşmalar imzalamak için yıldız olma yolunda. İlk izlenimler ise göz kamaştırıcı. En dikkat çekeni ise 1.92’lik boya rağmen bu teknik… Harikulade!

‘Keşke Fenerbahçe’de oynasa’ hayallerini kurmak güzeldi hep. J Sonra Capello’lu Juventus’a da yakıştıramamıştım. Nedenini bilmem, ama o zaman İtalyan futbolunu gerekçe gösterirdim. “Defansif, sert ve golsüz futbol.” derdim, “Serie A işte, teknik topçunun burada ne işi var?”

ibrahimovic pic

Yalnız Zlatan güçlü fiziğiyle çok geçmeden o sertliğe de alışmasını bildi ve Inter’de kendisinden bekleneni yaparak potansiyelini açığa çıkardı. Son olarak da Mourinho döneminde takımın liderliğine soyunması, onun mental yönünün ne derece güçlü olduğunu gösterdi. Art arda şampiyonluklar da geldi. Kendisinin de bahsettiği gibi İtalya’da artık kazanacağı bir şey kalmamıştı. Son olarak kazanılan Serie A Gol Krallığı bile bu başarıların yanında sadece bir süstü. Sahip oldugu bu fizik ve teknik ile, Capello’nun da bahsettigi gibi, Van Basten’den daha iyi olmaya hazırdı artık.

Twitter’dan Al Haberi

İbrahimovic’in bu süregelen başarıları, Barcelona Başkanı Joan Laporta’yı geçen seneden beridir Inter maçlarını takip etmeye zorlamış olsa gerek. Şüphesiz her başarılı maç ona analiz yaptırmıştır; ‘Acaba Zlatan, Barcelona kimliğinde başarılı olabilir mi?’ diye. Attığı her gol sonrası eline bir terazi alması ve Real Madrid çıkışlı kendi forvetleriyle kıyaslamış olması muhtemel. Nitekim sonra, Cruyff’un ve Guardiola’nın desteğinin alınmasıyla beraber Zlatan terazide ağır gelmiş ve 5 senelik Barcelona geçmişinde (Avrupa Kupaları dahil 36 golle) en iyi sezonunu geçiren Eto’o, istenmeyen adam olmuştur. Böylece, aynen ‘Laudrup – Stoichkov – Romario’ üçlüsü gibi, ‘Messi – Henry – Eto’o’ üçlüsü -biraz da Ronaldinho’ya haksızlık yaparak- bana göre tarihteki yerini almıştır.

Uzun süre devam etmiş olan pazarlıklar sonunda, Zlatan’ın Barça forması giymek için sabırsızlandığı ve Kamerunlu forvetin de İnter ile büyük oranda anlaştığı gelen duyumlar arasındaydı hep. Nitekim İbrahimovic de bunu günlüklerinde bizimle paylaşmaktan çekinmiyordu. Yaklaşık 3 hafta önce, ‘İspanyolca öğrenme zamanı’ diyerek ilgi çeken Twitter hesabını düzenli olarak güncellemişti. Bu bekleyişin hangi noktaya geldiğini ajanslardan önce tüm futbolseverlere bildirerek bizi bu keyiften mahrum bırakmamıştı.

Keyif demişken, bizdeki durumdan ne haber peki? Hala daha doymadık mı transfere? Şimdi biraz tatmin olduk sanki, değil mi? Eto’o ile beraber 46 milyon euro, dile kolay! Artık geriye kalan; her sabah bir bardak kahvenin yanında Zlatan’ın Twitter hesabını takip etmek ve elbette bir de böylesine güzel bir transfer döneminin ardından bu seneki El Classico’nun tadını çıkartmak!

Yazısı için Volkan Koç’a teşekkür ederiz.

Tem
11

Los Galacticos 2′nin Geleceği

By Oğuz Öztürk  //  Futbol  //  1 Comment

Bundan tam 2 yıl önce medyada Los Galacticos 2′nin yolda olduğu yazılıyordu. Herkesin ürettiği bir gelecek senaryosu vardı. Bu senaryonun başrolüne elbette Florentino Perez koyuluyordu. Calderon döneminde yapılan yanlış transferler ve Barca’nın gerisinde kalan Real Madrid’i buradan kurtarmanın tek yolu olarak gösterilen Perez’den, tıpkı ilk başkanlık döneminde olduğu gibi Real Madrid’i tekrar göklere çıkarması bekleniyordu. Perez’in ilk başkanlığında yaptıklarını herkes hatırlar. Paradan söz etmeye gerek yok aslında. Ben burada önemli olanın icraatlar olduğunu düşünüyorum. Figo, Beckham, Zidane ve Ronaldo gibi yıldızların takıma nasıl kazandırıldığını Los Galacticos 2 yazımda anlatmıştım.

ronaldoreal

Cristiano Ronaldo, Santiago Bernabéu’da Yaklaşık 85.000 Real Madrid Taraftarının Önünde

Geçtiğimiz aylarda yapılan Real Madrid kongresinde yeniden Perez aday olmuştu ve seçileceğine kesin gözle bakılıyordu. Nitekim öyle de oldu. Perez büyük bir farkla başkanlığa seçilmişti ve Real taraftarı beklemeye koyulmuştu. Henüz Perez başkan olmadan önce, Real Madrid’e kazandıracağı konuşulan isimler vardı. Ronaldo, Kaka, Alonso hatta imkansız diyenler olmasına rağmen Steven Gerrard da bu isimlerin arasındaydı. Şimdi bu yazılan isimlere tekrar baktığımızda Ronaldo ve Kaka’nın Perez’in seçimlerde söz verdiği gibi Real Madrid forması giydiklerini görüyoruz. Kaka Zidane’dan sonra en pahalı transfer olarak tarihe geçmişti, bundan sadece 1 hafta sonrasında ise tarihe geçen C.Ronaldo olmuştu. Temmuz başında Kaka taraftarın önüne çıktı, binlerce insan ayaktaydı, 7 temmuzda ise Ronaldo için 85.000 kişi Barnebeu’ya akın etti. Perez böylece sözünü tutmuş oldu. Sonrasında defansa Albiol ve forvete Benzema takviyeleri geldi. Dolaşan dedikodularda Perez’in şimdi orta sahaya bir takviye yapmak istediği konuşuluyor. İsimler ise tanıdık. Alonso ki bence alınma ihtimali en yüksek oyuncu, ve şimdilerde ise Roma’lı De Rossi. Perez’in orta sahaya ve defansa bir takviye yaptıktan sonra transferi kapatacağı konuşuluyor. Ancak bence Perez çok iyi bir ismi gözünden kaçırdı. Bu isim geçtiğimiz günlerde 18 milyon euro’ya Marsilya’nın yolunu tutan Lucho Gonzalez. Bana göre bu oyuncu Real’in orta sahada aradığı kan olabilirdi. İsmi çok az geçsede bu transferin son anda çıkan bir pürüzden gerçekleşmediği konuşuluyor.

Real Madrid’in Gelecek Sezonki Kadrosu Nasıl Şekilleniyor?

Kale yıllardır olduğu gibi yine İker Casillas’ın. Defansın dörtlüsü Marcelo, Pepe, Albiol, Sergio Ramos şeklinde kurulacağa benziyor. İnterli Maicon’un ismi ise sık sık Real ile geçiyor ve bu kurgu o transfer edildiğinde değişebilir. Orta saha ise şu anda Ronaldo, Kaka, Diarra ve Robben olarak en iyi şekli ile kuruluyor. Ancak Robben’in geleceği pek parlak değil. Zira Ribery Perez’in gündeminde onun bulunduğu mevki için. Diarra ise bu bölgeye bir trasnfer yapılmazsa orası için en uygun isim konumunda. Forvet ise Raul ve Benzema’ya emanet görülüyor kağıt üstündeki kadromuzda. Geçtiğimiz Galacticos döneminde olduğu gibi bu yılzdızların kaptanı büyük ihtimal ile yine Raul olacak. Onun yeri garanti gibi. Benzema’nın bulunduğu bölgeye ise İbrahimovic ve Villa isimleri çok sık yazılmıştı ama bunlarda olumlu hiçbir gelişme yaşanmadı. Perez’in takımdaki Hollandalıların ipini keseceği biliniyor. Sneijder, Huntelaar ve Van der Vaart gönderilmesi gündemde olanlar. Robben’in ise geçen sezon yaptığı performansın nimetinden yararlanarak takımda kalabileceği söyleniyor.

Bu yıldızlar topluluğunun teknik direktörü ise Pellegrini. Manuel Pellegrini’nin Villarreal ile yaptıkları onun İspanya’da büyük saygı kazanmasını sağlamıştı. Fakat şimdi Perez’in bu teknik direktör seçimi tartışılıyor. Transfer törenlerinin simge isimlerinden Alfredo Di Stefano’nun Pellegrini’den pek memnun kalmadığı söyleniyor. Birçok hocanın adı geçmişti ve kimse Pellegrini’den bahsetmemişti. İspanya medyasında Pellegrini’nin en büyük sorununun otorite olacağı yazılıyor. Bu kadar büyük isimler ile çalışmak onun için gerçekten zor olacak. Fakat unutulmaması gereken iki nokta var. Birincisi Pellegrini’nin harika bir taktik zekaya sahip olması, ikincisi ile Perez’in ona duyduğu büyük güven. Bunlar onun artıları.

Bakalım Real Madrid önümüzdeki sezon Kaka, Ronaldo ve Benzema transferlerinin tanıtımında sergilediği Şampiyonlar Ligi kupalarından yeniden kazanabilecek mi, yoksa bu kadar yatırıma rağmen yine Barcelona’nın gerisinde mi kalacak, bekleyip göreceğiz…

May
8

Modern Futbolda Önemli Mevkiler: Kanat Bek

By Hasan Bartınlı  //  Futbol, Haberler  //  3 Comments

Bilim ve teknolojinin hızlı gelişimiyle yükselen hayat standartları, futbolu da birçok yönü ile etkiliyor. Maç sırasında oyuncu başına katedilen km gibi bilgiler sayesinde oyuncuların performansları çok daha iyi takip edilebiliyor. Yeşil sahalarda fiziksel düzeyde gün geçtikçe çok daha üstün bir mücadele sergilenirken, bu mücadelenin artması teknik anlamda eskiye göre saha dizilişi ve oyun anlayışında farklılaşmaları da beraberinde getiriyor.

Saha dizilişinde hücuma yönelik orta saha ve ileri uçta yer alan rotasyonlar, takıma, ülkeye ve teknik direktörün taktik düşüncesine göre çok farklılık gösterebiliyor. Defans bloğunda ise bunun aksine belirli bir düzen sağlanmış gözüküyor. Önceki yıllarda sarkık libero ve iki stoperden oluşan üçlü savunma anlayışı günümüzde artık alt liglerde bile kabul görmüyor. Modern futbolun seçimi defansın ortasında tandemi oluşturan iki defans oyuncusu ve iki kanat bekin oluşturduğu dörtlü savunmadan yana olmuş durumda.

Modern futbolun benimsediği dörtlü defansın sağ ve solunda yer alan kanat bekleri oyun düzeninde çok önemli roller üstleniyor. Bu iki oyuncu, defansif anlamda rakibin kanat akınlarını önlemek, gerektiğinde ters kademe ile tandemin arasına girerek tehlikeyi geçiştiren müdahalelerde bulunmak gibi görevlerin yanında hücum organizasyonlarında da katkı sağlamakla yükümlü. Kanat beklerin hücuma yaptıkları katkının oranı birçok maçta oyunun kaderini önemli ölçüde etkiliyor.

Dünyanın önde gelen kulüplerini kanat bekleri bakımından incelemeye aldığımızda Barcelona’ da Alves, İnter’de Maicon, Real Madrid’de Ramos, Manchester United’ da Evra, Schalke’de Rafinha ve Bayern Munich’te Lahm, takımlarının defans kurgusu dışında hücumdaki sağladıkları zenginlik ile birçok galibiyet de etkili oluyorlar. Yine aynı görevi diğer kanat için savunan Barcelona’ da Abidal, Mancester United’da O’Shea, Schalke’de Kobiashvili ve Bayern Münih’te Oddo gibi oyuncular ise hücuma katkılarında alt düzeyde kaldıkları için pek de dikkat çekmiyorlar.

A Milli Takım’daki Zayıf Noktamız Olan Sol Bekin Gelecekteki En Güçlü Adayı Hayrettin Yerlikaya.

Ülkemizde bu mevki için özellikle sol bek olarak önemli derecede bir fakirlik yaşanıyor. Milli takımımızın uzunca süre kanat bindirme özelliği olmayan Hakan Balta ile şablonunu oluşturması, kanatlarımızın birinin hücumda kırık kalmasını sağladı. Sağ bek tercihinde Gökhan Gönül ile modern futbolun tercihine biraz daha yakın duruyoruz. Kulüp takımlarımızı incelediğimizde ise bu bakımdan en zengin iki takım Fenerbahçe ve Sivasspor. Roberto Carlos ve Gökhan Gönül Fenerbahçe’de, Abdurrahman ve Hayrettin de Sivas’ta bu bölgede çok uygun tercihler olarak göze çarpıyor. Kanat beklerin hücuma katkılarının ne kadar önemli olduğunu son dönemde oynanan Sivas-Trabzon maçından da anlayabiliriz. Maçın sonucu 3-0. Gollerin biri Hayrettin diğeri Abdurrahman tarafından atılmış, maçın diğer golünü atan Musa’ya asist yapan oyuncu da yine Hayrettin. Maçı gol yemeden tamamlamış olmaları da aynı zamanda defansif anlamda da görevlerini yerine getirdiklerini gösteriyor.

Günümüz futbolunda en pahalı oyuncular gole yakın mevkiler. Eğer kanat beklerin sonuca olan katkıları iyi analiz edilebilirse ileride çok daha değerli hale geleceklerini düşünüyorum. Modern futbolun önemli mevkileri yazımın ikinci bölümünü “ön libero” olarak bilinen defansif orta saha mevkisi için sizlerle yakın bir zamanda paylaşıyor olacağım.

May
1

Teknik Direktör Değişim Hastalığımız

By Hasan Bartınlı  //  Futbol, Haberler  //  4 Comments

Türk futbol takımları, anlaşma sağladığı yetenekli teknik direktörleri kısa dönemlik başarısızlıklarıyla yargılayarak evlerine gönderiyor. Başarısızlığın faturasının teknik direktörlere kesilmesiyle basının ve taraftarların baskısına dayanamayan yönetimler, ellerindekileri de kaybediyor ve daha sonra kulüpleri bir türlü istikrarı yakalayamıyor.

Türkiye’de bu hastalığın çaresi yok gibi gözüküyor. Bunun son kurbanı ise Ersun Yanal oldu. Millet olarak başarının istikrar ile sağlandığını bilir ve her ortamda söyleriz; ancak iş uygulamaya geldiğinde hep tezat kararlar alırız. Yakın futbol tarihimizde kariyeri dünyaca kabul edilmiş birçok teknik direktör ülkemize geldi ve çok kısa sürede onlardan yeterince faydalanamadan ayrıldılar. Şimdi birlikte bir yolculuğa çıkarak bugüne kadar futbolun hangi isimlerini bu hastalığa feda ettiğimizi sizlerle paylaşacağım.

Mircea Lucescu: Teknik direktörlük kariyerinin ilk yıllarında Romanya Milli Takımı’nı 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’na götüren Lucescu 1997-1998 sezonunda İnter ile UEFA Kupası şampiyonluğu yaşadı. Galatasaray’ın başına 2000 yılında geçen teknik adam Süper Kupa, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve lig şampiyonluğunda önemli rol oynadı. Beşiktaş’ın 100. yılında takımın başına geçen Lucescu bu önemli yılda takıma şampiyonluk yaşattı. Türkiye’de bulunduğu dönemde sürekli en başarılı takım hocası olmasına rağmen “Korkak futbolun öncüsü” gibi mantığa uymayan yakıştırmalara maruz kaldı. Beşiktaş’ta kaldığı dönemde Pascal Nouma’nın kendisine telefon fırlatması sonucu “Her insan hata yapar” açıklaması ile Nouma’yı ertesi maçta takımda oynatması ile küçük bir söz ile hocasını eleştiren oyuncuları kadro dışı bırakan zihniyetteki hocalarımıza örnek olarak farklılığını ortaya koymuştur. Ülkemizden ayrıldıktan sonra çalıştırmaya başladığı Ukrayna ekibi Shaktar Donetsk takımını 3 yıldır Ukrayna’da şampiyon yapan Lucescu şu sıralar kulübü ile Uefa Kupası finaline doğru koşuyor.

Jean Tigana: Futbolculuk dönemlerinde kendisinin en önemli apoleti Fransa Milli Takımı formasını en fazla giyen oyuncu olması idi. Teknik direktörlük kariyerinde Lyon’u 1994′de henüz vasat bir ekipken alarak lig ve kupa şampiyonluğu ile Fransa’nın önemli takımlarından biri haline getirdi. Monaca ile şampiyonluk ve şampiyonlar ligi yarı finali başarıları gösterdi. Beşiktaş’tan önce özellikle Fulham’da çalıştığı dönemki başarıları ile ön plana çıktı. Fulham’ı bir alt ligden alarak Premier Lig’e çıkardı. Beşiktaş’a geldikten sonra kazandığı Türkiye Kupası ve Lig 2. liği başarısızlık olarak değerlendirilemezdi. Henry’yi dünya futboluna armağan ettiği gibi Bobo’yu Beşiktaş için önemli bir futbolcu haline getiren isim de kendisiydi. Herkesin sağ bek oynamalı dediği Serdar Kurtuluş’u o dönem verdiği eğitimle Türk Milli Takımı’nın ön libero pozisyonuna kadar yükseltti. Şu sıralar Fenerbahçe’de 18′e bile giremeyen Burak Yılmaz, Tigana döneminde en parlak günlerini yaşadı. Burak Yılmaz gibi Serdar Kurtuluş da herkesin o dönem istediği sağ bek mevkiinde şu sıralar yılda 2-3 maçın üzerine çıkamıyor. Tigana’ nın zihnimde kalan en önemli ifadesi, Arda gibi yetenekli oyuncuların ulusal formayı giymeleri için en az 2-3 yıl kendisi gibi eğitim yönü güçlü bir hoca ile çalışması gerektiğini söylemesi idi. Sözünde ne kadar haklı olduğunu güncel gündemimizden de anlayabiliriz.

Vicente Del Bosque: Del Bosque futbolculuk kariyerinin tamamını İspanya’da geçirmiş, toplam 441 mücadelede forma giymiş ve beş lig şampiyonluğu, dört kupa şampiyonluğu yaşamış başarılı bir defans oyuncusu idi. Real Madrid kulübünün hemen hemen her kademesinde yer alan Bosque, 1999-2000 döneminde bu kulüpün teknik direktörlüğüne getirildi. Bugüne kadar dünyada hiçbir teknik direktörün yaşamadığı bir başarı elde ederek üst üste iki kez Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan teknik adam, bu başarısına iki kez de lig şampiyonluğu ekleyerek Real Madrid kariyerini tamamladı. 2004-2005 sezonu Beşiktaş’ın başına geçen Del Bosque henüz İstanbul’a bile alışmamışken usta kalemler tarafından “Yeniköy kasabı”, “Futbolu bilmeyen İspanyol” gibi hoş olmayan yakıştırmalara maruz kalmış ve görsel ve yazılı basının baskıları ile Demirören tarafından görevine son verilmiştir.

Eric Gerets: Belçika futbolunun en önemli oyuncularından Gerets 86 kez giydiği milli takım formasını Van Der Elst’den sonra en çok giyen oyuncu idi. 1992 yılında başladığı teknik direktörlük kariyerinde çalıştırdığı takımları iki kez Belçika Liginde, iki kez Hollanda Liginde şampiyon yaptı. 2005-2006 sezonunda Galatasaray’ın başına geçen teknik adam takımı ilk yılında takımı Türkiye şampiyonu yaptı. Gerets’in döneminde Galatasaray çok önemli bir mali kriz içerisinde yer almış, futbolcular ve kendisi uzun dönem ücretlerini alamamış olmasına rağmen gösterdiği iş ahlakı ile bu zor durumda takımına 83 puan toplatarak başarılı bir şekilde sezonu tamamlamıştır. Başarılı sezonuna rağmen takımdan gönderilen Gerets şu anda çalıştığı Marsilya’da Lyon’un 7 yıllık şampiyonluk serisine son vermek üzere.

Yukarıda bahsettiğim teknik direktörlerin dışında Guus Hiddink, Joachim Löw, Cristoph Daum, Zico ve birçok ünlü teknik adam Türk takımlarına hizmet etmek için gelmiş; ancak değişim hastalığımızın kurbanı olmuştur. Bu hastalığı bugüne kadar yenebilen tek teknik direktör olan Fatih Terim, Galatasaray’ın başına geçtikten sonra ilk sezonunda üst üste aldığı Gaziantep, Antalyaspor ve 4-0′lık Fenerbahçe mağlubiyetlerinden sonra görsel ve yazılı basında “Daha fazla zarar vermeden gitmeli” şeklinde etiketlenmiş ve gönderilmesine ramak kala Faruk Süren’in istikrarı benimseyen duruşu ile takımın başında kalarak bu ülkede hiç bir zaman yaşanmamış dört kez üst üste lig şampiyonluğu ve Uefa Kupası şampiyonluğu gibi başarıların mimarı olmuştur.

Dünya futboluna damga vurmuş Mancester United 21 yıldır Alex Ferguson, Arsenal 13 yıldır Arsen Wenger ve Liverpool 5 yıldır Rafael Benitez ile çalışmaktadır. Trabzonspor 25 yıllık şampiyonluk özlemini Ersun Yanal ile yapacağı 5 yıllık anlaşma ile 1-2 yıl içerisinde giderecekken görevine son vermesi ile uzunca bir süre daha bu hasret ile baş başa kalacaktır. Sportif başarı konusunda yükselişe geçen Beşiktaş’ın ise bir an önce Mustafa Denizli ile en az 5 yıllık anlaşma yapması en uygun olanıdır. Bu hastalığın çözümü için yapılabilecek en güncel adım Demirören yönetiminin bu hamleyi yapmasıdır; aksi halde yerli ve yabancı olarak kısa dönem faydalanıp gönderilen başarılı teknik direktörler listesi gün geçtikçe kabaracaktır.

Şub
24

Şampiyonlar Ligi’nde Son 16 Heyecanı!

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Uzun bir aranın ardından tekrar Şampiyonlar Ligi heyecanı geldi çattı. Her ne kadar hiç bir Türk takımı son 16 takım arasında yer alamasa da Şampiyonlar Ligi maçları Türkiye’de büyük bir merakla izlenmeye devam ediyor. Futbol endüstrisinin içerisindeki canlı yayınlar, gazeteler ve özellikle de internet sayesinde Avrupa’nın dev takımlarını bazen kendi takımlarımızdan daha da yakından takip ediyoruz. Dünyanın en kaliteli futbolcularını bir araya getirip biz futbol severleri ekran başında kendinden geçiren Şampiyonlar Ligi’nde son 16′ya kalan takımları birlikte inceleyelim.

24 Şubat 09

Atletico Madrid – Porto

Ligde 36 puanla 7. Sırada olan Atletico Madrid’i çok zorlu bir fikstür bekliyor. Ligde sırasıyla Barcelona, Real Madrid (dep) ve Villareal ile oynayacak olan Atletico bu arada iki tane de Porto maçı yaparak çeyrek finale kalmaya çalışacak. Yeteneği tartışılmaz olan ve Maradona’nın varisi olarak gösterilen Sergio Aguero Atletico’nun en önemli silahlarından biri. Ancak genç yaşı ve fiziksel güç zaafı yüzünden tam olarak formunun zirvesinde olduğunu söyleyemeyiz.

Porto ise grup maçlarını Arsenal’in önünde lider bitirse de aslında bu duruma onlar bile şaşırmış durumdalar. En tehlikeli silahları taraftarın da çok sevdiği Hulk ve Lucho Gonzales. Porto’nun lig fikstürü ise Atletico’ya göre daha avantajlı görünüyor. Porto ekibi, Sporting ve bu senenin sürpriz takımı Lexioes dışındaki maçları zayıf rakiplerle oynayacak. Elbette bu durumun İspanya ve Portekiz ligi arasındaki kalite farkından da kaynakladığını hatırlatmakta fayda var.

Bu eşleşmede gülen tarafın kim olacağını bilmek zor ancak Atletico’nun kadrosu ve takım formu sayesinde bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz.

Lyon – Barcelona

Son yedi senenin Fransa Ligue 1 şampiyonu Lyon her maça kazanmak için çıkıyor ancak rakip Barcelona olunca bu o kadar da kolay olmayacak. Bu sezon da Fransa’da liderliği kimseye bırakmayan Lyon yıllardır ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde yakaladığı istikrarı artık bir Avrupa kupası ile taçlandırmak istiyor. Ancak bunu başarabilmeleri için belki de Avrupa’da sezonun en formda takımı olan Barcelona’yı geçmeleri gerekiyor.

Barcelona tarafında ise bu sezon rüya gibi geçiyor. Ligde Espanyol ile oynadıkları ve evlerinde 2-1 kaybettikleri lig maçına kadar 23 maçta sadece bir mağlubiyet aldılar ve 22 haftalık yenilmezlik serisine sahiptiler. Bu mağlubiyete rağmen La Liga’da açık ara lider olan Barcelona bu sezon ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluğun en büyük adayı. Bu sene özellikle Guardiola’nın gelmesiyle altyapıdan yetişen oyunculara daha fazla önem veren ve çok iyi bir takım rotasyonu olan bir Barcelona izliyoruz. Geçen sene Manchester United’ın gerçekleştirdiği gibi double (ligde ve şampiyonlar liginde şampiyonluk) yapmak istiyorlar. Bunu gerçekleştirmemeleri için de karşılarında kendilerinden başka bir engel görünmüyor. Çünkü rakipleri onların gücünü biliyor ve formunun zirvesindeki bir Barcelona takımını yenmek zor olacak.

Arsenal – Roma

Arsenal genç ve mücadeleci kadrosuyla her maça sonuna kadar asılıyor ancak Arsene Wenger’in çok genç ama bir o kadar da yetenekli kadrosunun deneyim eksiği göze çarpıyor. Bu sene ligde lider Manchester United’ın 17 puan gerisinde 5. Sırada olan Arsenal için en iyi derece 3.lük gibi görünüyor. Şampiyonlar Ligi’nde ise hedef sanırım gidebildikleri yere kadar gidebilmek çünkü sadece yetenek ve arzu kupayı kaldırmak için yeterli değil. Maç kazandıran deneyimli oyuncular da özellikle Şampiyonlar Ligi’nde bir takımın olmazsa olmazlarından.

Roma da ligde Arsenal’e benzer bir durumda bulunuyor. Liderin 16 puan gerisinde 6. Sırada olan Roma takımı da Şampiyonlar Ligi bileti için ilk dördü hedefliyor. Roma’nın kadrosu Arsenal’e göre daha deneyimli gibi gözükse de onlarda gençliğin verdiği dinamizm ve hızlı futbol anlayışından yoksunlar. Bu durumda İtalyan ekolünün de etkisi yadsınamaz tabi ki.

Bu durumda garanti olan ise bu iki takımın bizlere çok çekişmeli iki maç izleteceği. Müthiş bir mücadelenin olacağı gün gibi ortada ve topa daha fazla sahip olan tarafın rakibine göre üstünlük kuracağını tahmin ediyorum.

Internazionale – Manchester United

Kendi liglerinde fırtına gibi esen iki takımın mücadelesi belki de bu senenin erken finali olarak değerlendirilebilinir.

İtalya Seria A’da 9 puan farkla lider olan Inter Şampiyonlar Ligi’nde sürpriz bir şekilde grubu Panathinaikos’un ardından ikinci bitirdi ve bu sayede kuraya ikinci torbadan katıldı. Tabi grubu lider bitiren takımların kurada korkulu rüyası haline gelen Inter’in sezonun bir başka formda takımı ve grubunu lider bitiren Manchester Utd ile eşleşmesi iki kulübü de endişeye sürüklese de biz futbol severleri çok mutlu etti. Her zaman bu kalitede ve form grafiği yüksek olan iki takımın maçlarını izlemek nasip olmuyor.

Manchester United takımı da Premiership’te Liverpool’un 7 puan farkla önünde lider bulunuyor. Cristiano Ronaldo sezon başında yaşadığı sakatlık yüzünden geçen seneki gol yüzdesini elde edemese de gene de Manchester’ın en etkili kozu olacak.

Gönül isterdi ki bu iki takım finalde karşılaşsın ve kazanmak için tek maçları olacağı için deplasman golü, avantajlı skor vb. durumları düşünmeden tüm hünerlerini ortaya döksünler. Ancak işin içine iki ayaklı sistem girince daha taktiksel bir çekişme izleyeceğimizi bekliyorum.

25 Şubat 2009

Chelsea – Juventus

Sezona yeni menajer Scolari ile başlayan ancak takım içi huzursuzlukların giderek artması ve Drogba ile ilgili yaşanan sorunlara ligde gelen kötü skorlar da eklenince ani bir kararla Scolari’nin işine son verildi ve apar topar yerine Guus Hiddink getirildi. Bu değişikliğin etkilerini uzun vadede göreceğiz ama Hiddink’i kısa vadede en iyi test edecek durum Şampiyonlar Ligi’nde alması gereken başarılı sonuçlar olacaktır. Ligde son iki sezondur Manchester United’ın gölgesinde kalan Chelsea’nin bu sezon Şampiyonlar Ligi’ni ilk planda tuttuğunu ve artık kupayı kazanmak istediklerini biliyoruz. Ancak Michael Essien’in uzun süreli sakatlığı takımın defansif yönde ciddi bir güç kaybı yaşamasına neden oldu ve devamlı yapılan takım içi huzursuzluk spekülasyonlarının üzerine menajer değişimi yaşanması Chelsea’nin işini biraz zorlaştırıyor.

Öte yandan lider Inter’in ligdeki en yakın takipçisi olan Juventus da tam olarak bir istikrar yakalayamadığı için bu sezon büyük bir sürpriz yaşanmazsa ilk 3te ancak şampiyon olamadan sezonu bitirecek. Onlar için de Şampiyonlar Ligi bu bakımdan büyük önem taşıyor ancak kadro zenginliği bakımından Chelsea, Barcelona ve Manchester United gibi takımların gerisinde kalan Juventus’un iki kulvarda da başarılı olması için çok çalışması gerekiyor. Juventus’un en etkili silahı ise artık yaşı ilerlediği için sezon başında eleştirilere hedef olan ancak bu sezon ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde attığı ve attırdığı gollerle hepimizin saygısını kazanan Del Piero. Onun zekası ve Juventus defansının sert ve disiplinli oyunu bakalım Chelsea’yi elemeye yetecek mi?

Real Madrid – Liverpool

Sezona kötü biri giriş yapan ancak daha sonra antrenör Schuster’in işine son verilmesi ve yerine gelen Juande Ramos’un takımı bir araya toplamasıyla Real Madrid çıkışa geçti ve Barcelona’nın ardından ligde ikinci sırada. La Liga da şampiyonluk için Barcelona’nın çok fazla puan kaybetmesi ve Real Madrid’in bütün maçlarını kazanması gerekse de bu durum imkansız değil. Şampiyonlar Ligi’nde ise Real Madrid uzun süredir finale hasret. En son 2001-2002 sezonunda final oynayan ve bu finali kazanan Real Madrid o günden beri kupayı kazanmaya pek yaklaşamadı. Bu sezon da final yolunda çok güçlü ve formda rakiplerle mücadele edecekler.

Liverpool takımı sezona son yıllarda görmediğimiz kadar iyi bir başlangıç yaptı ve ligi uzun bir süre lider götürdü. Ligde şampiyonluğa hasret olan Liverpool taraftarları da bu durumdan çok memnundu ve uzun yıllar sonra artık şampiyon olacaklarına inanıyorlardı. Ancak ardı ardına gelen puan kayıpları ve lige istediği gibi başlayamasa da daha sonra formunu yakalayan Mancester United takımının gerisinde kaldılar ve şuanda ikinci sıradalar. Onlar için hala ümit var. Şampiyonlar Ligi’nde ise son yıllardaki en istikrarlı takımlardan biri Liverpool takımı. Son 4 sezonda 2 defa final oynadılar ve 2005′te İstanbuldaki efsanevi finalde Milan’ı devirip kupayı kazandılar.

Uzun maratonlardan ziyade iki ayaklı maçlardaki başarısı sayesinde sanırım Liverpool Real Madrid’e göre psikolojik olarak bir adım önde ancak gene de Real Madrid’i elemek kolay olmayacak.

Sporting Lisbon – Bayern Munich

Ligde şampiyonluk yarışındaki belki de en önemli maçına geçtiğimiz hafta sonu çıkan ve 3 puan önlerindeki Benfica’yı kendi sahalarında 3-2 yenen Sporting Lisbon Bayern Munich maçına mutlu ama yorgun çıkacak. Şampiyonlar Ligi grup maçlarında Barcelona’nın ardından 2. olarak son 16′ya kalan Sporting’e pek şans tanınmıyor. Ancak hızlı oyuncuları ve oyunu yüksek tempoda tutmasıyla bilinen Sporting takımının Bayern Munich’in yetenekli ve hırslı oyunculardan kurulu takımı karşısında kolay lokma olmayacağı aşikâr.

Bayern Münich takımı ise uzun yıllar peşpeşe Şampiyonlar Ligi’nde oynadıktan sonra geçtiğimiz sezon UEFA Kupası’nda boy göstermiş ve kesin favori olduğu bu kupada yarı finalde kötü bir şekilde Zenit’e elenmişti. Bu sezon ligde Hoffenheim’ın sürpriz çıkışı karşısında liderlik koltuğunda pek göremediğimiz Bayern Munich yine de istikrarlı bir oyun sergiliyor. Kendi sahalarında aldıkları sürpriz mağlubiyetleriyle zaman zaman taraftarları şoke etseler de, sezon sonunda şampiyonluk ipini göğüslemek için yeterli bir kadroya sahipler. Şampiyonlar Ligi’nde ise Lyon’un önünde 14 puanla grubu lider bitirdiler ve son 16 takım arasındaki en şanslı eşleşmeyi yaptılar. Gene de Ribery ve arkadaşlarının bu turu geçmek için çok iyi mücadele göstermeleri gerekecek.

Villareal – Panathinaikos

Şampiyonlar Ligi’nde çok sık görmeye alışkın olmadığımız ama katıldıkları 2005-2006 sezonunda yarı finale kadar çıkıp takdir toplayan Villareal takımı bu sezon da en azından bu başarıyı tekarlamak istiyor. Ligde 4. Sırada bulunan Villareal’in şampiyonluk için şansı az olsa da büyük ihtimalle sezonu ilk dörtte bitirip Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanacaklar. 2005-2006 sezonunda olduğu gibi grup maçlarında Manchester United ile aynı grubu paylaşan ve grubu ikinci bitiren Villareal emin adımlarla yolunda ilerliyor. Avrupa Şampiyonası’nın yıldızlarından olan Nihat’ın sakatlığı yüzünden ileride sorun yaşaması düşünülen Villareal’i bu sezon yakaladığı formuyla milli takıma da çağrılan İtalyan Rossi sürüklüyor. Ortasahada defansif Senna ve ofansif Pires ile iyi bir denge yakalayan Villareal Panathinaikos karşısında daha çok şans verilen taraf durumunda.

Öte yandan Panathinaikos Inter ve Werder Bremen’in olduğu grubu lider bitirerek büyük sükse yaptı ve Villareal’in bu durumu göz ardı etmemesi gerekiyor. Özellikle Arsenal’den kadroya katılan Gilberto Silva ile ortasahada istikrar sağlayan Panathinaikos Yunanistan Ligi’nde zirveye oynuyor. Olympiakos’un 11 puan gerisinde ikinci durumdalar ve şampiyonluk zor görünse de ilk beş içerisinde olacakları garanti gibi gözüküyor. 2. ve 5. Arasındaki takımların şampiyonlar ligi için playoff maçları yapacağı düşünülürse önümüzdeki sezon için de onları şampiyonlar liginde görmemiz yüksek bir ihtimal