16
Emile Heskey ve Thierry Henry’den Veda

Dünya Kupası 2010′da aradıklarını bulamayan iki futbolcu milli takım kariyerlerini noktalama kararı aldı.
İngiltere Milli Takımı ve Aston Villa’nın yıldızı Emile Heskey, 62 maç ve 7 gollük milli takım kariyerini noktalarken, tüm menajerlerine ve takım arkadaşlarına teşekkür etmeyi ihmal etmedi. 32 yaşındaki futbolcu, 1999 yılında Macaristan deplasmanında ilk kez milli olmuş, 2000 ve 2004 Avrupa Şampiyonaları ile 2002 Dünya Kupası’nda İngiltere Milli Takımı kadrosunda yer almıştı.

2010 Dünya Kupası’nda tam anlamıyla kaos yaşayan Fransa’nın yıldızı Thierry Henry ise, 123 kez giydiği ve 51 gol attığı mavi formayı artık giymeyeceğini ve bundan sonra 4.5 yıl için anlaştığı yeni takımı New York Red Bulls’un başarısı için mücadele edeceğini açıkladı. İlk milli maçını 1997′de Güney Afrika karşısında oynayan Fransız, 1998 Dünya Kupası’nda 3 golle takımının en skorer oyuncusu olmuştu. Başarılı kariyeri, 2010 Dünya Kupası elemelerinde İrlanda karşısında elle oynayarak gol pozisyonu yaratması nedeniyle gölgelense de Monaco, Arsenal ve Barcelona forması giyen yıldız oyuncu uzun süre hafızalardan silinmeyecek.
27
Yeni Wembley Stadyumu

1922′de yapımı tamamlanan Wembley Stadı İngilizler için sembolik bir anlam taşıyor.
28 Nisan 1922′de oynanan Bolton Wanderers – West Ham United FA Cup finali Wembley’de oynanan ilk futbol mücadelesi olarak kayıtlara geçti.Bu tarihten sonra birçok müsabakaya ev sahibi olmaya devam eden Wembley, 1948 Olimpiyatları’nda da evsahipliği için şeçilmişti. 59 ülkenin sporcuları ile beraber yer aldığı bu organizasyon İkinci Dünya Savaşı nedeniyle özlenen şenlikleri insanlara yaşatmıştı. İngiltere 1966′daki son Dünya Şampiyonluğunu bu stadta elde etti. 7 Ekim 2000 tarihinde Almanya ile oynanan ve 1-0 kaybedilen maçtan sonra İngiltere milli takımı bu efsane stada veda etti. Bu vedadan sonra İngiltere Futbol Federasyonu 80 yıldır Londra’nın ve İngiltere’nin sembolu haline gelen bu yapıyı yıkıp yerine daha modern ve daha gösterişli olan ikinci nesil Wembley Stadyumu yapmak için karar aldı.

Yeni stadın projesi için ise hiç düşünülmeden İngiltere kraliçesi tarafından Lord ünvanı alan ve ülkenin gelmiş geçmiş en iyi mimarı olan Sir Norman Foster ile anlaşılmıştı. Yeni Wembley Stadının inşaat süreci eski kulelerin ‘üzüntülü’ bir şekilde yıkılması ile başlamıştı. Hesaplanan maliyet ise 1.5 Milyar Dolardı. Yeni Wembley stadı için gelen insanların rahat edebilmeleri için herşey düşünülmüştü. Kötü havalarda 15 dk içinde kapanabilen çatı sistemi en çok dikkat çeken özelliklerinden biri oldu. Eskiden 120.000 kişilik olan Wembley, gelen seyircilerin daha rahat edebilmeleri için 90.000 kişiye düşürülmüştü. Yürüyen merdivenler ise unutulmamıştı. Seyircilerin daha iyi seyredebilmesi için 4 metre aşağıya çekilmişti. Stadın inşası sırasında İskoç işçilerin stadın çeşitli yerlerine İskoçya bayrakları ve kaşkolları gömmeleri ve bunun tespit edilmesi çok ilginç bir olay olarak hafızalarda kalmıştı.

Ve nihayet II. Wembley’in inşası bittiğinde tarih 19 Mayıs 2007′yi gösteriyordu ve ünlü şarkıcı George Michael ile harika bir açılış gerçekleştirildi. 1 Haziran 2007′de oynanan İngiltere – Brezilya maçı da yeni Wembley’de oynanan ilk milli maç olarak kayıtlara geçti. 100 yılı geçen süre zarfı içinde birçok spor olayına tanıklık eden Wembley, yeni teknolojik yapısı ve görüntüsü ile futbolun sadece İngiltere’de değil tüm dünyada değiştiğinin de canlı bir örneği…
16
Dünya Kupası 1966

1960 yılında FIFA, İngiltere’nin Futbolu dünyaya yaymasının bir ödülü olarak 1966 yılındaki turnuvayı İngiltere’nin yapmasına karar verdi. İngiltere Futbol Federasyonu ise Fifa bu kararı açıkladıktan hemen sonra ‘Evimizde şampiyon biz olmalıyız’ diyerek turnuva için başlama vuruşunu yaptı.
Bu turnuva Dünya Kupaları’nda ilk kez ‘Willie’ adında bir aslanın maskot olarak kullanılmasının yanında bir köpeği de kahraman yapıyordu. Turnuva öncesi Londra’da sergilenen kupanın çalınmasından sonra onu bir parkta ‘terkedilmiş’ olarak bulan köpeğin adı ‘Pickles’ti.

İngiltere, Uruguay-Fransa ve Meksika’nn olduğu gruptan rahatlıkla çıkmayı başarmıştı. İngilitere kalecisi Gordon Banks ise hiç gol yememiş ve adeta panterleşmişti. Kupaya favori olarak gelen Brezilya’da ise Pele kendisine yapılan sert müdahelelerden sonra ağlayarak sahayı terk etmiş ve sakatlanmıştı. Pele gibi başka bir yıldız olan Eusebio ise parlamaya devam ediyordu.
İngiltere’nin çeyrek finalde rakibi Arjantin’di. Maç beklenenden çok daha fazla sert geçmişti ve İngiltere kaptanı Rattin oyundan atılmıştı. Rattin’in atılmasından sonra birçok olay yaşanmış, tekmeler içinde geçen maç Hurst’un attığı gol ile 1-0 bitmişti. Maçın ardından Alf Ramsey’in Arjantinlilere ‘adeta birer hayvan gibi oynadılar’ demesi yıllar sonra yaşanacak olan ‘ada savaşının’ sanki bir başlangıcı gibiydi.
Yarı finale gelindiğinde Güney Amerika’dan bütün temsilcilerin elenmiş olması, Brezilya ve Arjantin’in bunu İngilizlerin bir komplosu olduğunu söylemesine neden olmuştu. Fakat buna kulak asılmamıştı ve ev sahibi İngiltere yoluna yarı finalde Eusebio’lu Portekiz’ide 2-1 yenerek dolu dizgin devam etmeyi başarmıştı. Portekiz karşısında Bobby Charlton harika bir oyun sergilemişti ve herkesi kendine hayran bıraktırmıştı.

Finalin tarihi 30 Temmuz’du. İngiltere-Batı Almanya maçı normal sürede 2-2 berabere bitmişti ve şampiyonun belirlenmesi için uzatmalar oynanacaktı. Maçın 101. dakikasnda İngiltere adına Hurst bir şut çekmiş, top önce üst direğe, ardından yere çarparak Weber’in kafası ile uzaklaştırılmıştı. Maçın orta hakemi Dients gol olup olmadığına karar verememişti ancak yan hakem Bayramof orta noktaya doğru koşarak golü işaret etmişti. Bu golün ardından İngiltere Hurst ile bir gol daha bulmuş ve kupaya yürümüştü. Maçın bitimiyle beraber İngiltere kendi evinde şampiyon olma hedefine ulaşmış ve Dünyanın en büyüğü olmuştu…
4
Dünya Kupası Grupları Değerlendirmesi

Güney Afrika’da oynanacak 2010 Dünya Kupası’nın kuraları çekildi. 32 takımın 4erli 8 gruba ayrıldığı kura çekiminde oldukça ilginç gruplar oluştu. Türkiye’nin ancak seyirci olarak katıldığı turnuvada Türkiye’nin seviyesinin çok altındaki Slovenya, Sırbistan, Danimarka, Slovakya, İsviçre gibi takımların Avrupa kıtasını temsil etmesi, ülkemiz için oldukça düşündürücü.
A Grubu
2010 Dünya Kupası’na hak etmeden katılan Fransa, ev sahibi Güney Afrika, son maçta aldığı galibiyetle turnuvaya katılabilen Uruguay ve Dünya Kupası’nın önemli ülkelerinden Meksika, A Grubu’nda buluştular. Bu grubun favorisinin pek olmadığını düşünüyorum. Her takımın bir diğeri kadar ikinci tur şansı bulunuyor. Burada tek dileğim, olaylı bir şekilde turnuvaya katılan Fransa’nın hiç puan alamadan elenmesi.
B Grubu
Maradona yönetiminde zorlukla turnuvaya katılabilen Arjantin, play-off oynayarak ve Ukrayna’yı eleyerek turnuvaya katılan Yunanistan, turnuvanın renkli ekiplerinden Güney Kore ve her zaman atletik bir ekibe sahip olan Nijerya, B Grubu’nun dört üyesi. Bu grupta Arjantin’in mutlak favori olduğunu ve diğer üç ekibin ikincilik için çekişeceğini düşünüyorum. Kapalı futboluyla Yunanistan iyi bir turnuva takımı olarak gözükse de, Güney Kore ve Nijerya gibi ciddi Dünya Kupası deneyimine sahip iki ülkenin de şanslarının da önemli derecede olduğunu söyleyebiliriz.
C Grubu
Avrupa Şampiyonası’nın uzağında kalmanın telafisini arayan İngiltere, futbol seviyesini her sene biraz daha yükselten ABD, Mısırla olaylı bir seri oynadıktan sonra turnuvaya katılma hakkı elde eden Cezayir ve Rusya’yı efsanevi bir seriden sonra eleyen Slovenya, C Grubu’nda karşı karşıya geliyor. Bu gruptan İngiltere’nin rahatlıkla birinci olarak yükseleceğini ve ikincilik için ABD ile Slovenya’nın çekişeceğini düşünüyorum. ABD, geçen sene Konfederasyon Kupası’nda gösterdiği performansla rakiplerine ciddi bir mesaj verdi. Slovenya ise, tecrübe eksikliğini kurtarabilirse oldukça potansiyelli takımıyla iyi işler yapabilir. Cezayir’in bu seviye için yeterli olduğunu pek düşünmüyorum.
D Grubu
Turnuvanın en zevkli gruplarından biri olan D Grubu’nda bu turnuvaların gediklisi Almanya, tecrübeli kadrosuyla Avustralya, eleme gruplarında gösterdiği yüksek performansla doğrudan turnuvaya katılan Sırbistan ve son Dünya Kupası’na damgasını vuran Gana yer alıyor. Bu grupta Almanya’nın tecrübesiyle fazla zorlanmayacağını, ancak ikincilik için diğer üç takımın da eşit şansı olduğunu düşünüyorum. Bu grubun her karşılaşmasını seyretmeye çalışacağım, size de tavsiye ederim.
E Grubu
E Grubu’nda güçlü Hollanda, istikrarsız görüntüsüyle Danimarka, son dönemde Dünya Kupası’nın gediklisi haline gelen Japonya ve turnuvanın en renkli ekiplerinden biri olan Kamerun bulunuyor. Hollanda, bu grupta zorlanmadan birinci olacaktır. İkincilik için ise, tecrübeli Kamerun’un Danimarka ve Japonya’ya göre daha şanslı olduğunu söyleyebilirim. Yine de, Japonya’yı da göz ardı etmemek gerekir.
F Grubu
F Grubu’nda bulunan takımlar arasında bu turnuvanın en tecrübeli ve başarılı takımlarından İtalya, sürprizlerin takımı Paraguay, bu turnuvanın yeni üyelerinden Yeni Zelanda ve ilk defa bu turnuvaya katılan Slovakya yer alıyor. İtalya’nın oldukça şanslı olduğunu ve bu gruptan rahatça çıkacağını söyleyebilirim. İkincilik için ise, diğer takımlardan daha fazla tecrübeye sahip Paraguay ön plana çıkacaktır.
G Grubu
Turnuvanın sonucu ve ilk iki sırası belli tek grubu olarak G Grubu’nu gösterebiliriz. Turnuvanın en güçlü takımı Brezilya ve şampiyonluğun bir diğer önemli adayı Portekiz, bu grubun açık ara favorileri. Turnuvanın yenilerinden Kuzey Kore ve sürprizlerin takımı Fildişi Sahilleri, bu grupta oldukça zorlanacaklardır. Eğer Fildişi Sahilleri biraz daha güçsüz bir grupta olsaydı, mutlaka ikinci tur şansı yakalardı. Ancak, Brezilya ve Portekiz’in arasından Fildişi Sahilleri’nin sıyrılması gerçekten büyük bir sürpriz olacaktır. Liderlik için ise, Brezilya’nın Portekiz’e göre daha şanslı olduğunu düşünüyorum.
H Grubu
Son Avrupa şampiyonu İspanya, milli takımımızın belalısı İsviçre, turnuvanın sürpriz takımı Honduras ve Humberto Suazo önderliğinde turnuvaya katılma şansı yakalayan Şili, turnuvanın H Grubu’nda yer alıyor. H Grubu’nda İspanya’nın açık ara favori olduğunu düşünüyorum. İkincilik için ise Şili’nin şansı oldukça yüksek. Kolay bir eleme grubundan çıkarak Dünya Kupası’na katılan İsviçre’nin bence sınırlı kapasiteli kadrosuyla bu turnuvada pek şansı yok. Honduras’ın da bu grupta fazla şansı olmayacaktır.
3
Avrupa Ligleri’nde Geçtiğimiz Hafta
Avrupa Ligleri’nde haftanın maçını hem bir derbi olması hem de futbol kalitesinin yüksekliği sayesinde Arsenal-Chelsea mücadelesi olarak belirledim. Ayrıca maçın skorunun da bu kararımda etkisi var. Özellikle kendi evinde çıktığı maçlarda çok yüksek tempo ile rakibi yıldıran Arsenal, ekibi bu sefer sağlam kayaya tosladı. Carlo Ancelotti’nin öğrencileri Didier Drogba’nın şahane oyunuyla müthiş bir galibiyet aldılar. Geçelim Avrupa Ligleri’nde haftanın maçlarına.
Türkiye Süper Lig
Süper Lig’de haftanın maçını seçmek bu hafta biraz zor oldu. Bursaspor deplasmanında yokları oynayan Galatasaray ve kale direkleri sayesinde farkın önlendiği Bursaspor-Galatasaray mücadelesi mi, yoksa ezeli rakibinin Bursa’da bıraktığı üç puanın ertesi günü sessiz kapılar ardında bir başka yokları oynayan ve Yılmaz Vural’ın kehanetinde olduğu gibi Kasımpaşaspor’a kendi sahasında 1-3 kaybeden, Fenerbahçe’nin maçı mı? Bu zor sorunun cevabını sizlerin takdirine bırakıyorum.
Geçtiğimiz çarşamba günü Old Trafford’dan üç puan ile dönen Beşiktaş ekibi ise, ezeli iki rakibinin zor durumlara düşmelerinin ardından altın tepside gelen bu şansı tepmedi ve zor günler geçiren Sivasspor’u Sivas’ta yenmeyi bildi. Böylece Süper Lig’de zirve iyice karışmış oldu. Fenerbahçe bu futboluna rağmen galibiyet serili sezon başlangıcı sayesinde hala lider durumda. Ancak cepten yiyorlar ve önümüzdeki hafta Eskişehir deplasmanında bırakın liderliği, ilk üçe bile girememe durumları var. İkinci sırada yükselen form grafiği ile Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı yer alıyor. Üçüncü sırada ise geçtiğimiz haftanın ikincisini mağlup edip, yerine yerleşen Bursaspor bulunuyor. Bursaspor’u takip eden en yakın takım ise Galatasaray .
Trabzonspor, Eskişehir’i 2-1 yenip biraz olsun nefes almış durumda. Ancak Broos’un kovulması ve oyuncular arasındaki huzursuzluk yüzünden önümüzdeki günlerin Trabzon halkı için çok ümit verici olduğunu söyleyemeyeceğim. Zirve takipçisi Kayserispor da zorlu Manisaspor deplasmanından üç puan çıkardı ve ligde beşinci sırada bulunuyor.
İngiltere Premier Lig

İngiltere’de bol derbili bir haftanın ardından enteresan skorlar olduğunu görüyoruz. İlk olarak 0-2 biten Everton-Liverpool derbisi ile başlayalım. Son yedi seneye baktığımız zaman, Everton’un kendi evinde Liverpool karşısında pek de başarılı olamadığını görüyoruz (5 mağlubiyet 2 galibiyet). Hafta sonunda da kendi evlerindeki altıncı mağlubiyeti aldılar.
İngiltere’de Haftanın maçı olarak göstereceğim maç ise bir başka derbi mücadelesi olan Arsenal-Chelsea maçı. Londra derbisinde gülen taraf 0-3lük skor ile Carlo Ancelotti’nin Chelsea’si oldu. Bu sezon ligde ve Avrupa’da sağlam duruşuyla Chelsea takımı hem ligde, hem de Şampiyonlar Ligi’nde kupaya en yakın takımlardan biri olarak gözüküyor.
Haftanın enteresan maçlarından biri ise, West Ham-Burnley mücadelesiydi. 5-3 biten maçın sadece skoruna bakanlar kıran kırana bir mücadele olmuş zannedebilirler. Ancak durum hiç te öyle değil. Peş peşe gelen gollerle 65. dakikaya 5-0 önde giren Londra ekibi, artık rehavet mi dersiniz yoksa şanssızlıklar silsilesi mi bilemiyorum, ama kalesinde peş peşe üç gol gördü ve durum 90. dakikada 5-3’e geldi. Bu golün ardından Burnley’den Steven Cadwell kırmızı kartla oyun dışında kalmasa ve maç aşağı yukarı 15 dakika daha oynansa belki de dünya futbol tarihinin en büyük geri dönüşü İngiltere’de yaşanacaktı. Ancak maç hakem Chris Foy’un düdüğüyle sona erdi ve enteresan olmaktan öteye gidemedi.
İspanya La Liga 1

İspanya La Liga’da haftanın maçını daha maçlar oynanmadan seçmiştim; Barcelona-Real Madrid. Dünyanın en köklü ve kaliteli derbilerinden (daha önce de belirttim aslında derbi değil ama milyonlarca insan böyle düşünürken tersini söylemek bana mı kalmış!) biri olan Barca-Real mücadelesi futbol kalitesi olarak beklenilenin altında geçti. Barcelona, Real Madrid’i ikinci yarıda oyuna giren forveti Ibrahimovic’in golüyle devirdi ve liderliği tekrar rakibinin elinden aldı. Bu bile İspanya’da haftanın maçı olmasına yeter de artar bile.
La Liga’nın 12. Hafta mücadelelerine genel olarak baktığımızda ise enteresan bir durumla karşılaşıyoruz. Oynanan 10 maçta toplam 7 kırmızı kart gösterilmiş. Barcelona-Real Madrid maçında karşılıklı birer kırmızı kart olması haftanın panaromasına uygun düşmüş diyebiliriz.
Zirve takipçilerinden Sevilla ve Valencia ekipleri, ikinci sırada bulunan Real Madrid’in puansız kapattığı haftada aradaki farkı kapatmak için büyük bir fırsat elde etmişlerdi ancak bu iki ekip de kendi evinde berabere kalarak bu şansı tam olarak kullanamadılar diyebiliriz. Bu ekiplerin hemen ardından gelen Deportivo ise deplasmanda Racing Santander’i 0-1 yenerek haftayı en kârlı kapatan ekiplerdendi.
Almanya Bundesliga 1
Almanya’da lider Bayer Leverkusen, Stuttgart’ı 4-0 yenerek ldierliğini sürdürdü. İkinci sırada bulunan Werder Bremen, Wolfsburg ile berabere kalınca liderle arasındaki puan farkı üçe yükselmiş oldu. Bremen ekibinin hemen ardından gelen Schalke 04 ise haftanın sürprizini gerçekleştirdi ve son haftaların yükselen ekibi Mönchangladbach’a deplasmanda 1-0 yenildi. Hamburg ekibi de Mainz deplasmanında 1-1 berebere kalınca, Hannover deplasmanından 3-0 galip ayrılan Bayern Münich haftayı dördüncü sırada kapatmış oldu.
İtalya Seria A
İtalya’da pek de enteresan bir hafta olduğunu söyleyemeyiz. Uzun süredir lider olan Mourinho’nun Inter’i kendi evinde Fiorentina’yı 1-0 yenmeyi bildi ve liderliğini sürdürdü. Geçtiğimiz haftayı ikinci sırada kapatan Juventus ise sezonun sürpriz ekiplerinden olan Cagliari’ye deplasmanda 2-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada kapattı. İkinci sıraya ise Catania deplasmanında 0-2 kazanan AC Milan oturdu.
Haftanın en olaylı maçı ise üç kırmızı kartın çıktığı, Genoa-Sampdoria mücadelesi oldu. Ev sahibi ekibin 3-0 kazandığı maçta Genoa ekibi 45. dakikada 10 kişi kalmasına rağmen 52. ve 53. dakikalarda 2-0 öne geçmeyi başardı. Daha sonra konuk ekip de 10 kişi kalınca, bir gol daha bulan Genoa, maçtan da farklı şekilde galip ayrılmış oldu. İtalya’da bu sezonun iki flaş ekibin mücadelesi İtalya’da haftaya damgasını vurdu diyebiliriz.
Fransa Ligue 1
Fransa’da lider Bourdeaux, Nancy deplasmanında 3-0 kazandı ve Lyon’un da kendi evinde Rennes ile berebere kalmasıyla, aradaki puan farkını ikiye yükseleterek liderliğini sürdürdü. Bourdeaux’yu yakından takip eden Auxerre takımı, PSG deplasmanında 1-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada bitirdi. Ligue 1’de haftayı dördüncü sırada bitiren ekip ise kendi sahasında Grenoble ile 2-2 berebere kalan Lorient ekibi. Fransa liginde üst basamaklarda her an takımlar yer değiştirebilirler. Sezon sonunda takımların hangi sıralarda olacağını kestirmek pek de mümkün görünmüyor.
2
Kızıl Şeytan: Paul Scholes

Scholes daha 19 yaşındayken kurt teknik adam Alex Ferguson’un yeni keşiflerinden biriydi. Çok tecrübesizdi ve tecrübeyi yakalamak için A takıma yükseldiği bir sezon boyunca Ferguson’un yanında, yedek kulübesinde oturmayı göze almıştı. Yedek oturmasına rağmen arkadaşlarını izleyerek Premier Lig’in inceliklerini öğrenmeye başlamıştı. Scholes Manu’daki serüveninn başlarında onu şimdi görmeye hiç alışkın olmadığımız forvet pozisyonundaydı. Fakat bir maçta Roy Keane’in sakatlanması Scholes için yeni bir başlangıç oldu.
Ferguson onu Keane’in pozisyonunda oynatmaya başlamıştı ve o da orta sahanın defansa dönük olan kısmında görevini en iyi şekilde yapmaya çalışıyordu. Ve bunu zamanla başarmıştı. Scholes gün geçtikçe yeni pozisyonuna alışıyordu. Ferguson ise bu gelişmeyi çoktan görmüş ve Roy Keane iyileştikten sonra bile onu yerinden almamış, Keane ile birlikte oynatmıştı. Onun Keane ile birlikte yan yana oynamaya başlaması orta saha yönünün kuvvetlenmesine de yardımcı oldu. Günler geçtikçe rakipten top kapma ve kaptığı topları en iyi şekilde değerlendirme yeteneği de artmaya devam ediyordu.

Kısa olan boyuna rağmen herkesi şaşırtacak biçimde kafa vuruşları da çok iyi olan Scholes, Man United orta sahasının omurgasını oluşturmaya başladı. Ferguson ise her maç ona daha çok güveniyordu ve o da kenardan gelen direktifleri en iyi şekilde yerine getiriyordu.

Scholes aynı zamanda gol atmayı da ihmal etmiyordu. Rakip defanstan dönen toplar adeta onun ekmeği haline gelmişti. İngiltere milli takımında ise çok etkili olamasa da EURO 2000′de İngiltere adına Portekiz’e attığı gol, unutulmazlar arasına girmeyi başarmıştı. Ancak Scholes çok yetenekli ve bir o kadar da çalışkan olmasına rağmen anlaşılamayan nedenlerden dolayı İngiltere mili takımında, Manu’da olduğu gibi vazgeçilmez bir isim olamadı.
Tek derdi güzel futbol oynamak olan bu adam, o kadar mütevazi ki, bir menajeri bile yok… Görüşmelerini hep kendi yapıyor. Aynı zamanda çok iyi bir Oldham At. taraftarı olan Scholes, bir gün bu takımda oynar mı bilinmez ama halen Ferguson’un vazgeçilmezleri arasında yer alan bu kızıl adam, büyük ihtimalle futbolu kırmızı şeytanlarda bırakacak.
Scholes, Manchester United’da 1994 sezonunda beri 425 maçta 98 gole imza atarken, İngiltere milli takımında 66 maçta 14 gole sahip.
29
Londra Derbisi’nde Arsenal 0-Chelsea 3
Bir Londra derbisi daha geride kaldı.Bu Arsenal ve Chelsea’yi karşı karşıya getiren 145. Londra derbisiydi.İki takım arasında oynanan daha önceki maçlara bakarsak Arsenal’ın 59 galibiyetine karşı Chelsea rakibini 41 kez yenmiş ve 44 maç da beraberlikle sonuçlanmıştı.
Ligde Arsenal, daha önce kendi sahasındaki maçlarda inanılmaz bir gol üstünlüğü kurmuş ve rakip kaleye 3 golden az attığı bir maç olmamıştı. Buna rağmen Chelsea ise teknik patron Ancelotti’nin önderliğinde ligde zirvede oturuyordu. Emirates stadyumu yine tıklım tıklım doluydu.İngiliz seyircisinin maçı izleme stiline ve maçı yaşamasına gerçekten hayran olduğumu söylemeliyim. Stadın atmosferi görülmeye değerdi maç öncesinde. Londra ise yağmurlu günlerinden birini daha yaşıyordu.
Chelsea kontrolündeki ilk yarı :
Bu atmosferde başlayan maçta Chelsea maçın başından itibaren ayağa pasları ve özellikle orta sahasındaki iki önemli isim Frederick Lampard ve Michael Essien’in sağlam oyunuyla kontrolü eline alan taraftı. Gunners(Arsenal) ise saha ve seyirci avantajını sahaya yansıtmaya çalışıyor, istekli ama tutuk bir futbol ortaya koyuyordu. Bu şekilde ilerleyen maçta her zaman orta saha kontrolünü eline alan takımın maçtaki kontrolü de ele geçireceği gerçeğini sözlerimize ekleyelim. Ashley Cole’un sol kanattan yaptığı bindirmelerden bir tanesinde top Chelsea golcüsü Didier Drogba ile buluşuyor ve golcü futbolcu maçın 41. ci dakikasında ayak içi plasesiyle topu sağ üst köşeden ağlara yolluyordu. Maviler’i(Chelsea), Emirates’te 1-0 öne geçiren Didier Drogba böylece yine bir Arsenal maçında golünü atmayı başarmış oluyordu. Golün hemen akabinde daha ilk golün şokunu üstünden atamayan Gunners savunmasına yine Ashley Cole soldan bir atakla güçlük yaşatıyor ve içeri kestiği sert ortaya ters bir ayak koyan Arsenal’li savunmacı Thomas Vermaelen topu kendi ağlarına yolluyordu. Böylece Maviler ilk yarının son dakikasında farkı ikiye çıkarıyorlardı.

Yüklenen bir Arsenal ama son sözü söyleyen Didier Drogba :
İkinci 45 dakikaya Arsenal farkı azaltmak ve Chelsea’yi yakalamak amacıyla çıktı. Arsenal’in 1996 yılından beri teknik patronluğunu yapan Fransız çalıştırıcı Arsene Wenger hücum hattını güçlendirmek amacıyla sahaya Theo Walcott ve Song Billong’u sürdü. Özellikle ikinci yarının ilk 10 dakikasında rakip kalede etkili görünen Arsenal, tartışılacak bir pozisyonda topu ağlara rus futbolcusu Archavin’le göndermeyi başardıysa da, daha öncesinde Eduardo’nun Chelsea kalecisine rakip kale sahasında yaptığı hareketi faul olarak değerlendiren maçın hakemi Andre Marinner, golü geçersiz saydı. Belki de bu Arsenal için maçı değiştirme fırsatıydı. Bu dakikadan sonra geliştirdiği atakları yetersiz kalan Arsenal, benim yorumumca Robin Van Persie gibi bir yıldızını sahada çok aradı.Orta sahada Francesc Fabregas ve oyuna sonradan bir koz olarak sokulan Walcott yeterli verimi sağlayamayınca Arsen Wenger’in bütün planları alt üst olmuş oldu.Bu arada Chelsea’de ise günün başarılı isimleri Joe Cole ve özellikle top saklaması ve pas dağıtmasıyla Nicolas Anelka’ydı.
Maçın 86. dakikasında Arsenal ceza sahası dışında kazanılan frikikte topun başına geçen Fildişi sahil’li golcü Didier Drogba sağ ayak içi plasesiyle maça gelen Emirates tribünlerindeki Arsenal taraftarını adeta evlerine yolladı. Maçı 3-0 ‘a getiren golü atan Didier Drogba sahayı alkışlar arasında terketti. Maçın kalan bölümünde gol sesi çıkmadı ve Chelsea Londra derbisinde Gülen taraf oldu. Bu skorun ardından ligde Chelsea puanını 36 yaparken,Arsenal ise 25 puanda kaldı.
Londra’nın yağmurlu bir akşamüstüsünde oynanan bu futbol maçı yine bize keyif veren dakikalar yaşattı. Özellikle stadyumdaki hava ve futbolcuların maç içerisindeki birbirlerine karşı tutumları bir futbol izleyicisi olarak bu oyundan büyük bir haz almamızı sağlıyor.
8
Eskrim’de Bir Umut: Tevfik Burak Babaoğlu

Milli eskrimcimiz Tevfik Burak BABAOĞLU, Almanya’nın Halle/Leipzig kentinde yapılan Avrupa Eskrim Konfederasyonu “Cadet Circuit” müsabakasında birinci oldu. 15 Avrupa ülkesinden 277 erkek flörecinin katıldığı ve Almanya, Fransa, İngiltere, Polonya, Slovakya, Danimarka, Çek Cumhuriyeti ve Hollanda’nın yıldız erkek flöre milli takımlarıyla temsil edildiği müsabakada, Burak 2 günde toplam 18 müsabaka oynadı.
İlk gün oynanan sıralama müsabakalarına kötü başlayan Burak, ilk iki maçını kaybetmesine rağmen bundan sonra oynadığı tüm müsabakalarını kazanarak yarı finale adını yazdırdı. Yarı finalde sıralama turu birincisi İsveçli Oscar WEINBERGER’i 15-7, finalde de sıralama turları üçüncüsü Alman Niklas PARCHATKA’yı 15-9 yenen Burak, birincilik kupasını ülkemize taşıdı.
Bu müsabakadan önce Avrupa Yıldız Erkek Flöre klasmanında 12. sırada olan Burak, bu müsabakadan kazandığı 32 puanla puanını 54’e yükseltti ve Mart 2010’da Atina’da yapılacak olan Yıldızlar Avrupa ŞampiyonasıYıldızlar Avrupa Şampiyonası’na seri başı olarak girmek için büyük bir avantaj yakaladı.
Milli sporcumuzu tebrik ediyoruz.
22
Havuzda Düello

Amerikalı yüzücülerle Avrupalı rakipleri 17-18 Aralık’ta İngiltere’nin Manchester kentinde düelloya hazırlanıyor. 18 erkek 18 kadın sporcu ile yarışlarda temsil edilecek Amerika’nın rakibi Almanya, İngiltere ve İtalya’dan oluşacak karma takım olacak.
Avrupalı her ülke 6′sı erkek olmak üzere 12 sporcusunu bu müsabakalarda yarışmak üzere belirleyecek. Her yarışı kazanan sporcuya 1000 dolar, dünya rekoru kıranlara ise 15000 dolar verilecek.
2003, 2005 ve 2007 yıllarında yapılan yarışlarda (Duel in the Pool) Amerika, Avustralya ile karşılaşmış ve her seferinde mücadeleden galip ayrılmıştı.
Michael Phelps’in Amerika adına, Rebecca Adlington’ın ise İngiltere adına yarışması bekleniyor.
12
Almanya da 2010’da Afrika’ya Gidiyor

Hakan Saygun:
Bayern akıncısı Miroslav Klose’nin ayağından gelen tek gol, Almanya’ya üst üste 15’inci ve toplamda 17’inci kez Dünya Kupası Finalleri’ne katılma hakkını verdi. Eleme kümesinde, çarşamba günü Finlandiya ile oynanacak son maç öncesinde Almanya ikinci sıradaki Rusya ile arasındaki puan farkını 4’e yükseltti ve birinciliği kesinleştirdi. Üçer kez Dünya ve Avrupa Şampiyonu ünvânını kazanan panzerler, dünya kupası elemelerini dış sahada yenilmeden tamamladı ve böylece 14 ve 18 Kasım’da oynanacak Playoff maçlarının sinir buhranından da kurtulmuş oldu.
Moskova’nın 75 bin kişilik yapay çim zeminli Luşniki Park Stadı’nda oynanan karşılaşmanın biletleri haftalar önce tükenmiş. Kapalı gişe oynanan Rusya-Almanya mücadelesi, Fenerbahçe’ye beklediklerini veremeyen iki eski çalıştırıcıyı, Guus Hiddink ile Joachim Löw’ü de karşı karşıya getirirken, bizleri hâzin hâzin düşündürecekti.
Galibiyet golü, 35’inci dakikada, Mesut Özil ile Lukas Podolski’nin ceza sahasının saat 11 köşesinde gerçekleştirdikleri enfes duvar pası sonrasında geldi. Mesut’tan Podolski’Ye, Podolski’den ceza sahasında, iki savunma oyuncusu arasındaki zor bir durumdayken önüne kesilen topu ağlara yollamayı beceren Miroslav Klose, ulusal karmada ile 92’inci maçında 48’inci golünü kaydetti. Bu gol sonrasında Klose ismi, panzerlerin en çok gol atanlar listesinde 3’üncü sıraya yükseldi.
68’inci dakikaya kadar gayet soğukkanlı gözüken Almanya, 10 kişi kaldığı bu dakikadan sonra zaman zaman soğuk terler döktü Rusya karşısında. İlk kez Almanya forması ile sahaya çıkan zencî ve Alman savunma oyuncusu Jerome Boateng kırmızı kart ile takımını 10 kişi bıraktı. Buna rağmen Rusya, kendi sahasında tarihinin ilk yenilgisini tatmaktan kurtulamadı.
Almanya karması mücadeleye sağlam bir savunma ve tehlikeli karşı ataklar ile başladı. Rusya karması ise bu oyun düzeninin reçetesini ilk yarıda bulamadı. Rus yıldız Andrey Arşavin’in meşhûr derin koşularından bir kuple görmek ise nâsip olmadı. Evsahibi, ilk 45 dakika boyunca Almanya kalesinde sadece bir kez tehlike yaratabildi.
Boateng’in bir hatasının ardında Viladimir Biştrov kaleci Adler ile karşı karşıya kaldı, Leverkusenli kaleci enfes bir kurtarış ile tehlikeyi savdı. Boateng, ilk ulusal maçında sağ kanadı savunurken, Philipp Lahm da sevgili sol kanadına dönebildi.

Alışıldık siyah alt ve beyaz formalarıyla sahaya 4-2-3-1 şeklinde yayılan panzerlerin oyundaki en büyük artısı orta sahadaki savunma oyuncularıydı. 96’ıncı ulusal maçında kaptan Michael Ballack ve Leverkusenli Simon Rolfes, başarılı bir şekilde alan daralttılar. Orta sahada hücûm vazifesi ise Mesut Özil’e teslim edilmişti. Bremenli oyuncu da karşılaşma boyunca Rus savunmasını en çok zorlayan oyuncu oldu. Bastian Schweinsteiger-Özil-Podolski’nin önünde Miroslav Klose Almanya’nın ileri uçtaki tek adamdı.
Son derece şık koyu bordo formalarıyla sahaya çıkan Rusya, karşılaşmanın büyük bölümünde hantal bir görünüm sergiledi. Guus Hiddink’in öğrencileri kendi evlerinde alışık oldukları yapay çim zeminde oynamalarına rağmen bu avantajlarını sahada ortaya koyamadılar. Hiddink’in en büyük sürprizi, karşılaşmaya Stuttgartlı Pavel Pogrebnyak yerine hücûm oyuncusu Aleksandır Kerşakof ile başlaması oldu.
Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek final oynayan evsahibi, ikinci 45 dakikada biraz olsun silkinerek misafir savunmaya yüklenmeye başladı. Ama bu kez Almanya’nın nesillerden beri en sağlam yeri, kaleci René Adler devreye girdi; Adler, 53’üncü ve 55’inci dakikalarda Arşavin’in ayağından gelen iki vuruşu uzaklaştırmayı becerdi. Biştrov’un yarım volisi ise üst direği yalayıp dısarı gitti. Bu dakikalarda bir hayli azalan Almanya ataklarından belki de en tehlikelisinde Mesut Özil’in 57’inci dakikadaki vuruşu direkten döndü. 68’inci dakikada ikinci sarı kartı gören Boateng’in gidişinin ardından, 22 dakika Almanya için bitmek bilmedi. Beş dakika sonra İgor Semşov’un vuruşunda bir kez daha René Adler, hocası Löw’ü ve takım arkadaşlarını rahatlatıyordu.
Artı beş derecelerde seyreden Hava sıcaklığının beklendiği kadar düşmemesine bağlı olarak karşılaşma öncesinde en sık tartışılan yapay çim zemin, beklendiği kadar oyunu etkilemedi. Oyunun son dakikalarında Almanya savunmasını ablukaya alan Rus akıncılarına ceza sahasında yapılan iki hareketin penaltı gerektirdiğini de bendeniz değil, televizyondaki Alman anlatıcı söyledi, ama İsviçreli baş hakem Massimo Busacca’ya söylemesi benden. Dünya Kupası finallerine 13 takım gönderen Avrupa’da Hollanda, İngiltere, İspanya, Danimarka, Hıratistan ve İtalya’nın ardından Almanya da önümüzdeki yaz Güney Afrika’da yer alacak. Velhâsılı Almanya bir kez daha kazanmasını becerdi, biz de bu basit oyunun keyfini çıkarırken Gary Lineker’in kulaklarını çınlattık…
Joachim Löw’ün omuzlarındaki yük kalktı

Bitiş düdüğünün ardından “Her oyuncunun kazanma arzusu ile “galibiyet geni”ni taşıdığını daha oyundan önce hissetmiştim. Tabii ki bazi durumlarda talihimiz vardı. Şimdi Finlandiya karşısında bir ya da birkaç oyuncuya dinlenmeleri için izin verebilirim.” diyen Joachim Löw, René Adler’i övdü: “Bütün bir hafta boyunca büyük bir güven duygusu verdi. Kalesine hâkimdi ve takım ile uyum içindeydi. René’yi kutluyorum
Michael Ballack, takımın soğukkanlılığını methetti :
“Takımın oyun düzeninden bir an olsun kopmadan kişisel katkı yapmayı becerdik. Ama kırmızı kartın ardından gerçekten büyük sıkıntıya düştük.”
Guus Hiddink, son düdüğün ardından hakem ile tartıştı.
Philipp Lahm, itiraf etti: „Son dakikalarda Ruslar dört hücûm oyuncusu ile yoğun bir şekilde üzerimize geldiler. Almanya’Daki ilk maçta daha iyi oynamıştık, ama burada her oyuncu üzerine düşen görevi yerine getirdi. Şimdi bunun üzerine bir kadeh içmeyi hakettik.“
Oliver Kahn’dan boşalan kaleyi devralan René Adler memnûn: „Şimdiye kadar oynadığım en duygusal karşılaşmaydı. Güney Afrika’ya gidiyor olmamaızda benim de bir katkım olduğu için mutluyum.“
Rusya’nın Hollandalı hocası Guus Hiddink, son dakikalarda verilmeyen iki penaltıyı hatırlatarak: „Almanya daha etkiliydi, aradaki fark da buydu. Fakat bizim de bir penaltı atışı kazanmamız gerekiyordu, ondan sonra tekrar sıcak dakikalar başlardı.“
Son Tweetler
Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.
Son Yazılar
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
- Brandon Jennings – Under Armour Micro G Black Ice
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike!
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu
Son Yorumlar
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit
- Singapur 2010′da Bir İlk için ABDULLAH
- Singapur 2010′da Bir İlk için guney



