Browsing articles tagged with " Efes Pilsen"
May
3

Fenerbahçe Basketbolunun Kısa Sonbahar Esintisi

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  1 Comment

Türkiye’de basketbolun atılım yaptığı dönemde Fenerbahçe müthiş bir kadro oluşturmuştu. Çok kısa bir süre bir arada kalan ve sezonun ilk yarısını tamamlayamadan dağılan bu kadro, halen Türkiye’de bir basketbol takımın kurduğu en güçlü kadro olarak hatırlanıyor. Dünya yıldızlarını bir arada toplamış olan bu kadro, adeta hepimizin ağzına çalınan bir parmak bal gibiydi…

Yıldızlar Geçidi

Efes Pilsen’in Türkiye’de ve aynı zamanda Avrupa’da basketbol arenasına damgasını vurduğu 90lı yıllarda müessese takımlarına tek baş kaldırabilen takım, 1998 – 1999 sezonunda basketbol şubesini 1907 Derneği’nin devralmasıyla ciddi bir yatırıma giden Fenerbahçe oldu. Hem de, bunu yaparken Türkiye’nin rüya takımını da Türk basketbolseverlerin beğenisine sundu. NBA ve Avrupa’nın en önemli yıldızlarından oluşan bu takım, sezon başındaki müthiş performansının devamını getiremedi ve sezonu kupasız kapatarak büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

NBA Havasından Gelen de Vardı

Bu takımın lokomotif ismi, NBA’in en tanınmış isimleri arasında yer alan ve John Stockton – Karl Malone işbirliğine benzer bir ikiliyi Denver Nuggets formasıyla Dikembe Mutombo ile kuran Mahmoud Abdul Rauf’tu. 1990 sezonuna katıldığı NBA liginde oynadığı 8 sene boyunca üst düzey oyun kuruculuk özellikleriyle göz dolduran Abdul Rauf, 1998 yılında Avrupa’ya adımını Fenerbahçeyle attı. Tourette sendromu nedeniyle değişik tikleri olan Amerikalı oyun kurucu, Fenerbahçe’de uzun bir süre kalamadı. Dinine olan aşırı bağlılığı ve sorunlu karakteri nedeniyle özellikle takım disiplininde ciddi sorunlar çıkaran Abdul Rauf, bir antrenmanda Fenerbahçe’nin o dönemdeki bayrak adamı İbrahim Kutluay’a yumruk atmasının ardından takımdan gönderildi. Fenerbahçe’den ayrıldıktan bir sezon sonra Vancouver Grizzlies formasıyla NBA’e dönen ve daha sonra yolu tekrar Avrupa’ya düşen Amerikalı oyun kurucu, bugün 40 yaşına geldi ve Japonya’nın Kyoto Hannaryz takımında profesyonel kariyerinin son senelerini yaşıyor.

NBA Havasına Kapılan da…

Fenerbahçe’nin o dönem kadrosundaki ikinci flaş ismi, Sloven basketbolunun o dönemdeki parlayan yıldızı Marco Milic’ti. Çok atletik bir oyuncu olan Milic, Smelt Olimpija formasıyla kendini dünyaya tanıttıktan sonra büyük takımların ilgisini çekti ve Phoenix Suns formasıyla 1997 yılında NBA’e adım attı. Vasat geçen bir sezonun ardından NBA’deki lokavt nedeniyle boşta kalan Milic, Fenerbahçeyle anlaştı ve sezonun ilk bölümünü Fenerbahçe’de geçirdi. Bu dönemde mükemmel bir performans ortaya koyan Sloven yıldız, takımın en önemli dişlisi haline geldi. Ancak, Milic’in Fenerbahçe macerası NBA’de lokavtın çözümlenmesiyle sona erdi ve Sloven oyuncu tekrar Phoenix Suns’ın yolunu tuttu. NBA macerası uzun sürmeyen Milic, 1999 yılında tekrar Avrupa’ya döndü ve halen kariyerine Entente Orleanaise formasıyla devam ediyor. En güçlü ve atletik olduğu dönemde Fenerbahçe formasını giyen Milic, halen Türk basketbolseverler tarafından ülkemize gelmiş en iyi yabancılar arasında gösteriliyor ve yaptığı smaçlarla hatırlanıyor.

Yabancılar Geçidinde Türk Lokumu

Takımın iskeletini yabancılar üzerine kuran Fenerbahçe’nin kadrosundaki en önemli Türk oyuncu, takımın altyapısından yetişmiş olan bayrak adam İbrahim Kutluay’dı. Takımın en skorer ismi konumunda olan ve maçlarda genelde hücum setleri üzerinden oynanan İbrahim, bu kadar yıldızın arasında dahi kendini kabul ettirdi ve Euroleague’in en önemli skorerleri arasında yer aldı. Abdul Rauf ile sorunlar yaşadığı bu sezonun ardından Fenerbahçe’den ayrılan ve Efes Pilsen’e transfer olan İbrahim Kutluay, kısa bir NBA macerasını, Euroleague şampiyonluğunu ve sayısız bireysel başarıları sığdırdığı kariyerine geçtiğimiz sezon İTÜ formasıyla nokta koydu. Halen Fenerbahçe altyapısından yetişmiş en önemli basketbolcular arasında gösterilen İbrahim Kutluay, liderlik özellikleriyle ve ilham veren oyunuyla Türk basketbolseverlerin gönlünde taht kurdu.

Buruk Bir Tebessüm…


Türkiye’ye gelen yabancılar arasında en sevilen isimler arasında yer alan Conrad Mc Rae, yaptığı estetik smaçlarla Türkiye’de basketbola ayrı bir hava getirdi. Kolejden mezun olduktan sonra Fenerbahçe formasıyla profesyonel kariyerine adım atan Mc Rae, buradan kalbindeki sorunu nedeniyle ayrıldıktan sonra Pau Orthez’e transfer oldu. Daha sonra Efes Pilsen formasıyla ülkemize geri dönen ve Koraç Kupası’nın kazanılmasında büyük pay sahibi olan Amerikalı oyuncu, bu başarılı sezonu takiben yaşadığı birer sezonluk Teamsystem Bologna ve PAOK maceralarının ardından 1998-1999 sezonunda Fenerbahçeyle anlaştı. Takımın önemli oyuncularından biri haline gelen Mc Rae, burada kaldığı bir sezonda bıraktığı yerden devam etti ve özellikle atletik özellikleriyle pota altını önemli ölçüde domine etti. Fenerbahçe’den sonra Real Madrid’e transfer olan Mc Rae, 10 Temmuz 2000 tarihinde Orlando Magic’in yaz kampı sırasında antrenmanda geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Basketbolunun en olgun çağında aramızdan ayrılan Mc Rae, Türkiye’de halen en çok saygıyla anılan oyuncular arasında yer alıyor.

NBA Tecrübesinin Hırvat Ciddiyetiyle Birleşimi

Fenerbahçe’nin güçlü takımının pota altındaki en önemli ismi, Hırvat basketbolunun yıldız oyuncularından Zan Tabak’tı. 1989 – 1991 yılları arasında kazandığı 3 Avrupa şampiyonluğu ile Avrupa basketbolunu domine eden Dino Radja ve Toni Kukoclu Jugoplastika Split takımının önemli üyelerinden biri olan Tabak, 1992 yılında İtalya’nın yolunu tuttu. Burada geçen iki sezonun ardından NBA’e adım atan Hırvat pivot, 4 sezonda üç takımda forma giydi ve 1998 yılında Fenerbahçe ile anlaştı. Akıllı pivot hareketleri, mücadeleci yapısı ve tecrübesiyle takımın pota altının yükünü çeken Tabak, Fenerbahçe’de kaldığı bir sezonda önemli bir performans gösterdi ve 1999 yılında Indiana Pacers formasıyla NBA’e döndü. Daha sonra kariyerine Avrupa’nın kalbur üstü takımlarında devam eden Hırvat pivot, 2005 yılında Unicaja Malaga formasıyla Kral Kupası’nı kazanarak kariyerini bitirdi. Halen Real Madrid’in yardımcı antrenörü olarak görev yapan Tabak, Avrupa basketbolunun önemli figürleri arasında yer alıyor.

Ve Diğerleri…

Bu 5 yıldız oyuncu dışında Fenerbahçe’nin kadrosunda birçok önemli isim daha bulunuyordu. Birçoğu önemli kariyerlere sahip olan bu oyuncular, Fenerbahçe’ye benchten katkı yapmaya çalıştılar. Ancak, takımın yıldız oyuncularının ayrılmasıyla beraber bozulan takım kimyası bir türlü yerine oturmadı ve takım sezon boyunca ciddi sıkıntılar yaşadı.

Bench katkısını yapan oyuncuların başında keskin şutör Serdar Apaydın geliyordu. Kolej altyapısından çıktıktan sonra Ülkerspor formasıyla yıldızı parlayan Serdar Apaydın, seti tamamlayan şutlarıyla ve ceza atışlarıyla ün saldı. 1997 yılından 2001 yılına kadar Fenerbahçe formasıyla kariyerine devam eden Serdar, 2001 yılında profesyonel kariyerine nokta koydu. Halen Fenerbahçe’nin yardımcı antrenörü olarak görev yapan Serdar Apaydın, Steve Kerr benzeri oyun stiliyle ve benchten gelerek zaman zaman yaptığı ciddi skor katkısıyla hatırlanıyor.

Fenerbahçe’nin diğer önemli yerli oyuncuları arasında altyapısından yetiştirdiği oyun kurucu Mustafa Abi, Efes Pilsen formasıyla Avrupa basketbolunda ün yapmış olan Tamer Oyguç, 8 sezon boyunca Fenerbahçe formasını taşıyan Zaza Enden, o sezon çömezlik dönemini yaşayan Ermal Kurtoğlu, çok az süre alabilen şutör forvet Reha Öz ve 1998 Ekim ayının sonuna doğru takımdan ayrılan Levent Topsakal da yer alıyordu. Bu oyuncular arasında özellikle Mustafa Abi, gösterdiği performansla ciddi bir çıkış yakaladı ve bu sezonun en büyük kazancı oldu.

Takımın yabancılarla yaşadığı sıkıntıların ardından farklı pozisyonlara yabancı oyuncu takviyeleri de yapıldı. Fenerbahçe’ye sezonun ilk bölümünün ardından yaşanan çalkantılar sonucunda Ocak ayında Oyak Renault’tan katılan Alexander Lokmanchuk, Ukrayna milli takımının önemli oyuncuları arasında yer almasına rağmen Fenerbahçe’de istenen performansı ortaya koyamadı. 2.09 boyunda olmasına rağmen ciddi bir dış şut tehditi olan Lokmanchuk, rakibe match up problemi yaratmasına rağmen pozisyonu için çok yavaş ayaklara sahip olması nedeniyle ciddi sıkıntı yaşıyordu. Lokmanchuk gibi sezonun ikinci bölümünde özellikle play-off maçları için takıma Abdul Rauf’un gidişiyle doğan boşluğu doldurmak için Tyson Wheeler transfer edildi. Kolejden mezun olduktan sonra yarım sezonluk bir Denver Nuggets macerasının ardından Fenerbahçe’ye transfer olan Amerikalı oyun kurucu, takımına pek bir katkı sağlayamadan kısa Türkiye macerasını da noktaladı.

Fenerbahçe, Aralık ayında Türkiye liginin bir sezon önceki sayı kralı George Gilmore’u transfer ederek Mahmoud Abdul Rauf’un yerini doldurmaya çalıştı. Fenerbahçe gibi büyük hedefleri olan bir takımın ve bu takımda yer alan yıldız oyuncuların ağırlığını kaldıramayan Gilmore, zaman zaman iyi maçlar çıkarsa da genel anlamda başarısız oldu.

Peki Sonuç Ne Oldu?

Sezona adeta rüya takım havasında başlayan ve o sezonu Euroleague şampiyonu olarak tamamlayan yıldızlardan kurulu Zalgiris Kaunas’a İstanbul’da 15 sayılık ağır bir yenilgi tattıran Fenerbahçe, Euroleague’den ilk 16 turunda Real Madrid’e elenmekten kurtulamadı. Eşleşmenin ilk karşılaşmasının en kritik yerinde takımın antrenörü Halil Üner’in aldığı teknik faul, basketbolseverler tarafından halen “saygıyla” anılıyor. Euroleague’in bu sezonki sayı kralı ise, oldukça iyi bir sezon geçiren İbrahim Kutluay oldu. Bu kadar güçlü bir kadro, Türkiye’de de istediği başarıları yakalayamadı. Türkiye Kupası’nı finalde kaybeden Fenerbahçe, Türkiye Ligi’nde ise play-off yarı finalinde Tofaş Sas’a elenmekten kurtulamadı.

Fenerbahçe’nin yapılan büyük yatırıma rağmen aldığı başarısız sonuçlara birçok neden arandı. Takımın önemli yıldızlarının sezon içinde takımdan ayrılması, Halil Üner’in antrenörlükte yetersiz kalması, İbrahim Kutluay’ın takımında fazla sivrilmesi nedeniyle takımda huzursuzluk yaşanması, takım kimyasının bozulması vb. birçok neden ortaya sürüldü. Ancak, ortada bir başarısızlığın olduğu kesindi. Ben, bu sezon özelinde Fenerbahçe’yi sezon sonunda yaşadığı başarısızlıklardan ziyade sezon başında yıldızlarla dolu kadrosuyla Zalgiris Kaunas’ı sürklase ettiği maçla hatırlamak ve halen bir benzeri gelmeyen bu Rüya Takım’ını özlemle anmak istiyorum.

Nis
24

Özlemle Hatırlanan Liderler

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  3 Comments

Ülkemizde yabancıların seçilerek alındığı dönemde, basketbolumuza damgasını vuran bazı önemli yabancı oyun kurucular vardı. Bu oyuncuların birçoğu, oynadıkları takımları başarıya ulaştırmakla kalmadılar ve aynı zamanda yedeklerini de yetiştirdiler. Bu oyunculardan bahsederken o günleri özlemle anmamak elde değil. Özellikle ülkemizde yabancılara büyük paralar saçtıktan sonra Avrupa’da ciddi başarısızlıklar elde eden bazı takımlarımızı gördükten sonra, acaba işin sırrı yabancıda mı diye düşünmeden edemiyorum. İşte o günlerden akılda kalanlardan birkaç önemli isim…

Bıyıklı Adam: Sergei Bazarevich

Rusya basketbolunun önemli isimlerinden biri olan Sergei Bazarevich, 1983 yılında CSKA Moskova formasıyla başladığı kariyerini 1988’e kadar bu takımda ve daha sonra Dinamo Moskova takımında sürdürdü. 1992 yılında ülkemize Yıldırımspor formasıyla adım atan efsane oyuncu, bir sezon sonra da Tofaş formasıyla mücadele etti. Tofaş’ta geçen bir sezonun ardından NBA’e adım atan ve Atlanta Hawks takımına transfer olan Rus oyun kurucunun bu macerası uzun sürmedi ve sezon içinde Caceres Club Baloncesto’ya transfer oldu. 1995-1996 sezonunu CSKA Moskova, 1996-1997 sezonunu ise Dinamo Moskova takımıyla geçiren Bazarevich, 1997-1998 yılında Türk Telekom formasıyla tekrar ülkemize döndü. Kariyerinin son yıllarını İtalya’da ve Yunanistan’da geçiren Rus oyun kurucu, 2001 yılında başarılarla dolu profesyonel kariyerine nokta koydu.

Kariyeri boyunca Rusya milli takımının önemli isimlerinden biri olan Bazarevich, 1990 yılında Arjantin’de ve 1994 yılında Kanada’da düzenlenen iki Dünya Şampiyonası’nda gümüş madalya kazandı. 1993 yılında Almanya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda da gümüş madalya alan Bazarevich, 1992 ve 2000 yılında düzenlenen olimpiyatlarda milli takımının kadrosunda yer aldı. Rusya’da beş lig şampiyonluğu bulunan Rus oyuncu, 1996 ve 1997 yıllarında düzenlenen FIBA Eurostars etkinliğine de seçilmeyi başardı.

Bazarevich, ülkemizde özellikle Tofaş formasıyla gösterdiği üst düzey başarıyla Türkiye’de önemli bir iz bıraktı. En zor anlarda insiyatif alan ve oyun zekasıyla herkesi büyüleyen oyun kurucu, takımının geride olduğu bir karşılaşmanın son anlarında rakibin orta sahada kendisine yaptığı taktik faulu akıllıca şuta kalkarak 3 serbest atışa çevirip oyunu döndürdüğü karşılaşmayla hatırlanıyor.

Asaletin Timsali: Petar Naumoski


Ülkemizde basketbolun bu kadar popüler hale gelmesinde en önemli sembollerin başında gelen Petar Naumoski, ülkemizde basketbolun atası olarak görülüyor. Avrupa basketbolunun yetiştirdiği en önemli oyunculardan biri olan Makedon oyun kurucu, 1989-1990 yılları arasında dönemin efsane takımı Jugoplastika’nın en çömezi olarak kariyerine başladı. Bu takımla iki yıl üst üste Avrupa Şampiyonlar Kupası, Yugoslavya Ligi ve Yugoslavya Kupası şampiyonlukları onurunu yaşayan Naumoski, bir sene ülkesinin Rabotnicki takımında oynadıktan sonra 1992 yılında kariyerinde büyük bir değişiklik yaparak Efes Pilsen’in yolunu tuttu. Bu oyuncunun transferi, hem oyuncunun kendisi, hem de Efes Pilsen için yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Efes Pilsen formasıyla Türkiye Ligi’ni domine eden ve hem lig, hem de kupada iki sezon üst üste şampiyonluklara ulaşan Naumoski, 1993 yılında Avrupa Kupası’nda takımına final oynattı ve finalde Aris’e 1 sayıyla kaybedilen final maçının ardından kupayı elinden kaçırdı. Gösterdiği performansla tüm Avrupa takımlarının ilgisini çeken Naumoski, 1994 yılında Benetton Treviso’ya transfer oldu ve bu takımla 1 sene oynadı. Benetton Treviso formasıyla Avrupa Kupası’nı ve İtalya Kupası’nı kazanan Naumoski, Efes Pilsen’in yoğun çabaları sayesinde 1995-1996 sezonunda Türkiye’ye geri döndü.

İkinci Efes Pilsen döneminde çok daha olgun bir oyuncu olarak geri dönen Naumoski, takımının Korac Kupası’nı almasında başrolü oynadı. İlk iki sezonunda çok daha iyi bir performans gösteren Makedon oyun kurucu, daha sonra Efes Pilsen ile beraber düşüşe geçti. Efes Pilsen formasıyla son iki sezonunda Türkiye Ligi şampiyonluğunu finalde kaybeden Naumoski, 2000 – 2001 sezonunda Benetton Treviso formasıyla İtalya’ya geri döndü. Bir sezon sonra Montepaschi Siena’ya geçen yıldız oyuncu, bu takımla beraber Saporta Kupası’nı kazandı. Daha sonra Pippo Milano ve Breil Milano formasıyla birer sezon oynayan Naumoski, 2004 yılında ülkemize Ülkerspor formasıyla döndü ve bu takımla geçen başarılı bir sezonun ardından profesyonel kariyerini noktaladı.

Ülkemize gelen en iyi ve en başarılı yabancı oyuncu olarak gösterilen Naumoski, oynadığı dönemde herkese kendisini hayran bıraktı. Özellikle oyun zekasıyla ön planda olan ve zor anlarda “sazı eline alarak” takımını ayakta tutan Makedon oyun kurucu, birçok basketbolcu için rol model oldu. Başarılı performansını Avrupa çapında önemli başarılarla taçlandıran Naumoski’nin Türkiyede bu kadar uzun bir süre oynamış olması, ülke basketbolumuza da önemli bir katkı yaptı.

Buz Adam: Vasily Karasev

Kariyerine 1990 yılında Spartak St. Petersburg formasıyla başlayan Vasily Karasev, Triumph Lyubertsy formasıyla profesyonel kariyerine geçtiğimiz sene nokta koydu. 1992 – 1996 yıllarında oynadığı CSKA Moskova formasıyla adını dünyaya duyuran Karasev, 1996 yılında transfer olduğu Efes Pilsen’de ancak bir sezon kalabildi. Uzun bir dönemi uyum sorunlarıyla geçiren Karasev, sezon sonuna doğru takıma alışmasına rağmen Petar Naumoski’nin de varlığı nedeniyle bir türlü tam pozisyonunu bulamadı. Bu nedenle ülkemizde ancak bir sene kalan Rus oyun kurucu, Efes Pilsen’de oynadığı dönemde soğukkanlılığı ve keskin şutör özellikleriyle göz doldurdu.

Efes Pilsen’den ayrıldıktan sonra 1997-1998 sezonunda Alba Berlin takımında oynayan Karasev, daha sonra ülkesine CSKA Moskova takımıyla döndü. 2 sezon bu takımla mücadele eden Rus oyun kurucu, kariyerinin devamında Iraklis, Ural Great, Lokomotiv Mineralnye Vody, Khimki, Lokomotiv Moskova, Universitet Surgut gibi önde gelen takımlarla devam eden Karasev, 37 yaşında Triumph Lyubertsy formasıyla Kerem Tunçeri’nin hem takım arkadaşı, hem de koçu oldu; zira, Karasev’in sözleşmesine göre yardımcı koçluk da görevleri arasındaydı.

Rus milli takımının değişmez isimlerinden biri olan ve başarıları arasında 2 Dünya Şampiyonası ikinciliği, 1 Avrupa Şampiyonası ikinciliği ve 1 Avrupa Şampiyonası üçüncülüğü bulunan Karasev, 1990lı yıllarda Avrupa basketbolunun en iyi oyun kurucuları arasında gözüküyor. Efes Pilsen’de kaldığı süre içerisinde potansiyelini tam olarak sahaya yansıtamamasına ve oyun şablonuna tam oturamamasına rağmen zaman zaman oldukça etkili olan Karasev, özellikle kendi pozisyonunu yaratmasıyla ve soğukkanlı yapısıyla hatırlanıyor.

Sihirbaz: David Rivers

Ülkemizde basketbolun sihirbazı olarak anılan ve Cüneyt Erden’i yetiştiren isim olarak bilinen David Rivers, Amerika’nın köklü okullarından Notre Dame’den okulun tarihine ismini yazdırarak mezun olduktan sonra kariyerine NBA’de devam etti. Los Angeles Lakers ile bir sezon, Los Angeles Clippers ile de iki sezon geçirdikten sonra fazla oynama şansı bulamadığı için rotayı Avrupa’ya çeviren Rivers, 1993 – 1995 yılları arasında Olympique Antibes formasıyla Fransa’ya adım attı ve takımını ikinci sezonunda Fransa şampiyonluğuna ulaştırdı.

Büyük takımların ilgisini çeken Rivers, 1995 -1996 sezonundan önce Olympiakos’a transfer oldu. İlk sezonunda takımıyla Yunanistan Ligi şampiyonluğu yaşayan Rivers, ikinci sezonunda ise Avrupa basketboluna adeta damgasını vurdu. Yunanistan Ligi ve Yunanistan Kupası’nı kazanan Olympiakos, tarihinin tek Euroleague şampiyonluğuna da bu sezon ulaştı. Rivers ise, hem Euroleague dörtlü finalinin, hem de Yunanistan Ligi’nin en değerli oyuncusu seçildi ve Olympiakos taraftarlarının ilahı haline geldi.

Bu tarihi sezonun ardından Teamsystem Bologna’ya transfer olan ve bir sezon Dominique Wilkins ile beraber bu takımda oynayan Rivers, bu takımla İtalya Kupası’nı ve İtalya Süper Kupası’nı kazandı. 1998-1999 sezonunda David Rivers, Tofaş formasıyla Türkiye’ye adım attı. Türkiye’de iki sezon oynayan Rivers, her iki sezonda hem Türkiye Kupası’nda, hem de Türkiye Ligi’nde şampiyonluğa ulaştı. 2000-2001 sezonunda tekrar Olympiakos’a dönen Rivers, bir sezonu burada geçirdikten sonra 35 yaşında kariyerine son verdi. Olympiakos ve Tofaş formalarıyla gösterdiği performansla herkesi kendisine hayran bırakan Rivers, sıra dışı yeteneklerini müthiş oyun zekasıyla birleştirerek başarıya ulaşan bir oyun kurucu olarak biliniyor.

Başarının Anahtarı: Jure Zdovc

Ülkemizde oynamış en kariyerli basketbolculardan biri olan Jure Zdovc, eski Yugoslavya’nın en önemli oyuncularından biriydi. 8 sene boyunca kariyerine başladığı Slovenya’nın Smelt Olimpija takımını sırtlayan Zdovc, 1991 yılında Knorr Bologna’ya transfer olarak yurtdışına adım attı. Burada geçen bir sezonun ardından transfer olduğu CSP Limoges takımında da bir sezon kalan yıldız oyuncu, bu takımın formasıyla Euroleague ve Fransa Ligi şampiyonluklarına ulaşarak kariyerinde yeni bir açılım sağladı.

1993 yılında Iraklis’e transfer olan Zdovc, 1996 yılına kadar bu takımda forma giydi. Bir sezonu Racing Paris formasıyla geçiren Sloven oyun kurucu, 1997 yılında Tofaş’a transfer oldu ve bir sezon bu takımda kaldı. Türkiye’de kaldığı dönemde özellikle sakin yapısıyla üstün basketbol yeteneklerini etkin kullanan bir oyuncu olarak öne çıkan Zdovc, takımına büyük bir katkı yaptı. Tofaş’dan sonra 3 sene Union Olimpija ve birer sene Panionios, Geoplin Slovan ve Split takımında oynayan Zdovc, başarılarını bu takımlarda da sürdürdü. 1999, 2000 ve 2002 yıllarında Slovenya Ligi ve Slovenya Kupası şampiyonlukları yaşayan Sloven oyun kurucu, kariyerinin son yılında da Hırvatistan Ligi’ni Split formasıyla kazanarak kariyerine güzel bir nokta koydu.

Yugoslavya basketbolunun önemli isimlerinden biri olan Zdovc, 1988 Seul Olimpiyatları’nda gümüş madalya, 1989 ve 1991 yıllarında düzenlenen Avrupa Şampiyonaları’nda altın madalya ve 1990 Dünya Şampiyonası’nda yine altın madalya kazanarak milli takım kariyerini de önemli başarılarla süsledi. Basketbolu bırakır bırakmaz antrenörlüğe başlayan Zdovc, 6 kulüp takımı çalıştırdıktan ve dört şampiyonluk yaşadıktan sonra 2009 yılında hem Slovenya milli takımının, hem de Union Olimpija’nın koçu oldu. Halen bu görevleri sürdüren Zdovc, Avrupa basketbolunun en önemli isimleri arasında gösteriliyor ve koçluk kariyerinde de aynı başarısını devam ettiriyor.

Mar
7

Takım Olmak

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  2 Comments

Takım Olmak Yine Başarıyı Getirdi

Bugün seyrettiğim iki basketbol karşılaşması, takım sporlarında başarıyı elde etmek için takım olmanın önemini bana bir daha hatırlattı. Kadrosu yıldızlarla dolu Efes Pilsen’in erkek ve Galatasaray’ın bayan basketbol takımlarının aldıkları ağır yenilgiler, spor kulübü yöneticileri için adeta bir ders niteliğindeydi.

Parayla Saadet Olmuyor

Sezon başından beri Efes Pilsen’i yakından takip ediyorum. Sene başında ortaya çıkan doping olayıyla çalkalanan Türk basketbolunun lokomotifi, kurduğu yıldızlarla dolu takıma rağmen istenen basketbolu elde edemiyor. Euroleague’e havlu atan ve Türkiye Kupası’ndan elenen Efes Pilsen için tek hedef olarak kalan Beko Basketbol Ligi şampiyonluğu da giderek uzaklaşan bir hedef haline geldi.

Efes Pilsen’in kadrosuna baktığımız zaman daha önce Avrupa sayı krallığı yaşamış üç oyuncu olan Charles Smith, Bootsy Thornton ve Igor Rakocevic’i görüyoruz. Bu oyuncuların yanında geçtiğimiz sene Avrupa Şampiyonası’nda oldukça formda olan milli takımımızı adeta tek başına yenmiş olan Bostjan Nachbar, iki sene önce milli takımımızı iki kez tek başına yıkan Mario Kasun, Porto Riko’nun en kariyerli pivotu olan NBA patentli Daniel Santiago, Beşiktaş Cola Turka formasıyla ligimize damga vurmuş olan Preston Shumpert, Sırbistan milli takımının en önemli isimlerinden Bojan Popovic gibi kariyerli yabancılar Efes Pilsen’in kadrosunda bulunuyor. Bu oyuncuların yanı sıra milli takımımızın belkemiğini oluşturan Kerem Tunçeri, Ender Arslan, Kaya Peker, Sinan Güler ve Ermal Kurtoğlu gibi beş önemli Türk oyuncu da yine Efes Pilsen’in kadrosunda yer alıyor. Kısacası, Efes Pilsen adeta NBA’de üst sıraya oynayabilecek kalitede bir kadroyla Avrupa’da mücadele ediyor.

Bu oyunculara birey olarak baktığımız zaman, Efes Pilsen’in bugün farklı mağlup olduğu Galatasaray Cafe Crown’dan ve ligdeki diğer her takımdan her pozisyonda katmer katmer üstte olduğunu görüyoruz. Ancak, sahaya yansıyan sonuca baktığımız zaman parıldıyan Galatasaray Cafe Crownlu oyuncuların yanında kötü bir basketbol oynayan Efes Pilsen’in yıldızlar topluluğu karşımıza çıkıyor. Sene başında yaşadığı forma skandalından sonra kenetlenen sarı kırmızılı takım, koçunun karıştığı olaylarla gündeme gelen ve oyuncularının mutsuzluğu yüzünden okunan Efes Pilsen’i çok etkili bir oyundan sonra mağlup etti. Kısacası, yıldızıyla ve görev adamıyla komple bir takım Harlem benzeri bir yapıya sahip olan bir topluluğa şans tanımadı.

Bugün gördüğüm görüntü, parayla saadet olmadığını bana tekrar hatırlattı. Bir tarafta doğru düzgün taraftarı olmayan, camiası oluşmamış, takım kimyasını oturtmamış bir yıldızlar topluluğu vardı. Diğer tarafta ise büyük bir camiayı temsil eden, sezon başında yaşadığı bir skandal nedeniyle konu kanadı kırılmış, oyuncusuyla, teknik kadrosuyla ve taraftarıyla kenetlenmiş, kısıtlı bir rotasyona sahip bir takım karşısına çıktı. Sonuç ise, doğal olarak kenetlenen takımın lehine oldu. Ben iddia ediyorum bugün Efes Pilsen takımının oyuncuları Real Madrid’e geçsin ve Real Madrid’in oyuncuları da Efes Pilsen’e transfer olsun, yine Real Madrid bir üst tura çıkar ve Efes Pilsen elenirdi. Bir takımda oyuncular arasında uyumu sağlayacak idari ve teknik kadro yoksa ve bu takımın gerçek taraftar topluluğu da bir avuç insandan ibaretse, bu takımdan başarı beklemek hayal olur.

Bugün Efes Pilsen’in en etkili isimlerinden biri Sinan Güler’di. Merak ettim ve Efes Pilsen’in Euroleague’e havlu attığı Real Madrid maçında Sinan Güler ne yapmış diye baktım. Maalesef milli basketbolcumuz kadroda bile yoktu. Ben Efes Pilsen takımında oynayan oyuncular için üzülüyorum; zira mutsuz bir ortamda ve kötü bir yönetim altında kariyerlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Anlatmaya çalıştığım olayı Igor Rakocevic Twitter hesabında çok güzel ve imalı bir şekilde dile getirmiş: “I was happy to see Sinan Guler get chance to play today. He did good. He has body of a beast, he might be surprise of next season anywhere.”

Öteki yandan kenetlenmiş bir takımda varolma mücadelesi veren Galatasaray Cafe Crown’un dar rotasyonunda mücadele eden birçok oyuncu, kariyerlerinde büyük bir çıkışa geçtiler. Litvanyalı deneyimli forvet Simas Jasaitis, Slovak basketbolunun yıldızı Radoslav Rancik, milli takıma göz kırpan Evren Büker, oldukça iyi niyetli ve çalışkan bir uzun olan Mike Wilkinson, Türkiye’ye geldikten sonra basketbolunda büyük bir aşama kaydeden Darius Washington, her geçen maç biraz daha gelişen Caner Topaloğlu ve pota altını adeta karartan Fatih Solak, oldukça olumlu bir sezon geçiriyorlar. Eğer Efes Pilsen’in sıkıntı yaşayan isimleri bugün Galatasaray Cafe Crown forması giyiyor olsalardı, her birinin kariyeri ve bireysel performansları çok daha ileri seviyede olurdu. Ancak, örneğin Simas Jasaitis bugün Efes Pilsen’de oynuyor olsaydı bence kariyerinde geriler ve mutsuz bir sezon geçirirdi. Geçen seneyi atıl geçirdikten sonra Beşiktaş Cola Turka’yı tercih eden Engin Atsür, bu sezonu belki daha az kazançla ama en azından huzurlu, mutlu ve özgüveni yüksek bir şekilde geçiriyor.

Uzun lafın kısası Efes Pilsen’de forma giyen her oyuncu için fazlasıyla üzülüyorum. Bu kadar yapılan yatırımın boşa gitmesine ve milyonlarca dolarlık bir bütçenin heba olmasına da kahroluyorum. Bu kadar verilen emeğin hakkının alınması için, öncelikle bir “takım” yaratacak idari ve teknik bir kadro oluşturmak gerekiyor. Galatasaray Cafe Crown takımının üyelerini ise canı gönülden kutluyorum. Bu kadar kısıtlı imkanlara ve yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen ayakta duruyorlar ve onur mücadelesi veriyorlar. Umarım sezon sonunda Galatasaray Cafe Crown zor gözükse de play-off’a katılır ve sonuç ne olursa olsun seneye bu takımın temel taşları muhafaza edilir. Zira, bu sene hakikaten çok isabetli transferler yapıldı ve uzun zaman sonra taraftarın gururlanacağı bir takım oluşturuldu.

Bayanlarda İşler Tersine Döndü

Erkeklerde yaşanan büyük olumsuzluklara rağmen herkesin gurur duyacağı bir takım yaratmayı başaran Galatasaray, bayanlarda ise büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Geçen sene Eurocup’ı kazanarak büyük bir başarı yakalayan sarı kırmızılı takım, bu sezon yaşadığı sakatlıklar ve Efes Pilsen sendromu nedeniyle çok kötü bir performans gösteriyor.

Geçen sene başarılı olan takımın iki temel dişlisi Işıl Alben ve Seimone Augustus’un yaşadığı sakatlıklar, takımın yapısını önemli ölçüde bozdu. Aynı zamanda, takımın başına geçen sene Fenerbahçe’den olaylı şekilde ayrılan Zafer Kalaycıoğlu getirildi. Eksikleri telafi etmek için sarı kırmızılı takım, WNBA’in yıldız isimlerinden Katie Douglas, Tamika Catchings ve Jia Perkins ile Avrupa basketbolunun önde gelen oyuncularından IvanaVecerova ve Yelena Leuchanka transfer edildi. Aynı zamanda, Sophia Young gibi bir diğer WNBA yıldızı ve Türk oyuncuların birçoğu da kadroda tutuldu. Ayrıca, Türkiye’in en önemli oyun kurucularından Nilay Yiğit takıma kazandırıldı. Kısacası, başarı için her türlü kaynak bu takıma aktarıldı.

Ancak, bugün bakıldığında Türkiye Ligi’nde Fenerbahçe’ye sahasında ve deplasmanda mağlup olmuş, bir diğer şampiyonluk adayı Mersin Büyükşehir Belediye’den 29 sayı fark yemiş ve Euroleague’e havlu atmuş bir takım ortaya çıktı. Bugün Galatasaray’ın deplasmanda karşılaştığı Fenerbahçe maçını 14 sayıyla kaybetmesi kimseyi aldatmasın, zira Fenerbahçe maçın büyük bölümünde 20 civarında bir farkla maçı sürdürdü ve maçın son birkaç dakikasında Galatasaray farkı biraz daha kapatabildi.

Burada sakatlıklardan çok Galatasaray’ı vuran konu, Efes Pilsen’in yaşadığı uyumsuz yıldızlar ve başarısız teknik kadro sendromudur. Takıma katılan her yeni oyuncunun anında müthiş verim vermesi beklenmemelidir. Oyuncuların takıma ve ortama alışması, ciddi bir süre alacaktır. Ayrıca, bir takım başarılı olacaksa mutlaka Türk oyuncuların da ciddi bir katkısı olması gerekmektedir. Bugün Galatasaray’a göre daha mütevazi bir kadroya sahip olan Fenerbahçe rakibi Galatasaray’a büyük bir üstünlük sağlarken, Fenerbahçe’nin öne çıkan isimleri arasında Birsel Vardarlı, Nevriye Yılmaz ve Esmeral Tunçluer’de bulunuyordu. Ancak, kadrosunda Tuğba Palazoğlu, Nilay Yiğit, Bahar Çağlar, Yasemen Saylar, Yasemin Horasan ve Esra Şencebe gibi milli takımın yıldızları bulunan Galatasaray’ın Türk oyuncularının Fenerbahçe karşısında 62 sayının sadece 12’sini atmış olması, alınan mağlubiyetin nedenini açıkça gösteriyordu.

Galatasaray’ın bayan basketbolunu yönetenleri ciddi şekilde eleştirirken, Fenerbahçe bayan basketbol takımını yönetenleri de alkışlamamız gerekir. Türkiye ligini domine eden ve Euroleague’de de Galatasaray’a göre çok daha fazla direnç gösterdikten sonra elenen Fenerbahçe, senelerdir kadrosunun oturmuş iskeletini koruyor ve Türk oyuncularını takımın kalbinde tutuyor. Nevriye Yılmaz, Esmeral Tunçluer ve Birsel Vardarlı gibi üç önemli yerli oyuncuyu takımın ana dişlileri olarak kullanan Fenerbahçe, Galatasaray’a göre daha mütevazi yabancılara sahip olmasına rağmen rakibine bu sezon oynadığı her karşılaşmada büyük bir üstünlük sağladı. Bunun da ötesinde, Fenerbahçeli oyuncuların Galatasaraylı oyunculara göre çok daha mutlu ve huzurlu olduğu oyuncuların adeta suratından okunuyor. Galatasaray’da ise takım oyuncularındaki isteksizlik, mutsuzluk ve uyumsuzluk belirgin şekilde gözüküyor. Sonunda da, takım olmayı başaran Fenerbahçe çok daha başarılı oluyor.

Oca
11

Adalet Yerini Buldu (mu?)

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  2 Comments

Galatasaray Cafe Crown’un pivotu Cemal Nalga’nın baş aktörü olduğu forma skandalıyla ilgili verilen cezalara beklenen indirim geldi. Açıklanan kararlar, konuyla ilgili veya ilgisiz hiç kimseyi mutlu etmedi. Bence adaleti yerine getiren kararları analiz edip, bu konu özelinde adaletin tanımını yaptığımız analizin sonuçlarına göre belirlemek gerekiyor.

Yapılan İndirimler

Konuyu değerlendirmeye başlarken, olayın bir grup bireyin kişisel ihmalleri sonucunda geliştiğini ve bu olayın tüm Galatasaray camiasına mal edilmemesinin gerekli olduğunu vurgulamak istiyorum. Konu hakkında bilgi alır almaz gereken cezaları verip ilgili herkesi kulüpten uzaklaştıran Galatasaray kulübü, bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır ve elinden gelen her olanağı kullanarak bu utanç verici durumun oluşmasına yol açan herkese sert cezalar vermiştir. Bu konuyu tüm kulüple ilişkilendirip Galatasaray gibi köklü bir camiayı da ceza tahtasına koymak, adil bir tutum olmayacaktır.

Açıklanan cezalar arasında Galatasaray Cafe Crown’un olayın ortaya çıktığı ana kadar Cemal Nalga’nın forma giydiği 5 lig ve 3 kupa maçından hükmen yenik sayılması ve bu karşılaşmaların her birinden 0 puan alması yer alıyordu. Aynı zamanda, ortaya çıkan ihmal nedeniyle Galatasaray Cafe Crown’a hükmen yenik sayıldığı her lig maçı için -1 puan ceza verilmişti. Böylece Galatasaray Cafe Crown sezonun ilk beş maçının ardından -5 puan düşerken, ilk beş maçını kaybeden sıralamadaki en yakın takım olan Darüşşafaka Cooper Tires’ın bile 10 galibiyet gerisine düşmüştü. Kısacası, Galatasaray Cafe Crown resmi olarak açıklanmasa da küme düşürülmüştü.

Cezada yapılan indirimlerden en önemlisi olarak Galatasaray Cafe Crown’a verilen -5 puanlık ceza yasal dayanağı olmaması nedeniyle geri alındı. Bence, böylece hak yerini buldu. Aynı zamanda, Galatasaray’ın erkek basketbol şubesiyle ilgili yönetim kurulu üyesi Yiğit Şardan’a verilen ceza da iptal edildi. Zaten görevinden ayrılmış olan Yiğit Şardan için bu karar, kendi vicdanını rahatlatacaktır ve önümüzdeki seçimlerde kendisine güç verecektir.

Galatasaray Cafe Crown’a Play-Off Şansı

Verilen bu kararın ardından Galatasaray Cafe Crown’a play-off şansı bile açıldı. Geçirdiği çalkantılı dönemin ardından toparlanan sarı kırmızılı takım, oynadığı 8 karşılaşmadan 6 galibiyet çıkararak toplam 14 puan toplamıştı. İlk beş maçın puanının sıfırlanmasıyla on üç haftanın ardından toplam 14 puanla Darüşşafaka Cooper Tires’ı averajla geride bırakmayı başaran Galatasaray Cafe Crown, sekizinci sıradaki Bornova Belediyeyle arasındaki puan farkını 5’e indirdi. Yakaladığı ivmeyle ve oturan takım kimyasıyla göz dolduran sarı kırmızılı takımın kalan 17 karşılaşmada play-off şansı yakalaması oldukça yüksek bir olasılık.

Bu kadar büyük olumsuzluklarla sezona başlayan Galatasaray Cafe Crown, tüm bu sorunları geride bırakıp play-off’a girme şansını yakalarsa büyük sürprizlere imza atabilir. Hiç ceza almamış olsa şu an ligin 3. sırasında yer alacak olan sarı kırmızılı takım, ligde oynadığı karşılaşmalarda ligin ilk 7 sırasındaki rakiplerinden Efes Pilsen hariç hepsini mağlup etmeyi başardı. Güçlü bir takım kuran ve yaşadığı büyük sıkıntılardan sıyrılmayı başaran Galatasaray Cafe Crown, camianın tüm bu olaylar karşısında kenetlenmesiyle her maçta toplanarak kendilerini destekleyen ciddi ve etkileyici bir taraftar gücünü de arkasına aldı. Simas Jasaitis, Radoslav Rancik, Mike Wilkinson ve Darius Washington gibi dört etkili yabancı oyuncunun gücünün Evren Büker, Fatih Solak, Murat Kaya ve Can Akın gibi arzulu oynayan yerli oyuncuların mücadelesiyle birleşmesiyle korkutucu bir takım olan Galatasaray Cafe Crown’u sezonun devamında yakından takip etmenizi öneririm.

Konu Hakkında Polemikler

Verilen cezalar hakkında yapılan indirimlerin açıklanmasından sonra bu kararlardan mutlu olmayan iki kesim belirdi. Cezalarda yapılan indirimleri yersiz bulan Kaan Kural’ın başını çektiği bir grup bu kararları protesto ederken, bir diğer grup da özellikle oyunculara verilen cezaların indirilmesi gerektiği hususunu vurgulayarak indirimleri az buldu.

Öncelikle bu indirimlerin açıklandığı kararları skandal olarak nitelendiren Kaan Kural grubunun düşüncelerini değerlendirelim. Yazımın başında belirttiğim gibi, bu olay birkaç kişinin ağır ihmali üzerine gelişmiştir ve Galatasaray kulübü konuyla ilgili her türlü cezayı ve tedbiri en kısa sürede almıştır. Galatasaray Cafe Crown takımının cezasını çekmeyen Cemal Nalga’nın oynadığı maçlarda hükmen sayılması konusuna katılmakla beraber, verilen -5 puan cezasının yersiz ve desteksiz olduğunu başından beri söylüyordum. Zira, ceza indirimlerinin açıklandığı kararda da -5 puan cezasının hukuki bir dayanağı olmadığı vurgulandı.

Bunun üzerine halen bu cezayı savunmanın ne anlamı var? Zaten lige üç değerli galibiyetle başlayan ve kupada da rakiplerini adeta sahadan silen Galatasaray Cafe Crown’un içinde büyük emeklerle alınmış Fenerbahçe Ülker galibiyetinin de bulunduğu toplam 6 galibiyeti elinden alındı ve bu maçlardan mağlubiyet puanı dahi verilmedi. Peki daha ne yapılmalı ki hak yerini bulsun? Takım fesih mi edilsin, yoksa beş maç için toplam -5 yerine -15 puan mı ceza verilsin? Herkesin biraz insaflı olması ve her olayın hukukuna ve kuralına saygı duyması lazım. Çok ağır yüz kızartıcı suçlar işleyen bireylere bile verilen cezaların bir sınırı varken, herşeyi sınırında ve tadında bırakmak daha doğru olacaktır.

Yiğit Şardan’ın ve Ali Türsan’ın cezasının kaldırılmasıyla ilgili konuda da bence tartışacak pek fazla konu yok, çünkü takımın birebir sorumlusu olmayan ve olaydan hiç haberi dahi olmayan insanların bu suçla ilgili cezalandırılması oldukça anlamsız. Kurunun yanında yaşı da yakmanın ve basketbola gönül vermiş iki spor adamını böyle uygulamalarla yıldırmanın yanlış olduğunu vurgulamak gerekir. Ortada bir hata varsa bunun cezasını hatayı yapanlar ve göz yumanlar çeker, ama hatadan haberi bile olmayanları aynı kefeye koymak büyük haksızlık olacaktır.

Özellikle Galatasaray yönetimi cephesi tarafından vurgulanan Tufan Ersöz ve Cemal Nalga’nın talep ettiği ceza indirimiyle ilgili konuyu da ele alalım. Her iki oyuncunun da bilgisi dahilinde bu sahtekarlığın yapıldığı alenen ortadayken bu isimleri savunmanın pek anlamı yok. Ancak, özellikle Tufan Ersöz’ün aldığı cezanın oyuncunun bir an önce 15 aylık süre için askerlik yapmasına yol açacak olması cezanın süresinin pratikte çok daha uzun olacağını gösteriyor. Bu durum da göz önüne alınarak Tufan Ersöz özelinde bir çözüm üretmek mümkün olabilir, ancak ben yine de her iki oyuncunun ve cezaları onanan diğer bireylerin cezalarını fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Bu konu hakkında daha fazla ısrarcı olmak, Galatasaray kulübüne yakışmayacaktır.

Basketbolu Korumak, Adaleti Dağıtmak

Türk basketbol tarihine damgasını vuran bu olayla ilgili verilen kararları değerlendirirken, ana amaçların adaleti eşit şekilde dağıtmak ve Türk basketbolunu korumak olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Olaylara ani tepkiler verip “skandal” gibi kışkırtıcı kelimeler kullanmadan önce iyice düşünmek ve konuları farklı bakış açılarından değerlendirdikten sonra görüşleri dile getirmek, aklın gösterdiği yoldur. Zira, Türk basketbolunun geldiği noktayı muhafaza etmek ve geliştirmek hepimizin asli görevi olmalıdır. Bu noktalara kolay gelmedik, bundan sonrası için verdiğimiz emekleri heba etmeyelim.

Oca
4

Türk Sporunun Merkezi Aziz Yıldırım

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün son 11 yıldır başkanlığını yapan Aziz Yıldırım, Türk sporuna damgasını vurmuş bir iş adamı olarak biliniyor. Aziz Yıldırım’ı eleştirebiliriz veya övebiliriz, ama herşeyden önce kendisini iyi tanımamız lazım. Aziz Yıldırım’ın geçmişine ve yaptıklarına bir bakalım ve kimin hakkında konuştuğumuzu öğrenelim.

Diyarbakır’dan Çıkan Müteahhit

1952 yılında Ergani – Diyarbakır’da dünyaya gelen Aziz Yıldırım, orta öğrenimini Düzce’de gördü ve daha sonra Ankara Devlet Mühendislik Akademisi’nden inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Mamak’ta askerliğini yaptıktan sonra iş hayatında büyük bir başarı yakalayan Aziz Yıldırım, ailesinin sahibi olduğu Maktaş Mühendislik firmasıyla önemli projelere imza attı. Özellikle NATO’nun altyapı ihalelerinde etkin şekilde görev alan Maktaş Mühendislik sayesinde Aziz Yıldırım iş hayatında NATO müteahhidi olarak tanındı. Dayısının sahibi olduğu Makyal Şirketler Grubu bünyesinde NATO’nun üslerinin ve dinlenme tesislerinin inşaatını tamamlayan Diyarbakırlı iş adamı, inşaat ve taahhüt işleriyle ciddi bir servete de kavuştu.

Aynı zamanda uçak ve gemiler için yakıt ikmal ve dağıtım lisansı bulunan bir petrol şirketine de sahip olan Aziz Yıldırım, Antalya’daki Side Palace otelini özelleştirme sürecinde satın alarak turizm sektörüne de girdi. Maktaş Mühendislik dışında A. Yıldırım Uluslararası İnşaat adında konut projeleri yapan bir taahhüt şirketi de bulunan Fenerbahçe başkanı, aynı zamanda savunma sektöründe de önemli bir iş hacmine sahip. Aziz Yıldırım’ın bilinen şirketleri arasında A. Yıldırım Uluslarası İnşaat, HYG Denizcilik, Transgaz Doğalgaz Enerji İletişim Lojistik Eğitim Danışmanlık, Alaeddin Dış Ticaret, Maktaş Makina ve Elektrik, Sepco Endüstri Mineralleri, İsmak Savunma Teknolojileri ve Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait şirketler bulunuyor.

Fenerbahçe’ye Sansasyonel Adım

İş hayatında yakaladığı başarının ardından Fenerbahçe’de de aktif görevler almaya başlayan Aziz Yıldırım, ilk defa 1990 yılında Metin Aşık başkanlığındaki yönetimde görev aldı ve 1991-1992 sezonunda futbol şubesinin sorumluluğunu yaptı. Aziz Yıldırım’ın futbol şubesi sorumluluğu döneminde ses getiren ilk icraatı, dönemin en önemli forveti olan Tanju Çolak’ın Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye transferi oldu.

Fenerbahçe’de tanınan bir yönetici olan Aziz Yıldırım, 15 Şubat 1998’de çalkantılı günler geçiren Fenerbahçe’nin Genel Kurultayı’nda aday olarak Ali Şen’in ardından başkan oldu. Bu oylamada rakibi Vefa Küçük’ü sadece 1 oyla geride bırakan Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin tarihindeki 52. başkan oldu. Futbol şubesine olan ilgisiyle bilinen Aziz Yıldırım’ın göreve geldiği 1997-1998 sezonunda Fenerbahçe, Galatasaray’ın ardından ligi 2. olarak tamamladı.

Ses Getiren Başkanlık Dönemi

Başkanlığının ilk senelerinde futbol şubesinin içinde fazlaca müdahil olduğunu çok belli eden Aziz Yıldırım, 1998-1999 sezonuna teknik direktör değişikliğiyle başladı ve sorunlar çıkaran Otto Baric’in yerine takımın başına şu an Almanya milli takımını başarılara koşturan Joachim Löw’ü getirdi. Dönemin flaş oyuncuları olan Viorel Moldovan, Ogün Temizkanoğlu, Abdullah Ercan, Elvir Baliç, Murat Yakın, John Leshiba Moshoeu gibi isimlerin transferleriyle sezona başlayan Fenerbahçe, ligi ancak üçüncü bitirdi ve bu sonucun ardından Aziz Yıldırım günümüzün yıldız teknik adamı Joachim Löw’ün görevine son verdi.

1999 – 2000 sezonu, Fenerbahçe futbol takımı için yine büyük bir hayal kırıklığıyla başladı. Takımın başına Rıdvan Dilmen’i getiren Aziz Yıldırım, Alpay Özalan, Yaw Preko, Samuel Johnson, Souleymane Oulare gibi önemli oyuncuları transfer etti ve aynı zamanda takımın yıldızı Elvir Baliç’i rekor bir ücrete Real Madrid’e sattı. Sezona iyi başlayan Fenerbahçe’nin kaleci Rüştü Reçber’in yaptığı affedilmez bir hatanın ardından MTK’ye elenmesinin ardından Rıdvan Dilmen’in yerine takımın başına Zdenek Zeman’ı getiren Fenerbahçe başkanı, büyük bir hayal kırıklığıyla sezonu tamamladı ve çalkantılı günler geçiren Fenerbahçe sezonu ancak dördüncü bitirebildi. Aynı sezonda Fenerbahçe’nin ezeli rakibi Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanmasıyla tarihi bir başarı yakalaması, Aziz Yıldırım’ın üstündeki baskıyı iyice arttırdı.

2000 senesi, Fenerbahçe futbol şubesi için bir dönüm noktası oldu. Futbol takımın başına ismi Galatasarayla özdeşleşmiş Mustafa Denizli’yi getiren Aziz Yıldırım, Kennet Andersson, Milan Rapaiç, Haim Revivo, Zoran Mirkoviç, Nikola Lazetiç, Sergen Yalçın ve Yusuf Şimşek gibi dönemin önde gelen futbolcularını transfer etti. Galatasaray’ın dört senelik şampiyonluk serisine son veren Fenerbahçe, sezonu şampiyon olarak tamamladı. 2001-2002 sezonuna fazla takviye yapmadan başlayan sarı lacivertli takım, Şampiyonlar Ligi’ni puansız kapamanın yanı sıra Türkiye liginde de istediği başarıları elde edemedi ve sezonu ikinci olarak tamamladı.

Çöküşten Çıkışa

2002 – 2003 sezonunda Fenerbahçe, futbol takımında tekrar ciddi değişiklikler yaptı. Dönemin önemli yıldızı Arjantinli Ariel Ortega’yı transfer ederek büyük bir başarıya imza atan Fenerbahçe, aynı zamanda Miroslav Steviç, Fatih Akyel, Washington, Tuncay Şanlı gibi etkili oyuncuları kadrosuna kattı. Bu potansiyelli takımı Alman tenik adam Werner Lorant’a emanet eden Aziz Yıldırım, büyük bir hata ettiğini sezonun ilk yarısı bitmeden anladı. Sezon içinde büyük sıkıntılarla ve başarısızlıklarla uğraşan ve adeta çöküşe geçen Fenerbahçe, devre arasında takıma Serhiy Rebrov ve Vladimir Beschastnykh gibi önemli yıldızları kadrosuna katmasına rağmen sezon sonunda ligi ancak altıncı sırada tamamladı.

Fenerbahçe, 2003-2004 sezonunda futbol şubesinde yine büyük bir revizyona gitti ve takımın teknik yönetiminin başına Christoph Daum getirildi. Futbol takımının bir önceki sezon aldığı başarısızlıkta imzası olan birçok oyuncu yollanırken, Pierre van Hooijdonk gibi bir dünya yıldızı takıma kazandırıldı. Bu oyuncunun yanı sıra Fabio Luciano, Mehmet Aurelio, Stjepan Tomas, Mert Nobre gibi etkili yabancıları ve ümit milli takımının yıldızlarından Selçuk Şahin, Mahmut Hanefi Erdoğdu, Servet Çetin gibi önemli isimleri takıma transfer eden Aziz Yıldırım, tüm bu yatırımlarında oldukça başarılı oldu ve Fenerbahçe futbol takımı ligi şampiyon tamamladı.

2004-2005 sezonunda Fenerbahçe’nin başarılı kadrosuna Alex de Souza gibi Brezilyalı milli takımının en önemli oyuncularından biri, dönemin başarılı takımı Gençlerbirliği’nin lokomotif oyuncuları Deniz Barış – Serkan Balcı ve Standard Liege’den Önder Turacı katıldı. Şampiyonlar Ligi’nden şanssız şekilde elenen ve UEFA Kupası’na kalan Fenerbahçe, devre arasında Nicolas Anelka gibi bir diğer dünya yıldızını da kadrosuna kattı. Avrupa’da performansının devamını getiremeyen Fenerbahçe, ligde ise yine şampiyonluğa ulaşmayı başardı.

İki sene üst üste şampiyon olduktan sonra başarı hedeflerini büyüten Fenerbahçe, Christoph Daum yönetimindeki üçüncü sezonunda Pierre van Hooijdonk’u takımdan göndererek işe başladı. Stephen Appiah ve Zafer Biryol’u transfer eden sarı lacivertli takım, Avrupa’da başarısız olduktan sonra lig şampiyonluğunu da sezonun son karşılaşmasında trajik bir şekilde ezeli rakibi Galatasaray’a kaybetti.

Trajik Sonun Ardından Toparlanma

Kaybedilen bu şampiyonluğun ardından çalkantılı bir döneme giren Fenerbahçe, istifa eden Aziz Yıldırım’ın tekrar göreve gelmesinin ardından 2006-2007 sezonunda şampiyon ünvanını geri almak ve 100. yılında futbol şubesinde önemli başarılar yakalamak için kolları sıvadı. Christoph Daum’u görevden alıp yerine Arthur Zico gibi önemli bir futbol adamını takımın başına getiren Aziz Yıldırım, aktif bir transfer politikası izledi ve birçok oyuncuyu takımdan gönderirken önemli yeni transferler de yaptı. Tümer Metin, Uğur Boral ve Rüştü Reçber gibi üç önemli yerli oyuncu transferini Diego Lugano, Mateja Kezman, Edu Dracena ve Deivid de Souza gibi dört önemli yabancı oyuncunun transferi izledi. Bu sezonda iyi bir futbol ortaya koyan Fenerbahçe, UEFA Kupası’ndan şanssız bir şekilde elenirken Turkcell Süper Ligi’nde de rakiplerine önemli bir üstünlük sağlayarak şampiyonluğa ulaştı.

Fenerbahçe’yi futbol arenasında bir dünya kulübü yapmayı kafasına koyan Aziz Yıldırım, 2007-2008 sezonunda takımın iskeletini büyük ölçüde korudu ve sadece Avrupa’da kariyerini sürdürmek isteyen Tuncay Şanlı’nın Middlesbrough’ya gitmesine izin verdi. Sol bek pozisyonunda dünyanın en iyisi olan Roberto Carlos’u transfer ederek dünya çapında ses getiren Aziz Yıldırım, bu önemli oyuncunun yanı sıra Gökhan Gönül, Yasin Çakmak, Colin Kazım Richards, Ali Bilgin, İlhan Parlak ve Gökçek Vederson gibi altı önemli yerli oyuncuyu da Fenerbahçe’ye kazandırdı. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden sarı lacivertli takım, önemli takımları geride bırakarak çeyrek finale kadar yükseldi ve dönemin en formda ekiplerinden Chelsea’ye elenerek Avrupa’ya veda etti. Avrupa kupasında önemli bir efor harcayan Fenerbahçe, bunun cezasını ligde geriye düşerek çekti ve sezonu Galatasaray’ın ardından 2. sırada tamamladı.

Dede Faciası

2007-2008 sezonunun ardından takımı başarıyla yöneten Arthur Zicoyla tekrar anlaşmayan Aziz Yıldırım, özellikle Brezilyalı teknik adamın kardeşiyle yaşadığı sorunla gündeme geldi. Bu durumu unutturmak adına 2008 Avrupa Şampiyonası’nda İspanya’yı şampiyonluğa taşıyan Luis Aragones ile anlaşan Aziz Yıldırım, aynı zamanda La Liga’nın gol kralı olan Daniel Güiza’yı ve Galatasaray’ın bünyesinden yetişen en önemli oyunculardan biri olan Emre Belözoğlu’nu da transfer ederek yine önemli transferlere imza attı. 2008-2009 sezonu, Fenerbahçe için adeta bir facia oldu. Şampiyonlar Ligi’ne çok kötü sonuçlar alarak veda eden Fenerbahçe, ligi de dördüncü bitirdi ve tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadı. Aldığı başarısız sonuçların ardından takım içi sorunların ön planda olduğu sarı lacivertli ekip, Luis Aragones’in takımla kimyasının tutmamasının kurbanı oldu.

Yeniden Yapılanma

Bu sezon, Fenerbahçe için bir yeniden yapılanma yılı oldu. Takımın başına bir dönem takımın başından kovaladığı Christoph Daum’u getiren Aziz Yıldırım, olaylı Mehmet Topuz transferini bitirerek yöneticilik kabiliyetini ortaya koydu. Sivasspor’un yıldız stoperi Fabio Bilica, Brezilya milli takımının gediklilerinden Andre dos Santos ve takım arkadaşı Cristian Baroni, Ankaraspor’un yıldız ismi Özer Hurmacı ve Ankaragücü’nün gelecek vaadeden oyuncusu Abdulkadir Kayalı’yı da takıma transfer eden Fenerbahçe başkanı, futbol şubesini iyice güçlendirdi ve sezonun birinci yarısının ardından takımının yarıştığı her kulvarı lider olarak bitirmesini sağladı. Ancak, Fenerbahçe oyuncularının birçoğunun özellikle bu sezon saha dışında karıştıkları olaylarla gündeme gelmesi oldukça dikkat çekiciydi.

Diğer Spor Branşları

Futbol şubesiyle bizzat ilgilenen Aziz Yıldırım, aynı zamanda kulübün diğer sportif branşlarını da boşlamadı. Yaptığı ses getiren transferlerle kulübün erkek basketbol takımı Fenerbahçe Ülker’i 2006-2008 yılları arasında iki kez Beko Basketbol Ligi şampiyonluğuna taşıyan ve her sezon final oynayabilecek bir Euroleague takımına dönüştüren Aziz Yıldırım, bayan basketboluna da ağırlık verdi ve Türkiye’de şampiyonluğa ambargo koyup Avrupa’da da başarılı şekilde mücadele eden bir takım yarattı.

Fenerbahçe başkanının el attığı bir diğer branş olan voleybolda da başarılar arka arkaya geldi. Aziz Yıldırım’ın yönetimin 2007-2008 yılında tarihinin ilk Türkiye Ligi ve Türkiye Kupası şampiyonluklarını yaşayan erkek voleybol takımı, aynı zamanda bu sezon Balkan Kupası şampiyonu olmayı başardı. Giderek yükselen bir grafik çizen bayan voleybol takımının ise, bu sezon yarıştığı her kulvarda rahatça şampiyon olması bekleniyor.

Atletizmde Fenerbahçe’nin iyi olan performansını daha da geliştiren Aziz Yıldırım, kulüp bünyesine Donovan Bailey, Ionela Tarlea, Merlene Ottey ve Tatyana Polnova gibi dünyaca ünlü atletleri ve Kemal Koyuncu, Ercüment Olgundeniz, Anzhela Atroshchenko, Ebru Kavaklıoğlu, Eşref Apak, Halil Akkaş, Karin Melis Mey, Semra Aksu, Filiz Kadoğan, Nevin Yanıt ve Serap Aktaş gibi önemli Türk atletleri kazandırdı. Halil Akkaş, Nevin Yanıt, Karin Melis Mey gibi önemli isimler, halen Fenerbahçe formasıyla mücadele ediyor.

Fenerbahçe, Aziz Yıldırım’ın başkanlığı döneminde yarıştığı diğer spor branşlarında da önemli başarılar kazandı. Boksta Türkiye şampiyonluğunu defalarca kazanan ve Avrupa’da da sporcularıyla önemli başarılar elde eden Fenerbahçe, yüzmede de Türkiye şampiyonalarının birçoğunu kazanan takım oldu. Kürek branşında Türkiye şampiyonluğunu son 10 senede 8 kez kazanan sarı lacivertli kulüp, masa tenisinde de son senelerde Türkiye Ligi ve Türkiye Kupası şampiyonluğunun en önemli adayı haline geldi ve 2008-2009 sezonunda her iki turnuvayı da kazandı. Fenerbahçe’nin halen beklenen başarıyı elde edemediği tek branş olarak, yelken sporunu gösterebiliriz.

Tesisleşme Mucizesi

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım, aynı zamanda tesisleşme konusunda da önemli adımlar attı ve Fenerbahçe’ye Avrupa’nın sayılı stadyumlarından biri olan Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nu adeta hediye etti. 48,000 seyirci kapasiteli bu stadyum, Fenerbahçe’nin eski stadyumunun ciddi bir revizyondan geçmesiyle ve yapılan önemli yatırımlarla şimdiki haline geldi. Türkiye’nin en modern ve 2. en büyük stadyumu olan Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, Aziz Yıldırım’ın en önemli eserlerinden biri olarak gözüküyor. Fenerbahçe’nin yaptığı büyük transferlerde bu stadyumun sağladığı ciddi gelirin önemli bir etkisi olduğunu vurgulamak gerekir. Aynı zamanda, bu stadyumda taraftarların kendi koltuklarında rahatça maç seyretmeleri, üst düzey hizmet almaları, maçı seyretmeyen taraftar gruplarının bulunmaması ve tribün gruplaşmalarının dağıtılması da, tüm bu işlerde müdahelesi olan Fenerbahçe başkanının önemli başarıları arasında gösterilebilir.

Stadyumun yanı sıra Samandıra’daki antreman tesisleri, büyük bir değişime uğrayan Kalamış’taki sosyal tesisler, Dereağzı’ndaki eski tesisler vb. birçok tesisle Fenerbahçe, tesis anlamında oldukça zengin bir kulüp haline geldi. Ataşehir’deki spor kompleksi gibi önemli projeleri halen gündeminde olan Aziz Yıldırım, iş hayatında müteahhitlikte gösterdiği beceriyi Fenerbahçe’ye de taşımayı başardı.

Gündemin Ortası

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım, genelde spor kamuoyunun gündeminin ortasında yer almayı başarıyor. Futbol takımına fazlaca müdahil olduğu bilinen Fenerbahçe başkanı, aynı zamanda Kulüpler Birliği’nin de başkanlığını yürütüyor. Geçtiğimiz günlerde hakem hatalarına isyan eden ve Kulüpler Birliği’ndeki görevinden istifa eden Aziz Yıldırım, daha sonra ısrarlarla görevine geri döndü ve hakemlere olan eleştirilerini sürdürdü. Bu konuşmanın ardından iki hafta üst üste Fenerbahçe’nin lehine bariz hakem hatalarıyla puan kazanması ve rakiplerinin aleyhine ciddi hakem hataları yapılması, kafalarda birçok soru işareti uyandırdı. Sözünü pek sakınmayan ve gerektiği zaman sesini çıkararak takımının hakkını savunan Fenerbahçe başkanı, bu özelliğiyle Fenerbahçe taraftarlarının çok desteklediği ve rakip takımların taraftarlarının ciddi şekilde tepki gösterdiği bir isim.

Aziz Yıldırım’ın kamuoyundaki yeri, sadece futbol sayfalarıyla sınırlı değil. Geçtiğimiz aylarda patlak veren Kerem Gönlüm’ün doping skandalının ardından Mario Kasun’da da aynı maddenin rastlanması, geçtiğimiz sezon şampiyonluğu trajik bir şekilde Efes Pilsen’e kaptıran Fenerbahçe’nin başkanını harekete geçirdi. Bu olayları sonuna kadar takip edeceğini belirten Aziz Yıldırım, açıklamalarıyla Efes Pilsen kulübüyle ve yönetimiyle oldukça ters düştü. Basketbol ve voleybol takımlarına yakın ilgi gösteren Fenerbahçe başkanı, gerektiği zaman bizzat bu branşlardaki gelişmelerle ilgili yorum yapıp üzerine düşen görevleri yerine getiriyor.

Kıssadan Hisse

Fenerbahçe kulübünün tarihindeki 52. başkanı olan ve 1998 senesinden beri bu görevi yürüten Aziz Yıldırım, adını şimdiden kulübün tarihine altın harflerle yazdırdı. Çeşitli branşlarda elde edilen önemli sportif başarıların yanı sıra tesisleşme ve satış & pazarlama konularında da önemli aşamalar kaydeden Aziz Yıldırım, Fenerbahçe kulübüne sağlıklı bir maddi yapı kurmayı başardı. Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’ndan elde edilen bilet gelirleri, Fenerium’dan gelen ürün satışı gelirleri ve reklam & sponsorluk gelirlerinden oluşan güçlü bir finansman yapısı kuran Fenerbahçe başkanı, kulübü başarılı bir iş adamı gibi yönetti ve her zaman başarılı iş adamlarını yönetimine dahil etti. Mevcut yönetimde bulunan Ali Koç, Abdullah Kiğılı, Murat Özaydınlı, Nihat Özdemir, Şekip Mosturoğlu, Cihan Kamer, İlhan Ekşioğlu, Serhat Çeçen ve Ömer Temelli gibi isimlerin Aziz Yıldırım’ın başarısında önemli payları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak, Fenerbahçe başkanının bazen eleştirileriyle ve hareketleriyle sınırları zorladığını da söylememiz gerekir. Zaman zaman çeşitli kulüplere ve federasyonlara ciddi şekilde yüklenen Aziz Yıldırım’ın aynı zamanda Fenerbahçe’nin takımlarına da gerekli gördüğü zamanlarda bizzat müdahil olması, başarılı başkanın en olumsuz yönleri olarak gösterilebilir. Özellikle futbol takımının kötü sonuçlar alması halinde ortaya çıkan Aziz Yıldırım’ın sert ve radikal müdaheleleri, Türk spor kamuoyunda “Azizsilin” diye bir kavramın ortaya çıkmasına bile yol açtı.

Uzun lafın kısası, Aziz Yıldırım yönetiminde Fenerbahçe’nin önemli bir aşama kaydettiğini ve dünya çapında tanınan bir kulüp haline geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda, Aziz Yıldırım döneminde transfer edilen Roberto Carlos, Alex de Souza, Pierre van Hooijdonk, Kennet Andersson, Nicolas Anelka, Diego Lugano gibi dünyaca tanınmış yıldızların mutlaka önemli bir katkı olmuştur. Tesis yatırımları, elde edilen sportif başarılar ve kulübün yükselen marka değeri, Aziz Yıldırım’ın hatırlanacak eserleri olarak kalacaktır. Ancak, Fenerbahçe başkanının aynı zamanda özellikle federasyona ve kurumlarına yönelttiği sert demeçleri, oldukça baskın başkanlık stili ve rakip takımlarla olan sürtüşmeleri de, en az bu eserler kadar akıllarda kalacaktır.

Kas
28

Beşiktaş Cola Turka Değerlendirmesi

By Burak Can  //  Basketbol  //  2 Comments

İki yıl önce Ergin Ataman yönetiminde harika bir kadro kuran; ligi lider bitirip, ULEB Cup’ta çeyrek final oynayan Beşiktaş Cola Turka o zamanki kadar spektaküler bir takıma sahip olmasa da bu sene de önemli işler yapabileceğinin sinyallerini veriyor. 7 haftayı geride bıraktığımız BBL’de eğer mali sorunlar yaşanmazsa Beşiktaş’ın play-off final adaylarından birisi olduğunu bile rahatlıkla iddia edebilirim.

Takımın son oynadığı üç maçı ( Efes Pilsen, Aliağa Petkim ve Bornova Belediye) televizyondan canlı seyretme fırsatı buldum ve kendimce bazı değerlendirmeler yaptım. Bunları olumlu-olumsuz olarak ayırıp , sıralarsak;

Olumlu Kısımlar :

1- Henüz ligin 7. haftası oynanıyor olmasına rağmen takım skor olarak içeride dışarıda hiçbir problem yaşamıyor. Hücum organizasyonları üst seviyede. Oynanan 7 maçta alınan 5 galibiyet var, üstelik bu maçlarda takımın sayı ortalaması 88.

2- Chatman-Newley-Cevher-Baxter-Muratcan beşi şu anda Türkiye liglerinin en hızlı ve tempolu basketbol oynayan ekibi konumunda. Mire Chatman gibi tüm sahayı 3-4 saniye içinde geçebilen ve müthiş pas verme yeteneği olan bir oyuncu önderliğinde takım ritmini bulursa daha ilk periyotta 30 sayı civarı atıyor ve maçı resmen bitiriyor. (bkz. Türk Telekom maçı)

3- Avustralyalı Brad Newley köşelerdeki pozisyonlarda ve ceza atışlarında müthiş yüzdeli üçlük atabiliyor. Chatman ve Haluk gibi iki üstadın olduğu takımda Newley her maçta 7-8 tane bomboş üçlük pozisyonu yakalayabiliyor. Ayrıca kendisinin penetre yeteneği olduğu için atletik özelliklerinin de yardımıyla içerden sayı bulabiliyor. Cidden Newley ucuz maliyetle takıma kazandırılmış tam bir görev adamı.

4- Chatman fizikli ve smaç yapabilecek kadar atletik bir guard olduğu için rakiplere problem yaratabiliyor. Maç başına 6,7 asist ile takımın beyni benim havasını iyi yansıtıyor. Takımın pivotu Baxter’in 7 maçta 45 ribaund aldığını düşünürsek, Chatman’ın aldığı 40 ribaund onun her alanda ne kadar etkili olduğunu anlatmak için yeter sanırım. 3,1 top çalma ortalaması da bir oyuncu için bence yeter de artar bile. Chatman’ın tek eksiği son günlerde fazlasıyla kaçırdığı faul atışları.

5- Şu ana kadar 20,4 sayı ortalamasıyla takımın baş skoreri olan Lonny Baxter tutulması oldukça zor ve vücuduna göre son derece iyi yükselebilen bir pivot. Son Bornova maçında 3 tane alley-oop ‘u müthiş bitirerek bunu herkese gösterdi. Takım hızlı hücumda boş atışı bulamazsa oyun sete dönüyor ve top mutlaka Baxter’ın ellerine geliyor. İşte bu anlarda çok fazla pas yeteneği olmayan Baxter potayı zorlamaktan hiç çekinmiyor. Hele maça da iyi başlamışsa rakip takımın savunmacısı olmak istemem doğrusu..

6- Cevher geçen sene yakaladığı ve kendisini milli takıma kadar yükselten formunu bu sene de devam ettiriyor. Türk oyuncular içerisinde en skorer isim olan Cevher’in yaz döneminde vücudunu kuvvetlendirdiği belli oluyor. Bu sene ayaklarını daha sağlam basıyor ve pota altında önemli bir ribaund gücü de sağlıyor. Takımda Cevher için hazırlanmış özel üçlük setleri bile mevcut çünkü gününde olduğu zaman dışarıdan da şut sokabilen bir kapasiteye sahip.

7- Haluk ve Muratcan ise takımın joker isimleri. Gerçekten Haluk ve Muratcan takımın gidişatına göre farklı görevler almalarına rağmen bunların altndan kalkabilecek kapasiteye sahipler ve bunu sahaya yansıtıyorlar. Muratcan boş şutları değerlendirmede sorun yaşasa da savunma iyi işler çıkartıyor. Kaptan Haluk’un yaptığı asistlerden söz etmeme gerek yok sanırsam.

Sonuç olarak takımda sakat olan Engin,Newley ve Fletcher geri döndüğünde BJK daha iyi bir görüntü verecektir. Avrupa maçlarının da başladığı şu günlerde sakatlar iyileşmezse 5-6 kişiyle bu işi götürmek çok zor olur.

Olumsuz Kısımlar:

1- Takım yöneticileri basketbola gelen sponsor ücretlerini futbola yatırdığı için sık sık mali problemlerle karşılaşabiliyoruz. Belki bu mali problemler iki yıl önce Beşiktaş’ı bir Avrupa kupası kazanmaktan etmişti. Bu sene de medyaya yansıyan bazı haberler oldu ve bu dönemde takım ligde ardı ardına 2 maç kaybetti. Yazımın başında da belirttiğim gibi mali sorunlar takımı baltalar ve cidden bir sezona daha yazık olur.

2- Takımın tam 4’te 4 yaptığı ve seyircinin salona geldiği maçta alınan 84-88 lik Efes yenilgisi ve hemen ardından gelen sürpriz Aliağa mağlubiyeti belli ki seyirciyi yine soğutmuş. 3200 kişi kapasiteli Akatlar Spor Kompleksi’nde bugünkü maçı izleyen kişi sayısı 150-200 arasındaydı. Bu sayı ortalama olarak 1000-1200 arası olduğunda zaten hızlı oynayan ve seyirciyle coşan takımın basketbolu tadından yenmez hale gelir.

3- Takımın içindeki en büyük problem ise kuşkusuz dış adam savunması. Hedefleri olan bir takımın maç başına 78,5 sayı yemesi eğer atabilecek skor gücü varsa kabul edilebilir ama son iki maçta yenilen 97 ve 90 sayı kabul edilemez. Hatta Rusya deplasmanından da 101 sayı yenilerek dönülmesi bunun en büyük göstergesi. Koç Burak Bıyıktay’ı en çok uğraştıracak konu kesinlikle bu olacaktır. Eğer rakip takımın biraz şahsi, basketbol seven, yetenekli şutörleri varsa Beşiktaş savunması o gün darmadağın oluyor diyebiliriz. (bkz. Aliağa maçı)

4-  Oyuncular kritik anlarda çok faul atışı kaçırıyorlar. Kafa kafaya giden bir maçın sonlarında taktik fauller için güvenilebilecek birisi şimdiye kadar çıkmadı.

5-  Adem Ören ve Ömer Ünver diğer Türk oyuncuların verdiği katkıyı sağlayamıyorlar. Bu da zaten dar olan kadronun iyice sıkışmasına yol açıyor. Özellikle son iki yılın All-Star üçlük şampiyonu Ömer, bu özelliğini iki yıldır hiç gösteremiyor.

6- Engin’in sakatlığı süresinde Chatman ortalama 36-37 dakika gibi  uzun sürelerde oynuyor. Takımın diğer guardı Arın çok genç olduğu için Chatman’ın yokluğunda hemen oyunun şekli değişiyor. 10 sayılar civarı açılan fark bir anda eriyebilyor.

Kısaca Telekom ve Efes’in ritm bulamadığı, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin iç sorunlarla karıştığı bir dönemde Beşiktaş önemli bir şansa sahip. Şahsi fikrim Fletcher yerine daha kaliteli bir yabancı alınırsa bu şansının çok daha artacağı ve ligi iyi bir konumda bitirip, bu sene sürpriz yapılabileceği yönünde.

Avrupa’da ise takımdan bir şeyler beklemek bence fazla çünkü Badalona ve Unics Kazan gibi takımların olduğu 4′lü gruptan çıkabilecek bir BBL takımı bence zaten yok.

Kas
22

Fenerbahçe Ülker Maçına Yakın Çekim

Üzerinden bir hafta geçmesine ve bu hafta içerisinde Cemal Nalga skandalının ortaya çıkmasına rağmen, olaylı Galatasaray Cafe Crown – Fenerbahçe Ülker karşılaşmasının yankıları halen sürüyor. Tüm maçı saha içinden seyretmiş ve olayları birebir görmüş biri olarak maçın öyküsünü anlatmak isterim. Zira, birçok yerde maçla ilgili farklı senaryolar var ve maalesef hiçbiri bir diğerini tutmuyor.

Maç Öncesi İlk Kıvılcımlar

Galatasaray Cafe Crown – Fenerbahçe Ülker karşılaşmasından hemen önce, Galatasaray bayan takımının Kocaeli Büyükşehir Belediye Kağıtspor ile maçı vardı. Bu maçın sonlarına doğru tribünler iyice doldu ve hatta rakip takımın alımlı oyuncusu Ceyda Kozluca tüm tribünlerden büyük bir destek topladı. Yine maçın son bölümlerine doğru çıkış tünelinde bazı Fenerbahçe Ülkerli oyuncular belirdi. Tünelin yakınındaki potanın arkasına geçen bu oyuncular, bir süre buradan maçı takip ettiler. Ancak, birkaç hafta önce oynanan ve büyük olaylara sahne olan Fenerbahçe – Galatasaray derbisinden sonra bu oyuncuları görmeye pek kimsenin tahammülü yoktu ve bu oyuncular protestolara maruz kaldılar. Bir müddet protestolara tahammül edip bu bölümde oturan Fenerbahçe Ülkerli oyuncular, bir süre sonra yerlerinden ayrılıp soyunma odasına döndüler. Ancak, bu oyuncuların arasında yer alan milli pivotumuz Oğuz Savaş’ın tribünlere dönüp bir hareketle cevap vermesi ortalığı oldukça ısındırdı. Peki şimdi size soruyorum, burada hatalı kim?

a) Atmosferi bilmelerine rağmen pota arkasına çıkıp oturan Fenerbahçe Ülkerli oyuncular

b) Bu oyunculara tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlar

c) Bu tepkilere cevap veren Oğuz Savaş

d) Hepsi

Devam edelim, yine maç öncesindeyiz. Bu kez, VIP tribününde eşi ve iki çocuğuyla beraber Fenerbahçe tişörtlü bir adam belirdi. Maça Fenerbahçeli seyirci alınmayacağı defalarca açıklanmış olmasına rağmen Fenerbahçe tişörtüyle maça gelen bu adam, kendisini fark eden seyircilerin tepkisine aldırmadan bir müddet yerinde pişkin pişkin oturdu ve daha sonra görevlilerin kendisini dışarı çıkarmasının ardından maça veda etti. Yine aynı testi yapalım, burada hatalı kim?

a) Açıklamalara aldırmadan Fenerbahçe tişörtüyle maça gelen Fenerbahçeli taraftar

b) Bu kişiye tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlar

c) Bu kişiyi içeri alan ve üzerindeki tişörtü fark etmeyen güvenlik görevlileri

d) Hepsi

Halen maç öncesindeyiz. Bu adamın dışarı çıkarılmasından 5 dakika sonra, bu kez yine VIP tribününde bir erkek çocuğu belirdi. 8-10 yaşında olduğunu tahmin ettiğim bu çocuk, aynı bir bayram çocuğu gibi tepeden tırnağa Fenerbahçe formasıyla giydirilmişti. Yapılan anonslara aldırmadan bu çocuğu salona getiren velisi, çocuğuyla beraber salonun başka bir bölümüne alındı ve çocuğun forması çıkarıldı. Peki burada hatalı kim?

a) Açıklamalara aldırmadan çocuğuna Fenerbahçe forması giydirerek maça getiren veli

b) Olaylar çıkacağını bile bile küçücük çocuğu böyle bir duruma alet eden veli

c) Bu çocuğa ve velisine tepki gösteren Galatasaraylı taraftarlar

d) Bu çocuğun içeri girmesine mani olmayan güvenlik görevlileri

e) Hepsi

Maç öncesinden kurtulamadık. Bu sefer de skorbord arızası yüzünden maç başlayamadı ve takımlar kenarlarında beklerken Galatasaray kaşkollu bir taraftar gülümseyerek sahanın ortasına yürümeye başladı. Kendi kendine sahanın ortasına doğru gelen ve kimseye saldırmadan tezahürat yapmaya çalışan bu taraftar, daha sonra güvenlik görevlileri tarafından salon dışına çıkarıldı. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla, bu taraftarın akli dengesi yerine değilmiş. Bu nedenle burada hatalı kim diye sormuyorum, bu kişinin yaptığı davranışı sorgulamak doğru olmayacaktır.

Olaysız Bir Maç

Maç öncesi bu kadar şenlikli olan bir ortamdan sonra maçın 40 dakikası boyunca hiçbir olay olmadı. Oldukça yetenekli ve tecrübeli oyunculardan kurulu Fenerbahçe Ülker karşısında canla başla mücadele eden Galatasaray Cafe Crownlu oyuncuların kolektif çabası, salondaki herkes tarafından büyük beğeni topladı. Sarı kırmızılı takım, hücumdaki eksikliklerini savunmadaki üst düzey mücadelesiyle giderdi ve uzun süre önde götürdükten sonra son bölümde geriye düştüğü karşılaşmayı uzatmaya götürmeyi başardı. Maçın en güzel bölümünün bu 40 dakika olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu 40 dakikada tribünlerde konuşulan ana konu, tam pota altında oturan Darius Washington’un oldukça çekici kız arkadaşının sahadaki basketbolcuların performansına yaptığı etkinin boyutuydu.

Galatasaray için 40 dakikanın tartışmasız yıldızı, Slovak forvet Radoslav Rancik’ti. Taraftarla da bütünleşen tecrübeli forvet, Galatasaray’ın en isabetli transferi olduğunu gösterdi. Simas Jasaitis de zaman zaman önemli işler yaparken, Darius Washington ise tam anlamıyla sınıfta kaldı. Fenerbahçe Ülker cephesinde ise Ömer Onan’a eşlik eden başka bir oyuncu çıkmadı. Gordan Giricek ise, Türk basketbolunun en isabetsiz transferlerinden biri olduğunu tekrar gösterdi.

Maç Uzayınca…

Maçın uzatmaya gittiği son pozisyonda hücumu değerlendiremeyen Fenerbahçe Ülker’in kaçırdığı sayı sonrası Fenerbahçe Ülker benchinin hemen arkasındaki bölümde bulunan iki Fenerbahçeli taraftarın üzüntülerini ayağa kalkarak göstermesi, tüm olayların fitilini ateşledi. Tam Ultraslan grubunun bulunduğu tribünün önünde bulunan bu kişilerin ayağa kalkması üzerine tribündeki taraftarlar bu kişilere tepki gösterdi. Bu iki kişiden bayan olanı, bir de üstüne tüm tribüne hareket çekince ortalık karıştı. Olayları burada durduralım, zira devamı da oldukça kalabalık. Şimdiye kadar hatalı kim?

a) Yapılan tüm uyarılara rağmen maça giren ve tepkileriyle kimliklerini ortaya çıkaran iki Fenerbahçeli taraftar

b) Bu kişileri Fenerbahçeli olduklarını bildikleri halde salona alan güvenlik görevlileri

c) Tüm tribüne karşı hareket çeken Fenerbahçeli bayan taraftar

d) Bu olaylara tepki gösteren tribündeki Galatasaraylı taraftarlar

e) Hepsi

Devam ediyoruz, bu kişilere gösterilen tepkiden ve özellikle bayanın hareket çekmesinden sonra ortalık karıştı ve bu tribünden bazı taraftarlar sahanın içine girdi. Aynı zamanda, tünelin ordaki pota arkasından da üç taraftar sahaya girdi. Bunların birincisi benchin önünden geçerek doğrudan kavgaya doğru koşarken Rasim Başak’ın tekmesiyle yere düştü. Bunu gören ikinci taraftar, durup dururken günahsız Tarence Kinsey’in kafasına patlattı. Bu sırada herkes birbirine girdi ve Fenerbahçe Ülkerli oyuncular çıkış tüneline doğru koşmaya başladılar. Bu sırada kendisine vuran kişiyi arayan Tarence Kinsey, bu kişi yerine pota arkasında oturan ve olaylarla hiç alakası olmayan bir taraftarın ağzının ortasına bir tane yumruk vurdu. Böylece, Fenerbahçe Ülker sahadan çekilmiş oldu. Şimdi hatalı kim?

a) Hareket çeken bayanın peşinden sahanın içine Ultraslan tribününden giren taraftarlar

b) Pota arkasından sahanın içine giren üç Galatasaraylı taraftar

c) Galatasaraylı taraftara tekme atan Rasim Başak

d) Tarence Kinsey’e yumruk atan Galatasaraylı taraftar

e) Pota arkasında yerinde duran Galatasaraylı taraftara yumruk atan Tarence Kinsey

f) Olaylar karşısında birebir müdahelede bulunmayan Galatasaraylı yöneticiler

g) Hepsi

Bu olayların ardından maç yaklaşık 40 dakika durdu. Bu sıralarda salonun boşaltılacağı yönünde genel bir kanı olduğu için, herkes ufak ufak VIP tribününe yanaşma çalışmalarına başladı. Tam salonun boşaltılmayacağı açıklandığında, olanın saha içinde oturan bizlere olduğunu fark ettik, çünkü bizi tribüne çıkardılar. Devamında takımlar sahaya çıktı ve iki uzatma sonunda Galatasaray Cafe Crown sahadan hak ettiği bir galibiyetle ayrıldı. Maçın sonunda Galatasaraylı taraftarlar coşku içinde sevinirken, birçok taraftarın öncelikle Fenerbahçe Ülkerli oyunculara son bir tepki gösterme fırsatını değerlendirdiği görüldü. Maçın sonunda Galatasaray Cafe Crownlı oyuncuların sevinci ve taraftarlarıyla bütünleşmesi görülmeye değerdi. Özellikle Radoslav Rancik’e bir büyük alkış ve nihayet maç bitti. Artık başka bir hatalı veya suçlu kalmadı galiba, yoksa? Herkes testi tamamlasın, eminim herkesin şıkları birbirinden farklı olacak, zaten maalesef bu testin cevap anahtarı yok, çünkü ortada kabahatli olan çok kişi var ve en günahsızları da kavga dövüşe karışmamış olan sporcular (içlerinden Rasim Başak’ı ayırıyorum, onun sahada olduğu her dakika basketbolumuz için kayıptır).

Efes Pilsen Maçı

Bu olaylardan ve hafta arası çıkan Cemal Nalga skandalından sonra Efes Pilsen maçına gittim. Galatasaraylı taraftarlar olarak bir potanın arkasında oturduk. Genel olarak Efes Pilsen üstünlüğüyle geçen karşılaşmada kolu kanadı kırık takımımız iyi mücadele etti. İlk defa birşey dikkatimi çekti. Yaklaşık 50 tane Galatasaray taraftarı vardı, oturdum saydım, aynı anda Galatasaray tribününün çevresinde 65 tane güvenlik görevlisi ve 15 tane formalı polis vardı. Aynı zamanda üzerinde forma olmayan iki tane emniyet görevlisi de durmadan bir avuç seyircinin olduğu tribünü kameraya çekiyorlardı. Maalesef, aynı kişiler Efes Pilsen tribününe dönüp bakmıyordu bile. Uygulama yapalım, ama kimseye ön yargılı yaklaşmayalım.

Bu durumdan fazlasıyla rahatsız oldum. Bir pozisyon oluyor, takımınızı alkışlıyorsunuz, görüntülerdesiniz. Bir sonraki pozisyon da bizim takımdan biri hata yapıyor, ayağa kalkıp tepki gösteriyorsunuz, zoomlandınız. Hakemin kararını beğenmediniz, en ufak birşey söylediniz, bu sefer daha beter. Umarım tedbir alalım derken ortalığı cehenneme çevirmeyiz, çünkü böyle uygulamalar benim gibi basketbolseverleri de salonlardan kaçırır ve zaten boş olarak salonlar artık iyice bomboş olur. Neyse, biz Efes Pilsen’i galibiyetinden dolayı tebrik edelim, bizim oyuncularımızla da gösterdikleri mücadeleden ötürü gurur duyalım, zira takımın üstündeki bu kadar kara buluta tuz biber olarak iki oyun kurucumuz da maç boyunca sekerek oynadı. Ama bir de uyarı, Efes Pilsen’i yine beğenmedim, bu takım halen pek olmadı, ne zaman olacak onu da kimse bilmiyor. Acaba bizim en kahraman Radoslav Rancik’i Efes Pilsen’e mi versek?

Kas
21

Cemal Nalga Skandalı, Türkiye’nin Portresi

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  2 Comments

Geçen hafta içinde patlayan Cemal Nalga skandalı, Türkiye kamuoyunun tam ortasına oturdu. Herkes konuyla ilgili birşeyler söylüyor, ancak birçok kişi dürüst konuşmuyor ve adil davranmıyor. Galatasaray Cafe Crown’u yakından takip eden ve senelerini basketbola vermiş biri olarak bir de beni dinleyin, ondan sonra kararınızı verin.

Olayın Aslı

Galatasaray’ın hırçın oyuncularından biri olan Cemal Nalga, sene başında Cibona Zagreb ile oynanan hazırlık karşılaşmasında rakibiyle yumruklaşarak oyundan ihraç edildi. Aslında eleştirilerin buradan başlaması gerekiyor. Benim eskiden beri yakından takip ettiğim ve altyapı yıllarında 5 numara pozisyonunun yıldızı olan Cemal Nalga, profesyonel kariyerine iyi bir başlangıç yapamadı. Bu sezon ilk defa ilk 5te düzenli oynama şansı bulan genç oyuncu, sezon başında daha hazırlık döneminde rakibiyle yumruklaşarak ilk büyük hatayı yaptı.

Bu olaydan sonra Türkiye Basketbol Federasyonu’nun konuyla ilgili kurallarına uygun olarak Cemal Nalga, kağıt üstünde beş hazırlık maçında oynamayarak cezasını çekti. Ancak, daha sonra yapılan itirazlar üzerine Cemal Nalga’nın bu karşılaşmaların ikisinde sakat olan takım arkadaşı Tufan Ersöz’ün formasıyla oynadığı ortaya çıktı. Bu olayı ortaya çıkaran Oyak Renault ise, bence büyük bir alkışı hak etti. Zira, bu durumun herhangi bir profesyonel organizasyon için kabul edilebilir hiçbir tarafı yok.

Regülasyon Boşluğu

Tüm bunları söylerken, bazı ince konuları da düşünmek lazım. Hazırlık maçında rakibiyle yumruklaşan bir oyuncu ceza alırsa, bunu nasıl olur da takip eden hazırlık maçlarında çeker? Kötü niyetli bir takım, bu oyuncunun cezasını doldurmak için iki günde beş hazırlık maçı oynar ve bu cezayı anında tüketirdi. Ancak, Galatasaray Cafe Crown böyle bir yola başvurmadı. Ayrıca, eğer bu ceza Türkiye’de oynanan bir hazırlık maçı için verildiyse, bunun Avrupa’da oynanan mücadelelere yansımaması gerekir. Bu mantıkla bakarsak, Beko Basketbol Ligi’nde ceza alan bir oyuncunun Avrupa kupasında da oynamaması gerekir. Burada en doğru yol, bu oyuncunun cezasını 5 resmi maçta çekmesidir. Yani, bu durumun oluşmasında regülasyon boşluğunun payı büyüktür.

Amatörlük Demişken…

Burada Galatasaray Cafe Crown tarafından yapılan tek büyük hata, Galatasaray’ın görevden alınan koçu Okan Çevik’in ısrarıyla Cemal Nalga’nın sakat olan arkadaşı Tufan Ersöz’ün formasıyla oynatılması ve resmi kurumlara yalan beyan verilmesidir. Burada Cemal Nalga’nın oynamasına taraftar olmuş olan her takım bireyi cezalandırılmalıdır, zira öyle de olmuştur. Ancak, bu cezaların haddi de aşmıştır ve bu olaydan hiç haberi olmayan Galatasaray Cafe Crown’un şube sorumlusu Yiğit Şardan, Almanya’da dahi bulunmayan genel menajer Ali Türsan gibi isimler de bu olay neticesinde görevlerini bırakmıştır. Ayrıca, bu karar alınırken bu duruma karşı çıkan bazı idari kadro üyeleri de işlerinden olmuştur. Kısacası, kurunun yanında yaş da yanmıştır.

Bu durumla ilgili olarak Cemal Nalga’yı veya Tufan Ersöz’ü suçlamak da büyük bir haksızlık olacaktır. Her iki oyuncu da, bir yerden sonra emir kuludur ve oynamaları istendiği zaman çıkıp oynarlar. Ancak, bu iki oyuncunun suçsuz olması, bu olaydan sonra gamsız olmalarını gerektirmez. Örneğin, Cemal Nalga’nın geçtiğimiz cuma akşamı Capacity Alışveriş Merkezi’nde herkesin ortasında yemek yerken birbiri ardına neşe içinde sigara içmesi ve olayı kendi aklında hemen bertaraf etmesi hiç yakışmamıştır. Herşeyden bahsederken bu olayı da belirtelim ve tüm bu davranışlar bütününün aslında ciddi bir profesyonellik eksikliğini gösterdiğini vurgulayalım.

Abartılan Kısım

Olayın tüm olumsuz yönlerini bahsederken, niyet kısmına da biraz bakalım. Galatasaray’ın aşırı “amatör” koçu Okan Çevik, sezon başında hazırlık maçlarında en iyi verimi alabilmek ve salonu dolduran binlerce seyirciye iyi bir performans göstermek için böyle bir yola başvurmuştur. Şekil olarak çok kötü gözüken bu durum, sonuçta kötü bir amaca hizmet etmemiştir. Daha rekabetçi bir hazırlık maçı oynanmıştır ve sonuçta değişen birşey olmamıştır. Tekrar vurguluyorum, Galatasaray Cafe Crown isteseydi bu karşılaşmadan çok daha önce arka arkaya 5 tane hazırlık maçı oynar ve bu cezayı anında tüketirdi.

Bu duruma bakarken biraz da böyle düşünelim, hemen herkesi asıp kesmeye çalışmayalım. İşin sonunda, bugün neredeyse Türkiye’nin en utanç verici insanı olarak lanse edilen Okan Çevik geçen sene Galatasaray camiasına bir Avrupa kupası hediye etti. Kimseyi kaybetmeyelim ve herkese gerekli cezayı verelim. Bu kadar olumsuz ve aşırı demeç sinsilesi içinde tek sağduyulu konuşmayı, dün oynanan Efes Pilsen – Galatasaray karşılaşmasının ardından Efes Pilsen’in koçu Ergin Ataman yaptı. Olayın çok büyük bir sahtekarlık olmadığını vurgulayan tecrübeli koç, bu olayın bu kadar büyütülmemesi gerektiğini söyledi. Ağzına sağlık Ergin hoca, nihayet olayları abartma ve ülkeye büyük emekleri olan insanları asıp kesme kültüründen uzaklaşabilen bir kişi çıktı. Zaman zaman özellikle teknik yönetimini ciddi şekilde eleştirdiğim Ergin Ataman, boşu boşuna İtalya’da Avrupa basketbolunun en üst düzeyinde ciddi şekilde başarılı olmadığını bu demeciyle tekrar gösterdi. Zira, iyi bir koç olmak için teknik bilgiden çok daha fazlası gerekiyor ve bu yetenekler de Ergin Ataman’da fazlasıyla mevcut.

Galatasaray’a Yakışır Duruş

Galatasaray yönetimi, bu olayda camiasının büyüklüğüne yakışır bir duruş sergiledi ve böyle amatörce davranışlara acıması olmadığını gösterdi. Olayın duyulmasının ardından bu olaydan haberi olan tüm idari ve teknik kadronun görevine son veren Galatasaray yönetimi, kendi içinden de en değerli üyelerinden biri olan ve bu olayda pratikte hiçbir günahı olmayan Yiğit Şardan’ı da feda etti. Burada, hem Galatasaray yönetiminin hem de Yiğit Şardan’ın duruşları oldukça etkileyiciydi. Ben, iyi bir Galatasaray taraftarı olarak Galatasaray yönetimini bu olaydaki duruşları nedeniyle kutluyorum.

Galatasaray yönetimi bu durumun üzerine gerekeni fazlasıyla yaptıktan sonra, Galatasaray camiasının ve basının Galatasaray yönetimine halen yüklenmesine ve büyük emeklerle oluşmuş bir takımı yıkmaya çalışmasına ise hiç anlam veremiyorum. Nihayetinde, bu durum her kulübün başına gelebilir ve burada önemli olan kulübün burada gerekli tepkiyi vermiş olmasıdır. Bundan sonra öncelik, takımı tekrar ayağa kaldırmak ve Galatasaray Cafe Crown’u iyi yerlere getirebilmek olmalıdır.

Galatasaray Taraftarına Çağrı

Galatasaray taraftarına bu durumun devamında büyük bir görev düşüyor. Bu sezon uzun zaman sonra mücadele eden bir takım yaratan ve daha geçtiğimiz hafta çok daha bütçeli bir kadrosu olan ezeli rakibi Fenerbahçe Ülker’i mağlup eden Galatasaray, şimdi taraftarının desteğine çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Olan bu olayın ardından Galatasaray Cafe Crown takımına ve olayla ilgili olan takım üyelerine ciddi cezalar gelecektir. Önemli olan konu ise, bu durumda hiçbir günahı olmayan ve bu sezon kenetlenerek mücadele eden takımı tribünlerde desteklemektir.

Bu hafta oynanan Ayhan Şahenk Spor Salonu’ndaki Efes Pilsen karşılaşması, olaylı Fenerbahçe Ülker karşılaşması ve ardından hafta içinde oluşan durumun ardından Galatasaray Cafe Crown oyuncularına gerekli desteği vermek için önemli bir fırsattı. Ancak, bu karşılaşmada Galatasaray Cafe Crown’u destekleyen kişilerin sayısı 50’yi geçmedi. Bu 50 kişinin tezahüratı bile, bence herşeye rağmen sahada mücadele eden ve yaşadığı birçok olumsuzluğa ve sakatlığa rağmen çok daha güçlü bir takım olan Efes Pilsen’e sadece 10 sayı farkla yenilen Galatasaray Cafe Crown oyuncularına önemli bir moral oldu.

Muhtemelen Fenerbahçe Ülker ve Cemal Nalga olaylarının ardından Galatasaray Cafe Crown uzun bir süre sahasında oynayamayacaktır. Ancak, deplasman maçları da takıma destek verebilmek için iyi bir fırsattır. Daha bir hafta önce Fenerbahçe Ülker’i mağlup eden sarı kırmızılı takımın üst düzey mücadelesiyle coşan taraftarlar, kötü gün dostu olduklarını bir kez daha göstermeliler ve bu zor günlerinde takımlarına sahip çıkmalılar. Sonuçta, Radoslav Rancik, Simas Jasaitis, Murat Kaya, Darius Washington, Mike Wilkinson, Polat Kocaoğlu, Can Akın, Caner Topaloğlu, Evren Büker, Eren Beyaz, Alican Güney gibi isimlerin tüm bu olaylarda hiçbir günahı yok.

Kas
15

Efes Bir Tuhaf

By Burak Can  //  Basketbol, Haberler  //  1 Comment

Özellikle son iki yıldır kadrosunda bulundurduğu yabancılarla adından oldukça söz ettiren fakat Avrupa hedeflerinin çok altında kalan Efes Pilsen, bu sene de Euroleague’de oynadığı 4 maçın 3’ünü kaybetti. Kaybettiği üç maçında Avrupa’da hatırısayılır deplasmanlardan olması belki bir bahane olarak öne sürülebilir ama hedefini Final-Four olarak belirleyen bir takımın artık bunları aşmış olması gerekirdi.

Geçen sene yaşanan hüsrandan sonra bu sene kadroya katılan Rakoceviç, Nachbar ve Santiago gibi isimler kariyerlerini ispatlamış oyuncular fakat Efes’te bir şeylerin eksik olduğu çok açık. Daha önümüzde 6 maç var ama Efes takımının İstanbul’da oynayacağı Unicaja Malaga, Olympiakos ve Lietuvas Rytas maçlarında hata yapma şansı kalmadı gibi. Ekibimizin içerde-dışarıda Orleanse takımını yeneceğini düşürsek Deplasmandaki Partizan maçı ikinci tur için kilit maç olacaktır. Kaldı ki ikinci turda 2 ya da 3. torbadan gruplara girebilmek için az önce saydığım maçlardan en az 2 tanesi ikili averajda üstünlük ele geçirilecek şekilde kazanılmalı.

Geçen hafta Unicaja deplasmanında 17 sayı geriden gelerek maçı kazanma noktasına gelen Efes Pilsen gerçekten umut vermişti. Belki istikrarsız bir basketbol oynuyordu ama en azından mücadele ediyordu. Uzatmada kaybedilen maçta bu sene takıma katılan oyuncular içinde sadece Nachbar bekleneni vermiş ve skora katkı yapmıştı. Geçen sene takıma katılan Thornton ve Kaya gerçekten iyi performanslar sergilemişti.

Bu hafta oynanan Olympiakos maçında Thornton yine belli bir seviyede oynadı fakat Kaya, Santiago gibi pota altı uzunları bekleneni vermekten uzaktı.Kasun’un attığı sayılar da maçın skoru belli olduktan sonra geldi. Efes Pilsen’in de en büyük sorunu bence burada başlıyor. İstikrar Problemi….

Daha 3 gün önce bir başka Eurolegue takımı olan FB Ülker önünde yıldızlaşan oyuncular (Sinan & Ender) dünkü maçta sahada yokları oynuyorlar hatta süre bile alamıyorlar. İhsan Bayülken söylediği bir söz durumu iyi özetliyor: ‘ Bir oyuncu bir maç 0 diğer maç 20 sayı atacağına her iki maçta da 10 sayı atsın’ Gerçekten kimin hangi maçta ne kadar katkı yapacağı belli olmuyor.

Mesela dün ilk 15 dakika boyunca kenarda oturan Yunan Bourousis maçın içine girerek takımı adına gidişatı değiştirebiliyor. Yetenekleri son derece sınırlı olan Schortsanitis eşleşme problemi yaratarak yine takımına katkı sağlayabiliyor. Buna karşın bizim ekibimizde takımın yıldızı olması beklenen Rakoceviç garip işlerle uğraşıyor. Yaptığı bir olumlu işin ardından mutlaka gereksiz kahramanlıklar peşinde koşuyor. Hücumda maça iyi giren Santiago savunma esnasında elini kolunu fazla kullanarak resmen 5 faulle çıkmak için uğraşıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün..

Yine dün Olympiakos uzunlarının ikili oyunlar sonucunda savunmamızı nasıl yerle bir ettiğine ve içeriye yapılan her penetrede nasıl kolay sayı bulduklarına şahit olduk. Avrupada savunmasıyla ünlenmiş ve kupa kaldırmış bir Efes takımının bir maçta 105 sayı yemesi cidden önemli bir sorundur. Uzun süredir böyle bir tabloyla hiç karşılaşmamıştım. Kaldı ki Olympiakos’un faul yüzdesi ilk yarıda %35 civarındaydı. Bunu da katarsak cidden savunmanın nasıl döküldüğü görülür. Saolsun Schortsanitis ilk 7 faul atışını kaçırdı da ilk yarı skor başa baş gitti. Daha sonra Efes oyuncularının hiçbir organizasyon yapmadan üçlük atma yarışına girmesi maçın sonucunu hazırladı.

O kadar oyuncu alınmış ama inanın bir Kerem Gönlüm bulunamamış. Geçen seneki gibi takım sezon ortasında oturabilir,hatta yerel tüm kupaları alabilir ama iş işten geçmiş olur.

Pazar günkü BJK Cola Turka maçı Efes için tam bir sınav. Baxter gibi kalıplı bir pivot ve Chatman gibi delici bir guarda karşı Efes savunması nasıl bir önlem alacak cidden merak ediyorum.

Eki
30

Efes Pek Tatsız

By Oytun Özer  //  Basketbol  //  2 Comments

Geçtiğimiz sezon Beko Basketbol Ligi’ni şampiyon olarak tamamlayan Efes Pilsen’in bu sezon şu ana kadar oynadığı tüm karşılaşmalarını izleme fırsatı buldum ve açıkçası oynadığı basketbolu pek beğenmedim. Efes Pilsen, sanki Real Madrid futbol takımıyla ünlenen “Galacticos” sendromuna tutulmuş. Charles Smith, Bostjan Nachbar, Preston Shumpert, Ermal Kurtoglu, Ender Arslan, Sinan Güler, Daniel Santiago gibi yıldız isimlerin yedek beklediği Efes Pilsen’de bu kadar yıldızı yönetmek ve bu 12 yıldız oyuncuyu bir uyum içinde oynatmak pek kolay bir iş olmasa gerek. Nitekim, bu durum Efes Pilsen’in maç sonuçlarına ve performansına da ciddi şekilde yansıyor.

Ağır Aksak Basketbol

Efes Pilsen’in hücum sisteminin en önemli özelliğinin ağır oluşu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hızlı hücuma pek çıkamayan Efes Pilsen, maçın genelinde sete set oyunlara kalıyor ve rakip savunmaları pek hırpalayamıyor. Bu durumun en önemli nedeninin ağır bir oyuncu olan ve 2 numarada tercih edilen Igor Rakocevic olduğu da bariz şekilde gözüküyor. Ne zaman oyuna Charles Smith giriyor, bir anda Efes Pilsen iki vites arttırıyor. Ancak, bu ağır oyun tarzıyla ve Igor Rakocevic’in eline bakan bir stille Efes Pilsen’in dişli takımlara kafa tutmasının imkanı yok.

Efes Pilsen’in hücum organizasyonunda göze çarpan bir diğer durum da, takım içindeki üst düzey uyumsuzluk. Özellikle yenilerle eskiler arasında halen ciddi bir adaptasyon sorunu yaşanıyor. Bu nedenle, oyuna Charles Smith ve Preston Shumpert’ın girmesiyle Efes Pilsen bir anda coşuyor ve toparlanıyor. Geçtiğimiz sezonun kadrosunu büyük ölçüde koruyup birkaç nokta atışı transfer yaparak takımı güçlendirmeye çalışan Efes Pilsen’de özellikle Igor Rakocevic’in gelmesi, takımın hücum organizasyonunu ciddi şekilde sarsmış. Sanırım, Efes Pilsen takımının bu değişimi sindirmek için uzun bir zamana ihtiyacı var.

Efes Pilsen savunmasının maç genelinde iyi olduğunu, ama zaman zaman ciddi konsantrasyon sıkıntısı yaşadığını söyleyebilirim. Özellikle hücumda dengesiz atışlar kullanılınca Efes Pilsen geri koşamıyor ve kolay hızlı hücum sayıları yiyor. Ancak, yine de Efes Pilsen’in savunmasındaki sıkıntıların hücuma göre çok daha az olduğu görülüyor.

Igor Rakocevic’e Endeksli Bir Takım

Efes Pilsen’in bu sezon Tau Ceramica’dan transfer ettiği Igor Rakocevic’e endeksli bir hücum sistemi oturmaya çalıştığını gözlemledim. Günü gününe tutmayan ve istikrarsız bir görüntü çizen Sırp oyuncunun hırstan oldukça uzak olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Buna karşın, Igor Rakocevic’in yedeği pozisyonuna düşen Charles Smith ise çok daha formda ve istekli. Ancak, bol para verilip alınan Igor Rakocevic’te fazlasıyla ısrar ediliyor. Bir oyuncuya bu kadar bel bağlamak çok mantıklı gelmedi bana. Efes Pilsen’in oynadığı setlerin çoğunda kilit oyuncu olan Sırp forvet, en çok sevdiği bölgede oynamasına ve takımın diğer üyelerinden müthiş bir destek görmesine rağmen istenen düzeyde değil.

Efes Pilsen’in oyun kurucusu Kerem Tunçeri, giydiği formanın hakkını fazlasıyla veriyor. Oldukça istekli oynayan ve kendini yerden yere atarak mücadele eden Kerem Tunçeri, bu sezon da takımın önemli kozlarından biri olacak. Ancak, bu oyuncunun yedeği olan Ender Arslan için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Dağınık ve savruk görüntüsünü devam ettiren Ender Arslan, milli takımla şampiyonada oynadığı son dönemin devamını getiriyor adeta. Efes Pilsen’in fedakar oyun kurucusu Sinan Güler ise, maalesef geçtiğimiz sezon yaşadığı sıkıntıyı yine yaşıyor ve performansına göre çok az süre alıyor. Oyunda kaldığı her dakika mücadele eden ve şans verildiği zaman yapabileceklerini geçtiğimiz sezon Fenerbahçe Ülker serisinde gösteren Sinan Güler, iyi bir form grafiği yakalamasına rağmen kadroya katılan isimli yıldızlardan ötürü geri plana düşmüş durumda.

Nachbar Demir Atmış

Efes Pilsen’in üç numara pozisyonunda ilk beşte Bootsy Thornton başlıyor. Efes Pilsen’e gelmeden önce Montepaschi Siena’da adeta harikalar yaratan Amerikalı forvetin yaşadığı ciddi form düşüşü oldukça dikkat çekici. Boş atışları bile sokamayan Bootsy Thornton, mücadele ederek skor eksiğini kapatmaya çalışıyor. Ancak, bu oyuncudan herkes çok daha fazlasını bekliyor. Bu oyuncunun yedeği durumunda olan Preston Shumpert ise, Charles Smith ile birlikte takımın en formda iki oyuncusundan biri. Gösterdiği performansla Beşiktaş Cola Turka’daki günlerini anımsatan Shumpert, Efes Pilsen’i ayakta tutan önemli oyuncular arasında.

Bu sezon Efes Pilsen kadrosuna katılan Bostjan Nachbar, adeta bench’e demir atmış. 40 gün önce milli takımımızı adeta tek başına mağlup eden Sloven forvet, her nedense koç Ergin Ataman tarafından pek tercih edilmiyor. Sloven forvetin milli takımımız karşısında ve turnuvanın devamında gösterdiği performansı düşününce, Efes Pilsen’in geçtiğimiz sene olduğu gibi yine hovarda bir transfer yaptığı gibi bir düşünce oluşuyor açıkçası. Bostjan Nachbar transfer edildiyse, mutlaka her Euroleague karşılaşmasında en az 20 dakika süre almalıdır. Eğer Bootsy Thornton – Preston Shumpert ikilisi burayı dolduruyorsa, bu iki oyuncu varken Bostjan Nachbar’ın niye transfer edildiği açıklanmalıdır.

Formsuz Uzunlar

Efes Pilsen’in uzunları arasında tek formda isim Kaya Peker. Halen istenen seviyenin altında olan Kaya Peker, mücadele ederek ve ribaundlarda boğuşarak bu eksiğini kapatıyor. Efes Pilsen’e geldikten sonra önemli bir sakatlık geçiren ve halen toparlanmaya çalışan Mario Kasun’un performansı, beni oldukça şaşırtıyor. Bundan iki sezon önce milli takımımıza pota altını dar eden ve adeta tek başına milli takımımızı mağlup eden Hırvat pivot, bugün çok güçsüz ve ürkek bir görüntüde. Pota altı oyunlarında da pek olmayan Mario Kasun’a ne olduğunu hiç anlayamadım, ancak benim bildiğim Mario Kasun’un oyunuyla gördüğüm performans arasında dağlar kadar fark var.

Ciddi bir NBA tecrübesine sahip olan Porto Rikolu uzun Daniel Santiago da, eski güçlü görüntüsünden çok uzaklarda. Avrupa basketbolunu iyi tanıyan ve pota altındaki yaratıcı oyunlarıyla bilinen Daniel Santiago, Efes Pilsen’de orta düzey bir pivot yedeği olacaktır. Dünkü karşılaşmada bir pozisyonda pivot hareketi yapayım derken yere yuvarlanan 33 yaşındaki pivotun yaptığı bu hatayı, altyapı oyuncusu bile kolay kolay yapmaz. Ermal Kurtoğlu’nu daha iyi bir fikir edinecek kadar seyretme fırsatı bulamadım, ancak şu anki görüntüsüyle Ermal Kurtoğlu’nun da eski formunun yakınından bile geçmediğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Geçen Seneden Dersler

Efes Pilsen, geçen sezon da benzer sıkıntılar yaşamış ve eski oyuncularla yenilerin yaşadığı uyum sorununun neticesinde alınan yenilgilerin ardından Euroleague’e erkenden veda ederek herkesi hayal kırıklığına uğratmıştı. Kadrosundaki birçok kaliteli oyuncudan verimli bir takım çıkartamayan Efes Pilsen, bu sezon için de pek iyi sinyaller vermiyor. Lietuvos Rytas gibi vasat bir Euroleague takımından deplasmanda alınan yenilginin ardından bu hafta da Partizan gibi bir diğer orta sınıf Euroleague takımı karşısında zorla alınan bir galibiyet, Efes Pilsen için tehlike çanlarının çaldığını gösterdi. Efes Pilsen’in bundan sonra Euroleague’de arka arkaya çıkacağı Unicaja Malaga ve Olympiakos deplasmanları, lacivert beyazlı takımın gruptaki kaderini belirleyebilir. Efes Pilsen, gösterdiği performansla bu iki karşılaşma için açıkçası pek umut vermedi. Bu kadar çok yıldız oyuncunun bulunduğu bir takımın çok daha iyi bir basketbol ortaya koyması ve Euroleague dörtlü finali için mücadele etmesi gerekir diye düşünüyorum. Biz yine de ümidimizi koruyalım, ama uyarımızı da yapalım, Euroleague treni kaçınca yapılan onca yatırıma çok yazık oluyor, bizden söylemesi…