28
Merlene Ottey Yine Yeniden

Kariyerinde 6 dünya şampiyonluğu ve 9 olimpiyat madalyası bulunan Merlene Ottey, doğduğu ülke olan Jamaika değil, Slovenya forması altında Barcelona’daki 20. Avrupa Atletizm Şampiyonası’na katılıyor.
Slovenya takımı adına 4*100′de mücadele edecek olan eski dünya şampiyonu bu başarısı ile Avrupa Atletizm Şampiyonaları tarihinin en yaşlı sporcusu olma ünvanını da eline geçirecek.
2002′den beri Slovenya forması ile mücadele eden sporcu, 2000 Olimpiyatları öncesi dopingli çıkmış , daha sonra temyize giderek kararı değiştirmişti. O günlerde Jamaika’da diğer sporcular ve Ottey arasında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Jamaika forması giymeyi bırakan Ottey, 2002′de Slovenya vatandaşlığına geçerek 40′ından sonra da koşabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Barcelona’da daha önce Dünya Şampiyonluğu ve Olimpiyat bronz madalyası kazanan atlet, bu kez o kadar iddialı olmasa da 50 yaş üzerindeki en iyi dereceyi gerçekleştireceği kesin…
Bir anlamda eski dünya şampiyonuna atletizmin Navratilova’sı da diyebiliriz…Merlene Ottey, kazansın veya kaybetsin, gittiği her şampiyonanın yıldızıdır ve Barcelona’daki şampiyonanın da en önemli renklerinden biridir.
30
Euroleague Final Four 2010 Programı

Yarı Finaller
7 Mayıs
TSİ ile
19:00 Regal Barcelona-CSKA Moskova
22:00 Partizan-Olympiacos
3.lük maçı
9 Mayıs 19:00′da
Final Maçı
9 Mayıs 22:00′da
Maçlar Türkiye’de SKYURK VE SPORMAX ekranlarında olacak.
24
Kar Fırtınasından Sarı Kırmızı Çıktı

Turkcell Süper Lig’in ikinci devresine iyi bir başlangıç yapmayı amaçlayan Galatasaray, sahasında ağırladığı Gaziantepspor’u zorlanarak mağlup etti. Maçın 60 dakikasını 10 kişi oynayan rakibi karşısında bir de penaltı kaçıran Galatasaray’da Shabani Nonda’nın kötü performansı dikkat çekiciydi.
Shabani Nonda’ya Rağmen…
Yoğun kar yağışı altında oynanan karşılaşmaya her iki takım da birer net gol pozisyonuyla başladı. Dengeli geçen ilk yarım saatin ardından maçın kaderini yan hakemle girdiği dialogun ardından 33. dakikada oyundan ihraç edilen Ahmet Arı’nın pozisyonu değiştirdi. 10 kişi kalan rakibine karşı Shabani Nondayla iki net gol pozisyonunu harcayan Galatasaray, gol bulamadan ilk yarıyı tamamladı.
Maçın ikinci yarısına da iyi başlayan Galatasaray, az adamla hücum hattında etkili olmaya çalışan rakibinin sahasına oyunu yıktı. Özellikle kanatlardan rakip kaleyi zorlayan sarı kırmızılı takım, aradığı fırsatı Caner Erkin’in ceza alanı içinde düşürülmesiyle verilen penaltıyla yakaladı. Atışı çok kötü kullanan Shabani Nonda, topu kaleci Mahmut Bezgin’e nişanladı. Bu pozisyonun ardından oyun iyice açmaza düşerken, var gücüyle Gaziantepspor kalesine yüklenen Galatasaray aradığı golü 75. dakikada Arda Turan’ın kullandığı serbest atışta yaptığı ortayı arka direkte iyi değerlendiren Mustafa Sarpla buldu. 10 kişi kalan ve ağır saha şartları altında yorulan rakibi karşısında oyunu kontrol eden sarı kırmızılı takım, 1-0’ı korumayı başardı ve sahadan önemli bir 3 puanla ayrıldı.
Caner Fırtınası
Galatasaray’ın hücum hattını ayakta tutan isim, sol kanadı rakiplerine dar eden Caner Erkin’di. Yaptığı bindirmelerle sarı kırmızılı takımı hücuma taşıyan genç oyuncu, Galatasaray adına maçın yıldızı oldu. Attığı golle Galatasaray’a can veren ve orta sahada oldukça iyi çalışan Mustafa Sarp, öne çıkan bir diğer isimdi. Olumlu bir oyun ortaya koyan ve mücadelesinin yanına oyun zekasını ekleyen Elano Blumer, orta sahadaki performansıyla göz doldurdu. Rakip kaleyi de birkaç kez zorlayan Brezilyalı yıldız, gol bulamamasına rağmen hücumun da etkili isimleri arasında yer aldı. 10 kişi kalan Gaziantepspor karşısında fazla zorlanmayan Servet Çetin – Lucas Neill ikilisi de, olumlu not alan oyuncular arasındaydı. İlk kez Galatasaray formasıyla maça çıkan Lucas Neill, sakin duruşu ve yerinde müdaheleleriyle sarı kırmızılı takıma yararlı olacağını gösterdi.
Galatasaray’ın sağ kanadında görev yapan Uğur Uçar – Barış Özbek ikilisi, gösterdikleri performansla vasatı aşamadılar. Savunmada görevlerini büyük ölçüde yerine getiren bu iki oyuncu, hücumda ise oldukça yetersiz kaldılar. Oyun zekası kısıtlı iki oyuncunun aynı kanatta arka arkaya görev yapması, sarı kırmızılı takımın hücum organizasyonları için pek doğru bir tercih olmadı. Galatasaray’ın yıldızı Arda Turan, yorgun ve etkisiz bir görüntü sergiledi. Sahada istediklerini yapamayan genç yıldız, ağır saha şartlarından da olumsuz etkilendi. Sol bekte görev yapan Hakan Balta da, savunmada görevini aksatmamasına rağmen hücum hattında Caner Erkin’e yeterli desteği sağlayamadı ve vasatı aşamadı.
Galatasaray’ın bu karşılaşmada kötü oynayan iki oyuncusu, takımın en uçlarında oynayan kaleci Leo Franco ve forvet Shabani Nonda’ydı. Kalede duruşuyla güven vermeyen ve basit hatalar yaparak takımını zora sokan Arjantinli kaleci, yine beklentilerin çok altında kaldı ve arkasında yedek bekleyen kalecilerin forma ümidini canlı tuttu. Denizli Büyükşehir Belediyespor karşısında gol kaçırma rekoru kıran Shabani Nonda, bu kez kaçırdığı gol pozisyonlarına bir de penaltı atışı ekledi. Ayağına aldığı birçok topu ezen ve gerekli hücum koşularını yapmayan Kongolu oyuncu, bu maçtaki performansıyla bence takımdan gönderilmeyi garantiledi.
63. dakikada Elano Blumer’in yerine oyuna dahil olan Jo, ilk kez sarı kırmızılı formayla bir resmi maça çıktı. Sahada kaldığı yarım saat içinde bazı olumlu hareketler yapan Brezilyalı yıldızın takıma alışmak için biraz zamana ihtiyacı olduğu bariz şekilde gözüktü. Oyuna sonradan giren diğer oyuncular olan Emre Çolak ve Ayhan Akman, kendilerini göstermek için yeterli zamanı bulamadılar.
Elano Blumer’e Haksızlık
Galatasaray’ın teknik direktörü Frank Rijkaard, takımını genel anlamda etkili bir taktikle sahaya çıkardı. Rakibine fazla pozisyon vermeden maçı tamamlayan ve Lucas Neill’den iyi bir randıman alan sarı kırmızılı takım, hücumda da hem kanatlardan, hem de ortadan rakip savunmayı oldukça zorladı. Hollandalı teknik adamın iki büyük yanlışı vardı. Bunların birincisi, iki tane sınırlı kapasiteli oyuncu olan Uğur Uçar – Barış Özbek ikilisini aynı kanatta oynatmaktı. Sağ kanattan hücumda neredeyse hiç katkı alamayan Galatasaray, maç boyunca bu iki oyuncunun hatalı tercihlerinin sıkıntısını çekti.
Frank Rijkaard’ın en önemli yanlışı ise, oyunda kaldığı sürede çok iyi oynayan ve penaltı ustası olmasına rağmen penaltı atışını takımın en formsuz ismi Shabani Nonda’nın kullanmasına bile ses etmeyen Brezilyalı yıldız Elano Blumer’i oyundan almasıydı. Takımda vasatı aşamayan Barış Özbek ve Arda Turan gibi isimler varken rakip kaleyi durmadan zorlayan ve mücadelesiyle göz dolduran Elano Blumer’i oyundan alan Hollandalı teknik adam, bu oyuncunun tüm isteğini ve moralini yerle bir etti. Frnak Rijkaard’ın penaltı atışını bu atışların uzmanı olan Elano Blumer yerine haftalardır gol kaçırma rekorları kıran Shabani Nonda’ya kullandırması, bu oyuncuyla ilgili olarak Frank Rijkaard’ın yaptığı bir diğer önemli hataydı. Umarım Frank Rijkaard bu maçtaki tutumuyla Elano Blumer’i kaybetmez; zira önemli sakatlıklarla boğuşan Galatasaray’ın Elano Blumer’e önümüzdeki dönemde çok ihtiyacı var.
Güle Güle Nonda, Hoşgeldin Dos Santos
Galatasaray camiasında bilindiği üzere, Jo’nun yanı sıra sarı kırmızılı takım Meksikalı yıldız Giovanni Dos Santos ile de anlaştı. Güney Amerika futbolunun en yetenekli oyuncularından biri olan 20 yaşındaki Dos Santos, hücuma yönelik orta saha olarak görev yapıyor. Barcelona’da yetiştikten sonra kariyerine de Barcelona takımında başlayan ve daha sonra İngiltere’de Tottenham Hotspur ve Ipswich Town takımlarının formalarını giyen Meksikalı oyuncu, Meksika milli takımının da önemli oyuncuları arasında gösteriliyor.
Kadrosunda Leo Franco, Lucas Neill, Harry Kewell, Milan Baros, Jo, Abdul Kader Keita, Elano Blumer ve Shabani Nonda’dan oluşmak üzere toplam 8 yabancısı bulunan Galatasaray, Giovanni Dos Santos’a yer açmak için gösterdiği kötü performansla herkesin tepkisini çeken Shabani Nonda’yı takımdan gönderecek. Daha önce Lucas Neill’i transfer edebilmek için 2.5 senedir sakat olan Tobias Linderoth’u takımdan gönderen Galatasaray, bu kez de Shabani Nonda konusunda aynı yolu izleyecek. Harry Kewell ve Milan Baros’un uzun süren sakatlıkları ve Abdul Kader Keita’nın Afrika Kupası nedeniyle takımda yer almaması nedeniyle hücum hattında sıkıntı yaşayan Galatasaray, formsuz Shabani Nonda’nın yerine Giovanni Dos Santos’u getirerek bu soruna çözüm getirmeye çalışıyor.
13
Herkes Ofsayta Düşüyor

Futbolu yakından takip etmeyen sporseverler için büyük bir kabus olan ofsayt kuralı, yapılan son düzenlemelerin ardından iyice komplike bir hale dönüştü ve futbolu senelerdir izleyen kişilerin dahi anlayamadığı bir hale geldi. Ofsayt kuralına ve yeni düzenlemelerin getirdiği zorluklara kısa bir bakış atalım.
Ofsayta Düşmek
Ana amacı hücum oyuncularının oyun içindeki pozisyon alanını sınırlamak olan ofsayt kuralı, en geniş anlamıyla şöyle tanımlanabilir: Hücum oyuncusu, kendisiyle kale arasında iki rakip takım oyuncusundan az olması ve bu haldeyken ileriye doğru atılan bir pasta rakip sahada topla buluşması halinde ofsayt pozisyonundadır. Bu kuralın çeşitli açılımları seneler içinde geliştirildi ve bu kural iyice komplike bir hale geldi.
Ofsayt kuralına yapılan son düzenleme ise, maçlarda birçok ilginç pozisyonların yaşanmasına yol açıyor. Bu düzenlemeye göre bir oyuncu ofsayt pozisyonunda aktif alanda olduğu halde topa hareketlenmezse ve duruşuyla rakip oyuncuların görüşünü bozmazsa, ofsayt olarak değerlendirilmiyor. Hatta, bu kuralın bir diğer yorumunda aktif alanda ofsayttaki oyuncu topa hareketlense ve değmese de ofsayt olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Bu hafta Antalyaspor – Galatasaray ve Valencia – Barcelona karşılaşmalarında bu pozisyonun çok benzerleri yaşandı.
Ben, bu yeni kuralı uç bir örnekle değerlendirmeyi daha doğru buluyorum. Örneğin bir takımın iki hücumcusu topla hiç ilgilenmeden rakibin iki kale direğine yapışıp beklerse, topa değmedikleri ve hareketlenmedikleri sürece ofsayt pozisyonunda olarak düşünülmeyecekler. Bu durumun adil olduğunu pek düşünmüyorum. Zira, bu iki oyuncu rakip kalnin dibindeki varlıklarıyla rakip kaleciyi meşgul ediyorlar. Kuralın bir önceki versiyonunda yer alan aktif alan değerlendirmesi, tamamen bu tip durumları engellemek için konmuştu.
Asıl amacı oyunun ofsayt nedeniyle sıklıkla kesilmesini engellemek olan FIFA gibi futbol organizasyonları, bence bu kez biraz fazla ileri gittiler ve özellikle yan hakemlere çok kritik ve zor bir görev yüklediler. Bu uygulamanın ardından yan hakemlerin hata yapma olasılığı, ciddi şekilde yükseldi. Mesela ben Antalyaspor – Galatasaray maçının yan hakeminin yerinde olmak hiç istemezdim. Zira, Antalyaspor’un hücum stratejisinde bu yeni kuraldan yararlanmak da vardı. Maç boyunca kasıtlı olarak bir hücum oyuncusunu aktif alanda ofsaytta bırakan ve bu oyuncuyu topa hareketlendirmeyip (veya değdirmeyip) arkadan gelen oyuncularla pozisyon yakalayan Antalyaspor, kuralın bir önceki versiyonunda ofsayt olarak değerlendirebilecek pozisyonlardan birçok gol tehlikesi ve iki gol yarattı. Bu uygulamanın bir diğer uç örneği de, bu hafta Valencia – Barcelona karşılaşmasında yaşandı. Bu iki maçtaki pozisyonları izlemenizi tavsiye ederim, gerçekten ders niteliğindeydi.
Şimdi Ne Olacak?
Yeni ofsayt kuralı, birçok pozisyonda futbol yorumcularının dahi birbirine düşmesine yol açtı ve ortadaki tek doğruyu yok etti. Herhangi bir pozisyon için yorumcuların farklı görüşleri olabiliyor ve bu yorumların hepsi de doğru olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle, yeni ofsayt kuralı futbola ciddi bir öznellik getirdi. Bana göre, UEFA’nın denemesini yaptığı 6 hakem uygulamasının bir önemli nedeni de bu kural değişikliğinden doğan karışıklıklar.
Bu kuralın böyle kalması halinde bence vizyonlara yeni giren No Ofsayt filmine benzer daha çok film çekilir ve ofsayt tartışmaları futbolun gündemine iyice oturur. Bu yüzden, bir an önce bu kuralın düzeltilmesi gerekir. Bu kural böyle kalırsa ve birgün teknik direktör olursam, ilk yapacağım işlerden biri takımımın rakip ceza sahası yakınından kullanacağı bir frikikte iki direk dibine iki adam yerleştirmek ve bu adamlara korner direklerine doğru bakmalarını söylemek olacak. Ne de olsa ofsayt olmayacak, öyle değil mi? Herkese az ofsaytlı günler…
4
Mia Hamm Barcelona’da, LeBron James NFL’de!
Hemen panik yapmayalım, bunlar birer transfer haberi değil. Değişik marka elçilik öyküleri sadece.Spor odaklı pazarlama kampanyaları ile marka elçisi olarak sporcuları tercih eden pek çok marka var. Firmalar sporcuların sahip oldukları hayran kitlesi ve bu kitle üzerindeki etkilerini düşünerek farklı segmentlerdeki farklı tüketiciler için farklı bir sporcu ile çalışarak tüketicilerine ulaşmaya çalışıyor. Erkeklere yönelik bir ürün için NBA’den Dennis Rodman, Allen Iverson gibi yıldızlar, kadınlara yönelik ürünler için Maria Shrapova gibi bir sporcu güzel marka elçisi olabilir. Bu kapsamda genelde spor yıldızlarını spor dışı markaların veya kendi spor organizasyonlarının yüzleri olarak görmeye alıştık.
Fakat sporcuları elçiliklerini yaptıkları markalar aracılığıyla veya diğer sebeplerden başka spor dallarının kamoanyalarında görebiliyoruz. Bunun en güzel örneği Nike’ın 2006’daki kampanyası. Bu kampanyada Lance Armstrong, Serena Willams gibi sporcuları kendi dallarının haricindeki sporlarda mücadele ederken görmüştük. Örneğin Lance Armstrong’u boks, Andre Agassi’yi beyzbol, Serena Willams’ı da play voleybolu oynarken izlemiştik. Tabii bu kampanyada sporcular bu spor dallarının tanıtımını yapmıyorlardı. Fakat bu yıl iki sporcunun kendi kulüpleri ve spor dallarının dışında yaptıkları marka elçilikleriyle ilgili iki güzel örnek gördük.

Barcelona Vakfı Reklamlarında Alışılmadık Bir Yüz
İlki futbolun efsane isimlerinden birinin Barcelona kulübünün ve vakfının tanıtım elçisi olması. Bunun neresi ilginç derseniz, bu futbolcunun Barcelona kulübünde hiç oynamamış bir oyuncu, hatta Avrupa’da hiç oynamamış bir isim hatta kadın olduğunu söylesem. Amerikan Bayan Futbol Milli takımının efsane yıldızı Mia Hamm’den bahsediyorum. Bayan futbolunun en tanıdık simalarından Mia Hamm, bugüne kadar dünya çapında forması en çok satılmış oyunculardan biri. 37 yaşındaki Mia Hamm, Amerika takımı ile birlikte 2 olimpiyat altın madalyasına ve 2 Dünya Kupası (1991 ve 1999) şampiyonluğu yaşamış bir futbolcu. Barcelona Kulübü Mia Hamm’le Barcelona vakfı “La Fundanció”un tanıtımı için 3 senelik bir anlaşma imzaladı. Anlaşma kapsamında Mia Hamm vakfın tanıtımının yanısıra kulübün dış pazarlarda özellikle Amerika’da pazarındaki tanıtımlarında yer alacak. Barcelona kulübü, kendi adına da hayır işleri yürüten Mia Hamm’i seçerek, hem kadın izleyicilere hem de daha çok bayan futbolunun popüler olduğu Amerikalı izleyicilere ulaşmayı amaçlıyor.

LeBron James’in NFL Macerası
Bu senenin başında yine benzer ilginçlikte olan bir marka elçiği örneği daha vardı. NBA’in en büyük yıldızlarında LeBron James, bir sigorta şirketinin reklamlarında yer aldı. Yine böyle yazınca normal oluyor, ama bu şirket LeBron James’in alanı NBA’ye değil, Amerikan Futbol Ligi’ne yani NFL’e sponsor. Reklam filmi de NFL temalı olunca LeBron bir nevi NFL’in marka elçisi olmuş oluyor. NBA yıldızlarını NBA’in “I love the Game” reklamlarında görmeğe alışkın olan izleyiciler için de LeBron’u NFL reklamında görmek oldukça ses getirdi. Kampanya hem LeBron James’in artık kariyerini NFL’de sürdürmek sitediğini açıkladığı komik reklam filmiyle hem de LeBron’un gerçekten NFL’de oynamasını isteyen taraftar ve yorumcuların makaleleriyle viral bir etki yarattı ve bugün hala konuşuluyor. LeBron James’in lisede futbol oynadığı düşünülünce, NFL ihtimali çok da uçuk değil. Reklamı yapan bir sigorta şirketi olmasına karşılık LeBron’un sahip olduğu karizma ve popülerlik eminim NFL’in de işine yaramıştır.
LeBron James’in NFL reklamı için http://www.youtube.com/watch?v=SvmALPg9Cmk
Spor odaklı pazarlama veya sports marketing için bu tip cesur girişimler genelde oldukça ses getiriyor ve başarılı oluyor. Spor organizasyonlarının ve sponsor şirketlerin ellerindeki yıldız sporcu kaynağını yaratıcı bir şekilde kullanarak tanıtımı eksik spor dalları için kullanmaları durumunda, hem ülkemizde hep diğer diye adlandırlan spor dallarına katkıda blunabilirler hem de ses getiren başarılı çalışmalar yapabilirler.
3
Avrupa Ligleri’nde Geçtiğimiz Hafta
Avrupa Ligleri’nde haftanın maçını hem bir derbi olması hem de futbol kalitesinin yüksekliği sayesinde Arsenal-Chelsea mücadelesi olarak belirledim. Ayrıca maçın skorunun da bu kararımda etkisi var. Özellikle kendi evinde çıktığı maçlarda çok yüksek tempo ile rakibi yıldıran Arsenal, ekibi bu sefer sağlam kayaya tosladı. Carlo Ancelotti’nin öğrencileri Didier Drogba’nın şahane oyunuyla müthiş bir galibiyet aldılar. Geçelim Avrupa Ligleri’nde haftanın maçlarına.
Türkiye Süper Lig
Süper Lig’de haftanın maçını seçmek bu hafta biraz zor oldu. Bursaspor deplasmanında yokları oynayan Galatasaray ve kale direkleri sayesinde farkın önlendiği Bursaspor-Galatasaray mücadelesi mi, yoksa ezeli rakibinin Bursa’da bıraktığı üç puanın ertesi günü sessiz kapılar ardında bir başka yokları oynayan ve Yılmaz Vural’ın kehanetinde olduğu gibi Kasımpaşaspor’a kendi sahasında 1-3 kaybeden, Fenerbahçe’nin maçı mı? Bu zor sorunun cevabını sizlerin takdirine bırakıyorum.
Geçtiğimiz çarşamba günü Old Trafford’dan üç puan ile dönen Beşiktaş ekibi ise, ezeli iki rakibinin zor durumlara düşmelerinin ardından altın tepside gelen bu şansı tepmedi ve zor günler geçiren Sivasspor’u Sivas’ta yenmeyi bildi. Böylece Süper Lig’de zirve iyice karışmış oldu. Fenerbahçe bu futboluna rağmen galibiyet serili sezon başlangıcı sayesinde hala lider durumda. Ancak cepten yiyorlar ve önümüzdeki hafta Eskişehir deplasmanında bırakın liderliği, ilk üçe bile girememe durumları var. İkinci sırada yükselen form grafiği ile Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı yer alıyor. Üçüncü sırada ise geçtiğimiz haftanın ikincisini mağlup edip, yerine yerleşen Bursaspor bulunuyor. Bursaspor’u takip eden en yakın takım ise Galatasaray .
Trabzonspor, Eskişehir’i 2-1 yenip biraz olsun nefes almış durumda. Ancak Broos’un kovulması ve oyuncular arasındaki huzursuzluk yüzünden önümüzdeki günlerin Trabzon halkı için çok ümit verici olduğunu söyleyemeyeceğim. Zirve takipçisi Kayserispor da zorlu Manisaspor deplasmanından üç puan çıkardı ve ligde beşinci sırada bulunuyor.
İngiltere Premier Lig

İngiltere’de bol derbili bir haftanın ardından enteresan skorlar olduğunu görüyoruz. İlk olarak 0-2 biten Everton-Liverpool derbisi ile başlayalım. Son yedi seneye baktığımız zaman, Everton’un kendi evinde Liverpool karşısında pek de başarılı olamadığını görüyoruz (5 mağlubiyet 2 galibiyet). Hafta sonunda da kendi evlerindeki altıncı mağlubiyeti aldılar.
İngiltere’de Haftanın maçı olarak göstereceğim maç ise bir başka derbi mücadelesi olan Arsenal-Chelsea maçı. Londra derbisinde gülen taraf 0-3lük skor ile Carlo Ancelotti’nin Chelsea’si oldu. Bu sezon ligde ve Avrupa’da sağlam duruşuyla Chelsea takımı hem ligde, hem de Şampiyonlar Ligi’nde kupaya en yakın takımlardan biri olarak gözüküyor.
Haftanın enteresan maçlarından biri ise, West Ham-Burnley mücadelesiydi. 5-3 biten maçın sadece skoruna bakanlar kıran kırana bir mücadele olmuş zannedebilirler. Ancak durum hiç te öyle değil. Peş peşe gelen gollerle 65. dakikaya 5-0 önde giren Londra ekibi, artık rehavet mi dersiniz yoksa şanssızlıklar silsilesi mi bilemiyorum, ama kalesinde peş peşe üç gol gördü ve durum 90. dakikada 5-3’e geldi. Bu golün ardından Burnley’den Steven Cadwell kırmızı kartla oyun dışında kalmasa ve maç aşağı yukarı 15 dakika daha oynansa belki de dünya futbol tarihinin en büyük geri dönüşü İngiltere’de yaşanacaktı. Ancak maç hakem Chris Foy’un düdüğüyle sona erdi ve enteresan olmaktan öteye gidemedi.
İspanya La Liga 1

İspanya La Liga’da haftanın maçını daha maçlar oynanmadan seçmiştim; Barcelona-Real Madrid. Dünyanın en köklü ve kaliteli derbilerinden (daha önce de belirttim aslında derbi değil ama milyonlarca insan böyle düşünürken tersini söylemek bana mı kalmış!) biri olan Barca-Real mücadelesi futbol kalitesi olarak beklenilenin altında geçti. Barcelona, Real Madrid’i ikinci yarıda oyuna giren forveti Ibrahimovic’in golüyle devirdi ve liderliği tekrar rakibinin elinden aldı. Bu bile İspanya’da haftanın maçı olmasına yeter de artar bile.
La Liga’nın 12. Hafta mücadelelerine genel olarak baktığımızda ise enteresan bir durumla karşılaşıyoruz. Oynanan 10 maçta toplam 7 kırmızı kart gösterilmiş. Barcelona-Real Madrid maçında karşılıklı birer kırmızı kart olması haftanın panaromasına uygun düşmüş diyebiliriz.
Zirve takipçilerinden Sevilla ve Valencia ekipleri, ikinci sırada bulunan Real Madrid’in puansız kapattığı haftada aradaki farkı kapatmak için büyük bir fırsat elde etmişlerdi ancak bu iki ekip de kendi evinde berabere kalarak bu şansı tam olarak kullanamadılar diyebiliriz. Bu ekiplerin hemen ardından gelen Deportivo ise deplasmanda Racing Santander’i 0-1 yenerek haftayı en kârlı kapatan ekiplerdendi.
Almanya Bundesliga 1
Almanya’da lider Bayer Leverkusen, Stuttgart’ı 4-0 yenerek ldierliğini sürdürdü. İkinci sırada bulunan Werder Bremen, Wolfsburg ile berabere kalınca liderle arasındaki puan farkı üçe yükselmiş oldu. Bremen ekibinin hemen ardından gelen Schalke 04 ise haftanın sürprizini gerçekleştirdi ve son haftaların yükselen ekibi Mönchangladbach’a deplasmanda 1-0 yenildi. Hamburg ekibi de Mainz deplasmanında 1-1 berebere kalınca, Hannover deplasmanından 3-0 galip ayrılan Bayern Münich haftayı dördüncü sırada kapatmış oldu.
İtalya Seria A
İtalya’da pek de enteresan bir hafta olduğunu söyleyemeyiz. Uzun süredir lider olan Mourinho’nun Inter’i kendi evinde Fiorentina’yı 1-0 yenmeyi bildi ve liderliğini sürdürdü. Geçtiğimiz haftayı ikinci sırada kapatan Juventus ise sezonun sürpriz ekiplerinden olan Cagliari’ye deplasmanda 2-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada kapattı. İkinci sıraya ise Catania deplasmanında 0-2 kazanan AC Milan oturdu.
Haftanın en olaylı maçı ise üç kırmızı kartın çıktığı, Genoa-Sampdoria mücadelesi oldu. Ev sahibi ekibin 3-0 kazandığı maçta Genoa ekibi 45. dakikada 10 kişi kalmasına rağmen 52. ve 53. dakikalarda 2-0 öne geçmeyi başardı. Daha sonra konuk ekip de 10 kişi kalınca, bir gol daha bulan Genoa, maçtan da farklı şekilde galip ayrılmış oldu. İtalya’da bu sezonun iki flaş ekibin mücadelesi İtalya’da haftaya damgasını vurdu diyebiliriz.
Fransa Ligue 1
Fransa’da lider Bourdeaux, Nancy deplasmanında 3-0 kazandı ve Lyon’un da kendi evinde Rennes ile berebere kalmasıyla, aradaki puan farkını ikiye yükseleterek liderliğini sürdürdü. Bourdeaux’yu yakından takip eden Auxerre takımı, PSG deplasmanında 1-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada bitirdi. Ligue 1’de haftayı dördüncü sırada bitiren ekip ise kendi sahasında Grenoble ile 2-2 berebere kalan Lorient ekibi. Fransa liginde üst basamaklarda her an takımlar yer değiştirebilirler. Sezon sonunda takımların hangi sıralarda olacağını kestirmek pek de mümkün görünmüyor.
1
Avrupa’da Yılın Futbolcusu: Lionel Messi
2009 Avrupa’da yılın futbolcusu ödülünü Barcelona’nın Arjantinli yıldızı “Lionel Messi” kazandı. Her yıl France Football tarafından düzenlenen Altın top(Golden Ball) ödülünü en yakın rakibi Portekizli yıldız Christiano Ronaldo’ya 240 oy fark atarak kazanan Messi, bu ödüle layık görülen ilk Arjantinli futbolcu oldu.Messi 473 oy alırken, ikinci sırada kalan Ronaldo 233, üçüncü sıradaki Xavi ise 170 oy aldı.
Ödülü aldıktan sonra yaptığı açıklamada Messi, ” Ödülü alacağımı düşünüyordum fakat bu kadar büyük bir farkla alacağım aklıma gelmemişti. Birçok büyük yıldız içinden bu ödülü almak benim için büyük onur, ayrıca bu ödülü alan ilk Arjantinli olduğum için çok mutluyum. Aynı başarıyı diğer sezonlarda da sürdürmeyi başarmak daha önemli ” diyor.
1.69 metre uzunluğunda ve 67 kilogram ağırlığında olan Messi, geçtiğimiz sezon olağanüstü bir performans ortaya koyarak çıktığı 51 maçta 38 gol atma başarısını göstererek , takımı Barcelona’nın aldığı kupalarda büyük pay sahibi oldu.
Emre Güldaş tarafından derlenmiştir.
30
El Classico: Barcelona 1-Real Madrid 0
İspanya başta olmak üzere tüm dünyanın aylardır beklediği, yerli-yabancı 700 gazetecinin akredite olduğu ve 38 ülkede canlı yayınlanan bir El-Classico’yu daha geride bıraktık. Astronomik ücretlerle dünya starlarını kadrosuna katan Real Madrid, ‘Messi mi? Ronaldo mu?’ tartışmaları arasında büyük umutlarla geldiği Nou Camp’tan bir kere daha eli boş ayrılmak zorunda kaldı. Bir tarafta Barcelona, diğer tarafta Real Madrid gibi dünyanın sayılı takımlarından ikisi karşılaşınca insanlar ister istemez heyecanlanırlar ve kendilerini bir futbol şölenine hazırlarlar.
Messi, Ronaldo, Kaka, Xavi, İniesta gibi kalitesi tartışılmaz oyuncular da sahada ise uzun yıllar unutulmayacak bir maç beklerler. Fakat dün oynanan maç bırakın bu beklentileri karşılamayı normal bir La Liga karşılaşmasının heyecanını bile yansıtmadı desem yeridir. ”90.000″ den fazla seyircisi önünde Barcelona her zaman favori olarak maça çıkmanın avantajını kullandı ve bulduğu tek golle maçı kazanmasını bildi.
Real Madrid takımı Barcelona’nın 1 puan önünde lider durumda olduğu için maça yenilmemek üzere kurulmuş bir takım tertibiyle çıktı. Takımın ön liberoları Xabi Alonso ve Lass sadece Barca ataklarını karşılamakla yetindiler, kendilerini pek fazla hücum yaparken göremedik. Uzaktan çektiği müthiş şutlarla ün yapmış Xabi Alonso maç boyunca bir kere bile şut denemesinde bulunmadı. Buna karşın Barcelona hocası Guardiola, İnter’i 2-0 ile geçen kadrodan Pedro’yu yedek kulübesine göndermişti. Artık alışılagelmiş 4-3-3 sisteminde bir yıldır ileri üçlünün solunda görev yapan Henry’nin bu maçta hedef forvet olarak ortaya geçmesi de ilginçti. Elinde İbrahimoviç dururken Henry’nin bu görevi üstlenmesine şaşırmadım desem yalan olur.
Maçın başlangıcında planları daha çok işleyen takım Real Madrid gibiydi. Barcelona’nın makine sistemi gibi işleyen pas düzenini bozmayı başarmışlardı. Bir iki cılız bindirme dışında Barca hücümda etkili olamazken, maçın belki de en net pozisyonu Real adına Cristiano Ronaldo’dan geldi. Ceza alanı içinde bomboş durumda vuruş yapan Portekizli yıldız topu Valdes’in ayağına nişanlayınca takımını mutlak bir golden etti. Maçı henüz dün akşam izlemiş olmama rağmen inanın ilk yarı boyunca aklıma kalan tek ciddi gol girişimi bu oldu.
İkinci yarıda dengeler sürekli el değiştirdi. İki kırmızı kartın çıktığı bu yarıda Barcelona üstünlüğü ele alan taraftı. Gol pozisyonu üretemeseler bile topun kontrolünü sağlamayı başarmışlardı. En sonunda teknik direktör Guardiola da yaptığı yanlıştan döndü ve 51. dakikada Henry’i çıkartarak İbrahimoviç’i oyuna aldı. Dakikalar 56 olduğundaysa maçın tek golü geldi. O ana kadar çok kötü ortalar yapan Dani Alves bu sefer hedefi tutturdu ve ceza sahasına açtığı nefis ortaya gerilerden gelen İbrahimoviç gelişine vurarak fileleri sarstı. Öyle güzellikte bir ortanın hele top İbrahimoviç’e geliyorsa gol olmaması zaten imkansızdı. İsveçli yıldızın hayatı böyle jeneriklik goller atmakla geçmişti zaten.
Barcelona’nın golden sonra üstünlüğü eline alıp farkı attırabileceğini düşünenler haksız sayılmazdı ama hesaba katmadıkları bir şey vardı. 60. dakika genç Sergio Busquets çift sarı karttan kırmızı kart gördü ve takımını sahada eksik bıraktı. İkinci yarı boyunca kenardan takımının çöküşünü izleyen Pellegrini de bu fırsatı değerlendirmek ve gol bulmak istedi ama yaptığı değişiklik bence akıllara ziyandı. Çok iyi oynamasa bile hücumda bir şeyler üretmeye çalışan tek Real’li olan Ronaldo hocası tarafından oyundan alındı ve yerine Benzema girdi. Barcelona’nın yıldızı olan Messi de maç boyunca bir iki çalım atma hariç pek gözükmedi ama Guardiola ondan asla vazgeçmedi. Pellegrini
niçin böyle bir değişiklik yaptı gerçekten anlamak zor. Maçın geri kalan anlarında iki hocanın da hamleleri devam etti. Barcelona Abidal, Messi ve Pique ile gole yaklaşırken Real Madrid’in de beraberlik için ciddi şansları oldu. Bence maçın yıldızı olan Barcelona kaptanı Puyol, Realli oyuncuların kaleciyle karşı karşıya kaldıkları 3 pozisyonda kendisini cansiperhane bir şekilde topunu önünde atarak muhtemel golleri engelledi ve takımının galibiyetinde başrolü oynadı. Kaka’nın liderliğinde karşı kaleye gitmeye çalışan Real, Barca savunmasını bir türlü aşamadı. Son anlarda Madrid ekibinden Lass da oyun dışı kaldı ama maçın skoru zaten o anlarda belirlenmişti. Barcelona 1-0 Real Madrid ….
25
Avrupa Liglerinde Geçtiğimiz Hafta
Avrupa Liglerinde haftanın maçını seçerek başlayalım yazımıza. Bundan sonra her hafta bu seçimi yapmayı planlıyorum ve bu haftanın maçını seçmek pek de zor olmadı çünkü İngiltere Premier Lig’de Tottenham Wigan Athletic’i 9-1 yendi! Zaten bu durumda da bana fazla bir seçenek kalmadı. Geçelim Avrupa liglerinde haftanın panaromasına.
Türkiye Süper Lig
Süper Lig’de bir derbi haftasını daha arkamızda bıraktık. Haftanın maçında Beşiktaş İnönü Stadyumu’nda ezeli rakibi Fenerbahçe’yi 3-0 yendi ve şampiyonluk yarışında hem aradaki farkı kapattı hem de moral kazandı. Kara Kartalların puan farkını kapatmaktan ziyade tribünlerdeki ve yönetimdeki huzursuzluğu biraz olsun giderebilmek için bu galibiyete ihtiyacı vardı. Böylece aradaki puan farkı lider Fenerbahçe ile dört, ikinci sıradaki Galatasaray ile iki puana düşmüş oldu.
Fenerbahçe’nin favori gösterilmesine karşın 3-0 kaybettiği derbinin ardından gözler Pazar günü oynanacak Galatasaray-Manisaspor mücadelesine çevrilmişti. Sezon başından beri ilk defa zirveden inmeyen Fenerbahçe’yi zirveden etme imkânı Galatasaray’ın ayağına kadar gelmişti. Ancak beklenilenin altında bir performans gösteren Sarı Kırmızılılar, Manisasporlu Joshua Simpson’un 83. dakikadaki golüne engel olamadılar ve maç 1-1 berabere bitti. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın istikrarsız form durumları ve Beşiktaş’ın yedi maç peş peşe kazanması bir arada değerlendirilirse, devre arasını kimin lider kapatacağını söylemek zor.
İstanbul’un bir diğer takımı olan Kasımpaşaspor ise bir türlü istikrar sağlayamayan Trabzonspor’un bu zaafını iyi değerlendirdi ve yenik duruma düştüğü maçı 3-1 kazanmasını bildi. Maçın ardından Trabzon cephesinde ciddi gelişmeler baş gösterdi. Teknik Direktör Broos’un geçtiğimiz hafta Belçika basınına verdiği röportajla alevlenen tartışmalara Kasımpaşaspor mağlubiyeti de eklenince olanlar oldu. Teknik direktör Broos görevinden alındı ve kaptan Egemen Korkmaz dahil beş futbolcu kadro dışı kaldı. Yeni teknik direktörün Şenol Güneş olacağı söylentisi şuan Trabzon’da en büyük gündem maddesi.
İstanbul dışına çıktığımızda ise Bursapor’un deplasmanda Gaziantepspor’u Kirita’nın oyuna girdikten hemen sonra attığı golle 1-0 yendiğini görüyoruz. Teknik direktör Ertuğrul Sağlam’ın takımı bu sezon korkulan takımlar arasındaki yerini çoktan almış durumda. Bursaspor’un ardından da bir başka genç teknik adamımız Tolunay Kafkas’ın yönettiği Kayserispor’u görüyoruz. Diyarbakırspor gibi dirençli bir takımı Kayseri’de 2-0 mağlup etmeyi başardılar ve önümüzdeki sezonki UEFA Avrupa Ligi bileti için en iddialı adaylardan biri de Sarı Kırmızılılar.
İngiltere Premier Lig

İngiltere’de bu sezon bol gollü ve farklı mağlubiyetlerin olduğu maçlar izledik bu haftaya kadar. Ancak bu hafta Tottenham Hotspurs takımı aslında daha bir şey görmediğimizi kanıtlarcasına Wigan Athletic’i tam 9-1 yendi. İlk yarının 1-0 bittiğini belirtirsek ikinci yarıda White Hart Lane’deki taraftarların gol izlemekten başlarını kaşıyacak vakitleri olmadığını söyleyebiliriz. Atılan dokuz golün beşini Jermain Defoe’nun attığını belirtmeden geçmeyelim. Her goldeki vuruş stilinin birbirinden şık olması herhalde İngiliz Milli Takım Teknik Direktör’ü Fabio Capello’nun da çok hoşuna gitmiştir. Özellikle forvet hattında sıkıntı yaşayan İngilizlerin Dünya Kupası’ndaki en büyük kozlarından biri de 27 yaşındaki Defoe olacak.
Premier Lig’de lider durumunda olan Chelsea, erken bulduğu gollerle alt sıralardaki Wolverhampton’u rahat geçti: 4-0. Michael Essien’in iki golle ön plana çıktığı maçın ardından Chelsea Manchester United’ın beş puan önünde liderliğini koruyor.
Manchester United ekibi de haftayı kayıpsız kapayanlardandı. Everton’u Old Trafford’da 3-0 ile geçen Kırmızı Şeytanlar, Sunderland deplasmanında üç puan bırakan Arsenal’in üç puan önünde ligde ikinci sıradalar. Manchester United maçından akıllarda kalan pozisyon ise, 35. dakikada ceza yayından vurduğu voleyle topu tabiri caizse ‘tam doksana yollayan’ Darren Fletcher’ın golü oldu. İkinci golü bulana kadar ecel terleri döken United ekibi, 67. dakikada Michael Carrick’in golü ile farkı açıp galibiyete ulaştı. Kırmızı Şeytanlar bu akşam (Çarşamba) Beşiktaş ile Şampiyonlar Ligi maçı oynayacaklar.
Haftanın hayal kırıklığı ise 13 resmi maçtır yenilmeyen Arsenal takımının Sunderland deplasmanında 1-0 yenilmesi oldu. Sunderland’in bir ay önce Liverpool’u da kendi evinde ‘balon’ bir gol ile yendiğini hatırlarsak, Kırmızı Beyazlılar’ın bu sezon dört büyük ekibe karşı baş belası olduğunu söyleyebiliriz.
13. haftanın bir diğer önemli maçında iki sürpriz şampiyonluk adayı takım karşılaştı. Liverpool Anfield Road’da Manchester City ile 2-2 berabere kaldı ve bu sezon da Kızıllar’ın Premier Lig şampiyonluğunun başka bahara kaldığını anlamış olduk. Maçtan enteresan bir not ise iki tarafında birer golüne imza atan City’li Adebayor ve Liverpool’lu Skertel’in attıkları gollerde birbirlerini marke ediyor olmalarıydı. Futbolda intikam böyle bir şey herhalde.
İspanya La Liga 1
İspanya’da haftanın olayı Barcelona’nın Athletic Bilbao deplasmanında 1-1 berabere kalıp liderliği Real Madrid’e kaptırmasıydı. Bilindiği gibi Barcelona ve Real Madrid sezon başında uzun süre maçlarını peş peşe kazanarak liderliği paylaşmışlardı. Altıncı haftada ise Real Madrid Sevilla deplasmanında yenilince, liderlik puan farkıyla Barcelona’nın olmuştu. Bu hafta ise Real Madrid Racing Santander’i 1-0 yenerek altıncı haftadan sonra ilk defa liderliği ele geçirmiş oldu. Önümüzdeki hafta sonu Santiago Barnebau’da oynanacak Real Madrid-Barcelona maçı ise liderliğin tekrar değişmesine veya aradaki puan farkının açılmasına neden olabilir. Dünyanın en büyük derbilerinden biri olarak görülen (aslında derbi mücadelesi değildir, çünkü aynı şehrin takımları değildirler) bu mücadele her zaman olduğu gibi nefesleri kesecek.
Bu ikiliyi takip eden takımlardan Valencia, Deportivo ve Sevilla haftayı kayıpsız kapatan ekiplerden. Valencia deplasmanda Osasuna’yı 3-1 ile geçerken; Deportivo zorlu günler geçiren Atletico Madrid’i 2-1 yendi ve rakibinin haftayı düşme hattında kapatmasına neden oldu. İlk dört için iddialı olan bir başka ekip olan Sevilla ise alt sıralardan kurtulmaya çalışan bir başka ekip olan Tenerife’yi 1-0 geriye düştüğü maçta 2-1 yenmeyi başardı.
Almanya Bundesliga 1

Almanya’da haftanın takımı Freiburg’u deplasmanda 6-0 yenmeyi başaran Mesut Özilli Werder Bremen oldu. Mesut’un dört asist yapıp ve bir gol atarak yıldızlaştığı maçta Freiburg ekibi hiçbir varlık gösteremedi. Bu skorun ardından Mesut’un Bremen ekibi formasıyla bu sezon çıktığı 19 resmi maçta 14 asisti ve 8 golü olmuş oldu.
Haftanın merakla beklenen bir başka mücadelesinde ise Bayern Münich Mario Gomez’in golüyle erken öne geçtiği maçta Stephan Kiessling’in golüne engel olamadı ve lider Bayer Leverkusen ile Allianz Arena’da 1-1 berabere kaldı. Münih ekibinde bu sezonki istikrarsızlık sezon sonunda büyük değişimlerin olacağının bir göstergesi gibi görünüyor. Hatırlarsanız 2006-2007 sezonunu 4. sırada bitiren Bayern Münih takımında büyük bir revizyona gidilmiş ve yapılan milyonlarca dolarlık transferlerin ardından takım bir sonraki sezonu açık ara şampiyon olarak bitirmişti. Bu sezonki durumu 2006-2007 ile karşılaştırırsak ciddi bir paralellik görebiliyoruz. Bakalım sezon sonunda Bayern Münih ekibi bizi yanıltacak mı?
Zirve takipçilerinden Schalke 04 ekibi Hannover 96’yı 2-0 geçerken, Hoffenheim ekibi Daum’un Fenerbahçe’ye gelmesinin ardından zor günler geçiren Köln’ü deplasmanda 4-0 yendi. Sezona Bayer Leverkusen ile flaş bir giriş yapan Hamburg takımı ise kendi sahasında Bochum’a 1-0 yenilerek peş peşe beşinci hafta galibiyet yüzü görememiş oldu.
İtalya Seria A
İtalya’da lider Inter Bologna deplasmanında 3-1 kazanarak Juventus ile arasındaki puan farkını korudu. Juventus evinde Udinese’yi 1-0 ile geçerken son haftaların formda ekibi AC Milan çok zorlu geçen bir mücadelenin ardından Cagliari’yi 4-3 yendi ve Juventus’un ardından ligde üçüncü sırada. Sezonun bir başka iddialı ekibi Sampdoria ise Chievo’yu 2-1 yenerek bu ekipleri takibi sürdürdü.
Haftanın en çekişmeli mücadelelerinden birisi olan Fiorentina-Parma maçı deplasman ekibinin 3-2 üstünlüğü ile tamamlandı. Alberto Gilardino’nun 26. Dakikada attığı golle öne geçen Menekşeler (Viola), konuk ekibin gollerine engel olamayınca 2-1 yenik duruma düştü. Gilardino’nun 62. dakikadaki golüyle eşitliği sağlayan Mor Beyazlılar bu golden beş dakika sonra Davide Lanzafame’nin golü ile 2-3 mağlup duruma düştüler ve maç bu skorla sonuçlandı. Böylece lig tablosunda rakibinin üzerine çıkan Parma ekibi haftayı beşinci kapatmış oldu.
Fransa Ligue 1
Fransa Ligi’nde gol bakımından fazla verimli olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir haftayı geride bıraktık. Boulogne-PSG ve Marsielle-Sochaux maçlarının ertelendiği haftada sekiz maçta atılan 16 gol (maç başına 2.0 ortalama) aslında çok kötü bir ortalama değil (Fransa için konuşuyorum tabi) ancak özellikle İngiltere’den gelen gol sesleri kulağımızda alışkanlık yaptı sanırım. Sadece Tottenham maçında 10 gol olduğunu hatırlarsak sanırım demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Fransa Ligi’nin açık ara en formda ekibinin Monaco’yu 2-0 yenerek liderliği oturan Auxerre olduğunu söyleyebiliriz. Bourdeaux’un kendi evinde Valenciennes’e 1-0 yenilmesi ve Lyon’un deplasmanda, ilk puanını geçtiğimiz hafta alan lig sonuncusu Grenoble’a ikinci puanını hediye etmesi sayesinde, Auxerre hak ettiği liderliği almış oldu.
Auxerre’in yedi maçlık galibiyet serisinin ardından liderliğe oturması tabi ki Mavi Beyazlı ekip için gurur verici olmalı. Ancak Fransa Ligi’nin laneti mi desek yoksa liderliğe oturmanın verdiği rehavet mi desek bilemeyeceğim ama tabloda liderliğe oturan takımların almaya başladıkları sonuçlar pek iç açıcı değil (Örnek: Monaco).
22
Avrupa Ligleri’nde Geçtiğimiz Hafta
Milli maçlar için verilen aranın ardından tüm dünyada lig maçları tekrar başladı. Avrupa liglerinde de heyecan kaldığı yerden devam ediyor. Bu sezonun öne çıkan konusu ‘seriler’ ile başlayalım yazımıza.

Bu hafta sonu oynanan maçların ardından Avrupa liglerinde galibiyet serisi sürdüren tek takım Portekiz liginde yedide yedi yapan Braga kaldı. İspanya’da Barcelona berabere kalıp, Türkiye’de de Fenerbahçe yenilince galibiyet serileri de böylece sona ermiş oldu. Namağlup takım olarak kalan takımlar da iki elin parmaklarını geçmiyor. Barcelona, Bayer Leverkusen ve Hamburg’un dışında Portekiz’den Braga ve Hollanda’da Twente ve PSV mağlubiyet yüzü görmemiş ekipler.
Turkcell Süper Lig
Avrupa ligleri yazımda bundan sonra Süper Lig’den de bahsedeceğim. Ne de olsa biz de Avrupa’daki ilk 10 ligin içindeyiz. Süper Lig’de haftanın olayı birçoğunuzun da tahmin edeceği gibi ‘sekizde sekiz’ yaparak Gaziantepspor deplasmanına giden Fenerbahçe’nin 83. ve uzatma dakikalarında kalesinde gördüğü iki gol ile galip durumdan mağlup duruma düşmesi ve rekoru genişletme çabalarının o anda noktalanmasıydı. Bu maçtan saatler sonra Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaray, haftanın futbol anlamında en kaliteli mücadelesi olarak gösterilebilecek maçta Trabzonspor’u yenince Fenerbahçe ile aradaki puan farkı 2’ye düşmüş oldu. Böylece önümüzdeki Pazar günü oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray derbisi daha da önem kazanmış oldu.
Üç büyüklerin bu sezon geri planda kalan büyüğü Beşiktaş ise Kasımpaşa karşısında haftalardır beklediği kıpırdanma sayesinde 2-1 galip geldi. İstenilen futbol kalitesine ulaşılamasa da, Nihat Kahveci ve Bobo’nun gol atmaları ve alınan üç puan biraz olsun Beşiktaş’a nefes aldırmış oldu.
İngiltere Premier Lig

Premier Lig’de haftanın olayı Aston Villa’nın Chelsea’yi Villa Park’da 2-1 yenmesi ve böylece Bolton’u yenen Manchester United’ın liderliği ele geçirmesiydi. Chelsea’nin son üç lig maçında iki mağlubiyet alması Chelsea taraftarlarını biraz huzursuz etse de; biz futbol severleri büyük bir çekişmenin habercisi olduğu için mutlu ediyor diyebiliriz. Teknik bir not olarak; Chelsea’nin Aston Villa karşısında köşe vuruşlarında aciz kalması ve iki golün de kornerden gelen topa yapılan kafa vuruşuyla atılması Mavililerin üzerinde çalışması gereken bir konu gibi gözüküyor.
Bir başka flaş sonuç da bu sezon inişli çıkışlı bir grafiğe sahip olsalar da, kendi sahalarındaki dört maçın üçünü (son üçü) kazanan Sunderland’in Liverpool’u 1-0 mağlup etmesiydi. Böylece Sunderland ekibi Stadium of Light’da rakiplerinin korkulu rüyası olacaklarının sinyallerini verdiler. Eğer deplasman maçlarındaki form grafiklerini biraz daha geliştirirlerse, bu sezon UEFA Avrupa Ligi kontenjanı için savaşan bir Sunderland izleyebiliriz.
Sunderland-Liverpool maçında aslında dünya futbol tarihine geçecek bir de olay yaşandı. Sunderland forveti Darren Bent maçın tek golünü 5. dakikada kaydederken, bu golde katkısı olan küçük bir Liverpool taraftarı da vardı. Golden hemen önce elindeki kırmızı balonu sahaya fırlatan bu küçük taraftar Darren Bent’in şutunun bu balona çarpıp yön değiştireceğini ve kaleci Pepe Reina’yı yanıltıp ağlara gideceğini bilse herhalde o balona gözü gibi bakardı. Maçtan sonra görüntülerde fark edilen bu ufaklık bugünlerde arkadaşları arasında çok popüler! olmuştur büyük ihtimalle.
İspanya La Liga
İspanya’da haftanın olayı Barcelona’nın Valencia deplasmanında 0-0 berabere kalarak altı maçlık galibiyet serisine yedinci maçta son vermiş olmasıydı. Zlatan Ibrahimoviç ve Thierry Henry’nin yokluğunda ileri uçta sorunlar yaşayan Barcelona, Valencia’ya gol atamayınca, bir puanla yetinmek durumunda kaldı. Real Madrid’in Vallaodid’i Barnebau Stadı’nda 4-2 yenmesiyle birlikte aradaki puan farkı 1’e inmiş oldu. Raul Gonzalez’in 13. ve 18. dakikalarda attığı iki gol ile rahatlayan Real Madrid maçı önde götürmesini bildi ve haftayı avantajlı bir şekilde kapatmış oldu.
Bu sezon kötü günler geçiren Atletico Madrid Osasuna deplasmanında tam anlamıyla dağıldı: 3-0. Geçtiğimiz sezonun ortasında Valencia’nın başına geçen teknik direktör Abel Resino’nun görevine son verileceği ve yerine Fatih Terim’in geçebileceği son günlerdeki gündem konusu. Ancak taraflardan herhangi bir açıklama henüz yapılmış değil.
Sezon sonunda ilk dört içinde yer alması en muhtemel iki takımın mücadelesinde ise Deportivo La Coruna Sevilla’yı Juan Rodriguez’in golüyle 1-0 yendi ve rakibiyle puanlarını eşitledi.

Almanya Bundesliga
Almanya’da haftanın maçı namağlup iki ekip olan Hamburg ve Bayer Leverkusen arasında oynandı. Hamburger Volksparkstadion’da gol sesi çıkmayınca ligin ilk iki sırasındaki durum değişmedi.
Lider ikilinin puan kaybetmesinden en çok faydalanan takım ise Stuttgart’ı deplasmanda yenen Schalke 04 takımı oldu. 19 puanla üçüncü sırada olan Schalke 04’ün ardından Hoffenheim’ı 2-0 yenen Werder Bremen takımı geliyor. Onların hemen ardında ise Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakibi Wolfsburg var. Wolfsburg da alt sıralardaki Mönchangladbach’ı yenerek üst sıralardaki yerini korudu. Son olarak Bayern Münich takımının da Freiburg’u 2-1 yenerek altıncılığa yükseldiğini belirtelim.
İtalya Seria A
İtalya’da sonucu merkla beklenen müsabakada Genoa kendi evinde Internazionale’yi ağırladı. Inter’in galibiyeti sürpriz olmayacaktı ancak Genoa gibi güçlü bir ekibi kendi evinde 5-0 yenmesi şaşırtıcı oldu diyebiliriz. Bu maçtaki ilginç bir olay da ilk yarının son anlarında Dejan Stankovic’in kaleci Marco Amelia’nın kısa düşen pasında havadan gelen topu ortasahadan gelişine vurup ağlara yollamasıydı. Jeneriklik bu gol ile durumu 3-0’a getiren Inter, ikinci yarının başlarında Alessio Scarpi’nin kırmızı kart görmesiyle on kişi kalan Genoa karşısında rahatlayıp farka gitti.
Sampdoria’nın da Lazio deplasmanında 1-1 berabere kalmasıyla Cenova ekibiyle Inter ile arasında iki puan fark oluştu. Üç maçtır kazanamayan AC Milan ise Roma karşısında 2-1 kazanarak taraftarlarının yüzünü biraz olsun güldürmüş oldu. Son üç haftadır düşüşte olan bir başka ekip Juventus ise düşüşüne devam etti ve Fiorentina ile evinde 1-1 berabere kaldı.
Fransa Ligue 1
Fransa liginde haftanın sürprizini lider Lyon’u deplasmanda 2-0 yenmeyi başaran Sochaux takımı gerçekleştirdi. Aynı gün liderliğin diğer adayı Bourdeaux da deplasmanda Auxerre’e 1-0 yenilince liderlik koltuğu Lyon’a kaldı.
Montpellier ekibi son iki maçtaki galibiyet serilerini St Ettienne’i 2-1 yenerek üçe çıkardılar ve Bourdeax’u geçip ligde ikinci sıraya yerleştiler. Üst sırayı zorlayan ekiplerden Monaco Lens’i 2-0, Marsieele Nancy’yi 3-0 ve Lorient de Nice’i 4-1 ile geçip haftayı kayıpsız kapattılar.
Son Tweetler
Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.
Son Yazılar
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
- Brandon Jennings – Under Armour Micro G Black Ice
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike!
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu
Son Yorumlar
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit
- Singapur 2010′da Bir İlk için ABDULLAH
- Singapur 2010′da Bir İlk için guney




