Browsing articles tagged with " Arsenal"
Ara
3

Avrupa Ligleri’nde Geçtiğimiz Hafta

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Avrupa Ligleri’nde haftanın maçını hem bir derbi olması hem de futbol kalitesinin yüksekliği sayesinde Arsenal-Chelsea mücadelesi olarak belirledim.  Ayrıca maçın skorunun da bu kararımda etkisi var.  Özellikle kendi evinde çıktığı maçlarda çok yüksek tempo ile rakibi yıldıran Arsenal, ekibi bu sefer sağlam kayaya tosladı.  Carlo Ancelotti’nin öğrencileri Didier Drogba’nın şahane oyunuyla müthiş bir galibiyet aldılar.  Geçelim Avrupa Ligleri’nde haftanın maçlarına.

Türkiye Süper Lig

Süper Lig’de haftanın maçını seçmek bu hafta biraz zor oldu.  Bursaspor deplasmanında yokları oynayan Galatasaray ve kale direkleri sayesinde farkın önlendiği Bursaspor-Galatasaray mücadelesi mi,  yoksa ezeli rakibinin Bursa’da bıraktığı üç puanın ertesi günü sessiz kapılar ardında bir başka yokları oynayan ve Yılmaz Vural’ın kehanetinde olduğu gibi Kasımpaşaspor’a kendi sahasında 1-3 kaybeden,  Fenerbahçe’nin maçı mı?  Bu zor sorunun cevabını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Geçtiğimiz çarşamba günü Old Trafford’dan üç puan ile dönen Beşiktaş ekibi ise,  ezeli iki rakibinin zor durumlara düşmelerinin ardından altın tepside gelen bu şansı tepmedi ve zor günler geçiren Sivasspor’u Sivas’ta yenmeyi bildi. Böylece Süper Lig’de zirve iyice karışmış oldu.  Fenerbahçe bu futboluna rağmen galibiyet serili sezon başlangıcı sayesinde hala lider durumda.  Ancak cepten yiyorlar ve önümüzdeki hafta Eskişehir deplasmanında bırakın liderliği,  ilk üçe bile girememe durumları var.  İkinci sırada yükselen form grafiği ile Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı yer alıyor.  Üçüncü sırada ise geçtiğimiz haftanın ikincisini mağlup edip,  yerine yerleşen Bursaspor bulunuyor. Bursaspor’u takip eden en yakın takım ise Galatasaray .

Trabzonspor,  Eskişehir’i 2-1 yenip biraz olsun nefes almış durumda.  Ancak Broos’un kovulması ve oyuncular arasındaki huzursuzluk yüzünden önümüzdeki günlerin Trabzon halkı için çok ümit verici olduğunu söyleyemeyeceğim.  Zirve takipçisi Kayserispor da zorlu Manisaspor deplasmanından üç puan çıkardı ve ligde beşinci sırada bulunuyor.

İngiltere Premier Lig

İngiltere’de bol derbili bir haftanın ardından enteresan skorlar olduğunu görüyoruz.  İlk olarak 0-2 biten Everton-Liverpool derbisi ile başlayalım.  Son yedi seneye baktığımız zaman,  Everton’un kendi evinde Liverpool karşısında pek de başarılı olamadığını görüyoruz (5 mağlubiyet 2 galibiyet).  Hafta sonunda da kendi evlerindeki altıncı mağlubiyeti aldılar.

İngiltere’de Haftanın maçı olarak göstereceğim maç ise bir başka derbi mücadelesi olan Arsenal-Chelsea maçı.  Londra derbisinde gülen taraf 0-3lük skor ile Carlo Ancelotti’nin Chelsea’si oldu.  Bu sezon ligde ve Avrupa’da sağlam duruşuyla Chelsea takımı hem ligde,  hem de Şampiyonlar Ligi’nde kupaya en yakın takımlardan biri olarak gözüküyor.

Haftanın enteresan maçlarından biri ise,  West Ham-Burnley mücadelesiydi.  5-3 biten maçın sadece skoruna bakanlar kıran kırana bir mücadele olmuş zannedebilirler. Ancak durum hiç te öyle değil.  Peş peşe gelen gollerle 65. dakikaya 5-0 önde giren Londra ekibi,  artık rehavet mi dersiniz yoksa şanssızlıklar silsilesi mi bilemiyorum,  ama kalesinde peş peşe üç gol gördü ve durum 90. dakikada 5-3’e geldi.  Bu golün ardından Burnley’den Steven Cadwell kırmızı kartla oyun dışında kalmasa ve maç aşağı yukarı 15 dakika daha oynansa belki de dünya futbol tarihinin en büyük geri dönüşü İngiltere’de yaşanacaktı.  Ancak maç hakem Chris Foy’un düdüğüyle sona erdi ve enteresan olmaktan öteye gidemedi.

İspanya La Liga 1

İspanya La Liga’da haftanın maçını daha maçlar oynanmadan seçmiştim;  Barcelona-Real Madrid.  Dünyanın en köklü ve kaliteli derbilerinden (daha önce de belirttim aslında derbi değil ama milyonlarca insan böyle düşünürken tersini söylemek bana mı kalmış!) biri olan Barca-Real mücadelesi futbol kalitesi olarak beklenilenin altında geçti.  Barcelona,  Real Madrid’i ikinci yarıda oyuna giren forveti Ibrahimovic’in golüyle devirdi ve liderliği tekrar rakibinin elinden aldı. Bu bile İspanya’da haftanın maçı olmasına yeter de artar bile.

La Liga’nın 12. Hafta mücadelelerine genel olarak baktığımızda ise enteresan bir durumla karşılaşıyoruz.  Oynanan 10 maçta toplam 7  kırmızı kart gösterilmiş.  Barcelona-Real Madrid maçında karşılıklı birer kırmızı kart olması haftanın panaromasına uygun düşmüş diyebiliriz.

Zirve takipçilerinden Sevilla ve Valencia ekipleri,  ikinci sırada bulunan Real Madrid’in puansız kapattığı haftada aradaki farkı kapatmak için büyük bir fırsat elde etmişlerdi ancak bu iki ekip de kendi evinde berabere kalarak bu şansı tam olarak kullanamadılar diyebiliriz.  Bu ekiplerin hemen ardından gelen Deportivo ise deplasmanda Racing Santander’i 0-1 yenerek haftayı en kârlı kapatan ekiplerdendi.

Almanya Bundesliga 1

Almanya’da lider Bayer Leverkusen,  Stuttgart’ı 4-0 yenerek ldierliğini sürdürdü.  İkinci sırada bulunan Werder Bremen,  Wolfsburg ile berabere kalınca liderle arasındaki puan farkı üçe yükselmiş oldu.  Bremen ekibinin hemen  ardından gelen Schalke 04 ise haftanın sürprizini gerçekleştirdi ve son haftaların yükselen ekibi Mönchangladbach’a deplasmanda 1-0 yenildi.  Hamburg ekibi de Mainz deplasmanında 1-1 berebere kalınca,  Hannover deplasmanından 3-0  galip ayrılan Bayern Münich  haftayı dördüncü sırada kapatmış oldu.

İtalya Seria A

İtalya’da pek de enteresan bir hafta olduğunu söyleyemeyiz.  Uzun süredir lider olan Mourinho’nun Inter’i kendi evinde Fiorentina’yı 1-0 yenmeyi bildi ve liderliğini sürdürdü.  Geçtiğimiz haftayı ikinci sırada kapatan Juventus ise  sezonun sürpriz ekiplerinden olan Cagliari’ye deplasmanda 2-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada kapattı.  İkinci sıraya ise Catania deplasmanında 0-2 kazanan AC Milan oturdu.

Haftanın en olaylı maçı ise üç kırmızı kartın çıktığı,  Genoa-Sampdoria mücadelesi oldu.  Ev sahibi ekibin 3-0 kazandığı maçta Genoa ekibi 45. dakikada 10  kişi kalmasına rağmen 52. ve 53. dakikalarda 2-0 öne geçmeyi başardı.  Daha sonra konuk ekip de 10 kişi kalınca,  bir gol daha bulan Genoa,  maçtan da farklı şekilde galip ayrılmış oldu.  İtalya’da bu sezonun iki flaş ekibin mücadelesi İtalya’da haftaya damgasını vurdu diyebiliriz.

Fransa Ligue 1

Fransa’da lider Bourdeaux,  Nancy deplasmanında 3-0  kazandı ve Lyon’un da kendi evinde Rennes ile berebere kalmasıyla,  aradaki puan farkını ikiye yükseleterek liderliğini sürdürdü.  Bourdeaux’yu yakından takip eden Auxerre takımı,  PSG deplasmanında 1-0 kaybetti ve haftayı üçüncü sırada bitirdi.  Ligue 1’de haftayı dördüncü sırada bitiren ekip ise kendi sahasında Grenoble ile 2-2 berebere kalan Lorient ekibi.  Fransa liginde üst basamaklarda her an takımlar yer değiştirebilirler.  Sezon sonunda takımların hangi sıralarda olacağını kestirmek pek de mümkün görünmüyor.

Kas
29

Londra Derbisi’nde Arsenal 0-Chelsea 3

59030397

Bir Londra derbisi daha geride kaldı.Bu Arsenal ve Chelsea’yi karşı karşıya getiren 145. Londra derbisiydi.İki takım arasında oynanan daha önceki maçlara bakarsak Arsenal’ın 59 galibiyetine karşı Chelsea rakibini 41 kez yenmiş ve 44 maç da beraberlikle sonuçlanmıştı.

Ligde Arsenal,  daha önce kendi sahasındaki maçlarda inanılmaz bir gol üstünlüğü kurmuş ve rakip kaleye 3 golden az attığı bir maç olmamıştı. Buna rağmen Chelsea ise teknik patron Ancelotti’nin önderliğinde ligde zirvede oturuyordu.  Emirates stadyumu yine tıklım tıklım doluydu.İngiliz seyircisinin maçı izleme stiline ve maçı yaşamasına gerçekten hayran olduğumu söylemeliyim. Stadın atmosferi görülmeye değerdi maç öncesinde. Londra ise yağmurlu günlerinden birini daha yaşıyordu.

Chelsea kontrolündeki ilk yarı :

Bu atmosferde başlayan maçta Chelsea maçın başından itibaren ayağa pasları ve özellikle orta sahasındaki iki önemli isim Frederick Lampard ve Michael Essien’in sağlam oyunuyla kontrolü eline alan taraftı. Gunners(Arsenal) ise saha ve seyirci avantajını sahaya yansıtmaya çalışıyor,  istekli ama tutuk bir futbol ortaya koyuyordu. Bu şekilde ilerleyen maçta her zaman orta saha kontrolünü eline alan takımın maçtaki kontrolü de ele geçireceği gerçeğini sözlerimize ekleyelim. Ashley Cole’un sol kanattan yaptığı bindirmelerden bir tanesinde top Chelsea golcüsü Didier Drogba ile buluşuyor ve golcü futbolcu maçın 41. ci dakikasında ayak içi plasesiyle topu sağ üst köşeden ağlara yolluyordu.  Maviler’i(Chelsea), Emirates’te 1-0 öne geçiren Didier Drogba böylece yine bir Arsenal maçında golünü atmayı başarmış oluyordu. Golün hemen akabinde daha ilk golün şokunu üstünden atamayan Gunners savunmasına yine Ashley Cole soldan bir atakla güçlük yaşatıyor ve içeri kestiği sert ortaya ters bir ayak koyan Arsenal’li savunmacı Thomas Vermaelen topu kendi ağlarına yolluyordu. Böylece Maviler ilk yarının son dakikasında farkı ikiye çıkarıyorlardı.

59030536

Yüklenen bir Arsenal ama son sözü söyleyen Didier Drogba :

İkinci 45 dakikaya Arsenal farkı azaltmak ve Chelsea’yi yakalamak amacıyla çıktı. Arsenal’in 1996 yılından beri teknik patronluğunu yapan Fransız çalıştırıcı Arsene Wenger hücum hattını güçlendirmek amacıyla sahaya Theo Walcott ve Song Billong’u sürdü. Özellikle ikinci yarının ilk 10 dakikasında rakip kalede etkili görünen Arsenal,  tartışılacak bir pozisyonda topu ağlara rus futbolcusu Archavin’le göndermeyi başardıysa da,  daha öncesinde Eduardo’nun Chelsea kalecisine rakip kale sahasında yaptığı hareketi faul olarak değerlendiren maçın hakemi Andre Marinner,  golü geçersiz saydı. Belki de bu Arsenal için maçı değiştirme fırsatıydı. Bu dakikadan sonra geliştirdiği atakları yetersiz kalan Arsenal,  benim yorumumca Robin Van Persie gibi bir yıldızını sahada çok aradı.Orta sahada Francesc Fabregas ve oyuna sonradan bir koz olarak sokulan Walcott yeterli verimi sağlayamayınca Arsen Wenger’in bütün planları alt üst olmuş oldu.Bu arada Chelsea’de ise günün başarılı isimleri Joe Cole ve özellikle top saklaması ve pas dağıtmasıyla Nicolas Anelka’ydı.

Maçın 86. dakikasında Arsenal ceza sahası dışında kazanılan frikikte topun başına geçen Fildişi sahil’li golcü Didier Drogba sağ ayak içi plasesiyle maça gelen Emirates tribünlerindeki Arsenal taraftarını adeta evlerine yolladı. Maçı 3-0 ‘a getiren golü atan Didier Drogba sahayı alkışlar arasında terketti. Maçın kalan bölümünde gol sesi çıkmadı ve Chelsea Londra derbisinde Gülen taraf oldu. Bu skorun ardından ligde Chelsea puanını 36 yaparken,Arsenal ise 25 puanda kaldı.

Londra’nın yağmurlu bir akşamüstüsünde oynanan bu futbol maçı yine bize keyif veren dakikalar yaşattı. Özellikle stadyumdaki hava ve futbolcuların maç içerisindeki birbirlerine karşı tutumları bir futbol izleyicisi olarak bu oyundan büyük bir haz almamızı sağlıyor.

Ağu
27

Premier League’de 3. Hafta

By Editor  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Premier Lig’de 3. haftayı geride bıraktık ve lige fırtına gibi giren iki Londra ekibi Tottenham Hotspurs ve Chelsea FC takımları yollarına kayıpsız devam ediyorlar. Arsenal ve Manchester City takımları da tüm maçlarını kazanan ancak birer maç eksiği olan diğer iki takım durumundalar.

Liverpool-Aston Villa

Sezona her zamanki gibi lig şampiyonluğu parolasıyla girip ilk hafta Tottenham Hotspurs’a kaybeden Liverpool FC takımı haftanın sürprizini yaptı ve üçüncü haftada kendi evinde Aston Villa’ya da 3-1 kaybetti. Rakibine Anfield Road’da tam 8 senedir mağlup olmayan ‘Kızıllar’ böylece ilk üç haftada bir galibiyet ve iki mağlubiyet alarak son yıllardaki en kötü sezon açılışını yaptılar.

Kendi sahasında kaybettikleri bu maçın bir başka önemi ise 2007 Aralık ayında Manchester United’a bu stadyumda kaybettikten beri 31 lig maçında burada kaybetmemiş olmalarıydı. Böylece bu serinin de sonuna gelinmiş oldu.

Londra Ekipleri


Bu sezon Londra takımları lige müthiş bir başlangıç yaptılar desek fazla abartmış olmayız sanırsam. Rus milyoner Abramoviç’in takımı Chelsea FC zaten her sezona ligde ve Avrupa’da kupa iddiası ile giriyor ancak son sezonlarda iki kulvarda da istediklerini elde edemiyorlardı. ‘Maviler’ üçüncü haftada da Fulham’ı Drogba-Anelka ikilisinin birbirlerine yaptıkları asistlerle 2-0 yendiler ve lig maratonuna üçte üç ile girdiler. Bakalım Carlo Ancelotti yönetiminde ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde başarıya ulaşabilecekler mi?

Chelsea’nin ihtişamına sahip olmasa da güçlü taraftar grubu ve derin kadro yapısıyla sezona rüya gibi giriş yapan bir diğer Londra ekibi ise Tottenham Hotspurs. Ligin açılış maçında müthiş bir mücadele örneği gösterip Liverpool’u devirmişlerdi ve üçüncü haftada da zorlu West Ham deplasmanından 3 puan çıkarmayı başardılar. Bakalım Harry Redknapp yönetimindeki ‘Spurs’ bu formunu sezon sonuna kadar devam ettirebilecek mi?

Bu sezona hızlı giren son Londra ekibi de genç kadrosu ve etkileyici rotasyon sistemiyle başarıyı kovalayan Arsene Wenger’in Arsenal ekibi. Hafta içi oynanan Şampiyonlar Ligi Play-off mücadelesi nedeniyle Bolton ile oynamaları gereken maç ertelenmişti. Üçüncü haftada ise Emirates Stadı’nda Portsmouth’u 4-1 ile geçtiler ve onlar da oynadıkları iki karşılaşmadan iki galibiyet çıkarmış durumundalar. Bu sezon İngiltere’de futbolun kalbi Londra atacak gibi görünüyor.

3. Hafta Toplu Sonuçlar

Liverpool 1-3 Aston Villa,

Fulham 0-2 Chelsea,

Burnley 1-0 Everton,

West Ham 1-2 Tottenham,

Arsenal 4-1 Portsmouth,

Birmingham 0-0 Stoke City,

Hull City 1-0 Bolton,

Manchester City 1-0 Wolverhampton,

Sunderland 2-1 Blackburn

Wigan Athletic 0-5 Manchester United.

Tem
20

U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası Başlıyor

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

u19_221 Temmuz – 2 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek UEFA U-19 Avrupa Futbol Şampiyonası birçok genç yeteneği gözler önüne serecek. Haziran ayında gerçekleştirilen U-21 Avrupa Şampiyonası’nı yakından takip eden biri olarak bu turnuvayı da açıkçası merakla bekliyorum. Bu turnuva, U-21 turnuvasındaki yıldız oyuncu sayısına göre daha küçük bir yaş grubuna ait olduğundan, daha çok potansiyel yıldızları barındıran bir turnuva olarak görülüyor.

İlki 1948 yılında ‘FIFA Junior Tournament’ (FIFA Gençler Turnuvası) olarak başlatılan bu organizasyon, 1980 yılında UEFA Avrupa Şampiyonası haline getirildi. 1980 yılında U-18 olarak oynanan bu turnuva daha sonra oyuncu statülerinin ve FIFA kurallarının sıklıkla değişmesi nedeniyle önce U-17 oldu, daha sonra ise şu anki hali olan U-19 olarak oynanmaya başlandı.

Son 5 sezonda bu turnuvayı İspanya takımı 3 defa kazandı ve İspanya A Milli takımının şu anki kadrosunu düşündüğümüzde, bu turnuvadaki oyuncuların ve takımların performanslarını inceleyerek aslında bundan üç dört sene sonra hangi ülkenin daha başarılı olacağını tahmin edebiliriz.

Bu seneki turnuvanın bizim için önemli kısmı ise son sekiz takım arasında Ogün Temizkanoğlu’nun yönetimi altında Türkiye’nin de mücadele edecek olması. A ve B grubu olarak dörderli iki gruba ayrılan takımlar şöyle: A Grubu: Ukrayna, Slovenya, İngiltere ve İsviçre. B Grubu: Fransa, Sırbistan, Türkiye ve İspanya.

Aslında A Milli takımlar seviyesinde düşünürsek bizim gruptaki rakiplerimiz diğer gruba göre daha dişli gözüküyorlar. Ancak bu yaş kategorisinde A Milli takımlarda olduğu kadar kalite farkı olmadığından bütün takımların şansı aşağı yukarı eşit görünüyor.

u19_1

Maçlar başlamadan önce bu sekiz takımda bulunan bazı yakından izlemeye değer oyuncudan bahsedelim. Türkiye takımından başlarsak öncelikle göze çarpan bir oyuncudan ziyade bir takım oluyor. U-19 Milli takımımıza en çok oyuncu veren kulübün Galatasaray (5 futbolcu) olduğunu görüyoruz. Galatasaray’dan sonra Bursaspor da üç oyuncu ile geleceğe yatırım yaptığı aşikar olan bir başka kulübümüz. Beşiktaş iki oyuncu ile temsil edilirken Fenerbahçe’den kimsenin olmaması aslında Fenerbahçe’nin oyuncu yetiştirme politikasında yıllardır tartışılan ‘alt yapıya önem vermeme’ sorunu bir kez daha gözler önüne seriliyor. Türkiye’nin bu turnuvadaki kozları Avrupa’da birçok kulübün yakından takip ettiği Bursasporlu Sercan Yıldırım ve Beşiktaş’ın yeni transferi Rıdvan Şimşek olacak. Tam kadromuz ise şu şekilde: Murat Akça, Emirhan Ergün, Çetin Güngör, Sinan Osmanoğlu, Fatih Serkan Kurtuluş (Galatasaray A.Ş.), Eren Albayrak, Serdar Aziz, Sercan Yıldırım (Bursaspor) Umut Sözen, Özgür Çek (Ankaraspor A.Ş.), Necip Uysal, Rıdvan Şimşek (Beşiktaş A.Ş.) Metin Uçar, Soner Aydoğdu (Gençlerbirliği), Bayram Olgun (MKE Ankaragücü), Uğur Parlak (Dardanelspor A.Ş.), Tunay Torun (Hamburger SV), Onur Ayık (SV Werder Bremen), Yavuz Özsevim (Dardanelspor A.Ş.).

İngiltere

İngiltere Milli Takımı’nda benim gözüme çarpan iki futbolcu Premier Lig’de de zaman zaman görev alan Manchester United’lı Danny Welbeck ve Arsenal’li Gavin Hoyte. Alex Ferguson ve Arsene Wenger’in genç yeteneklere ne kadar önem verdiğini hepimiz biliyoruz. Her sezon en az bir iki oyuncuyu A takıma ve dolayısıyla da genç milli takımlara kazandırıyorlar.

Fransa

Fransa takımında ise forvet hattında Damien Le Tallec izlenmesi gerek bir genç yetenek. Stade de Reims takımında pek şans bulamasa da milli takımlar seviyesinde çok sayıda maç yapmış deneyimli bir genç oyuncu. Bakalım Fransa’nın skor yükünü sırtlayabilecek mi?

İspanya

İspanya takımında ise en deneyimli oyuncu olarak görünen Camacho sakatlığı dolayısıyla turnuva kadrosundan çıkarıldı ve bu İspanya’da şok etkisi yarattı. Ağabeylerinin geçtiğimiz yaz kazandığı Avrupa Şampiyonası ile onlardan da beklenti elbette şampiyonluk.

Diğer Milli Takımlar

İsviçre, Slovenya, Sırbistan ve ev sahibi Ukrayna takımları ise daha çok yerel takımlarında oynayan genç yeteneklerden oluşan takımlar. O yüzden bu takımlarda oynayan oyuncular hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu turnuvadan sonra eminim bu takımlardan da bazı oyuncular kendilerini gösterip transfer konusu olacaklardır.

Özellikle son yıllarda UEFA’nın hem maddi hem de manevi olarak genç oyuncu yetiştirme konusuna büyük bir ağırlık verdiğini biliyoruz. Ayrıca her sene Avrupa’daki liglerde yer alan takımların daha fazla altyapıdan oyuncu bulundurmasını sağlayacak kurallar koyduğunu da biliyoruz. Böylece U-19 Avrupa Şampiyonası gibi turnuvaların önemi daha da artıyor; çünkü kulüpler altyapılarında daha çok oyuncu yetiştirip bu tip turnuvalarda bu oyuncuları dünya piyasasına sunma imkanı buluyorlar. Elbette oyunculara da gelecek kariyerleri için çok büyük bir imkan doğmuş oluyor. Son söz olarak, umarım çekişmeli ve üst düzey futbolun olduğu bir turnuva izleriz ve Türkiye takımı 1992 yılından sonra bir kez daha şampiyonluk sevincini bizlere yaşatır.

Tem
19

Sivasspor’un Şampiyonlar Ligi Yolu

sivasspor

Dört büyükler haricinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne katılma fırsatı elde eden Türk takımı olan Sivasspor’un üçüncü eleme turundaki rakibi Anderlecht oldu. Türk spor basını Sivasspor’un Anderlecht ile eşleştiği haberini verirken bir detayı kimi zaman gözden kaçırıyor. Sivasspor’un Anderlecht’i elemesi Şampiyonlar Ligi gruplarına girmesi anlamına gelmiyor.

Önceki yıllarda Şampiyonlar Ligi’nde 3.tur’u geçen takımlar grup maçları oynamaya hak kazanırdı. 2009/10 sezonu ile birlikte bu sistem değişti. Sivasspor, 3.turu geçmesi halinde “play-off turu” olarak adlandırılan bir tur daha oynayacak. Sivasspor, eğer Anderlecht’e elenirse UEFA Ligi play-off turundan Avrupa macerasına devam edecek.

Kısaca Şampiyonlar Ligi’nde değişen statünün Sivasspor’a nasıl yansıdığını gözden geçirelim.

Şampiyonlar Ligi Grup maçlarına katılacak 32 takımın 22 tanesi bu hakkı direkt olarak kazandı. Bu takımların arasında bulunan Beşiktaş, 18. seribaşı olarak  eleme maçları oynamadan yoluna devam edecek.  Geriye kalan 10 takım ise ön eleme turları ile belirlenecek.

Öneleme turları “Şampiyonlar Yolu” ve “Şampiyon Olmayanlar Yolu” olarak ikiye ayrıldı. Şampiyonlar Ligi ön elemesinde bir ülkeden birden çok takım mücadele ettiği için bu ayrımı gerekli gören UEFA’nın amacı liginde şampiyon olan takımların Şampiyonlar Ligi yolunu açabilmek.

Buna göre “Şampiyonlar Yolu” diye adlandırılan kanattan, 5 takım şampiyonlar ligine katılma hakkı kazanacak. Sadece ülkelerinde şampiyon olmuş takımların mücadele ettiği bu kanattan gelen takımlar böylelikle Arsenal, Lyon, Stuttgart gibi Avrupa’nın önemli liglerinde şampiyon olamasalar da güçlü olan takımlarla eşleşmeden Şampiyonlar Ligi’nin yolunu tutacak. Örneğin, Litvanya şampiyonu olan FK Ekranas’ın Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için oynayacağı ön eleme turlarında Arsenal’le karşılaşma şansı yok. Onun yerine, kendi gibi üst düzey olmayan Avrupa Ligleri’nin şampiyonlarını elemesi gerekiyor. Bu gruba giren en zorlu lig, Yunanistan ligi denebilir.

Sivasspor’un katıldığı “Şampiyon Olmayanlar Yolu” ise bir hayli dikenli. Avrupa sıralamasında 6. olan ülkenin üçüncüsü ve 7 ila 15. sıradaki ülkelerin ikincilerinde oluşan 10 takım 3. eleme turundan bu heyecana başlıyorlar. Sivasspor, Türkiye ikincisi olarak 3. turdan başladı. Eğer Sivasspor, Anderlecht’i iki maç sonucunda eleyebilirse, Play-off turuna katılacak. Play-off turunda, 3. eleme turunda “şampiyon olmayanlar yolu”ndan  gelen 5 takım ve Avrupa’nın en zorlu liglerinde ilk ikiye girememiş takımlarla mücadele edecek. Bu takımlar arasında İngiltere dördüncüsü Arsenal, İtalya dördüncüsü Fiorentina, İspanya dördüncüsü Atletico Madrid ile Fransa üçüncüsü Olimpik Lyon ve Almanya üçüncüsü Stuttgart yer alıyor.

Sivasspor’un Gruplara Giden Yolu

Bir başka deyişle Sivasspor’un şampiyonlar ligine katılması için önce Anderlecht’i, sonrasında ise aralarında Avrupa’nın en önemli liglerinden takımlarının da bulunduğu kurada karşısına çıkacak bir diğer takımı yenmesi gerekiyor.Bu da Sivasspor’un şansını iyice zora sokuyor.

Sivasspor, Anderlecht’e elenirse Avrupa Ligi play-offlarına, bir sonraki turda elenirse ise Avrupa Ligi Gruplarına direkt olarak katılma hakkı kazanacak.

Sivasspor’a bu zorlu yolda başarılar diliyoruz.

Tem
18

Wenger ve Beyaz Şövalyeler

By Volkan Koç  //  Futbol, Futbolmag  //  No Comments

Arsene-Wenger-001

Arsene Wenger, 13 Yıldır Arsenal’in Teknik Direktörlük Koltuğunda Oturuyor

Arsene Wenger, bir televizyon programında kendi futbolcularını küçük yaştan itibaren nasıl yetiştirdiğinden bahsedip bir nevi kendi elleriyle büyüttüğü takımını 13 senedir istikrarlı olarak nasıl iyi bir çizgide tuttuğunun sırrını anlatmıştı. Arsenal Futbol Akademisi olarak; önce 7-14 yaşındaki gelecek vaat eden küçük futbolculara teknik kazandırdıklarını, sonrasında ise 15-17 yaşında belli bir noktaya gelen bu küçük yıldızlara hız ve esneklik gibi fiziksel güç kattıklarını söylemişti. Bu eğitimlerin ardından başarılı olan oyunculara ise son ve en önemli olarak kazanılması gereken mentalite; vizyon ve disiplini aşıladıklarını ifade etmişti.

Arsene Wenger, kendi Arsenal’ini nasıl yarattığını böyle dile getirirken istikrarın ve altyapının ne derece önemli olduğunu da ayrıca vurgulamış, bende de son dönemlerdeki transferlerin etkisinden olsa gerek, Real Madrid taraftarlarının bu söylemi desteklemeyeceği fikri belirmişti. Çünkü bilirsiniz ya, Real Madrid bu! Ne altyapısı, ne istikrarı?

Yaptığı yüksek bonservisli transferler ile eleştiri konusu olan son nesil Galacticos, bu aralar yine son zamanlarda çıkan bir tartışma konusu ile gündemde; ama bu seferki ne altyapı sistemini eleştirmeye yönelik, ne de istikrarsızlığı…

Özellikle Perez’in gelmesiyle her şeyin kusursuz gittiğini düşünenlerin sayısı elbette az değil; yalnız onlar bile ileride oluşabilecek potansiyel bir otorite boşluğundan söz etmekteler. Birçok kişi bu ekipte Pellegrini’nin zayıf halka olduğundan hemfikir. Üstelik Galaksililer’de yerine konması gereken eksik taşın Arsene Wenger olduğunu düşünenlerin sayısı bir hayli fazla.

Arsene Wenger Hayali

Los Galacticos yaratıcısı Florentino Perez tarafından Arsene Wenger’e ‘süper yıldızları yönet’ teklifi getirildiğinde şaşırmadım değil doğrusu. Bir de bu teklifin Los Galacticos 2 projesinin ilk hamlesi olduğunu göz önüne alalım. İnsan ister istemez ‘Acaba Real Madrid uzun vadeli gelecek planları mı yapıyor?’ diye düşünüyor. Ancak 107 yıllık tarihte 57 teknik direktör değişikliği, bu sahte planlara delil niteliğinde.

Arsene Wenger’in oğlu gibi büyüttüğü, gözbebeği Arsenal’den ayrılıp beyazların koltuğuna oturması benim gözümde hayalden öteye geçmedi nedense. Nitekim Arsene Wenger de bu teklifi kibarca reddetti. Kulübünde 13 yıllık geçmişe rağmen daha aşılacak çok kilometre taşı olduğundan bahsetmesiyle, sanki Sir Alex Ferguson’un izinden gittiğini belli etmekteydi. Ayrıca Arsenal’de oynattığı güzel oyunu Madrid’de oynatmanın biraz zaman alacağını biliyordu. Kuşkusuz, beyazlıların herhangi bir başarısızlıktan sonra teknik direktörlerinin arkasında olmaları(!) Wenger’e güzel bir referans teşkil etmişti. Bırakın hüsranı, herhangi bir kaybedilişin büyük sonuçlar doğuracağını ve Bernabeu’daki 80.000 taraftarın üzerlerindeki o beyaz formaları çıkartarak mendil niyetine sallayacağını da gayet iyi biliyordu ve üstelik bununla da bitmiyordu.

O beyaz koltuktan ziyade Barça’ya yakıştığını düşündüğüm bu teknik adam, Barcelona altyapı koordinatörleri gibi ‘güzel pas atmanın, gol atmaktan çok daha zor olduğunu’ biliyor ve öğrencilerine bu felsefeyi aşılıyor. Her ne kadar Arsenal’de başarıya giden yolun taşlı olduğunu görse de, üstelik her ne kadar son yıllarda Manchester United ve Chelsea’nin gölgesinde kalan bir ekibe sahip olsa da Los Galacticos sisteminin kalıcı bir başarı sağlayamayacağından emin olsa gerek. Elbette en önemlisi; Bergkamp’lı, Henry’li, Vieira’lı dönemi aratmayacak yeni ve daha güçlü bir jenerasyonun mimarı olarak sahalarda yer alacağına hiç kuşkum yok. Çünkü Arsenal’in yeni nesli artık tamamen Arsene Wenger’in yetiştirdiği veya aldığı oyunculardan kurulu olmaya başladı bile.

Florentino_Perez_822960a

Florentino Perez, Geçtiğimiz Aylarda İkinci Kez Real Madrid’e Başkan Olarak Seçilmişti

Peki ya Wenger’in kararından sonraki Beyazlılar ne alemde? Elbette Perez, Real Madrid`in öz felsefesinden taviz vermemekte ve son senelerde sessiz kalan beyaz şövalyeleri yeniden şahlandırmak niyetinde. Başarısız Wenger girişiminin ardından izlediği yol ise yıldızlardan kurulu toplama bir ekip yaratmak. Hele bir de paraniz varsa ve dünyanın en büyük kulüplerinden biriyseniz neden bir Play Station takımı daha kurmayasınız? Bu noktada 2. Galacticos projesi başarıya ulaşır mı bilinmez; ama o şanlı şöhretli beyaz şövalyeleri daha fazla gölgede bırakmamak için denemeye değer diyelim. Özellikle de en büyük rakibiniz bir sezonda 3 kupayı birden alarak tüm spot ışıklarını kendi üzerine cekmişse…

Aramıza yeni katılan Volkan Koç’a ilk yazısı için teşekkür ederiz.

May
9

Türkiye Genç Milli Korosu

By Editor  //  Futbol, Haberler  //  1 Comment

17 Yaş Altı Milli Takım, Avrupa Şampiyonası’ndaki ikinci maçında Hollanda’ya 2-1 yenilerek grupta son sıraya yerleşti. İngiltere ile oynayacağımız üçüncü maç bir formaliteden ileriye gidemeyecek.

Yazının başlığı maç öncesi yaşanan ilginç bir olaya atıfta bulunuyor. Türk Milli Marşı’nı çalacak olan CD çalışmayınca, sporcularımız milli marşı herhangi bir destek olmadan söylemek durumunda kaldılar. Organizasyondaki bu bozukluk moralleri bozsa da Türk sporcuların bu sempatik hareketi tribündeki seyircilerin alkışıyla karşılandı.

İlk yarının son dakikasında Castaignos’un (Feyenoord) golüne engel olamayan milli takımımız üstün oynadığı devreyi mağlup tamamlamış oldu. İkinci yarıda ise Ligeon’un(Ajax) golü ile fark ikiye çıktı. Muhammet’in 66. dakikada farkı bire indirdiği gol takımımıza ümit verse de son dakikalarda başka gol olmadı ve ikinci maçımızda ikinci mağlubiyetimizi almış olduk.  Hollanda takımında 10 numaralı formayı giyen Oğuzhan Özyakup da milli takımımıza karşı oynamış oldu. Oğuzhan, önümüzdeki sezondan itibaren Arsenal forması giyecek.

Ülkemizi Avrupa’da ilk 8′e sokan sporcularımızı tebrik ederiz. Umarız , bu turnuva önemli bir tecrübe olmuştur.

May
8

Şampiyonlar Ligi’nde Sona Doğru

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Az kalmıştı… Hem de çok az kalmıştı. Yunanistan’ın 2004 ruhu az daha canlanıyordu. Ama olmadı ve zor da olsa güzel futbol temkinli futbolu yendi. Chelsea-Barcelona maçının son dakikasına kadar herkes tırnaklarını yedi ama İniesta, 93. dakikada İngilizler hariç herkesi rahatlatan golünü attı ve Barcelona’yı finalde Manchester United’ın rakibi yaptı.

Aslında İspanya’da 0-0 biten ilk maçın ardından ikinci maçın da bol gollü olmayacağı bekleniyordu; Ama bu kadar da dramatik bir son beklenmiyordu açıkçası. Chelsea, Essien’in kariyerinin en güzel gollerinden birini Barcelona maçına denk getirmesi sayesinde tam istediğini elde etti. Erken öne geçen Chelsea, dillere destan savunmasını yapmaya başladı. Gerçekten de Avrupa’da sezonun en formda ismi Messi topu alınca dört bir yandan sarılıyor ve hemen geriye veya yana pas atmak zorunda kalıyordu. Sanki her topa iki kişi basıyordu ve Barcelona topa devamlı sahip olsa da topu kale ağlarına dokundurmadığı sürece yarı final son durak gibi gözüküyordu. İşte o anda artık bir sezonun çalışması mı dersiniz, şans mı dersiniz yoksa futbol tanrıları mı dersiniz bilemem; ama İniesta maç bitti derken bir anda golü attı ve Barcelona final vizesini kaptı.

İstatistiklere bakarsak Barcelona’nın iki maçın toplamında ortalama %64 oranla topa sahip olduğunu görüyoruz. İki maçta toplam 1359 pas yaptılar ve bunların 1216′sı hedefi buldu. Bu da %89 gibi bir orana denk geliyor. Chelsea’ye baktığımızda ise iki maçta toplam 687 pas attı (Barcelona’nın sadece ikinci maçta 691 pas yapmış olduğunu aklımızda bulunduralım) ve bunların 409′u hedefi buldu. Bu da %59 gibi bir orana eşit. Yani Barcelona topa hakim olmuş ve isabetli pas yapmış; Chelsea’nin ise kaptığı toplarda veya rakibinin hata yaptığı zaman aldığı topları ileri doğru vurmuş ya da kaybetmiş olduğunu görüyoruz.

Kaleyi bulan şutlarda ise ilk maç ve ikinci maç arasında ciddi bir fark var. İlk maçta Nou Camp’ta Barcelona 20 şut attı ama bu şutlardan sadece 6 tanesi kaleyi buldu. Buna karşın Chelsea toplamda 3 şut attı ve sadece 1 tanesi Victor Valdes’e ulaştı. İkinci maçta ise herhalde seyircisine ayıp olmasın diye Chelsea takımı 12 tane şut çekti ve bunlardan 4 tanesi kaleyi buldu. Zaten bunlardan biri de Essien’in muhteşem şutu. Buna karşın Barcelona 14 defa kaleye şut çekti; ama futbol tanrıları burada devreye girip güzel futbolu korudular. Kaleye çekilen 14 şutun sadece biri kaleyi buldu; o da İniesta’nın 93′teki ölümcül şutuydu. Başta da dediğimiz gibi istediğinizi kadar topa sahip olun ve istediğiniz kadar şut çekin; sonuçta önemli olan topu kale ağlarının iç tarafına değdirebilmek. En azından bir futbol sever olarak tek tesellimiz Barcelona’nın soğuk terler dökmesine rağmen güzel bir futbolla finale kalmış olması.

Arsenal: 1 – Manchester United: 3

Yarı final eşleşmelerinin öteki ucunda ise pek de bir çekişme olduğunu söyleyemeyiz. İlk maçı evinde O’Shea’nın golüyle 1-0 kazanan Manchester United takımı ikinci maçta da Arsenal’i erken bulduğu gollerde daha maçın başında turnuva dışında bıraktı.

Topa sahip olma oranlarına baktığımıza iki takımın da ev sahibi olduğu maçlarda rakibine az da olsa bir üstünlük kurmayı başarmış olduğunu görüyoruz. İlk maçta Old Trafford’da Manchester %55 ile topa sahip olurken, Emirates Stadı’ndaki ikinci maçta ise Arsenal’in %56 ile topa sahip olduğu görülüyor. Gerçi iki maçı da Manchester Utd’ın kazandığını düşünürsek aradaki bu ufak farkın pek de önemli olmadığını anlıyoruz.

Kaleye atılan şutlara baktığımız zaman esas farkın nerede olduğunu görebiliyoruz. İlk maçta Manchester Utd. kaleye 14 şut atıp bunlardan 8′i kaleyi bulmuşken, Arsenal deplasmanda pek etkili olamayıp sadece 5 şut atmış ve bunlardan 1 tanesi kaleyi bulmuştu. İkinci maçta ise atılan şutlarda dengeye ulaşılmış olsa da bu şutların kaleyi bulma oranında yine Manchester’ın üstünlüğünü var. Emirates’de Arsenal kaleye 13 şut attı ve bunların 5 tanesi kaleyi buldu. Öte yandan Manchester adet 14 şut attı ve 10 tanesi hedefi buldu. Zaten genel kanıya göre ortalama bir futbol maçında atılan şutların kaleyi bulanları içinde her üç tanesinden biri gol oluyor. Bu durumda Emirates’teki maçın bu olguya uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Manchester-Arsenal maçları hakkında zaten çok bir şey söylemeye gerek yok. Son yıllarda Manchester’ın rakibine göre biraz daha üstün olduğunu görüyoruz. Bu üstünlüğü elbette sadece saha içi etmenlere bağlamak doğru olmaz. Arsenal’in Emirates Stadı’na yaptığı yatırımdan dolayı son yıllarda mali olarak rakipleri kadar güçlü olmaması, yapılan transferlerin yıldız oyunculardan ziyade yıldız olmaya aday potansiyel genç oyunculara yönelik olmasına neden oldu. Bunun sonucunda da Premier Lig’de ve Şampiyonlar Ligi’nde kadro genişliği konusunda sıkıntılar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Ancak genç oyunculara yapılan bu yatırımın uzun vadedeki getirilerini önümüzdeki üç dört sene içinde göreceğiz. Arsenal takımı eğer kadrosunu koruyabilir, Arsene Wenger takımın başında devam eder ve biraz da sabırlı olunursa, 2012′den sonra uzunca bir süre onlardan bahsedecekmişiz gibi görünüyor.

May
4

Avrupa Liglerinde Sezonun Sonuna Doğru

By Emir Güney  //  Futbol  //  No Comments

Avrupa futbol liglerinde 2008-2009 sezonunun artık son haftalarına giriyoruz. Bazı liglerde heyecan ve gergin bekleyişler artarken bazı liglerde ise şampiyonlar belli oldu bile. Aşağıdaki sıralama şampiyonluğa en yakın olan takımların bulunduğu ülkeden başlayarak son haftalarda puan ve çekişme olarak en fazla belirsizliğin olduğu lige doğru giderek yapılmıştır.

Yunanistan Süper Ligi

Bu sezon fikstür itibari ile ilk olarak sona eren lig Yunanistan Ligi oldu ve 2006′da Yunanistan’da Süper Lig olarak adlandırılan 1. ligi geçtiğimiz iki sezonda olduğu gibi Olympiakos kazandı. Olympiakos böylelikle lig şampiyonluğu sayısını 37′ye çıkardı. Bu konuda en yakın takipçilerinin 19 şampiyonlukla Panathinaikos olduğunu düşünürsek Yunanistan’da uzunca bir süre liderliklerini koruyacaklar gibi gözüküyor. Hatta daha da detaylı açıklamak gerekirse, içinde bulunduğumuz yüzyılda Yunanistan’da sadece bir kere Olympiakos dışında bir takım şampiyon oldu: 2004 yılında Panathinaikos. Olympiakos’un arkasından Paok ikinci, Panathinaikos üçüncü, AEK dördüncü ve Tümer Metin’in de kadrosunda bulunduran Larissa kulübü ligi beşinci bitirdi.

Hollanda Casino Eredivise

Avrupa’da Olympiakos’dan sonra sezon bitmeden şampiyonluğunu ilan eden ilk takım Luis van Gaal’in AZ Alkmaar’ı oldu. 31. haftaya Twente’nin 11 puan önünde lider giren AZ kendi sahasında Vitesse’ye 2-1 kaybetse de Twente’nin de deplasmanda Feyenoord’a kaybetmesiyle puan farkı korunmuş oldu ve bitime dört hafta kala tarihindeki ilk şampiyonluğunu ilan etti. Lois van Gaal son yıllarda AZ Alkmaar’ı göze hoş gelen futbol oynayan bir takım haline getirmeyi başarmıştı ancak bir türlü şampiyonluğa ulaştıramıyordu. Bu sezon ise rakiplerine karşı ciddi bir fark yaratarak ve herkesin takdirini toplayarak şampiyon olmayı başardılar. Eredivise’de AZ’nin ardından gelen takım ise son haftaya 4 puan farkla giren ve ikinciliği garantileyen Twente kulübü. Twente de AZ gibi son yıllarda çıkışa geçti ve sezon sonu sürekli ilk beşte gördüğümüz takımlardan biri haline geldi. Önümüzdeki sezonlarda Twente de ilk Eredivise şampiyonluğuna ulaşırsa hiç şaşırmamak gerek. Son haftaya girildiğinde Twente’yi 4 puan geriden gelen Ajax; Ajax’ı da 3 puan geriden gelen PSV takip ediyor.

Portekiz Süper Ligi

Portekiz’de son üç haftaya girildiğinde Porto 6 puan farkla Sporting Lisbon’un önünde liderliğini sürdürüyor. Sporting Lisbon’un 5 puan ardından ise Benfica geliyor. Toplamda alınabilecek 9 puan olması ve Porto’nun 6 puan farkla lider olmasıyla belki de önümüzdeki haftasonu Portekiz’de 2008/09′un şampiyonunun kim olduğunu öğreneceğiz.

İngiltere Premiership

İngiltere’de son üç haftaya girdiğimizde her zamanki gibi ilk dört sıra aynı dört takım arasında paylaşılmaya çalışılıyor: Manchester Utd., Liverpool, Chelsea ve Arsenal. Manchester Utd. bir maç eksiğine rağmen 3 puan farkla Liverpool’un önünde lider durumda. Manchester Utd’ın eksik maçı Wigan deplasmanı ve o maçı da kazandığını varsayarsak şampiyonluk için ciddi bir avantajları olduğunu söyleyebiliriz. Alınabilecek 9 puan ve 6 puan fark (Wigan maçını kazandı sayarsak) göz önünde bulundurulursa Porto’dan sonra Manchester Utd da normal sezon bitmeden şampiyonluğunu ilan edecek takımlar arasında en iddialısı. Onların ardından Chelsea’nin 3 puan önünde olan Liverpool var ve son haftaya kadar onlar da yarışın peşini bırakmayacaklar; çünkü taraftar artık Liverpool’un Premiership’i kazanma zamanının geldiğini düşünüyor. En son 1. Lig şampiyonluğunu en son 1989/90 yılında kazanan Liverpool şu anda İngiltere’de en üst ligi (1888′den günümüze kadar olan) 18 defa kazanarak bu konuda liderliğini sürdürüyor. Ve bu sezonki şampiyonluk mücadelesini daha da heyecanlandıran bir başka unsur ise Liverpool’un ardından İngiltere tarihinde en çok şampiyon olan takım 17 şampiyonlukla Manchester Utd.. Yani bu sezon sonunda Liverpool rakibini geçemezse Manchester Utd. takımı Liverpool’un rekorunu egale etmiş olacak. Ufak bir not olarak da şunu söyleyebiliriz: Manchester Utd. kazandığı 17 şampiyonluğun 10 unu Premiership’in kurulduğu 1992 yılından günümüze kadar olan sürede kazandı.

Liverpool’un 3 puan ardından son yılların en hızlı yükselişe geçmiş takımı olan Chelsea geliyor. Matematiksel olarak onların da şampiyonluğu devam etse de bu sezonu büyük ihtimalle üçüncü bitirecekler. Dördüncü sırada ise Chelsea’nin 6 puan gerisinden ise Arsenal takımı geliyor. Onlar için aslında dördüncü sıra ciddi bir başarı sayılabilir çünkü bu dört takımın kadrolarını incelediğimizde en genç kadro Arsenal takımında bulunuyor.

İspanya La Liga Primera

İspanya Ligi bu sezon da aşağı yukarı her sene olduğu gibi Barcelona-Real Madrid arasındaki bir rekabete dönüştü ve geçtiğimiz pazar günü Real Madrid kendi sahasında Barcelona’yı konuk ettiğinde rakibiyle arasında 4 puan fark vardı. Yani kazandığı zaman 1 puana inecek bir fark ve kalan dört hafta Real Madrid’i yarışa ortak edecekti. Ancak olaylar pek de onların düşündüğü gibi gelişmedi ve tarihi bir maçın ardından Barcelona deplasmanda Real’i 6-2 yenerek puan farkını 7′ye çıkardı. Kalan 4 haftada alınabilecek 12 puan göze alınırsa Real’in hala şampiyon olma ihtimali var. Ancak gerçekçi düşünürsek kendi sahalarında bu kadar ağır bir Barcelona yenilgisinin ardından toparlanıp 12 puan almaları ve bu sırada da Barcelona’nın puan kaybetmesini beklemek sezon sonunda şampiyonun kim olduğunu sanırım bize gösteriyor.

Real Madrid’in peşinden ise Sevilla takımı geliyor; ancak arada 18 puan fark var yani sezon sonu Barcelona’nın ardından Real’in ikinciliği garanti. Bu durum elbette kimsenin bu konuda memnun olduğu anlamına gelmiyor; ama böyle ağır bir mağlubiyetin ardından bir de ikincilik için mücadele etmesi gerekmemesi rahatlatıcı bir unsur. Sevilla’nın üçüncülüğü ise Real’in ikiniciliği kadar garanti görünmüyor. Valencia, Sevilla’nın 4 puan gerisinde ve Atletico Madrid ve Villareal de Valencia’yı 1 puan geriden takip ediyorlar. Yani üçüncülük ve dördüncülük için müthiş bir mücadele var ki bu sıralarda bitirecek takımların Şampiyonlar Ligi ön elemesine vize alacağı düşünülürse heyecanın daha da artacağını söyleyebiliriz.

İtalya Seria A

İtalya’da bu sezon Internazionale fırtınası esiyordu; ancak son haftalardaki rehavet ve formsuzluk sayesinde Inter ardı ardına puan kayıpları yaşadı ve son dört haftaya girdiğimizde Milan ile puan farkı 7′ye indi. Toplam 12 puanın alınabileceği bir ortamda 7 puan ciddi bir avantaj gibi görünse de çıkışta olan Milan ve rehavette olan Inter’i düşünürsek son haftada liderliğin el değiştirmesinin imkansız olmadığını görürüz. Milan’ın bunu başarabilmesi için en büyük engeli önümüzdeki hafta sonu aşması gerekiyor. 4 puan gerisindeki Juventus ile San Siro’da mücadele edecek olan Milan için bu maç ‘tamam ya da devam’ maçı olacak. Çünkü olası bir mağlubiyette Inter deplasmanda Chievo’yu yenerse bitime üç hafta kala şampiyonluğunu ilan etmiş oluyor. Bu olasılık da açıkçası hiç de imkansız görünmüyor.

Juventus’un 5 puan gerisinde Fiorentina takımı dördüncü sırada ve onların da 1 puan arkasında beşinci sırada sezonun sürpriz takımı Genoa var. Onlar da müthiş bir form grafiği yakaladılar ve sezon sonunda en kötü ihtimalle dördüncü olup Şampiyonlar Ligi’ne kalmak istiyorlar. Genoa’nın 7 puan gerisinden ise her sezona “Bu sefer başaracağız!” parolasıyla girip her seferinde hayal kırıklığı yaratan başkent ekibi Roma geliyor.

Almanya Bundesliga

Almanya’da bu sezon Bayern Munich fırtınası eseceği tahmin ediliyordu; ancak sezonun ilk yarısı bittiğinde 3000 kişinin yaşadığı bir köyün takımı olan Hoffenheim liderdi ve Bayern Münich onları takip ediyordu. Ancak ikinci yarının başında Hofenheim’in en formda oyuncusu Vedad İbisevic (18 maçta 19 gol atmıştı) sakatlanarak sezonu kapattı ve Hoffenheim seri puan kayıplarının ardından şampiyonluk yarışından koptu.

Son 4 haftaya girildiğinde Wolfsburg, Bayern Munich’in 3 puan önünde lider durumda ve tarihlerinde ilk defa şampiyonluk yaşamak istiyorlar. Nisan başında Wolfsburg’a 5-1 yenilen ve hemen arkasından Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona’ya 4-0 yenilen Bayern takımının ligde de şampiyonluk yarışından kopacağı düşünülüyordu ancak kaliteli ve deneyimli kadrosuyla bu hedeften kopmadıklarını gösterdiler. Elbette onların kazanması için öncelikle Wolfsburg’un son 4 haftada 2 defa puan kaybetmesi gerekli. Bu arada Bayern’in 1 puan gerisinde olan sezonun bir başka formda takımı Hertha Berlin ve onların da 1 puan arkasında olan Stuttgart ve Hamburg takımları da henüz şampiyonluk yarışından kopmuş değiller. Önümüzdeki dört hafta Almanya’da çok şeyler değişebilir.

Türkiye Süper Ligi

Türkiye’de de yarış kızışmış durumda. Geçtiğimiz pazar günü 1 puan farkla Beşiktaş’ın önünde lider olan Sivas takımı gündüz maçında Gaziantep’te öne geçip kaybedince akşam oynanacak olan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi iki kat önem kazanmıştı. Beşiktaş son beş lig maçında yenildiği Fenerbahçe’yi yenerek hem bu seriyi kırmak hem de son 4 haftaya lider girmek istiyordu. Ancak her zaman olduğu gibi derbilerin favorisi olmayacağı bir kez daha anlaşıldı ve tarihinin en kötü futbolunu oynayan ve neredeyse en az puanını toplayan Fenerbahçe deplasmanda rakibine 2-1 üstünlük kurarak son haftalarda yaşayacağımız heyecanı arttırmış oldu.

Son 4 haftaya 1 puan farkla Beşiktaş’ın önünde lider giren Sivas spor Türkiye futbol tarihinde 4 büyüklerin dışındaki ilk şampiyon olma yolunda ilerliyor. Beşiktaş Fenerbahçe’ye yenilerek altın bir fırsatı kaçırsa da hala şampiyonluk için en büyük ikinci aday durumunda. Onları 3 puan geriden Trabzonspor takip ediyor. İlk üçte görmeye alışkın olduğumuz iki takımdan biri olan Galatasaray ise Trabzon’un 4 puan gerisinde ve Fenerbahçe’nin 1 puan önünde dördüncü sırada. Fenerbahçe ise demin de bahsettiğimiz gibi tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşıyor ve beşinci sırada. Onların tek tesellisi ise Türkiye Kupası’nda finale kalmış olmaları. Çünkü eğer ligde Galatasaray’ı geçip dördüncü olamazlar ve Beşiktaş da şampiyonlar ligi vizesi alamazsa, önümüzdeki sezon UEFA Kupası’na gidebilmeleri için tek fırsatları en son 1983 yılında kazandıkları Türkiye Kupasını kazanmak olacak. Finalde de ezeli rakibi Beşiktaş ile oynayacak olmaları bu maçın önemini bir kat daha arttırıyor.

Belçika Jupiler Ligi

Belçika Ligi’nde bu sezon iki takım arasında müthiş bir çekişme yaşanıyor. Lig şampiyonluğu için daha önce 28 defa bu onura erişerek rekoru elinde bulunduran Anderlecht takımı ile bu kupayı 9 defa kaldırmış Standart Liege takımları arasında müthiş bir mücadele var. Son iki haftaya girildiğinde Anderlecht averajla lider durumda bulunuyor. Bu iki takımın arkasından ise Gent ve Club Brugge takımları geliyorlar. Liderin 15 puan gerisinde olan bu iki takımın da puanı aynı ama averajla Gent takımı üçüncü sırada.

Fransa Ligue 1

Son 7 yıldır Avrupa ligleri arasında ilk şampiyonun belli olduğu liglerden biri olan Fransa liginde bu sene bu durumun tam tersi oluştu ve son haftaya kadar nefeslerin tutulacağı bir mücadele bizleri bekliyor. Lyon’un hegemonyasını bu sezon da sürdüreceğini düşünenler yanıldılar ve Eric Gerets’li Marsilya son 4 haftaya girdiğimizde Bourdeaux’nun önünde 1 gol averaj fazlasıyla lider. Onların arkasından 7 puan farkla Lyon takımı geliyor; fakat şampiyonluk için rakiplerinin çok fazla puan kaybetmesi gerekiyor ve birden fazla rakibi olması da bu durumu zorlaştırıyor. Lyon’un 1 puan gerisinde ise bu sezon iyi bir çıkış yakalayan PSG takımı geliyor.

May
1

Teknik Direktör Değişim Hastalığımız

By Hasan Bartınlı  //  Futbol, Haberler  //  4 Comments

Türk futbol takımları, anlaşma sağladığı yetenekli teknik direktörleri kısa dönemlik başarısızlıklarıyla yargılayarak evlerine gönderiyor. Başarısızlığın faturasının teknik direktörlere kesilmesiyle basının ve taraftarların baskısına dayanamayan yönetimler, ellerindekileri de kaybediyor ve daha sonra kulüpleri bir türlü istikrarı yakalayamıyor.

Türkiye’de bu hastalığın çaresi yok gibi gözüküyor. Bunun son kurbanı ise Ersun Yanal oldu. Millet olarak başarının istikrar ile sağlandığını bilir ve her ortamda söyleriz; ancak iş uygulamaya geldiğinde hep tezat kararlar alırız. Yakın futbol tarihimizde kariyeri dünyaca kabul edilmiş birçok teknik direktör ülkemize geldi ve çok kısa sürede onlardan yeterince faydalanamadan ayrıldılar. Şimdi birlikte bir yolculuğa çıkarak bugüne kadar futbolun hangi isimlerini bu hastalığa feda ettiğimizi sizlerle paylaşacağım.

Mircea Lucescu: Teknik direktörlük kariyerinin ilk yıllarında Romanya Milli Takımı’nı 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’na götüren Lucescu 1997-1998 sezonunda İnter ile UEFA Kupası şampiyonluğu yaşadı. Galatasaray’ın başına 2000 yılında geçen teknik adam Süper Kupa, Şampiyonlar Ligi çeyrek finali ve lig şampiyonluğunda önemli rol oynadı. Beşiktaş’ın 100. yılında takımın başına geçen Lucescu bu önemli yılda takıma şampiyonluk yaşattı. Türkiye’de bulunduğu dönemde sürekli en başarılı takım hocası olmasına rağmen “Korkak futbolun öncüsü” gibi mantığa uymayan yakıştırmalara maruz kaldı. Beşiktaş’ta kaldığı dönemde Pascal Nouma’nın kendisine telefon fırlatması sonucu “Her insan hata yapar” açıklaması ile Nouma’yı ertesi maçta takımda oynatması ile küçük bir söz ile hocasını eleştiren oyuncuları kadro dışı bırakan zihniyetteki hocalarımıza örnek olarak farklılığını ortaya koymuştur. Ülkemizden ayrıldıktan sonra çalıştırmaya başladığı Ukrayna ekibi Shaktar Donetsk takımını 3 yıldır Ukrayna’da şampiyon yapan Lucescu şu sıralar kulübü ile Uefa Kupası finaline doğru koşuyor.

Jean Tigana: Futbolculuk dönemlerinde kendisinin en önemli apoleti Fransa Milli Takımı formasını en fazla giyen oyuncu olması idi. Teknik direktörlük kariyerinde Lyon’u 1994′de henüz vasat bir ekipken alarak lig ve kupa şampiyonluğu ile Fransa’nın önemli takımlarından biri haline getirdi. Monaca ile şampiyonluk ve şampiyonlar ligi yarı finali başarıları gösterdi. Beşiktaş’tan önce özellikle Fulham’da çalıştığı dönemki başarıları ile ön plana çıktı. Fulham’ı bir alt ligden alarak Premier Lig’e çıkardı. Beşiktaş’a geldikten sonra kazandığı Türkiye Kupası ve Lig 2. liği başarısızlık olarak değerlendirilemezdi. Henry’yi dünya futboluna armağan ettiği gibi Bobo’yu Beşiktaş için önemli bir futbolcu haline getiren isim de kendisiydi. Herkesin sağ bek oynamalı dediği Serdar Kurtuluş’u o dönem verdiği eğitimle Türk Milli Takımı’nın ön libero pozisyonuna kadar yükseltti. Şu sıralar Fenerbahçe’de 18′e bile giremeyen Burak Yılmaz, Tigana döneminde en parlak günlerini yaşadı. Burak Yılmaz gibi Serdar Kurtuluş da herkesin o dönem istediği sağ bek mevkiinde şu sıralar yılda 2-3 maçın üzerine çıkamıyor. Tigana’ nın zihnimde kalan en önemli ifadesi, Arda gibi yetenekli oyuncuların ulusal formayı giymeleri için en az 2-3 yıl kendisi gibi eğitim yönü güçlü bir hoca ile çalışması gerektiğini söylemesi idi. Sözünde ne kadar haklı olduğunu güncel gündemimizden de anlayabiliriz.

Vicente Del Bosque: Del Bosque futbolculuk kariyerinin tamamını İspanya’da geçirmiş, toplam 441 mücadelede forma giymiş ve beş lig şampiyonluğu, dört kupa şampiyonluğu yaşamış başarılı bir defans oyuncusu idi. Real Madrid kulübünün hemen hemen her kademesinde yer alan Bosque, 1999-2000 döneminde bu kulüpün teknik direktörlüğüne getirildi. Bugüne kadar dünyada hiçbir teknik direktörün yaşamadığı bir başarı elde ederek üst üste iki kez Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan teknik adam, bu başarısına iki kez de lig şampiyonluğu ekleyerek Real Madrid kariyerini tamamladı. 2004-2005 sezonu Beşiktaş’ın başına geçen Del Bosque henüz İstanbul’a bile alışmamışken usta kalemler tarafından “Yeniköy kasabı”, “Futbolu bilmeyen İspanyol” gibi hoş olmayan yakıştırmalara maruz kalmış ve görsel ve yazılı basının baskıları ile Demirören tarafından görevine son verilmiştir.

Eric Gerets: Belçika futbolunun en önemli oyuncularından Gerets 86 kez giydiği milli takım formasını Van Der Elst’den sonra en çok giyen oyuncu idi. 1992 yılında başladığı teknik direktörlük kariyerinde çalıştırdığı takımları iki kez Belçika Liginde, iki kez Hollanda Liginde şampiyon yaptı. 2005-2006 sezonunda Galatasaray’ın başına geçen teknik adam takımı ilk yılında takımı Türkiye şampiyonu yaptı. Gerets’in döneminde Galatasaray çok önemli bir mali kriz içerisinde yer almış, futbolcular ve kendisi uzun dönem ücretlerini alamamış olmasına rağmen gösterdiği iş ahlakı ile bu zor durumda takımına 83 puan toplatarak başarılı bir şekilde sezonu tamamlamıştır. Başarılı sezonuna rağmen takımdan gönderilen Gerets şu anda çalıştığı Marsilya’da Lyon’un 7 yıllık şampiyonluk serisine son vermek üzere.

Yukarıda bahsettiğim teknik direktörlerin dışında Guus Hiddink, Joachim Löw, Cristoph Daum, Zico ve birçok ünlü teknik adam Türk takımlarına hizmet etmek için gelmiş; ancak değişim hastalığımızın kurbanı olmuştur. Bu hastalığı bugüne kadar yenebilen tek teknik direktör olan Fatih Terim, Galatasaray’ın başına geçtikten sonra ilk sezonunda üst üste aldığı Gaziantep, Antalyaspor ve 4-0′lık Fenerbahçe mağlubiyetlerinden sonra görsel ve yazılı basında “Daha fazla zarar vermeden gitmeli” şeklinde etiketlenmiş ve gönderilmesine ramak kala Faruk Süren’in istikrarı benimseyen duruşu ile takımın başında kalarak bu ülkede hiç bir zaman yaşanmamış dört kez üst üste lig şampiyonluğu ve Uefa Kupası şampiyonluğu gibi başarıların mimarı olmuştur.

Dünya futboluna damga vurmuş Mancester United 21 yıldır Alex Ferguson, Arsenal 13 yıldır Arsen Wenger ve Liverpool 5 yıldır Rafael Benitez ile çalışmaktadır. Trabzonspor 25 yıllık şampiyonluk özlemini Ersun Yanal ile yapacağı 5 yıllık anlaşma ile 1-2 yıl içerisinde giderecekken görevine son vermesi ile uzunca bir süre daha bu hasret ile baş başa kalacaktır. Sportif başarı konusunda yükselişe geçen Beşiktaş’ın ise bir an önce Mustafa Denizli ile en az 5 yıllık anlaşma yapması en uygun olanıdır. Bu hastalığın çözümü için yapılabilecek en güncel adım Demirören yönetiminin bu hamleyi yapmasıdır; aksi halde yerli ve yabancı olarak kısa dönem faydalanıp gönderilen başarılı teknik direktörler listesi gün geçtikçe kabaracaktır.

Son Tweetler