Eyl
6

Sinan Güler Röportajı

By Alper Ecevit  //  Röportaj  //  2 Comments  // 

*** Sinan Güler Fotoğraf Galerisi İçin Buraya Tıklayınız ***

Sinan Güler İTÜ ve Beşiktaş Jimnastik Kulubü Altyapısında yetiştikten sonra, basketbol kariyerini eğitimi ile birleştirmek üzere gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde once Salt Lake Community College, ardından da Carroll College’da forma giydi. Üniversite eğtimini tamamladıktan sonra 2006′da ülkesine geri dönen Sinan Güler sırasıyla Darüşşafaka ve Beşiktaş formalarını birer yıl giydi. Sergilediği başarılı performans sonunda, Efes Pilsen tarafından transfer edilen Sinan Güler, Bogdan Tanjevic tarafından milli takım kadrosuna da çağırılarak milli formayı giymeye hak kazandı.

Şu sıralarda Avrupa Şampiyonası Eleme Grupları için milli takım kampında bulunan Sinan ile öncelikle Milli Takımımız üzerine konuştuk.

Spor Stüdyosu: Sinan, Avrupa Şampiyonası elemeleri öncesi kamp döneminiz nasıl geçiyor ?

Sinan Güler: Kamp dönemimiz şanssızlıklarla başladı. Çin’e Amerika Birleşik Devletleri’nin davetlisi olarak gittiğimiz turnuva öncesinde Ömer Aşık’ın sakatlığı bizi gerçekten çok zorluyor. Hemen arkasında hem Oğuz Savaş’ın, hem de Semih Erden’in ufak tefek sakatlıklar geçirmesi uzun pozisyonunda oynayacak oyuncu bulmamız konusunda zorluk yaşamamıza neden oldu. Bunun sıkıntısını hazırlık maçlarında çektik. Ama hem Semih, hem Oğuz yavaş yavaş toparlanıyorlar. Fatih Solak’ın da katılması bizim için özellikle savunmada önemli bir katkı oldu. Şimdi, son ciddi sınavımızda, Konya’da düzenlenecek Efes Cup’ta tüm pürüzleri gidermiş bir şekilde oynayıp hazırlıklarımızı tamamlamak istiyoruz.

SS: Bu kamp senin milli takımla beraber olduğun ilk dönem oldu. Milli takım kamplarını kulüp takım kampları ile karşılaştırırsan nasıl bir fark gözlemliyorsun?

Evet bu ilk kampım, ancak geçen sene Universiade için üniversite milli takım kampına seçilmiştim. O önemli bir tecrübe oldu. Milli takım kampları tabii ki çok farklı geçiyor. 2-3 ay boyunca, tüm sezon boyunca karşılıklı oynadığınız veya Avrupa’da ülkemizi temsil eden oyuncularla aynı ortamda her gün beraber oluyorsunuz. Yeni arkadaşlıkların yanında, buradaki oyuncularla beraber oynamaya alışmak zaman oluyor. Özellikle bu milli takım, kadroya çağırılan 7 yeni oyuncu ile mücadele ediyor. Takımın kimyasını oluşturmak konusunda takımın ağabeyleri önemli katkılar yapıyor. Alışma dönemini çok hızlı geçirmemizi sağlıyorlar. Harun Erdenay’ın çok değerli katkıları var. Oyunculuğu hepimize etki yapmış bir insan. Her Türk basketbolcunun idol olarak gördüğü bir basketbolcu idi Harun Ağabey. Oyunculuktan gelmesi ve bazı oyuncurla daha önce beraber veya karşılıklı oynamış olması bize daha yakın olmasını sağlıyor. Basketbolumuz ile ilgili de çok değerli eleştirilerde bulunuyor.

SS: Hazırlık Döneminde herkesi şaşırtan mağlubiyetler oldu. Özellikle Makedonya ve Karadağ maçlarındaki mağlubiyet ve Romanya maçında oynanan kötü oyun herkesi endişelendirdi. Bu sonuçları neye bağlıyorsun?

SG: Saydığınız maçlarda çok zorlandık. İstediğimiz oyunu ortaya koyamadık. Pivot pozisyonundaki eksikliğimizi çok hissettik. Dışardan sayı bulmaya yönelik bir basketbol oynamak zorunda kaldık. Ayrıca iki takım da, isim olarak Avrupa’da zayıf gibi görünseler de, takımın içindeki oyuncular çok kaliteli idi.Avrupa basketboluna damga vurmuş oyuncular vardı. Onlarla karşılıklı oynarken zorluk çektik.

SS: Sadece Türkiye maçları değil, diiğer maçlarda da önemli sürprizler oldu. Mesela Macaristan, İtalya’yı mağlup etti. Geçmişle kıyaslarsak, basketbolda daha büyük sürprizler oluyor diyebiliriz. Sence değişen nedir?

SG: Bu değişikliğin en büyük sebebi devşirme oyuncu sayısındaki artış. Yine de hazırlık döneminde Avrupa basketbolunda yukarılarda olan takımların, bazı maçlarda zorlanması normal karşılanmalı.

SS: Şimdi sırada Konya’da oynanacak Efes Cup var. Yine İngiltere, Portekiz gibi zayıf rakiplerle karşılaşıyoruz. Aralarında sadece Bosna Hersek bizi zorlar gibi gözüküyor. Bu maçlardan beklentileriniz nelerdir?

SG: Efes Cup, bizim elemeler öncesi son turnuvamız. Hem taktik, hem de adaptasyon anlamında, hem de skor amacıyla çok önemli bir turnuva olacak. Bizim için önemli olan, takımımızın en hazır haliyle Konya’daki turnuvaya başlaması, ve ülkemizde gelenekselleşmiş bu turnuvayı kazanmamız.

SS: Elemelerde ise Ukrayna ve Fransa’nın da yer aldığı zorlu bir grupta mücadele edeceğiz. Şansımızı ne olarak görüyorsun?

SG: Hazırlık kampımızın başladığı ilk günden itibaren Fransa ile birincilik maçı oynayacağımızı düşünüyordum. Halen aynı fikirdeyim. Her maç zorlu olacaktır, Belçika da sürpriz yapmak isteyecektir. Ama biz oynadığımız 6 maçın en azından 5′ini kazanıp, olası bir ikincilikte avantajlı durumda olmak istiyoruz.

SS: Fransa maçında Tony Parker ile karşılaşma ihtimalin var. Sinan Güler’in alıştığımız savunmasını Tony Parker’a karşı da görebilecek miyiz?

SG: Tony Parker’a karşı oynayacak olmak tabii ki ekstra motivasyon sağlıyor. Parker’a karşı yaptığım savunma ve hücüm, kariyerimin geri kalanında yapabileceklerimi ortaya koymak adına çok önemli bir sınav benim için.

SS: Bogdan Tanjeviç ile de ilk kez çalışıyorsun, bu denli tecrübeli bir koç ile çalışmak nasıl bir deneyim oluyor? Kısa zamanda da olsa senin oyununa katkısını görebiliyor musun?

SG: Tanjeviç gerçekten çok tecrübeli bir koç. Sahada iken, antrenmanda veya maç sırasında, bunu her anında hissettiriyor. Ben sadece bir aydır kendisi ile çalışma fırsatı yakaladım. Halen kendisini ve basketbol felsefesini tanıma aşamasındayım.Yavaş yavaş benden istediklerini anlamaya başlıyorum. Önümüzdeki 1 aylık dönemde bunu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağım. Beni oyun kurucu pozisyonunda oynatıyor ve ben de uzun süredir oynamadığım bu pozisyona yavaş yavaş alışıyorum. Bana en büyük katkısı herhalde yeniden oyun kurucu oynayacak mantık ve özgüveni aşılaması oldu. Altyapıda genç takım seviyesin gelene kadar oyun kurucu oynuyordum. Sonrasında, kolej senelerinde özellikle Carrol College’da oynadığım sürenin 4′te 1′ini oyun kurucu olarak oynuyordum. Şut konusunda gelişme göstermekle uğraştığım için oyun kurucu pozisyonu benim için daha yararlı olabilir. Ama bu konuda özellikle lig seviyesinde tecrübe kazanmam lazım. Doğrusu oyun kurucu olarak oynamayı çok özlemişim.

SS: Harun Erdenay gibi bir yetenekle beraber çalışıyorsun. Senin mevkiinde oynamış biri ve seninle arasında çok büyük stil farklılıkları var. Bu ilişkiden güzel bir sonuç çıkar mı, ne konularda sana yardımı dokunuyor?

SG: Her yönde geliştirebili Harun Ağabey. İdmanlarda fazla katkıda bulunmasa kendi pozisyonundaki oyuncularla her fırsatta konuşup birşeyler anlatıyor.

SS: Kamptaki havadan da bahsedebilir misin? Kamp, dışarıya kapalı bir dünya gibi gelir sporseverlere. Orada basketbol dışında neler yapılıyor?

SG: Olimpiyatların bu döneme gelmesi bizim için büyük bir avantaj oldu. Bütün gün televizyonda olimpiyatlar izlendi ve antrenman dışında konuşulan hep olimpiyattaki olaylar oldu. Basketbolun yanı sıra, Phelps’in tarihi başarısı, Usain Bolt’un atletizm sahasına ufak gelmesi bizleri de çok etkiledi. Ben açıkçası açılışların başından sonuna kadar bütün izlediğimiz sporculara gıpta ile baktım. 2012′de inşallah Londra’daki olimpiyatlara Türkiye basket takımı olarak katılmaya hak kazanırız ve ben de o takımın bir parçası olurum.

SS: Amerika Takımı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Son iki maçlarında zorlandılar. Biz, kampta, finalin ikinci periyodunu izleyebildik. Sabah antrenmanımız nedeniyle seyredemedik. Amerika takımı hem Coach K’in basketbol felsefesi, hem de oyuncularının kendi sahip oldukları yetenek ve atletik özelliklerin birleşmesi sonucu Rüya Takım 2.0 olmaya hak kazandılar. Coach K kolej basketbolunun en iyi antrenörlerinden biri. Duke’un her sene March Madness (Mart Çılgınlığı)’ daki yeri, ortaya çıkan takım oyunu ve kolej basketboluna uygun sert savunmasını Amerika takımında da gözlemledik. Eğer bu takımı 2010 dünya şampiyonası ve 2012 Olimpiyatları’nda korumayı başarırlar ve lige damgasını vurmuş bir iki kişiyi daha ekleyebilirlerse yenilmez olduklarını herkes görecektir.

SS: Milli Takım kampından biraz da Sinan Güler’in kariyerine geçelim. Beşiktaş A takımında az sayıda maçta oynar iken, ABD ye gitmeyi tercih ettin. Orada 4 yıl geçirdikten sonra tekrar buradasin. Seni ABD’ye götüren sebep neydi? O 4 yıl TR de kalsan, muhtemelen birinci ligde ve Avrupa kupalarinda oynayan bir oyuncu olarak, toplam 6 yılda bugün geldigin noktaya gelebilir miydin? Bunun muhasebesini yaptığında nasıl bir sonuca varıyorsun?

SG: ABD’ yi seçmemin ilk sebebi basketbolun yanında üniversite eğitimime devam etme isteğimdi. Babamın (Necati Güler) bir kampta yanında bulunan Amerikalı koçlardan birinin sayesinde bu hayalim gerçekleşti. Bunun yanında A takımda alacağım dakikanın sınırını düşünürken, Amerika’da eğer okula gider isem, basketbolumu geliştirmek için de ekstradan zamanımın olacağını da düşündüm. Fiziksel gelişimimi Amerika’da devam ettirmiş olmam ve orada özellikle kendime olan güvenim konusunda ve savunma konusunda büyük gelişmeler kaydetmiş olmam benim için çok önemli idi. Amerika’da olmayıp Türkiye’de kalsam aynı gelişmeyi kaydedip edemeyeceğimden emin değilim. Sonuç olarak, ABD’ye gitme kararımı dönüp geriye baktığımda doğru bir karar olarak değerlendiriyorum.

SS: Amerika’da kolejde oynar iken 15 sayı civarında bir sayı ortalaması ile oynuyordun, Türkiye’de ise bunu hiçbir takımda başaramadın. Çok iyi bir Savunmacı olduğunu biliyoruz, ama skora katkı yapamamanın (özellikle de TR liginde) sebebi nedir? Özellikle de çekişmeli gecen maclarda skor anlamında zorlanıyorsun. Kariyer rekorların Kepez, Chalon maçlarında kırılmış. Kisaca, Hucum gucunu nasıl geliştirebilirsin?

SG: Oynadığım takımın sistemi çok önemli bu konuda. Geçen sene özellikle takım arkadaşlarım Kaya Peker, Preston Schumpert, Sandro Nicevic, Apodaka, Dalmau ve Drobnjak skor yükünü benim gibi oyunculardan alan isimlerdi. Bu yüzden skor yönünde ilk opsiyonların arasında olmuyordum. Sanırım bahsettiğiniz iki maç yapabileceğimin ne olduğunu gösteriyor. Bireysel olarak hem Eurolig’de hem de ligde önemli bir yere sahip olabilmek için ve kariyerimi daha yukarılara çekebilmek için çok gelişmem lazım. Sadece hücum değil savunma anlamında da geliştireceğim konular var. Hücumda en büyük eksiğim istikrarlı bir şutumun olmamaması. Bu yaz o konuda ekstradan çalışmalara başladım ve buna deva edeceğim. Hücumda açık alanda daha rahat oluyorum, ama ben kendimi her sisteme adapte olabilecek bir oyuncu olarak görüyorum. Savunmada ise pick and roll savunmasında ve forvet savunmasında kendimi çok daha geliştirmem lazım.

SS:Kolej hayatına geri dönmek gerekirse, kolejdeki tecrüben sana basketbol konusunda bir sosyal network kurman anlamında fayda sağladı mı?

SG: Network konusunda çok başarılı olduğumu söyleyebilirim. Hem okul sırasında hem de sonrasında çok önemli arkadaşlıklar ve ilişkiler kurdum. Özellikle Carroll senelerinde beri konuştuğum insanlar var. Hatta arkadaşlarımı sık sık Türkiye’ye ziyarete çağırıyorum.

SS: Amerika’da kalmama sebebin nedir? Draft’lara girmeyi denedin mi? Kolej mezunu olan bir oyuncu ne gibi bir sureçten geçiyor?

SG: Draft için yaş olarak büyüktüm. Mezun olur iken bir menajer ile anlaşmıştım. Fakat kendisi benim istediğim opsiyonları yaratamadığı için Amerika’dan Türkiye’ye geldim. Eğer mezun olan öğrenci çok önemli bir oyuncu değilse bu süreçte çok zorlanıyor.

SS: Kolejde basketbol oynayip basketbolcu olamayan arkadaşlarının hayatlarını nasıl buluyorsun?

SG: Carroll College’da benimle beraber mezun olan 4 arkadaşımın 2 tanesi Avrupa’da oynayabilecek seviyedeler idi. Ama hiç biri oynamayı düşünmüyordu. Mezuniyetten sonra hayatlarını başka yollarda aramaya başladılar. Bu manevrayı yapabilmelerinde üniversite mezunu olmalarının katkıları büyüktü. Özellikle üniversite sırasında bölüm olarak yaptıkları tercihler bu konuda çok etkili olabiliyor. Bazıları da basketbol konusunda profesyonel oynayabilecek seviyede olmadıkları için bu konu hiç bir zaman açılmamış oluyor.

SS: Türkiye Ligi’ndeki tecrübelere değinirsek kime karşı daha çok zorlanıyorsun?

SG: Ağabeyime (Muratcan Güler) karşı 2 senede sadece bir galibiyetim olması bu konuda önemli bir örnektir. Oyuncu olarak Willi Solomon savunma konusunda beni en çok zorlamış oyuncu. Oyunun psikolojik yönünü çok iyi kullanıyor. Artık NBA’de oynayacak. Avrupa’da kalsa daha dominant bir oyuncu olabilirdi, ama NBA’de başarılı olmaması için hiç bir sebep yok.

SS: Efes’e transfer oldun. Efes Pilsen çok önemli transferler yaptı. Eski koçun Ergin Ataman ve eski takım arkadaşların da seninle birlikteler. Engin Atsür ve Kakiouzis gibi isimler de takıma katıldı. Hedefleriniz nelerdir, hangi takımlar size rakip olabilir?

SG: Ergin Ataman’ın olduğu yerde ufak hedefler hiç bir zaman yer almaz. Türkiye’de bütün kupaları kazanmayı , Avrupa’da en az final four oynamayı istiyoruz. Bu sene Türkiye’de geçen seneden daha renkli bir lig izleyeceğiz. Geçen seneki 5 büyük takıma dışardan takımlar katılacak gibi gözüküyor. Özellikle Mersin’den ve iki Antalya ekibinden zirveyi zorlayacak performanslar bekliyorum. Geçen sezon BJK’de ligi lider bitirdik ancak sonunu getirememiş olmak bizi çok üzdü. Efes Pilsen, son bir kaç senedir şampiyonluktan uzak. 1996 yılında Koraç Kupası’nı Türkiye’ye getiren bir takımın zaten şampiyonluktan başka bir hedefi olmamalı, olamaz da. Beşiktaş’ta altyapıdan A takıma kadar her yerde şampiyonluk bekleyen bir kulüpte olduğum için son derece iyi motive oluyorduk, ama Efes’te bu motivasyonun daha da artacağını düşünüyorum. Başarı hasreti, pozitif bir etki yapıyor. Hem son senelerdeki başarısılıklar, hem de kulübün kendi tarihi bu sene takımı özlenilen yerlere getirme konusunda ekstra motivasyon sağlıyor.

SS: Bireysel olarak hedeflerin nelerdir?

SG: Kendime hücum açısından birşeyler ekleyip bunu sahada göstermek istiyorum. Özellikle top çalma konusunda ligdeki toplam sıralamalarda bir yere gelmek isterim.

SS: Euroleague gruplarını nasıl buldun? Takım arkadaşlarınla değerlendirme şansın oldu mu?

SG: Milli takımdaki diğer oyuncularla konuştuk. Bu konuda şansımızın yüksek olduğunu düşünüyorum.

SS: Euroleague’de çok beğendiğin ve karşılaşmayı beklediğin oyuncular var mı? Bu sene senin için çok farklı bir sene olacak, Avrupa’da çok üst düzey bir organizasyonda olacaksın. Çok beğendiğin ve karşılaşmayı beklediğin oyuncular var mı?

SG: Litvanya ile oynadığımız hazırlık maçında Jasikevicius ile karşılıklı oynama şansım oldu. Onun dışında Papaloukas karşılıklı oynamak istediğim oyunculardan bir diğeri.

SS: Efes denince bizim jenerasyonun gözünün önüne Koraç kupası finali gelir. Sen bu çapta bir başarıyı yakalaybilecek bir sporcu adayısın şu anda. Umarım Euroleague’de final oynayacaksın. Koraç kupası finalini seyreder iken bu günlerin hayali var mıydı içinde?

SG: Doğrusu 96 yılında çok küçüktüm. Michael Jordan’ın yaptıklarını heyecanlanarak izliyordum. Avrupa’da bir Türk takımının başarılı olması çok önemli bir olay, ama ben bunun gerçekliğinin farkına genç takımdan sonra vardım. Profesyonel olarak bakınca durum daha da farklı oluyor. Herşeyi daha ayrıntılı görüyorsun. O dönemin başarılarına daha bir saygıyla bakıyorsun.

SS: Biraz da saha dışındaki Sinan’dan konuşalım. Muratcan ve Necati Güler’in nasıl katkıları oldu. Basketbolun içine doğmuş birisin. Senin evinde konuşulanlar, yaşanılanlar çoğu basket seyircisinin evinde yaşanmadı. Bu anlamda bazı gerçeklere daha iyi hazırlandığını düşünüyor musun?

SG: Bu konuda ikisinin katkısı gerçekten inanılmaz. Özellikle ben Amerika’dan döndükten sonra ağabeyimin bazı gerçekleri kendim görmeme beklemeden gösterdiğini söyleyebilirim. Basketbol konusunda ikisinin eleştirileri benim için her eleştiriden daha önemlidir.

SS: Spor hayatın Türkiye’de devam edecek, yoksa yurtdışı, Amerika hedeflerin var mı?

SG: Şu an Uleb Cup’la birlikte zaten Avrupa’ya adım atmış durumdayım. İnşallah önümüzdeki iki sene boyunca da hem Türkiye hem de Avrupa’da Efes Pilsen’i en iyi yerlere taşımak en büyük ve en önemli hedefim. İleride tabii ki bir NBA hayali veya bir Avrupa serüveni var. Ama bunlar Efes’te yaşayaklarımdan sonra düşünülecek şeyler.

SS: Bireysel gelişimin için basketbol haricinde neler yapıyorsun? Sporu bıraktıktan sonra neler vakit ayırmayı istiyorsun?

SG: Sporu bırakınca ayrı kalabileceğimi pek sanmıyorum. Özellikle gençlerin basketbol eğitimi konusunda kendi düşüncelerim var ve inşallah kısa sürede bu konuda gelişme kaydetmeyi umuyorum.

SS : Çok teşekkürler Sinan. Basketbol hayatında başarılarının devamını dilerim.

Ropörtaj: Alper Ecevit

Konuyla ilgili diğer yazılar:

2 Comments to “Sinan Güler Röportajı”

  • Böyle bir site uzun zamandır bekleniyordu. Günlük spor olaylarının medyaya akseden bilgileri ve sonrasında gelişmeleri yorum/haber nitelikleri ile alabileceğimiz bir site gereksinimini karşılayacağı umudundayım.
    Sinan Güler Ropörtajı bu anlamda iyi bir başlangıç.
    Kolay gelsin . Başarılar.

  • sinanı çok beğeniyorum.. eminim ki bu sene başarısını katlayarak çok daha büyük bir çıkış yapacak!!
    bir de tanjevic’in basketbol felsefesini özümseyebilirse milli takımda da çok önemli başarılara imza atacağına yürekten inanıyorum..

    sevgiler

Leave a comment