Neden Tenis?

Son zamanlarda bir çok insanı televizyonların başında tutan ve bir çoğunu da kortlara ısıtan tenisin, popüler spor dallarından biri haline geldiği kesin. Sporseverlerin ve medyanın artan ilgisiyle eskisinden çok daha ön planda olan tenisi oynamayanlar ya da oynayıp da tadına doyamayanlar çocuklarına da öğretmeye çalışıyor.

Tenisin, bunca spor aktivitesi arasından sıyrılıp yükselmesinin elbette bir açıklaması vardır. Tenis bize neler kazandırabilir, bizden neler götürebilir? Bu yazıda, tenise olan ilgi artışına değinip bu sporun neden seçildiginden söz edecek; ayrıca tenisin eğitimle olan ilişkisine yeni bir yönden yaklasacağım

Tenise küçük yaşta başlayan gençlerin bunun için çok farklı sebepleri olabilir: Kişisel merak, aile ya da arkadaş etkisi, saf bir “spor sağlıktır” düşüncesi gibi. Hele bu zamanlarda kortlarda etekleri uçuşan bayanlar ya da kolundaki siyah havlu bilekliğe terini silen bandanalı gençler birçok kişiyi bu spora en azından bir izleyici olarak yaklaştırıyor. Televizyonların tenisi gökten izleten, iki ya da en fazla dört kişiyi içeren kuşbakışı çekimleri ve kısacık puanların ardından gelebilen devasa alkışlar, şık giyimli sporcuları görmesek, gladyatörleri anımsatacak belki de. Tenis maçlarını değil de sadece şampiyonları takip edenler ise kendilerini sürekli el değiştiren galibiyet ve bir sonraki turnuvanın getireceği bilinmezlikle motive ediyor olsa gerek.

Dışarıdan bakılınca işte böyle gösterişli görünebilen tenis, içine girmeye karar verdiğinizde aslında tüm zıtlıkları içinde barındıran bir spor haline gelir. Hobi zannettiğiniz ve nereye gideceğini bilmediğiniz bir yol sizi en yakın turnuvanın kapısına götürebilir. Keyif amaçlı oynuyorum derken kendinizi en yakın arkadaşınızın karşısında dişlerinizi sıkarken bulabilirsiniz ya da en önemsiz sandığınız bir puan size kort dışından da izlendiğinizi hatırlatabilir. Bütün bunlar tenisin getirileridir. Tenis insana sadece bir raket, birkaç yeni vuruş ve bir çevre vermez. Tenis insanı kortta kendisiyle baş başa bırakan ve kendisinden bile sakladığı yönlerini ortaya çıkaran bir spordur. Tenis neye kızıp neye sevindiğinize şaşıracağınız, kim olduğunuzu hem öğrenirken hem de oynarken bulacağınız bir spordur. En güzeli de, bu süreç hiç bitmez. Bir gün kaçıp gitseniz, kortları ebediyen terk ettim zannetseniz bile, bir probek ya da top kokusu size tenisi tekrar hatırlatır. Kendinize bir kızar, bir sever, bir alkışlar, bir döversiniz ama karşınızdaki duvar bile olsa asla vazgeçemezsiniz.

Tenisin sizden götürdüklerine gelince başta fazla yağ ve kilolar olabilir; ama tenise bu amaçla başlayanı pek tanımıyorum. Başka bir yan etkisi ise hırstır. Hep daha iyi olma isteği, ‘şu backhandi de bir de şöyle vurma’, ‘yan korttakinin ucuz hamlesini deneme’ gibi hedefler belirler, istemeden de olsa kendinizle ya da dışarısıyla yarış haline girebilirsiniz. Hırs her zaman kötü bir şey değildir; ancak ne amaçlı kullandığımıza bağlı olarak bizi etkiler. Tenisin bir başka yönü ise emek istemesidir. Kendine emek verdikçe ve sevdikçe insan karşılığını alır. Bu noktada tenis, çalışanlar için iş, okuyanlar için de okul hayatıyla zaman zaman çelişkiye düşebilir. Tenis ve eğitim ikilisi her zaman çok iyi anlaşmazlar ve bununla ilgili her zaman düşünülmüş, tartışılmış, çeşitli fikirler üretilmiştir. Burada benim amacım bu konuyu çözümlemekten ziyade yeni bir bakış açısı kazandırmaktır.

Tenisin eğitimi engellediği düşüncesine artık yeni bir yönden bakılması gerektiğine inanıyorum. Tenisin okul hayatını zorlaştırdığı doğrudur, çünkü okul hayatı da tenisi zorlaştırır. İkisini bir arada götürmeye çalışmak da yıpratıcı olabilir. Fakat bu yine kişinin seçimidir ve kişinin her anki seçimleriyle önündeki yol belirlenir. Tenis okulu zorlaştırabilir, doğru; fakat tenis hayatı da başlı başına bir eğitimdir. Kişiye disiplini, aklını ve bedenini aynı anda kullanmayı, farklı ortamlara ayak uydurmayı, normalde belki de yaşamayacağı anlık stresleri tattırabilir. Bir durumun içinden tek başına geçmek, korttaki ve kort dışındaki iletişim, seyahatler, hakemin bir kararından sonraki tepkiler… Bunların hepsi insana kendini tanıtır. Bunların hiçbiri bir okulun yerini tutmaz evet; ama insana bir çok önemli deneyim kazandırdığı da bir gerçektir. Bu yüzden eğitim ve bilginin yerini tutabilecek birçok an bir sporcunun hayatının içinde yer alır. Çünkü insan yaşayarak öğrenir. En önemlisi de kendini öğrenir. Bu yolculukta bir konu diğerinin önüne geçtiğinde bu, o kişinin o yolda yaşayacağı deneyimleri de artırır. Deneyimler arasında da hiçbir fark olmadığına göre kişi gerçekten sevdiğini yapmalıdır. Bu yüzden kendini tanımak, kendini dışarıdan ve en önemlisi de en yakınlarının duygu ve düşüncelerinden bağımsız bir şekilde değerlendirebilmek çok önemlidir. Bu nedenle, ne okul, ne de spor burada bir günah keçisi pozisyonundadır; çünkü onlar sadece bizim oyun alanımızın süsleridir. Burada tek önemli olan hobi de olsa, profesyonel de olsa, eğitim, okul ya da yabancı ülkelerde bu işi yapmak da olsa, bizim yaptığımız şeye olan inancımızdır. Bir kişiyi bir konuda diğerlerinden ön plana çıkaran sadece bu olabilir. Hatta bana göre çalışmak bile inancın yanında çoğu zaman yetersiz kalır. Artık insanların kendi hayatlarına ve seçimlerine odaklanma vakti gelmiştir. Herkesin kendi seçimi doğrudur ve bizim yolumuzu belirleyen kime göre doğru veya yanlış yaptığımız değil, bizim neyi neden seçtiğimizdir. Bu seçimlerin gerçek sebeplerini de yalnızca insanın kendisi bilebilir. Herkesin her alanda başarılı olması mümkündür fakat başarı her zaman başkalarının doğrusuyla gelmez. Başarı inandığını yaşayabilmek, kendin olabilmek ve hatta kendin olmakta inatçı olmaktır. Kendin olmanın tek gereği de kendini tanımak olduğuna göre ister eğitim olsun, ister tenis, ne seçersek seçelim, yaşayacaklarımız bize bizim hikayemizi anlatır. Bizi biz yapan, her an ne hissettiğimiz, nereden nasıl çıktığımız, neyi kimin için neden yaptığımız ya da yapmadığımızdır. Bu nedenle bir çocuğun veya gencin tenisi seçmesi için tek sebebi istemek olmalıdır. Neden tenis sorusunun cevabı da zaten budur: Çünkü istiyorum. Bunun dışındaki her şey garnitür sayılır ve gerçeği perdeler. Ama elbette bu, işin doğalıdır ve biz sakladıklarımızı bu perdeler arasından keşfeder buluruz. Tenise de bu gözle baktığımızda sevmemek mümkün değildir.

Bu yazı Editoriyal, Haberler, Tenis kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>