Künye

Kurucu ve Editörler

Alper Ecevit
Güney Cüceloğlu

Yazarlar

Oytun Özer
Hasan Bartınlı
Erman Eroğlu
Efe Başaran
Emir Güney
Oğuz Öztürk
Hakan Saygun
Taner Yıldız
Erhan Leblebici

Katkıda Bulunanlar

Soner Atalay
Can E. Mutlu
Derya Mutlu
İpek Kuran
Yasemin Elçi
Fevzi Demircioğlu
Sibel Özgündoğdu
Ceyla Kütükoğlu
Serdar Yıldırım
Dilek Okuyucu
Volkan Koç
Zeynel Alhan

Abdullah Özgün (emekli editör)

SporStüdyosu’nun kurucuları Alper Ecevit ve Güney Cüceloğlu farklı sebeplerden dolayı New York eyaletine yerleştiler ve birbirini Binghamton şehrinde tanıdılar. Siyaset Bilimi doktorası yapan Alper ile fotoğrafçılık üzerine çalışmalar yapan Güney, aynı masaya oturduklarında önce Efes Pilsen’in Koraç Kupası kazandığı yıldan, ardından Marat Safin’in US Open kazandığı günlerden ve en nihayetinde Javier Sotomayor’dan bahsetmeye başlayınca uzmanlık alanlarını bir kenara bırakıp ilgi alanlarından konuşmaya başladılar. Ağustos 2008′i iple çektiler, çünkü olimpiyatlar yaklaşıyordu. Haftalar öncesinde Nevin Yanıt’ın şansını konuşmaya, rakiplerinin derecelerine bakmaya, Tyson Gay’in Amerika elemelerindeki derecelerini seyretmeye ve Çin’deki hava kirliliğinin maraton derecelerini etkileyip etkilemeyeceğine dair kafa yormaya başladılar. Olimpiyatlar süresince Binghamton’daki evlerinde oyunları takip ederken, 5 kez olimpiyatlara katılmış ama madalya alamadığı için takdir görmemiş Derya Büyükuncu’ya yapılan eleştirileri duydukça üzüldüler. Yüzlerce kiloluk ağırlıkların altına giren haltercilerimizin başarısızlıklarında sporcuları suçlamak yerine onlar kadar hayal kırıklığına uğradılar.

Alper, sabah 4′te kalkıp Azize Tanrıkulu’nın Tekvando finalini seyretti, Güney ise Badminton’daki müthiş heyecanı yakından izleme fırsatı buldu. Bir de baktık ki, sporcularımız var güçleriyle mücadele ederken, onların başarısını satılacak mal gibi gören bir medya grubunu dinlemek zorunda kalıyorlardı. Başladılar söylenmeye. “Bu iş böyle mi gidecek? Eskiden amatör sporları baştan sona gösteren televizyon programları vardı, bu kadar kirli değildi medya…” deyip durdular. Türk televizyonlarındaki spor programlarını seyredemez ve gazetelerin spor sayfalarını okuyamaz oldular. Sporcuların ve sporseverlerin de mecburiyetten okuduklarının farkına vardılar ve fikir geliştirmeye başladılar. Sonunda da neden olmasın, biz yapmayacaksak kim yapacak deyip başladılar bir spor kültürü blogu oluşturma fikrine. Kendimiz öğreniriz, öğrendiğimizi aktarırız dediler. Yaptıkları işin her noktasına ekstra özen gösterdiler. Noktasına, virgülüne dikkat ettiler. Çok kısa zamanda yalnız olmadıklarının farkına vardılar. Şimdi yanlarında bireysel spor dallarında Türkiye’nin bir numarası olmuş arkadaşları,takım sporunda sporcu kimlikleri ve centilmenlikleri ile öne çıkmış dostları ve en önemlisi hergün onların yazdıklarını takip edip takdirlerini ileten okuyucuları var. İkisi de çok mutlu ve daha çok çalışıp daha güzel neler yapılabileceğini düşünüyorlar. Her şeyden önemlisi artık iki kişi değiller ve sporu çok iyi bilen yazar arkadaşları bu keyfe ortak oluyorlar.