Browsing articles in "Futbol"
Ağu
26

Avrupa’da 5′te 2

By Editor  //  Futbol  //  No Comments

Avrupa Kupaları’na 3 takımla katıldığımız yılları hatırlıyorum. Takım sayısının artması ve daha çok takıma kendini sınama, geliştirebilme şansı gelmesini heyecanla ve sabırsızlıkla bekliyorduk.

Galatasaray’ın ve Trabzonspor’un başarıları önce dört, ardından beş takımla temsile doğru bizleri götürdü. UEFA’nın değişen kuralları da yardımcı oldu ve Türkiye her sezon beş takımla Avrupa kupaları mücadelesine katılmayı alışkanlık haline getirdi.

Bu dönemde, Gençlerbirliği, Denizlispor, Kayserispor gibi takımlar önemli ve sürpriz sayılabilecek başarılar elde ettiler. 3 büyükler de son 10 yılda birer kez çeyrek final ve üzerinde mücadele ederek ülke puanını bir noktaya kadar getirdiler.

Türkiye, bu başarılarla 2010 yılında Avrupa 11.liğinde yerini almış ve 1′i Şampiyonlar Ligi’ne direkt olmak üzere beş takımla Avrupa Kupaları’na katılma hakkını elde etmişti. Geçtiğimiz sene Avrupa Ligi gruplarından 2 takımımızın çıkması nedeniyle biraz olsun ümitlenilmiş bu sezon alınacak puanlarla ülke puanının artacağı ve ligimizin dördüncüsüne Temmuz sıcaklarında Faroe Adaları’nda maç oynatan sistemin değişeceğini düşünmüştük.

2010/11 sezonu çok ama çok önemliydi. 2005/06 sezonundaki başarısız Avrupa serüvenimiz (son 12 yılın en kötü senesi) yüzünden düşen 5 yıllık puan ortalamamız, bu sezon o yılın silinmesi ile otomatik yükselecek ve 11.likten ilk 6′yı zorlar hale gelecektik. Hiçbir şey yapmadan dahi sezon başında 9. sırada başlamıştık aslında.

4 büyük (İtalya-İspanya-İngiltere-Almanya) ülkenin erişilmez olduğunu düşünürsek, beşinci Fransa ile 12, altıncı Portekiz ,  yedinci Ukrayna ve sekizinci Rusya ile 3 puanlık farkı bu yıl elde edeceğimiz skorlarla kapatabilir, bize yetişmeye çalışan Hollanda ve Yunanistan ile farkı açabilirdik.

Avrupa’da ilk 9′a giren takımlar altı takım ile temsil edilirken, altıncı Rusya bu sezon iki takımını Şampiyonlar Ligi’ne direkt sokabiliyor. 7, 8 ve 9. sıradaki takımlar Avrupa Ligi playoff turuna 1 değil 2 takımı otomatik olarak veriyor, böylelikle lig dördüncüsü değil beşincisi Temmuz ayında UEFA şansı yakalıyordu. Eğer biz 11.değil de 9. olsaydık bu Temmuzda Beşiktaş değil, Eskişehirspor UEFA Kupası elemeleri oynayacak, Beşiktaş Viktoria Plzen ile eşleştiği turdan başlayacaktı.

Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nde grupların belli olması ile tablo biraz daha belirlendi aslında. Bizim mücadele ettiğimiz 11 ülkeden sadece bizim üç takımımız birden Avrupa Kupaları’na veda etti.

İlk 4 sırayı alan ülkelerden sadece Aston Villa, evindeki şok Rapid Wien mağlubiyeti ile elenirken,  İspanya, İtalya ve Almanya firesiz gruplara kaldı.

Bizi ilgilendiren ülkelere bakar isek,

Fransa 3′ü Şampiyonlar Ligi olmak üzere 5 takım ile mücadelesine devam ediyor. Sadece Montpellier, UEFA Avrupa Ligi 3. tur önelemesinde Macar takımı ETÖ Györ’e elenerek Avrupa’ya veda etti.

Avrupa altıncısı Portekiz, 2′si Şampiyonlar Ligi olmak üzere 4 takımla Avrupa Kupaları’nda. Sadece Maritimo, bu akşam oynanan mücadele sonunda BATE Borisov’a elenerek ülke temsilcisinin dörde inmesine yol açtı.

Şanslıyız ki, kovaladığımı Rusya da bu sezon pek iyi gitmedi. Şampiyonlar Ligi’ne üç takım birden sokan Ruslar, Zenith’in Auxerre’e elenmesi ile bir takımın kaybetti. Şimdi onlar da 2′si Şampiyonlar Ligi olmak üzere 4 takım ile temsil ediliyor. Sivir Novosibirsk, evinde yendiği PSV deplasmanında farklı mağlup olurken, Lokomotiv Moskova İsviçre’nin Lausanne takımına penaltılarda mağlup oldu.

Ukrayna da fırsatı bizim kadar olmasa da harcayanlardan. Dinamo Kiev’in elenmesi ile Şampiyonlar Ligi’ne sadece Shakhtar Donetsk’i sokabilen Ukrayna, Karpaty Lviv, Metalist Kharkive Dinamo Kiev ile UEFA Avrupa Ligi’ne devam ediyor. Galatasaray’ın elenmesinin Türk futboluna zararını bu örnekle bir kez daha anlayabiliriz. Dniprio ve Simefarabol, sırasıyla Lech Poznan ve Bayer Leverkusen’e elenerek Avrupa’ya veda etti.

Avrupa dokuzuncusu Türkiye, bildiğiniz üzere Bursaspor ve Beşiktaş ile yollarına devam edecek. Trabzonspor’un şanssız kurası ve Fenerbahçe ile Galatasaray’ın beklenmedik yenilgileri, Avrupa Kupaları’nda temsilci sayımızı ikiye indirdi.

Avrupa onuncusu durumunda bulunan ve bizden sadece 1 puan aşağıda olan Hollanda, Twente ve Ajax’ı Şampiyonlar Ligi’ne Utrecht, Alkmaar ve PSV’yi ise UEFA Avrupa Ligi’ne soktu. Şansımız biraz olsun yaver gitti de Feyenoord büyük bir sürpriz ile AA Gent’e yenilerek elendi.

Belki de son rakibimiz Yunanistan ise PAOK’un Fenerbahçe karşısında elde ettiği sürpriz ile 1′i Şampiyonlar Ligi’ne 4 takım ile Avrupa Kupaları’na devam ediyor. Sadece Olympiacos, Maccabi Tel-Aviv’e yenilerek ülke puanına biraz olsun sekte vurdu.

Bu ne demek oluyor? Türkiye ayağına kadar gelen dokuzunculuk ve bir başka deyişle Avrupa’ya altı takım gönderme şansını zora sokuyor. İlk 6′yı zorlayıp Ruslar’a yetişerek Şampiyonlar Ligi’ni üç takımla forse eden sistemi de bir başka bahara bırakıyor.

Bugün elenen büyük takımlar, belki şu anda sadece maça üzülüyorlar, ancak rekabet seviyesi artan ligimizde önümüzdeki seneyi ilk 4′te veya kupa şampiyonu olarak tamamlayamazlarsa bir kez daha üzülecekler. O günlerin temellerini bu geceden atmış oldular.

Bundan sonra ülke puanında “sefilleri oynamamak” için, Beşiktaş ve Bursaspor’un ekstra başarılı olmaları gerekiyor. Zorlu gruba düşen Bursaspor ve Avrupa Kupaları’nda şansı tutmayan Beşiktaş’tan kendi kimliklerinin, potansiyellerinin hayli üzerine çıkmasını bekliyoruz.

Neden olmasın?

Peki, hangi ülkeler bu sene iyi grafik çiziyor? İlk 11′i zaten saydık. Geri kalan ülkeler arasında üç takımla devam eden Belçika ve İsviçre, 2 takımla devam eden Bulgaristan ve Hırvatistan çıkıştaki ülkeler.

Tüm takımları elenen Kıbrıs, İsveç, Bosna ve Finlandiya da en çok kaybedenler olarak göze çarpıyor.

Avrupa Kupaları’nda tüm takımlarımıza başarılar diliyoruz.

Ağu
26

Şampiyonlar Ligi Kura Çekimi

By Editor  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Bugün 2010 Şampiyonlar Ligi Grupları Monaco’da yapılacak kura çekimi ile belli oluyor. İşte torbalar ve takımlar.

1. Torbada,

Internazionale
FC Barcelona
Manchester United
Chelsea
Arsenal
Bayern München
AC Milan
Olympique Lyon

2.torbada,

Werder Bremen
Real Madrid
AS Roma
Shakhtar Donetsk
Benfica
Valencia
Olympique Marseille
Panathinaikos

3.torbada,

Tottenham Hotspur
Glasgow Rangers
Ajax
Schalke 04
FC Basel
Sporting Braga
FC København
Spartak Moscow

4.torbada

Hapoel Tel-Aviv
FC Twente Enschede
Rubin Kazan
AJ Auxerre
CFR Cluj
Partizan Belgrade
MSK Zilina
Bursaspor

Ağu
25

Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece

By Editor  //  Futbol  //  No Comments

Şampiyonlar Ligi 2010/11′e katılacak son 10 takımın belirleneceği play-off müsabakalarının rövanş mücadeleleri 24 Ağustos Salı günü beş farklı stadda başladı.

Turu geçen ile turda elenen arasında maddi ve manevi dağlar kadar farkın oluşmasına sebep olan mücadelelerde Avrupa Futbolu’nun zirvesindeki futbolcular ve teknik direktörler görev alırken, isimlerini duyurmak isteyen yükselen yıldızlar geceye damgasını vurdu.

Gecenin en büyük sürprizi İspanyol temsilcisi Sevilla’nın 1-0′ın rövanşında komşu ülke Portekiz’in takımı Braga’ya evinde 3-4 yenilmesi oldu. 31. dakikada Braga’nın yıldızı Matheus, takımını öne geçirdiğinde avantajı eline geçiren Portekiz ekibi, oyuna yedek girip hat-trick yapan Lima’nın muhteşem performansı ile tarihinde ilk kez UEFA Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı. Bir önceki turda Celtic’i Portekiz’de 3-0 mağlup eden, 2008′de kazandıkları Inter-toto kupasından bu yana Avrupa’daki çıkışlarını tam anlamıyla taçlandırmış oldular. Kadrosunda 17 Brezilyalı, 5 de Portekizli bulunan Portekiz temsilcisi Kanoute ve Luis Fabiano’nun forma giydiği Sevilla’yı iki kez devirererek Portekiz’in Şampiyonlar Ligi’ne katılan ikinci temsilcisi oldu. Bu sonuç bizleri de yakından ilgilendiriyordu. Önümüzdeki sezon için Avrupa Kupaları’nda yer kapmaya çalışan Türk takımlarının en büyük rakiplerinden biri de Portekiz takımları. Bu sonuçla 2′si Şampiyonlar Ligi 3′ü UEFA Avrupa Ligi olmak üzere 5 takımla yola devam etme şansı bulunan Portekizliler aramızdaki 4 puanlık farkı açabilirler.

Günün en merakla beklenen mücadelesi hiç kuşkusuz Sampdoria ile Werder Bremen arasındaydı. Sezonu dördüncü tamamlayarak Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için ön eleme oynamaya hak kazanan Sampdoria, 1991-92 sezonunda Barcelona’ya karşı oynadığı Avrupa Kupası (92′de bu kupa şampiyonlar ligi adını aldı) finalinde 111.dakikada Koeman’ın golüne engel olamamış o gün bu gündür Şampiyonlar Ligi serüveninden mahrum kalmıştı. o günlerde mavi-beyazlı formayı ıslatan Gianluca Pagliuca, Atilio Lombardo, Gianluca Vialli ve Roberto Mancini gibi isimler sonrasında İtalyan ve Dünya futbolunun efsaneleri arasına girmişlerdi. 2010 yılında onların formaları bu kez Junior Costa, Alberto Cassano gibi isimlerin üzerinde şahlanacak mıydı diye merakla beklenen Werder Bremen rövanş maçı, dramatik bir sonla noktalandı. 13 dakikada aradığı 2 farklı üstünlüğü yakalayan, 85. dakikada farkı üçe çıkaran Genoa ekibi, 90+3′te İsveçli golcü Markus Rosenberg’in harika golüne engel olamadı ve uzatmaya giden maçta Claudio Pizarro’nun müthiş füzesi turu Bremen ekibine getirdi. Domenica Di Carlo’nun öğrencileri ise Avrupa Ligi’nin yolunu tuttu. Bu skor Türk takımları için de olumlu sayılabilir. Eğer Werder Bremen elenseydi, özellikle Beşiktaş’ın ikinci torbada kuraya girme şansını iyice zora sokacaktı.

Günün bir başka dramatik mücadelesi ise Belçika’da Anderlecht ile Partizan takımları arasındaydı. Önce Ermenistan şampiyonu Pyunik, ardından Beşiktaş’ın UEFA Playoff’undaki rakibi HJK’yı eleyerek Anderlecht’e rakip olan Sırbistan Şampiyonu kendi evinde aldığı 2-2′lik sonucun dezavantajı ile Belçika deplasmanındaydı. İlk yarının 13., ikinci yarının ise 10. dakikasında Cleo’nun golleri ile 2-0 öne geçen Partizan maçı kazandığını düşünürken ev sahibi Anderlecht Lukaku’nun 64 ve Gillet’in 71. dakikadaki golleriyle beraberliği sağladı ve maçı uzatmalara götürdü. Uzatmalarda da gol sesi çıkmayınca penaltılara giden mücadelede Belçika ekibini beklenmedik bir sürpriz bekliyordu. Penaltı atılan noktanın tahrip olmuş olması nedeniyle kısır geçen penaltı mücadelesinde Belçika ekibinin 3 futbolcusu topu minare boyu kalenin üzerine göndererek takımlarının sonunu hazırladılar. Görüntüleri görenler için zeminin ne denli önemli olduğunu anlamak çok zor olmayacak…Anderlecht, belki de zeminin azizliğine uğrayarak Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyen takımlar içerisinde ilk sıralara yerleşti…Aynı şartlarda zorlanan Partizan’lı oyuncular ise sinirlerine biraz hakim olarak en azından 3 şutu gole çevirdi ve şampiyonlar ligi biletini aldı. Sasa Ilic’in de formasını giydiği Partizan Belgrad, ülkesinin tek temsilcisi olarak Avrupa Kupaları’na devam ediyor.

Gecenin bir diğer tarih yazan takımı ise İsrail ekibi Hapoel Tel Aviv oldu. Avrupa Kupaları’nda pek de başarılı olmayan, ancak geçtiğimiz sezon UEFA Avrupa Ligi’nde 32 takım arasına katılarak sükse yapan Hapoel Tel Aviv, Bosna’dan Sarajevo, Kazakistan’dan Aktebo’yu eledikten sonra karşısında Huub Stevens’ın Avusturya Şampiyonu ekibi Red Bull Salzburg’u buldu. Güzeller güzeli Salzburg şehrinde oynanan mücadeleyi 3-2 kazanarak evine avantajlı skorla geldiğini sanan Hapoel, 42. dakikada Douglas da Silva’nın kendi kalesine büyük bir şanssızlık eseri gönderdiği topla 1-0 yenik duruma düştü. Bu skor Hapoel’e yetse de tarihlerinde ilk kez oynayacakları Şampiyonlar Ligi öncesi sahasında gerilen, ve sıkça hata yapan Hapoel, özellikle son dakikalarda rakibinin de zaafları sayesinde İsrail futbolunun yeni yıldız adaylarından 21 yaşındaki Ben Sahar ile girdiği sayısız gol fırsatını değerlendiremedi. Yapılacak bir hatanın olmaması için tribünlerde dualar eden İsrail ekibinin taraftarları son dakikada Eran Zahavi’nin attığı gol ile rahatladı ve bu zaferi doyasıya kutladı.

Gecenin son karşılaşmasında ise İsviçre ekibi Basel, sürprize mahal vermeden Moldova ekibi Fc Sheriff’i deplasmanda 3-0 ile geçmesini bildi. İlk yarısı çekişmeli ve golsüz geçen karşılaşmada son 15 dakikada Streller ve Alessandre Frei’nin golleri sonucu belirledi. Basel’in defansında milli takım için hiçbir zaman düşünülmeyen Çağdaş Atan forma giyiyor. Önceleri Beşiktaş ve Trabzonspor ile Avrupa Kupası heyecanı yaşayan 30 yaşındaki solak stoper, üçüncü kez şampiyonlar ligine katılan Basel’in önemli oyuncularından biri olacak. Sheriff ise Avrupa Ligi’nin gruplara katılan en az puanlı Avrupa takımı durumunda. Moldova ekibinin önünde çok yol var. Yine de Dinamo Tiran ve Dinamo Zagreb’i eleyerek geldikleri play-off turu büyük başarı olarak göze çarpıyor.

UEFA Şampiyonlar Ligi, daha başlamadan mükemmele yaklaştı. Bu heyecan, kazanma isteği görülmeye değerdi. Bu akşam da beş karşılaşma ile devam edilecek. İşte o mücadeleler ve ilk maçta alınan skorlar:

Auxerre- Zenit: 1-0′ın rövanşında Fransız takımı tur arıyor.

Kobenhavn-Rosenborg: İskandinavya derbisinde deplasman takımı Rosenborg, 2-1′in avantajını korumak istiyor.

Zilina-Sparta Prague: Çekoslavakya’yı yeniden bir araya getiren maçta, Slovak ekibi Zilina, Sparta Prague’a karşı deplasmanda elde ettiği 2-0′lık sonucu koruyabilecek mi?

Tottenham-Young Boys: İlk maçta şoktan kurtulan İngilizler, Fenerbahçe’yi eleyen Young Boys önünde 1-0′a razı. İlk maç 3-2 Young Boys’undu.

Ajax-Dinamo Kiev: Gecenin zorlu geçmeye aday maçında 1-1′in rövanşı Amsterdam Arena’da.

Ağu
21

Salı Sallanır, Perşembe Perişanlıktır

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Halbuki herşey güzel başlamıştı Salı gecesi İnönü Stadyumu’nda… Beşiktaş Quaresma’sıyla ve Guti’siyle maçı takip edenlere keyifli anlar yaşatmıştı. Ama Perşembe günü keyfimiz kaçtı açıkçası. Önce Galatasaray’a Ali Sami Yen cehennem! oldu. Sonra Fenerbahçe Selanik’te taraftarlarını üzdü. Geceyi noktalayan ise aslında beklenenden bile iyi bir sonuç olan ama gene de mağlubiyetle sonuçlanan Trabzonspor maçı oldu. Tıpkı eski sözdeki gibi: Salı sallanır, Perşembe perişanlıkıtr. Beşiktaş tribünleri Salı günü 90 dakika salladı İnönü tribünlerini; geriye kalanlar ise perişan etti hepimizi.

Salı akşamı İnönü’de nispeten ılık bir hava vardı. Mevsim normallerimiz böyle anormal oldukları sürece 28-29 dereceye ‘ılık’ der olduk. İşte bu havada henüz orucunu bile bozmamış binlerce taraftar akın etmişti stada Guti ve Quaresma’yı aynı anda İnönü çimlerinde görmek için. Ne diyelim, biri Real Madrid diğeri Barcelona geçmişi olan bu iki maestro aldı götürdü Beşiktaş’ı. Her ne kadar sıcak hava tempoyu çok yükseltmeye müsade etmese de, hucümlarını Quaresma üzerinden yapan Kara Kartal neredeyse top Portekizli’ye her geldiğinde pozisyona girmeyi başardı. Yani düşük tempoda oyunu kontrol eden Beşiktaş Quaresma’nın şahsi yüksek temposu sayesinde golleri bulmayı bildi. Zaten ilk golde asistin asistini yapan ve ikinci golü de kendisi atan Portekizli bu sezon İnönü tribünlerine gelenlerin evlerine mutlu döneceklerinin sinyallerini şimdiden vermiş oldu.

Tabi Quaresma’nın ofansif yeteneklerinin yanında Guti’nin harikulade oyun zekası ile maçın kontrolünü tamamen elinde tuttuğunu da belirtmek isterim. Guti maç boyunca neredeyse hiç koşmadı diyebiliriz. Ancak bu durumu olumsuz bir anlamda söylemiyorum. Tam tersine İspanyol futbolcu sahada öyle konumlanıyor ki, koşmasına gerek yok. Topu alacağı yer ve vereceği yer sanki 10 dakika öncesinden belliymiş gibi bir sakinlik içinde oynuyor futbolu. Durum böyle olunca da Beşiktaş’ın forvet hattı da istediği zaman istediği yerde topla buluşabiliyor. Her ne kadar bu maç Türkiye Süper Ligi için bir kıstas olmasa da, Beşiktaş’ın doğru yolda olduğunu söyleyebiliriz.

Gelelim Perşembe perişanlığına. Üç maçın 90’ar dakikasının toplam 150 dakika yayın aralığına sığdığını düşünürsek sadece birini tam olarak izleme şansım vardı. Sanırım en iyi ikinci opsiyonu seçmişim. Fenerbahçe maçını tamamen izledim ve her ne kadar skor 1-0 olsa da Fenerbahçe’nin üzerindeki ölü toprağını biraz olsun attığını görmek güzeldi. Yeni transfer Niang’ın daha birkaç antrenmana çıkmasına rağmen takıma uyumlu gözükmesi gecenin belki de en güzel anektoduydu.

Öte yanda ateşli taraftarı ve ‘rahip-destekli’ (bkz. Rahip Mitsios) sert futboluyla PAOK bir gol attı üstüne yattı desek yeridir. İkinci yarıda Niang’ın hırslı futbolu sayesinde rakip 10 kişi kaldıktan sonra Yunan ekibi iyice geriye çekildi. Ancak bu dakikalardaki sıkıntı Fenerbahçe’nin hızlı ayakları Stoch ve Dia’nın yokluğunda rakibine yeterli baskıyı kuramamasıydı. Hatta dakikalar ilerledikçe baskı yapmak yerine top çevirmeye başlayan Fenerbahçe kontra ataktan kalesinde yüzde yüzlük bir pozisyon da verdi. Papazoglou bomboş kaleye topu üstten dışarı atınca, tribünde Papaz Mitsios sinirli sinirli dua etmiştir herhalde. Maç tam bitti derken Mehmet Topuz da bir başka net pozisyonu harcayınca PAOK baskı kurduğu dakikalarda buluduğu golün semeresini yedi ve maçı 1-0 tamamlamayı başardı.

İkinci maçın Kadıköy’de oynanacak olması rakip için bir dezavantaj değil. Çünkü biliyorlar ki mücadele ederlerse ikinci bir Young Boys vakası yaşatabilirler Fenerbahçelilere. Bunun önüne geçmenin tek yolu da rakibinden daha fazla mücadele etmek olacaktır. İkinci maçta sahada olacak Stoch ve Emre’nin de katkıları ile Fenerbahçe tura yakın görünüyor. Ama her zaman olduğu gibi kağıt üzerinde oynanan bir oyun olsaydı futbol, hiç heyecanı kalmazdı.

İzleyemediğim maçlar hakkında yorum yapmak istemiyorum ama okuduğum ve özetlerinden gördüğüm kadarıyla Galatasaray vasatı aşamamış, Baros günü kurtarmış. Trabzonspor cephesinde ise ‘Onur vs. Liverpool’ durumu var. Gene de Avrupa medyası Trabzonspor’un mücadelesinden övgüyle söz ediyor. Kim bilir, Avni Aker’de bir destan yazılabilir mi? Şenol Güneş 76’ ruhunu ortaya çıkarabilir ve Trabzonspor Liverpool’u elerse, Bordo Mavililer İngiltere’de de bir çok taraftar edinebilir. Hatta Manchester-Trabzon kardeş şehir kampanyası bile başlayabilir, kim bilir. Önümüzdeki hafta hep birlikte göreceğiz.

Ağu
18

Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike!

By Hasan Bartınlı  //  Futbol, Turkcell Süper Lig  //  2 Comments

Geçen yılın Beşiktaş’ı için ligin kalburüstü teknik direktörleri bir konuda hem fikirdi. Bir sonraki hafta oynayacağımız Beşiktaş’ı hiçbir şekilde çalışamıyoruz diyorlardı. Çünkü Büyük Mustafa hafta sonu oynattığı sistemi ve kadroyu hafta başında unutuyor, yeni haftaya yeni taktikler ve yeni oyuncu seçimleriyle başlıyordu. Bu teknik direktörlerden Hikmet Karaman, Galatasaray’ı 3-0 yendikten sonra “Her hafta Galatasaray ile oynasam sürekli kazanırım” beyanında bulunmuş ve Galatasaray’ın sisteminin çalışmaya ve oyuncularına ezberletmeye müsait olduğundan bahsetmişti. Oysaki aynı Karaman Beşiktaş’ı değişkenliği yüzünden çalışamadıklarından yakınmıştı.

Peki bu yıl?

Bütün Beşiktaşlılar sezon başından bu yana her yaşanan gelişmeden memnun. Quaresma ve Guti transferleri, Schuster gibi dünayaca ünlü bir teknik direktörün takımın başında olması onları çok heyecanlandırdı. Üstelik oynanan Avrupa Ligi maçlarındaki olumlu sonuçlarda bu heyecanı arttırarak memnuniyeti arttırdı.

Bütün güzelliklerin arkasında Beşiktaşlıların düşünmediği, aslında çoğunun farkına varıp güzel giden günleri bozmamak adına gündeme getirmediği bir içsel sıkıntı var. Beşiktaş artık çok şeffaf oynuyor. İşte önümüzdeki günlerde belki de sıkıntıya düşürecek durum bu. Tek düze oyun sistemi. Çok adamla hücum, savunmayı önde kuran bir sistem yani top rakibe geçtiğinde rakibi ofsayta düşürmeyi hedefleyen bir mantalite.

Özetle çalışması çok kolay bir sistem. Bu düzene yapılacak işlem belli. Ön tarafta yapacağınız pres ile Beşiktaş orta sahasında kapacağınız topları, savunma arkası koşu yapabilen hücumcularınızla buluşturmak. Bütün hafta çalışmanız gereken en önemli ders. Bugüne kadar neden zor durumlara düşmedi Beşiktaş o zaman diye sorabilirsiniz. Nedeni de belli. Çünkü ne bunu tespit edebilecek fırsatı olmadı rakiplerin, ne de bunu yapabilecek malzeme vardı ellerinde.

Bir Bursaspor karşında Volkan Şen ve Sercan, bir Trabzonspor karşısında Alanzinho ve Umut, bir Fenerbahçe karşısında Stoch ve Niang, bir Galatasaray karşısında Baros ve Pino, birçok Anadolu takımındaki İbrahim Akınlar, Kamananlar, Olcanlar, Sestaklar, Moritzler,Necatiler,Titalar…

Bu malzemenin sahipleri Beşiktaş’ı iyi çalışırsa sonuç elde etmeleri çok da zor olmaz. Sarı Melek Viktoria Plzen maçında maç 11’e 11 ken hafif sinyalini veren bu tehlikeyi görmezden gelirse tek değişen parametre rakiplerin kalitesi olur ve iyiye giden bu heyecan kabusa dönüşür. Umarım gerçekleşmez ama bizde geçmişte yazmıştık demek zorunda kalırız.

Sarı Meleğin futbol aklının her zaman ben kendi oyunuma bakarım rakip beni çalışsın diyecek kadar küçük olmadığını gördüğümüzde, yani yukarıda belirttiğim çabuk ve kaliteli adamları olan, onları tek topla kaleci ile karşı karşıya bırakabilecek ustaları olan takımlara karşı orta saha direncini biraz daha üst düzeyde tutan bir anlayışla oynadığına, ofsayt taktiğini rafa kaldırıp savunmayı biraz daha geride kurduğuna şahit olduğumuzda, bu endişemiz ortadan kalkacak ve güzel başlayan seneye güzel devam edeceğiz diye düşünüyorum.

Ağu
14

FIFA’dan Dünya Kupası’na Müdahele

By Editor  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

2010 Dünya Kupası’nın heyecanı yerini yeni yeni liglere bırakırken Fifa Başkanı Sepp Blatter, alışkanlıklarımızı değiştirecek bir öneri ile gündeme geldi.

Dünya Kupaları’ında defansif oyun anlayışından rahatsızlığını ortaya koyan Blatter, önümüzdeki Dünya Kupası’nda yeni bir sistem uygulayarak beraberlikle biten mücadelelerin penaltı atışlarına veya altın gole götürmeye çalıştıklarını söyledi.

Hatırlanacağı üzere gruplarda oynanan 48 maçın 14′ü beraberlikle sonuçlanmıştı.

Çizgiyi geçen toplar için de elektronik sistemin uygulamasına dair ilerleme kaydettiklerini söyleyen Blatter, 2010 Dünya Kupası’ndan sonuçlar çıkarmışa benziyor.

Ağu
13

New York’ta Bir Karakartal

By Editor  //  Futbol, Haberler  //  1 Comment

New York’ta yürürken karşınıza bir kamyon çıksa, arkasında da Beşiktaş amblemi olsa ne yaparsınız? Biz fotoğrafını çekip paylaşalım dedik…İşte New York’lu Karakartal.

Ağu
11

Aykut Kocaman, Kara Kutu’yu Açtı

By Ulaş Bayram  //  Futbol  //  4 Comments

2004′un Ocak ayında Fatih Altaylı bir yazı kaleme aldı. Başlık şuydu. “Kandırmayın Fenerbahçelileri”…

Kimler kandırıyor acaba Fenerbahçe’lileri? diyerek yazıyı okumaya başladığımı dün gibi hatırlıyorum. Makalede şöyle diyordu Altaylı:

“Gazetelerde transfer haberlerini okudukça gülüyorum. Bir camianın taraftarları ile bu kadar mı dalga geçilir? Haftalardır bir Alex yaygarası. Geliyor, gelecek, eli kulağında.Taraftar da heyecanlanıyor, umutlanıyor. Sevgili Fenerbahçe taraftarları bu haberlere sakın kanmayın. Alex malex gelmiyor. Gelmez. Gelemez. Alex dedikleri şu sıralarda Brezilya’nın en popüler adamlarından biri. Geçen yıl Real Madrid’in transfer listesinin en başındaydı. Canının çektiği futbolcuyu tereyağından kıl çeker gibi alan, Barcelona’nın elinden Beckham’ı kapan Real Madrid bu Alex’i alamadı. Şu anda da hem Real, hem de başka pek çok ‘‘bol paralı” takım Alex’in peşinde. Ancak onlar da alamıyorlar. Bu yüzden Alex’in Fenerbahçe’ye gelme olasılığı yok. Keşke gelse de seyretsek ama yok böyle bir olasılık. Fenerbahçe taraftarına satış yapmak isteyen basının palavrası. Yönetim de herhalde bu gazdan memnun ki, sesini çıkarmıyor”

Alex de Souza bir kaç ay sonra Fenerbahçe Spor Kulübü’ne imza atarken Fatih Altaylı neler düşünüyordu bilinmez. Ama Fenerbahçe taraftarları yeni bir efsane kazanmak üzere olduklarından habersizdi.. Curitiba’lı Alexsandro de Souza, 6 senelik Fenerbahçe deneyiminde rüya gibi görünen istatistiklere imza attı. Özel maçlar hariç 260 maçta 126 gol 124 asist(kaynak: alex10.com.br)… Yani neredeyse oynadığı her maçta skora etki etmiş. Buna rağmen Daum, daha ilk senesinde yenildikleri bir Avrupa maçı sonrası mazeret olarak “Alex küçük maçların oyuncusu” deyivermişti. Tabi orada bir muhabir de çıkıp “Siz küçük maçların Teknik Direktörü olmayasınız?” diye sorsaydı oldukça manidar olurdu..

Zamanla Alex ve Fenerbahçe birbirine uyum sağladı. Özellikle 2000′li yılların başlarından itibaren Avrupa’daki her kamburüstü takımın uygulamaya başladığı 4-4-1-1, Alex’li Fenerbahçe’de kendini buldu. Daum’un ilk senesinde oynadığı 3′lü savunmadan ve orta sahada Aurelio’yu tek başına bırakma sevdasından vazgeçmesiyle Fenerbahçe daha derli toplu, Alex’in önderliğinde, alan markajlı sağlam bir 4-4-1-1 oynamaya başladı.. Birbirine yakın oynayan oyuncular ve uzun boylu stoperler ile Fenerbahçe’nin kültürel yapısına pek de uymayan savunma ağırlıklı bu oyun, rakip kaleyi abluka altına almasa da, zor gol yiyerek ve Alex’in ayağından bulduğu yaratıcı pozisyonlarla sonuca gidiyordu. Son 5 yıla Fenerbahçe özellikle derbi maçlarda ve kimi kritik Avrupa sınavlarında bu düzenle çok başarılı oldu.. Forvetin arkasındaki (1), sistemin temel taşıydı.. Yani Alex de Souza.. Bu dizilişin getirisi Zico’nun ikinci yılında adeta tavan yaptı. Şampiyonlar Ligi’nde Anderlect, Inter, Psv, Cska Moskova, Sevilla ve Chelsea’yi peşpeşe yenen Fenerbahçe, yarı finalin kapısından tek gol farkla döndü.. Alexandro de Souza ise o sene Şampiyonlar Ligi’nde asist kralı olarak, yıllardır üzerine yapışan “Avrupa’da yok” yaftasından bir anlamda kurtulmuş oldu.

Ama sistemin bir handikapı vardı. Hücum pres zaafiyeti olduğu için, özellikle küçük diye tabir edilen ve kendi sahasında kalarak oynayan takımlara karşı, oyunu karşı alana yıkmak mümkün olmuyordu.. Zico bu açığın kurbanı oldu. Bütün derbileri ve zor maçları kazanan Zico, Anadolu takımlarıyla yaptığı mücadelelerde puan kayıpları yaşadı. Şampiyonlar Ligi’nde kulübüne tarihinde görülmemiş bir başarı yaşatan Beyaz Pele, şampiyon olamadığı ikinci senenin ardından Başkan Aziz Yıldırım tarafından gönderilecekti. Daha sonra gelen Avrupa Şampiyonu Aragones bu dezavantajı aşmak için Alex’e bir İniesta rolu biçmek istese de, kısa zamanda bunun olamayacağını anlayarak, tekrar forvet arkasındaki görevini iade etti. Fenerbahçe yine zor maçları kazanıyor, nispeten kolay maçlarda puan kaybediyordu. Aynı terane “Yeni Daum” döneminde de devam etti.. Fenerbahçe dışarıdaki Beşiktaş maçı hariç yine diğer derbileri kazandı. Son Trabzon maçında ise Şampiyonluk için oyunu yine karşı alana yıkmak gerekiyordu. Yine de iyi bir maç çıkaran Fenerbahçe 1′den fazla gol atamıyor ve Burak Yılmaz’dan yediği bir golle maçı berabere bitiriyordu.

Derken Aykut Kocaman Sportif direktörlükten yeşil sahaya indi. Belli ki kafasında bazı değişiklikler vardı. Öncelikle hücumda basan ve ileride oynayan bir Fenerbahçe istiyordu. Rakip sahaya daha yakın bir Fenerbahçe. Oyunu ileride kuran, rakibi baskı altına alan.. Tabi ki her sistemin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardı. Oyunu karşı alana yıkmak, ancak çok pres yapan forvetleriniz ve hızlı stoperleriniz varsa mümkündü.. Fenerbahçe’nin ezberi bozuldu. Aykut Kocaman’ın talimatıyla ileride kalan, karşı kalede oynamak isteyen orta saha ve forvet oyuncuları, gol yememek için kendi kalesine yaklaşmak zorunda kalan yavaş defans oyuncularıyla birleşince, Fenerbahçe orta sahasında Kocaman bir boşluk oluştu. Sahadaki 10 kişinin arasında 70-75 metre boşluk olunca, rakipler orta alanda rahatça paslaşıyor, bu boşluklar yüzünden Fenerbahçe kalesinde, geçen bütün bir sezon boyunca görmediği kadar çok pozisyonunu Köln ve Young Boys maçlarında görüyordu. Özellikle Young Boys maçları Fenerbahçe taraftarı açısından şok üstüne şok yaşadıkları maçlar oldu. Kadıköy’deki maçın ikinci yarısında Alex’i oyundan alan Kocaman, bu yarıda Semih girene kadar rakip kalede pozisyon dahi göremedi. Rakip biraz şanslı olsa iki maçta da 5′er tane atar, rahat rahat turu geçerdi. Daha sonra basın toplantısında Aykut Kocaman”Takımda yapacağınız değişiklerden Alex’i mi kastediyorsunuz?” sorusuna “Son 5 yılda sadece 1 şampiyonluk kazandık” diye cevap veriyordu.. Alex ise Twitter’ında taraftara mesaj verdi “Sakatlık yok, çıkmamı Aykut Hoca istedi” Sonrasında Aykut Kocaman ve Alex arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladı..

Soru şu.. Fenerbahçe 4-5 senedir başarıyla uyguladığı bu düzenden vazgeçmeli mi? Vazgeçerse bunun bedellerini ödemeye hazır mı? Ve Aykut Kocaman bunu yapabilecek bilgi beceri ve yeteneğe sahip mi? Şimdiden taraftarlar ikiye bölünmüş durumda.. Alex’ten vazgeçilebilir mi? Futbol hayatının son yıllarına girmeye başlayan Alex de Souza için Fenerbahçe macerası bitmek üzere mi? Alex’in gitmesi Fenerbahçe’nin sorunlarını çözecek mi? Belli ki bu sezon bütün bunların cevaplarını arayacağız..

Alex gidince ne mi olacak? Fenerbahçe önümüzdeki sene yine milyonlarca dolar dökerek Ronaldinho/Diego/Juninho/Robinho’gillerden hücum preste başarısız yeni bir oyuncu alacak. Onun uyum sağlamasını bekledikten sonra aynı tartışmalar, aynı döngü tekrar başlayacak… Her zaman varola geldiği geldiği gibi..

08.08.2010

Ağu
7

Helva ve Kaymaklı Ekmek Kadayıfı

By Emir Güney  //  Futbol, Haberler  //  No Comments

Avrupa kupalarında takımlarımız için bir eleme turu daha geride kaldı. Beşiktaş ve Galatasaray ilk maçta berabere kaldıkları rakiplerine üçer-beşer gol atarken, Fenerbahçe kendi evinde taraftar desteğini de arkasına alıp Young Boys’a tam 0 (yazıyla ‘sıfır’) gol attı. Bu noktada ‘yazıyla sıfır’ ibaresini de eklemem gerekti çünkü cümlenin gidişatından ‘10 attı ama yazarken 1 düşmüş herhalde’ gibi bir anlam da çıkabilir. Düşen bir şey yok ortada, Sarı Lacivertli taraftarların morallerini saymazsak tabi. Yerlerde sürünüyor şu sıralar…

Bu sefer maç saatlerinin de uygun olması sayesinde üç İstanbul takımımızın da maçını izleme şansım oldu. Fenerbahçe bu üçlüde açık ara en yavaş oynayan takım konumunda. Young Boys ekibi de bu duruma nazire yaparcasına hızlı oynayan bir ekip olunca un ile şeker bir araya geldi, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi rüyası da ‘helva’ oldu. Herkese afiyet olsun.

Sırayla gidelim. Galatasaray ekibi Belgrad’da hem sıcaklık hem de uzun saha çimleriyle boğuştuğu maçı kazanmayı bildi. İlk maçta olduğu gibi durum Galatasaray lehine 2-0’a geldi. Ve gene ilk maçtaki gibi bir rehavet çöker gibi oldu Sarı Kırmızılı futbolcuların üzerine. Skor 2-1’e gelince bir anda ‘Acaba?’ dedik ama neyse ki Kewell imdada yetişti. 10 kişi kalan rakibi karşısında zaten farka gitmek için pas yapması yetti Galatasaray’a.

En güzelini ise en sona sakladım. İlk maçta dağınık bir görüntü verse de yine üç İstanbullu arasında en iyi oynayan takım konumundaydı Kara Kartallar. Rövanşta ise açık ara en iyi performansı gösteren ekip oldular. Ortasahada Necip ve Ernst’in taşıdığı takım ileride Quaresma’nın şefliğinde farka gitti. Hatta Quaresma öyle oynadı ki, maç 120 dakika olsaydı da biraz daha izleseydik keşke. Portekizli yıldız önce kendine özgü ‘ayak dışı’ vuruşuyla klas bir gol attı, sonra bir vücut çalımı ile Limbersky’yi ikinci sarıdan oyundan attırdı. Kaymak olarak da Delgado’ya yaptığı asisti koyarsak alın size kaymaklı ekmek kadayıfı. Maç bitti ama tadı hala damağımızda…

Takımlarımızın Avrupa Ligi Play-off turu kuraları da belli oldu. Fenerbahçe Yunanistan ekibi PAOK ile ilk maçı dışarıda oynayacak. Umarım o maça kadar Aykut Kocaman takıma çeki düzen verir. Yoksa kağnu hızıyla oynamaya devam ederse Fenerbahçe’nin daha çok helvasını yeriz. Galatasaray’ın rakibi Ukrayna’dan Karpaty Lyiv ve Beşiktaş’ın rakibi de Finlandiya temsilcisi HJK Helsinki oldu. Bu ekiplerimiz ilk maçlarını içeride oynayacaklar. Trabzonspor’un rakibi ise İngilizlerin güçlü ekibi Liverpool oldu. İlk maçı İngiltere’de oynayacak Bordo Mavililer bakalım 30 sene önceki gibi en azından bir maçı kazanabilecekler mi? Torres’i Avni Aker’de izlemek güzel olacak…

Tem
31

Sarı Meleğin Büyük Hatası : Matteo Ferrari

By Hasan Bartınlı  //  Futbol, Haberler  //  2 Comments

Beşiktaş’a gelmeden önceki sezon oynadığı Genoa sadece 39 gol yedi…

Beşiktaş’a gittikten sonraki sezonda Genoa yediği 61 golle ligin en fazla gol yiyen 2. takımı oldu…

Beşiktaş’ta 6 lig maçında üst üste gol yemeyen savunmanın en önemli oyuncusuydu…

Bursaspor maçında 2-1 öndeyken sakatlandı ve maç 2-3 bitti…

Onunla birlikte Beşiktaş kalesinde gördüğü 25 golle ligin en az gol yiyen takımı oldu…

Manchester United zaferinin yaptığı müthiş savunma ile en önemli adamıydı…

Bursaspor maçında sakatlandıktan sonra tam olarak iyileşmemesine rağmen fedakarlık yaptı ve birçok maçta maske ile bazen de kendini riske alarak maskesiz mücadele etti!

2009-2010 sezonunda kamuoyu tarafından ligin Altın 11′i açıklandığında ilk önce onun ismi yazıldı…

Onun olmadığı ilk önemli maçta Beşiktaş savunması Vitoria Plzen karşısında çok zor durumlara düştü, bütün yan toplarda tehlike yaşayan Beşiktaş, kendisinden daha hızlı ololdukları savunulan Toraman ve Sivok’un her arkasına atılan topta tehlike yaşadı.

Schuster’in unutmaması gereken bir gerçek var. Futbolda sürat tek başına yeterli değildir. Futbolda zamanla yarışan savunma oyuncuları açıklarını süratın yanında çabukluk ve zeka ile kapatırlar. Diğerlerine göre daha süratli olmasa da Beşiktaş kadrosunun futbolu en iyi bilen, en zeki ve en çabuk reflekslere sahip oyuncusu Mateo Ferrari’dir.

Şimdi Quaresma ve Guti gibi dünya yıldızlarını Beşiktaş’a kazandıran yönetimin daha sonra başını duvarlara vurmamak için yapması gereken Schuster ile görüşerek Ferrari’yi takımda tutmak. Ferrari takımda kaldığında zaten sırası geldiğinde formayı alarak geçen yıl olduğu gii takımın en önemli oyuncularından biri olacaktır.

Son Tweetler

  • turk basketbolu eskiden iyi uzun eksikligi cekerdi. su anda ise takimda hepsi dunya capinda 4 uzun var. bu takimla basa cikmak zor! 8 hours ago
  • Selçuk Çebi 74kg'da 2010 Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonu Oldu | Spor Stüdyosu http://t.co/ZMZCS0t via @sporstudyosu 9 hours ago
  • Sam Querrey'nin US Open kazanacagini sanan Amerikali= UFO goren masum koylu 1 day ago
  • us open'da son 16'ya erkeklerde 6 ispanyol, kadinlarda 5 rus kaldi. erkeklerde ispanyollarin yari finali garanti. aciklamak isteyen? 1 day ago
  • Dünyanın en kötü kitabı yazıldı! Venus Williams ve Ellen Degeneres'ten şok görüntüler! Hepsi Spor Studyosu'nda: http://bit.ly/crFRhu 2 days ago