22
Judo Ekonomisi
Sporun bir yaşam biçimi olduğu konusunda ilgili herkes hemfikir. Judoseverler için ise judo bir felsefe, bir düşünme şekli, hayatı çok farklı açılardan bir ele alış biçimi. Kimisi için bir hiperaktivite ya da otizme yardımcı tedavi yöntemi, kimisi için gizli servis ajan eğitiminin en önemli unsurlarından birisi. Başlık sizi yanıltmasın, bu metinde judonun ekonomik olarak yönetimi, maddi kaynaklarının idaresi, vb. konularda fikirler kaleme alınmayacak, bilgi sunulmayacak. Judo mekaniğinin çok farklı bir başka uygulaması hakkında, umuyorum ki oldukça heyecan verici bir paylaşım olacak
Birkaç yıl evvel internette depreme karşı yapıların güçlendirilmesi konusunun ekonomik boyutu ile ilgili bir kaynak taraması yaparken, 2002 yılında Business Strategy Review isimli, uluslararası hakemli, prestijli bir işletme dergisinde yayımlanmış bir akademik makaleyle karşılaştım; Judo Strategy: 10 Techniques for Beating a Stronger Opponent yani Judo Stratejisi: Daha Güçlü bir Rakibi Yenmek için 10 Teknik. Yazarlar Prof. David B. Yoffie ve Mary Kwak; Prof. Yoffie’ nin Harward Üniversitesi İşletme Okulu’ nda kürsü sahibi olması ve çok sayıda dünya çapındaki firmanın danışmanlığını yapması makaleye dikkat kesilmem için çok yeterli bir gerekçe oldu. Öyle ki; prestijli bir işletme dergisi, dünya çapında rüştünü ispatlamış bir işletme ve e-ticaret profesörü ve judo…
Makaleyi birkaç sefer okuduktan ve referanslarını da kısmen gözden geçirebildikten sonra ne anlatmak istediğini anlayabildim. Mühendis lisanslı birisi olarak İngilizce iktisat/işletme terminolojisine hakim olduğum söylenemezdi. Eserden ilk öğrendiğim şey ise, ekonomi ve iş dünyasında yaklaşık 20 yılı geçkin bir süredir “Judo Ekonomisi” adı altında yeni bir pazarlama, faal olunan pazarda hayatta kalma ve ticaret yönteminin geliştiği, uygulanageldiği ve ilgilileri tarafından tartışılır olduğu idi. Bunun daha açık anlamı ise pazara yeni giriş yapan küçük bir firmanın büyük eski şirketin gücünü, ona karşı kullanması; iki büyük ve güçlü firmanın mücadelesinde ise kazananın çoğunlukla esnek olan taraf olması. Daha da ilginç olan tarafı ise, yaklaşık çeyrek yüzyıldır adı “Judo Ekonomisi” olarak konmuş ve tamamen hepimizin bildiği judo mekaniği ve felsefesi üzerine kurulmuş olan işletme stratejisinin, neredeyse bir yüzyıl öncesinde Pepsi gibi bir dünya ticaret devi firmanın hayatta kalmasını sağlayan ekonomi stratejisi olduğuydu.

Bunun üzerine bir kat daha derine inme gereği hissettim ve konunun esas olarak Prof. Yoffie’ nin araştırma öğrencisi Mary Kwak ile birlikte kaleme aldığı ve 2001 yılında Harward Üniversitesi tarafından basılan “Judo Strategy: Turning Your Competitors’ Strength to Your Advantage” (Judo Stratejisi: Rakiplerinizin Gücünü Kendi Avantajınıza Dönüştürmek) isimli kitabı ile literatüre kazandırıldığını öğrenerek, kitabı temin ettim. Başlangıçta anlamak zor geldiyse de, ilerledikçe kitabın judo mekaniği kuralları ile ekonominin nasıl harmanlandığını ve başarılar sağlandığını görme fırsatı buldum.
Prof. Yoffie, kitabı kaleme almadan birkaç yıl önce bir çalışma için Japonya’ yı ziyaret etmiş ve seyehat esnasında yüksek ateş ve soğuk algınlığı nedeniyle bir gün boyunca otel odasından çıkamamış. Gün boyu izlemeye çalıştığı neredeyse bütün televizyon kanallarında sumo, sumonun olmadığı kanallarda ise judo izlemek zorunda kalmış. Hastalık halinde izlediği judo ve sumo daha sonra, Prof. Yoffie için uzun soluklu bir araştırmanın ilk kıvılcımları olmuş. Yaklaşık iki yıl boyunca Japon savunma sanatları ve özellikle de judo üzerine araştırmalar yapmış. Judo okullarını ve Amerikalı – 73 kg dünya şampiyonu ve iki olimpiyat bronz madalyası sahibi Jimmy Pedro’ yu (2009 yılından itibaren ABD Judo Milli Takımları Başantrenörü ve U23 Programı Koordinatörü) sık sık ziyaret ederek judo ve mekaniği hakkında sağlam bir kaynaktan detaylı bilgiler edinmiş.

Ekonomi litratürünü incelediğinde ise, aslında judo benzetmesinin iş dünyasındaki rekabeti anlatmak üzere pek çok insan tarafından kullanıldığını farketmiş. 1980’lerde Peter Drucker’ ın “girişimci judo” üzerine yazdığını, daha sonraları ise Adam Brandenburgen ve Barry Nalebuff’ un, “Co-opetition” isimli kitapta judo benzetmesini kullandığını keşfetmiş.
Kitapta, küçük ölçekli firmaların, herhangi bir sektörde piyasaya girdiklerinde hayatta kalabilmeleri için judo stratejisini takip etmeleri öneriliyor ve bunu başaran çok sayıda şirket örneği ile de tez destekleniyor. Judo ve iş dünyası arasındaki temel bağlantı oldukça basit bir düşünceye dayanıyor: rakibinizin gücünü ya da momentumunu kendi avantajınıza kullanabilirsiniz! Bu yaklaşımın daha çok küçük firmalar için ilgi çekici ve yararlı olduğu ifade ediliyor. Çünkü, bu felsefe yeni kurulmuş bir firmanın bile büyük firmalarla baş edebileceği anlamına geliyor. Aynı zamanda her büyüklükteki şirket için daha verimli bir rekabet yöntemi sunuyor. Verimli rekabet kavramının judoda ana prensiplerden biri olduğunun altını çizelim. Dr. Jigoro Kano, judonun kurucusu, judoyu akli ve fiziki enerjinin en verimli şekilde kullanılması olarak tanımlıyordu.
Judo – ekonomi ilişkisinin kuvvetli gerekçeleri de kitapta altı çizilen bir başka önemli nokta. Yazarlar, judoyu diğer savunma sanatlarından farklı kılan şeyin, rakibinin gücünden veya momentumundan yararlanmayı sağlaması olduğunu belirtiyorlar. Judo kelimesinin çoğunlukla “centilmenliğin yolu” olarak çevrildiğini, ancak söz konusu ekonomi ise “önce yolu vererek sonunda kazanmak” olarak açıklanmasının daha gerçekçi bir yaklaşım olduğunu savunuyorlar. Bu çok önemli aslında. Judoda önceliği karşınızdakine vererek, onun momentumunu görüp daha sonra ele geçirip, en son olarak ona karşı kullanıp kazanırsınız. Ekonomi anlamında, rakibin gücünü ona karşı kullanmak diye nitelendirilen şey de tam olarak bu.
Ekonomide judo stratejisi, üç ana prensibe dayandırılıyor. Hareket, denge ve sonuç almak için kullanılan kuvvet ve yazarlar sonuca ulaşmak için bunların “beraber” çalıştırılması gerektiğini savunuyorlar. Şirketlerin oyunun başında hareketi daha güçlü bir pozisyona gelmek için kullandıklarını, dengenin ise daha güçlü rakiplerin ve saldırıların karşısında hayatta kalmalarını sağladığını belirtiyorlar. Son olarak, kuvvetleriyle rakiplerini alt edebileceklerini ifade ediyorlar. Çalışmada, hareket, denge ve sonuç almak üzere kullanılan kuvvetin yanında, çok önemli beş uygulamanın da üzerinde duruluyor ve bu beş prensiple, yöneticilerin çok daha iyi birer judo stratejisi uzmanı haline gelebileceği aşağıdaki gibi savunuluyor.
Birincisi, işinizin özüne derin bir şekilde odaklanın. Odak, judo stratejisinde anahtar bir kavramdır. İkincisi, sürekli saldırabilir pozisyonda kalıp, yine de ani ve vahşi saldırılardan uzak durmaktır. Üçüncü olarak, gelecek için plan yapmaktır. Zamanı geldiğinde manevra yapmaya hazır olmalısınız. Dördüncüsü, son darbeyi vuracak olan kuvveti ararken, kullanırken yaratıcı olmalısınız. Judo stratejisi, çoğu zaman güçlü sezgiler ve sınırların dışında düşünme gerektirir. Son olarak da, kaybedilen bir savaşta tıkanıp kaldıysanız kapanış müziğiyle yüzleşin. Ayağınızı sürüye sürüye devam etmeyin. Gerektiğini anladığınız anda iş modelinizi değiştirin ve daha sonra dönüp saldırıya devam edin.
Kitapta, judo stratejisi ile elde edilen çok çarpıcı şirket başarısı örnekleri sunuluyor. Bunlardan kısaca iki tanesine yer vermek yerinde olur düşüncesindeyim.
Pepsi ve Coca-Cola arasında 1930’larda yaşanan kanlı mücadele, judo stratejisi için iyi bir örnek… O dönemlerde, Pepsi oldukça zayıf ve ikinci kez iflasın eşiğinden dönen bir şirket. Coca-Cola ise hemen hemen ulusal bir tekel. Fakat Pepsi’nin başkanı, Coca-Cola’nın hayati değerlerini, yani şişe ağını, yaratıcı bir yöntemle ona karşı kullanmayı başarıyor. O zamanlar, 6,5 onsluk (1 ons = 28.34 gr) bir Coca-Cola 5 sente satılıyordu. Pepsi 12 onsluk şişeyi aynı fiyata satmaya karar verdi. Bunu, oldukça basit bir hareket olarak değerlendirebilirsiniz. Ancak, Coca-Cola buna karşı bir şey yapamadı. Altı onsluk şişelerin üretimi için milyonlarca dolar harcamıştı. Bütün donanımı buna göreydi, kendi gücü altında ezilmişti. Bütün bu yatırım ortadan kaldırılamazdı. Coca-Cola için Pepsi’nin yaptığına karşılık harekete geçebilmek yıllar aldı. Bu arda Pepsi bütün ülkede yayılmıştı bile… Bunu sürekli sol tutuşta teknik yapmak üzere çalışmış ve neredeyse sadece buna programlanmış bir judocunun, sol kolunun nispeten zayıf bir rakip tarafından bağlanması durumunda düştüğü pozisyona benzetmek çok da hatalı olmaz sanırım.
Drypers, çoçuk bezi üretimi yapan küçük ölçekli bir şirket; Procter&Gamble ise bu alanda bir dev. Drypers, Teksas’taki pazara girmeye çalıştığında P&G tarafından bütün eyalette 2 dolarlık kuponlar dağıtılarak saldırıya uğradı. Drypers, kupon basacak ve dağıtacak paraya sahip değildi. Fakat, şirketin CEO’su tam o dönemde bir judo kitabı okuyordu ve yaratıcı bir judo stratejisi geliştirdi. Kuponlar dağıtarak kafa kafaya mücadele yerine, Drypers, P&G’in kuponlarını kabul edeceğini açıkladı. Zaten Drypers daha ucuz olduğundan, üzerine bir de bu kuponları kabul edince müşteriler sıraya girdi. Çok kısa bir süre sonra Drypers tam kapasite çalışmaya başladı. Bu hareketin güzelliği şurada: Judonun “itildiğin zaman çek” taktiğini çok zekice kullandılar. Yani, P&G’in gücünü ona karşı kullandılar. P&G daha çok kupon dağıttıkça Drypers daha çok sattı. Drypers örneği, judo stratejisi ile illa pazar lideri olmadan da çok büyük başarılar elde edilebileceğini gösteriyor. Sadece pazara yeni giren olarak kendinize güçlü bir pozisyon elde edebilmeniz dahi judo stratejisinde büyük bir başarıdır.
Prof. Yoffie ve Kwak, kitabın sonunda judo benzetmesi ile düşünen liderlerin ve yöneticilerin motive olacağı inancını taşıdıklarını vurguluyorlar. Böylece, daha etkili rakipler haline geleceklerini, kafa kafaya mücadeleden nasıl kaçınacaklarını öğreneceklerini ve rakiplerinin gücünü onlara karşı nasıl kullanacaklarını anlayacaklarını savunuyorlar. İşletmede Judo Stratejisi konusu, bugün hala Harward İşletme Okulu’nda lisansüstü çalışmalarda ve Lisansüstü MBA programında ders olarak okutuluyor.
Topla, balonla yerli-yersiz judo oyunu oynamaktan, çizelgelerden yuko-koka sayıp gereksiz istatistikler tutmaktan daha ciddi ve zeka gerektiren, müsabaka dışı judo faaliyetleri de tüm dünyada devam ediyor, kazandırıyor. Haydi, herkes çıkarsın ayakkabılarını, giysin judogisini, girsin tatamiye ve “bu kadar özel olmanın, judocu olmanın” tadını çıkarsın bugün.
Kaynaklar:
* “Judo Strategy: Turning Your Competitors’ Strength to Your Advantage”, Prof. David B. Yoffie ve Mary Kwak, Harward Business School Press, 2001.
9
Moskova’da Kurtlarla Dans
Dünyanın 53 ülkesinden toplam 488 sporcu, Londra 2012 vizesi için Moskova’ da geçtiğimiz hafta sonu ter döktü. Sezonun 3. Grand Slam’ inde mekan Rusya olsa da, şampiyon biziz dedi Japonlar.Tokyo 2010 Büyükler Dünya Şampiyonası öncesi en önemli provada 4 altın madalya ile Japon takımı ilk sırada yer alırken, ev sahibi Rusya ise 2 altın madalya ile 3. sırada kendine yer buldu.

Moskova’ da Ole Bischof, Ilias Iliadis gibi olimpiyat şampiyonlarının yenilgilerine tanıklık etmemize imkan verecek kadar judo kalitesi yüksek müsabakalar izledik Güncel dünya sıralaması listesinin lider isimleri (-90 kg Takashi Ono, -100 kg Takamasa Anai, -66 kg Tsagaanbaatar Hashbaatar, vb. ) genel olarak kendilerine ilk 3 sırada yer bulmayı başardılar.
Yakından takip ettiğim -66 kg’ ın 22 yaşındaki Rus sporcusu Mogushkov ise yükselişini kendi evinde şampiyonlukla taçlandırdı, üstelik çeyrek finalde dünya sıralaması lideri Moğol Hashbaatar’ ı eleyerek. Aynı sıklette herkesin final beklentisi içinde olduğu Gadanov ise bronz madalya alarak dünya sıralamasındaki ikinciliğini korudu. Ruslar’ ın bu iki sporcu ile Tokyo 2010’ da -66 kg’ da final kovalaması ihtimali oldukça yüksek görünüyor. -81 kg şampiyonu Ivan Nifontov aldığı 300 puanla, Koreli Jae-Bum Kim’ i dünya sıralaması liderlik tahtından indirdi.
Yükselişteki Macar judosu -70 kg’ da Mezsaros’ un altın madalyasıyla genel sıralamada 4. olurken, Abigel Joo yeni sıkleti olan -78 kg’ da bronz madalya almayı başardı. Organizasyonun son maçı olan +100 kg final müsabakasında Mısırlı El-Shehaby ile karşılaşan Macar Bor maçı altın puana taşımasına rağmen, hanteide 3-0 lık hakem tercihi ile gümüş madalyada kalmaktan kurtulamadı. Altın puan süresinde EL-Sheaby’ nin çok net bir teknikle aldığı ippon puanı hakem üçlüsü tarafından verilirken, hakem komitesinin itirazı ile iptal edilse de tatami yönetimi maçı hanteide hak eden tarafa vermesini bildi.
2012 Londra olimpik eleme sistemi için Uluslararası Judo Birliği (IJF) puan müsabakalarını sınıflandırmış ve alınan dereceler karşılığında sporcunun kazanacağı puanları 2008 yılı Aralık ayında ilan etmişti. IJF 2010 yılı programı içerisinde sadece 4 Grand Slam müsabakası yer alıyor. (Şubat-Paris/Fransa, Mayıs- Rio de Jenairo/Brezilya, Temmuz-Moskova/Rusya, Aralık-Tokyo/Japonya) Türk milli takımlarıMoskova’daki Grand Slam müsabakasına öncesinde herhangi bir kamp ya da toplanma çalışması olmaksızın katıldı.
Türk milli takımından -52 kg sporcumuz Aynur Samat’ ın 5. lik derecesi, dışında ilk 7 içersinde yer alan sporcumuz olmadı. Ancak, olimpik puan sisteminde – 73 kg sporcumuz Sezer Huysuz da ilk 16 içerisinde yer alarak 36 puan aldı; yani yaklaşık dünya kupası bronz madalya puanı. Yukarıdaki puan tablosuna bakıldığında da Grand Slam müsabakalarının verdiği puan açısından ne kadar önemli olduğu bir faaliyet olduğu çok net bir biçimde görülüyor.
Bayan milli takımlarda Derya Cıbır, Gülşah Kocatürk gibi olimpiyat vizesi kovalayan sporcularımızın bu önemli puan müsabakasında yarışmadığını gördük. Erkek milli takımlarda ise, birkaç büyük sporcumuz haricinde “genç milli takım” sporcularımızın bu “judo cehenneminde” yarıştırıldığına şahit olduk. -66 kg sporcumuzun kura çekimi sonrası basına verilen listede ismi varken, müsabaka günü listede olmayışına şaşırdık.
Moskova’ da olimpiyat isteyen ülkeler kendilerini bir kez daha gösterdiler; tıpkı Brezilya’ da yaptıkları gibi. Türk milli takımlarını ve olimpiyat stratejilerini ise anlamakta güçlük çekmeye devam ettik. Mayıs ayının son haftasına gidelim ve Brezilya’ daki judo günlerini hatırlayalım. 22-23 Mayıs tarihlerinde Brezilya – Rio de Jenairo’ daki Grand Slam ve hemen bir hafta sonrasındaki Sau Paulo Dünya Kupası için Jet-lag sendromu yaşamak istemeyen takımlar Grand Slam’ den birkaç gün önce ülkeye giderek sporcularının saat farkına adaptasyonunu ve dinlenmelerini sağladılar. Peki nedir bu Jet-lag sendromu?
“Uçakla kısa zamanda uzun mesafeler alınması durumunda yolcunun yaşadığı coğrafi saatine uyum sağlayan içsel (biyolojik) saati, gidilen ülkenin coğrafi saatine, gece- gündüz farklılığı nedeniyle uyuma – uyanma, yemek ve çalışma saatlerine uyum sağlamakta zorlanır; böylece Jet-Lag sendromu denilen uyumsuzluk belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler; uykusuzluk, yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, bağırsak bozukluğu, zihinsel ve fiziksel performans kaybı, zaman ve mesafe algısı bozukluğu, reaksiyon zamanı uzaması, yargı ve hafıza kusurları, bulanık görme, vücut ağrıları, terleme şeklinde kendini gösterir. Doğudan batıya doğru olan uçuşlarda gün uzar, batıdan doğuya doğru olan uçuşlarda ise gün kısalır ve belirtilerin şiddeti batı – doğu yönünde daha fazla olup uzun süre devam eder.
Bu belirtiler genel olarak geçilen zaman dilimi (saat) kadar gün devam eder ve en az istirahat süresi ise geçilen zaman diliminin sekiz katı saattir Bu nedenle, iş adamları, siyasiler ve sporcuların performanslarını koruyabilmeleri için, uçuştan önceki günlerde uyuma – uyanma ve yemek yeme zamanlarını, gidilecek ülkenin zamanlarına göre planlamaları veya toplantı ve müsabakadan günlerce önce gidip adapte olması faydalı olur.”
Türkiye-Brezilya uçuşları ortalama 17 saatte gerçekleştiriliyor ve iki ülke arasında 6 saatlik zaman farkı bulunuyor. Bu da seyehat edenlerin 6 x 8 = 48 saatlik minimum istirahatin ardından 17×8 = 136 saat; yani yaklaşık 6 günlük dinlenme sonrasında normal bedensel ve zihinsel faaliyetlerine dönebilecekleri anlamına geliyor. Çok yakından bildiğim Alman, Avusturya ve Hollanda takımları ortalama 5 gün öncesinden Brezilya’ ya giderek önce Grand Slam ve ortak çalışma kampına, ardından da dünya kupasına katıldılar.
Oysa Türk milli takımı Brezilya’ daki Grand Slam müsabakasını atlayıp, sadece Dünya Kupası’ na katılmak için müsabakadan hemen önce Brezilya’ ya gitmişti. Sporcularımız bu müsabakadan madalya çıkaramamalarına rağmen bir beşincilik, iki yedincilik elde etmişlerdi. Madalya alamayışlarına sebep olarak sadece Jet-lag sendromu yaşamış olmaları dahi yeterlidir. Kaldı ki; bedensel adaptasyon eksikliğine rağmen tabelaya girebilmiş sporcuların düzenli bir programla Sau Paulo’ dan madalya çıkarma ihtimallerinin de oldukça yüksek olduğunu düşünmek hata olmaz. Bununla birlikte, eş zamalı olarak Romanya ve İspanya’ da düzenlenen ve Brezilya’ ya göre nispeten daha zayıf olan dünya kupalarının neden tercih edilmediği ise başka bir merak konusu. Mali olarak da okyanus aşırı yapılmış bir seyahatin oldukça kabarık bir faturası olduğuna da ekleyelim.
Olimpiyatın sadece uluslararası programda yer alan her maça katılmakla vize alınabilecek bir organizasyon olmadığını, teknik olarak çok stratejik programlamalara ve dünyayı yakın markaja alma çabalarını da gerektirdiğini tüm dünya biliyor ve gereğini yapmaya çalışıyor. Brezilya’ ya zaman farkının umursamadan cengaverce giden, Moskova’ da gençleri kurtlarla dansa zorlayan bir teknik yaklaşımla Londra 2012’ ye kaç vize alırız, kaç madalya gelir; bunun hesabını yapmak, ne yazık ki, gittikçe daha kolay bir hal alıyor.
3
Ümitler ve Umutlarımız (?)
Son yıllarda aldıkları başarılarıyla olimpiyat umutlarımız olan ümitlerin 2010 Avrupa Judo Şampiyonası performansları bu kategoride son iki yıl içerisinde oldukça dramatik bir düşüş yaşadığımızı gözler önüne serdi. Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası’ nı sadece -57 kg Singapur Gençlik Oyunları olimpiyat kadrosu sporcumuz Dilara İncedayı’ nın altın madalyası ile tamamladık; üç bronz madalya maçını da kaybederek beşinciliklerle yetindik.
Çek Cumhuriyeti’ nin Teplice kentinde 25-27 Haziran 2010 tarihlerinde düzenlenen Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası’ nı Rusya beklenildiği gibi 5 altın madalya ile genel sıralamada ilk sırada tamamlarken, Türkiye 1 altın madalya ve 3 adet beşincilik ile 10. sırada yer aldı. 2009 yılında 9 altın madalya alan Rus milli takımları ülkelerinde 5 altın madalyaya geriledikleri için eleştirilirlerken; Türkiye’ nin tek altın madalyası kimilerine göre tatmin edici bir başarı olarak algılanmış olabilir.(?)
Nereden nereye gelindiğinin, nelerin yapılıp nelerin yapılmadığının özet bir muhasebesi çıkarıldığında “tek madalyalı” sonucun şaşırtıcı olmadığı ortaya çıkıyor. Aşağıdaki grafikte, 2003-2010 yılları arasında Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası’ nda ilk 7 içerisinde yer alan toplam sporcu sayılarımız sunulmaktadır. Performanslar madalya sayı ve rengi bakımından incelendiğinde, ümitlerin 2006 yılında önemli bir çıkış yakaladıkları ve bunu 2007 yılında zirveye taşıdıklarını görüyoruz. 2010 yılında ise 4 madalya maçının üçü mağlubiyet, biri galibiyetle sonuçlanıyor. Sadece 2009 – 2010 yılları kıyaslandığında ilk 7’ de yer alan sporcu sayımızın yarıya indiği çok net bir biçimde görülüyor.
Özellikle, bizzat bulunduğum, 2007 yılı Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası’ ndaki muhteşem performanslardan sonra 2010 yılındaki hızlı düşüşün sporcuların yetersizliklerinden değil idari ve teknik ekibin bölgeci yaklaşım ve bilgisiz tutumlarından kaynaklandığını düşünmekteyim. Gerek milli takım kadrolarının belirlenmesi ve gerekse hazırlık dönemlerindeki uygulama ve müsabaka seçimleri detaylı bir biçimde ele alındığında ümit millilerimizin başarısızlık nedenleri kendiliğinden ortaya çıkıyor. Erkek milli takımın tamamının Balıkesir bölgesi sporcularından oluşması ve sadece 3 sıklette sporcu yarıştırılması bir yana, – 50 kg’ da Ümitler Türkiye Judo Şampiyonası’ nda ilk 7 içerisinde yer alamamış bir sporcunun, sonraki iki uluslararası müsabakada da yarışmadan Avrupa şampiyonası takımına alınmış olmasına ne kadar mantıklı bir açıklama yapılabilir; bu merak konusu. Aynı sporcunun -55 kg Gençler Türkiye Şampiyonası üçüncülük derecesi ileri sürülse de; bu üçüncülük maçını yine kendi bölgesinden Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası’ nda -55 kg’ da ülkemizi temsil eden sporcu ile yaptığının altını da çizelim. En azından bu sıklette, Ümitler Türkiye Judo Şampiyonası’ nda 2. ve 3. olan Siirt bölgesi sporcularının doğudan yükselen sesine, Ankara’ dan pek de kulak verilmemiş gibi görünüyor. Siirt, 2009 yılı Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası’ nda ülkemize bronz madalya kazandırmış bir bölge.
Bayan milli takım nispeten daha mantıklı seçimlerle belirlenmiş gibi görünse de, -52 kg kategorisinde bu sıkletin Türkiye şampiyonası madalyalısı sporcularının dışlanıp, -48 kg Balıkesir bölgesi sporcusuna milli temsil hakkı verilmesi hayli düşündürücü. -52 kg ümitler Türkiye şampiyonunun sakatlık vb. nedenlerle kadro dışı kaldığını düşünsek de, aynı sıkletin gümüş ve bronz madalyalı sporcularının gözden çıkarılmış olduğu görünüyor. Türkiye şampiyonası sonuçlarının dikkate alınma oranı, ümit sporcuların ve bölge antrenörlerinin emeklerine ne derece saygı duyulduğu camia vicdanında, kuşkusuz, değer bulacaktır.
Yönetim ve teknik heyet, ümit milli takımlarda devraldığı başarılı ve hevesli sporcu kadrolarını bugün tüketme noktasına gelmiştir; 2009 ve 2010 dönemleri bile kendi içinde kıyaslandığında başarı oranının yarıya indiği görülmektedir. “Ümit sporcuların başarılı olmasını istemiyorum, sonra judoyu bırakıyorlar” mantığının liderliğindeki kadroların çok net bir biçimdeki bölgeci yaklaşımları ve Avrupa judosunu tanımayışları bu kategoride kendi istekleri doğrultusunda başarısız olmamıza sebep olmuştur.
Teknik sorumluluklar bir yana, sadece kişisel meraklarla bile 2006-2008 döneminin incelenmesi 2010 rotasını belirlemekte çok önemli bir kaynak olabilirdi. Bakınız; Rusya Tver Ümitler Avrupa Kupası, Avrupa şampiyonasında madalya almak isteyen her ülkenin mutlaka katıldığı çok önemli bir hazırlık turnuvası. Sadece Tver 2010 müsabaka sonuçları bile, 2010 Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası ile neredeyse aynı! Müsabakadan ziyade, sonrasındaki ortak çalışma kampı sporcuların gelişimi için çok önemli katkılar sağlıyor. Önceki yıllara ait istatistiklere bakıldığında da bu durumun çok farklı olmadığı görülüyor. 2006-2008 yılları arasında aralıksız katıldığımız bu turnuvadan yükselen yıldızlarımıza örnek olarak Derya Cıbır, Tuğba Zehir gibi sporcularımız gösterilebilir. Oysa 2009-2010 döneminde milli takımlarımız bu müsabakaya katılmadılar. Rotanın yanlışlığı daha pek çok uygulama ile örneklendirilebilir.
Ümitler kategorisinde uluslararası madalya alan sporcuların judoyu bıraktıkları gerekçesiyle madalya almalarını istememe düşüncesindeki bir idari yaklaşımın, miniklere hangi maksatla Türkiye şampiyonası düzenlediğini anlamak da güçleşiyor. Kabul edilsin ya da edilmesin, ümitler kategorisi “Avrupa ve dünya judosunda dahası olimpik judoda” resmi olarak var; ve biz de bu kategoride ümitlerimizle umutlanarak var olmak zorundayız.
NOT: 2003 -2010 yılı Ümitler Avrupa Judo Şampiyonası performanslarımızın sayısal verilerle irdelendiği kapsamlı istatistiki çalışmamız tamamlanmıştır.
15
Kelmendi Tarih Yazdı

2012 Londra Yaz Olimpiyat Oyunları Judo Olimpik Eleme süreci, geçtiğimiz hafta sonu 49 ülkeden 125 bayan, 225 erkek sporcunun katılımıyla Tunus’ ta gerçekleşen 150.000$ ödüllü Grand Prix ile başladı.
Öncelikle Londra 2012 judo eleme sistemini kısaca hatırlattıktan sonra, Tunus Grand Prix üzerine değerlendirmeler yapmakta yarar olduğu kanısındayız Londra 2012, için judo branşında öncekilerden farklı bir eleme sistemi uygulanacak. Puan toplama süreci 2 aşamadan oluşan puan toplama dönemi, Mayıs 2010 – Mayıs 2011 sezonu 1. dönem ve Mayıs 2011 – Mayıs 2012 sezonu 2. dönem olmak üzere iki sezondan oluşuyor. Kıta ve dünya şampiyonaları, dünya kupaları, Grand Prix ve Grand Slam müsabakaları eleme için puan verecek. Sporcunun birinci sezonda kendi sıkletinde katıldığı puan müsabakalarından “en yüksek 5 puan toplamının yarısı”, ikinci sezonda toplayacağı “en yüksek 5 puan toplamının tamamı” toplanarak elde edilecek final puanları ile olimpik kota sıralaması yapılacak. Mayıs 2012 itibariyle erkeklerde kendi sıkletinde ilk 22, bayanlara ise ilk 14 içerisinde yer alan sporcular doğrudan olimpiyatta yarışma hakkı kazanacak. Kota doğrudan sporcu adına alınmış olacak, barajı aşan sporcu yerine başka bir sporcu yarıştırılamayacak. Her sıklette her ülkeden en fazla 1 sporcu olimpiyata katılabilecek. Olimpik puan toplama sürecinden katılım dışında komisyon davetleri ve kıtasal elemeler ile olimpiyata katılacak ülkeler ve sporcular netleştirilmiş olacak. Kıta elemesi ve komisyon davetiyeleri, olimpiyata mümkün olduğu kadar çok ülkenin katılımını sağlama mantığı üzerine kurulu olduğundan, özellikle komisyon davetlerinde “hiçbir sporcusu barajı aşamayan ülkelerin” dikkate alınacağını da hatırlatalım.
Tunus Grand Prix ile genelenekselleşmiş kura çekimi ve ülke saatleri değiştirildi. Daha önce neredeyse tüm uluslararası faaliyetlerde müsabakadan hemen önceki gün 10:00-18:00 saatleri arasında kayıtlar yapıldıktan sonra kura çekimine geçiliyordu. Kura sonunda basına bilgi aktarmak için yeterli zaman kalmadığı gerekçesiyle, kayıtlar 5 Mayıs günü 16:00-21:00 ve 6 Mayıs günü 09:00 – 12:00 saatleri arasında yapıldı ve hemen ardından kuralar çekildi.
Genel sıralamada Japonya’ nın üstünlüğü ile sonuçlanan Tunus’ da, Sloven takımının başarısı dikkat çekti. Madalya alan Sloven bayan sporcular aynı zamanda, 2009 yılı Bayanlar Avrupa Kulüpler Kupası’ nı kazanan Sloven takım Judo Clun Sankaku Celje ekibinde yarışan sporcular. 22 ülkenin madalya çıkardığı Grand Prix, madalya sıralamasına bakıldığında olimpiyat yarışının çok çekişmeli geçeceğinin ilk sinyallerini verdi denebilir. 2009 yılı 23 Yaşaltı Avrupa Judo Şampiyonası’ nı değerlendirmemizde de vurguladığımız üzere, bu müsabakada madalya alan pek çok sporcu Londra 2012’ ye güçlü adaylar olduklarını Tunus’ ta gösterdiler. 2009 yılı 23 Yaşaltı -66 kg Avrupa şampiyonu Sloven Draksic, -63 kg şampiyonu Fransız Audrey Tcheumeo gibi genç şampiyonlar Tunus’ ta da sıkletlerinde şampiyon olmayı başardılar. Bu sporcuların haricinde, Antalya’ da yarışan pek çok sporcu da ilk 5 içerisinde yer aldı.
Çok sayıda olimpiyat ve dünya şampiyonu sporcunun yanısıra, çok genç yeteneklerin de yarıştığı müsabakanın kuşkusuz en heyecanla beklenen maçı Pekin 2008’ in “olimpiyat şampiyonları” Elnur Mammadli (-73 kg) ve Ole Bischof (-81 kg) arasındaki -81 kg ilk tur müsabakasıydı. Mammadli, Pekin’ de -73 kg’ da şampiyon olduktan yaklaşık 20 ay sonra yeni sıkletinde ilk kez resmi bir yarışmaya katıldı. Bu nedenle de ilk turda dünya sıralamasının 8. sporcusu Bischof ile karşılaşması, kurallar gereği mümkündü ve bu gerçekleşti. Yuko puanı ile maçı önce götüren Mammadli, doğrudan paçayı tutarak kural ihlali yaptı ve diskalifiye oldu. Eski alışkanlıktan kalıntılar olmuş olacak ki; Mammadli Pekin 2008’ de final müsabakasını çarpaz paçadan tutup yürüme ile 13 saniyede kazanmıştı.
Oldukça kaliteli müsabakaların izlendiği Tunus’ ta toplanan IJF Yönetim Kurulu’ nun aldığı bir karar ise dünya judo/spor ailesinde şaşkınlık yarattı. Haber, 5 Mayıs 2010 tarihinde dailychina.com sitesinde de yayınlandığı için paylaşmakta sakınca görmüyoruz. Olimpiyat ve dünya şampiyonu 27 yaşındaki Wen TONG’ un, +78 kg şampiyonu olduğu Roterdam 2009 Dünya Şampiyonası sonrası verdiği anti-doping numunesinde yasaklı “clebuterol” maddesine rastlandığı gerekçesiyle müsabakalardan 2 yıl süre ile men edildiği ve 2009 yılı “dünya şampiyonu” ünvanının elinden aldındığı duyuruldu. Tong, Roterdam’ da yarı finalde sporcumuz Gülşah Kocatürk’ ü mağlup edilmiş ve Kocatürk sonrasında yaptığı bronz madalya maçını kaybederek 5. olmuştu. Bu durumda, bronz madalyanın Kocatürk’ e verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Clebuterol maddesi tıbbi tedavilerde kan damarlarını genişletme amacıyla kullanılan ve aynı zamanda kas yoğunluğunu artırıcı özelliği bulununan bir madde.
Tunus’a ilişkin değerlendirilecek çok detay var ama tüm alkışlar, IJF bayrağı altında yarışarak “-52 kg Grand Prix şampiyonu olup, tarih yazan” Majilinda KELMENDI’ ye gitti. Kelmendi aslında Kosova Cumhuriyeti vatandaşı. Ülkesi, Kosova Meclisi’ nin Şubat 2008’ deki bağımsızlık ilanı ile birlikte başta Türkiye ve ABD olmak üzere pek çok ülke tarafından “Kosova Cumhuriyeti” adıyla siyasi olarak tanındı. Ancak, Rusya, İspanya, vb. çok sayıda ülke Kosova’ nın bağımsızlık ilanına karşı çıkarak ülkeyi siyasi olarak tanımadı. Kosova Cumhuriyeti’ nin milletlerarası tanınma sorunu nedeniyle Avrupa’ da zaman zaman Arnavutluk adına da yarışmak durumunda kalan Kelmendi, IJF faaliyetlerine “IJF bayrağı altında” katılabiliyor.
9 Mayıs’ta 19 yaşına giren Kelmendi çok sayıda uluslararası başarının beraberinde, 2009 yılında gençler Avrupa ve dünya şampiyonu olduktan sonra 2010 Sofya Büyükler Dünya Kupası’ nda gümüş madalya aldı. Ancak, Tunus’ taki -52 kg şampiyonluğu ile ülkesi adına ilk “World Circuit : Dünya Turu” altın madalyasını kazanmış oldu. Tenisten de anımsanacağı üzere, Grand Prix, Grand Slam türü müsabakalar “World Circuit:Dünya Turu” kapsamında değerlendirilen birinci sınıf spor müsabakaları. Yüzündeki utangaç gülümsemesiyle altın madalyasını alan Kelmendi, 2007 yılı Boğaziçi Judo Turnuvası’ nda -48 kg’ da gümüş madalya kazanmıştı. Ülkesi siyasi olarak tanınma sorunu yaşasa da, dünya Kosova Cumhuriyeti’ ni ve Kelmendi’ yi Tunus’ tan sonra daha da yakından “tanımak” durumunda kaldı.
3
Judo: Avrupa Şampiyonası 2010
Viyana’nın Ardından
Volkanik küllerin engelleyemediği 2010 yılı Büyükler Ferdi ve Takımlar Avrupa Judo Şampiyonası ferdi sıralamada Macaristan’ ın birinciliği ile sona ererken erkek takımlarda Gürcistan, bayan takımlarda ise İtalya şampiyon oldu. Türkiye bayanlarda 2 beşincilik ve 1 yedincilik elde ederken, erkeklerde varlık gösteremedi; takım müsabakalarına katılmadı.
2010 yılı Büyükler Avrupa Judo Şampiyonası, resmi olimpik eleme süreci başlangıcı (7-9 Mayıs 2010, Tunus, Grand Prix) öncesi son önemli müsabakaydı. Şampiyonaya Avrupa’ nın 44 ülkesinden 113 bayan, 184 erkek olmak üzere toplam 297 sporcu katıldı. Çok deneyimli isimlerin yanısıra, ülkeler çoğunlukla yeni ve genç yeteneklerine şans verme yoluna gitmişti.
Şampiyonayı pek çok açıdan ele almak mümkün. Ancak, Macarlar’ ın sistematik ve sporcu merkezli çalışma anlayışları müsabakaya damgasını vurdu. Abigel Joo (19), Hedvig Karakas (20), vb. sporcuların başarılarını sürdürmeleri beklenen bir durumdu. Ancak, özellikle -70 kg 2009 yılı 23 Yaşaltı Avrupa şampiyonu Joo’ nun -78 kg’ da 2010 yılı “büyükler” Avrupa şampiyonu olması oldukça önemli ve incelenmesi gereken bir başarı. Her Macar sporcunun farklı bir antrenörle (bireysel antrenörleri ile) müsabakalara çıkması, dikkatlerden eminiz ki kaçmamıştır. Bunun yanısıra, özellikle Abigel Joo’ nun perfomansının altında yatan nedenlere de, önemli bir örnek teşkil etmesi nedeniyle, göz gezdirmekte ve dikkat çekmekte fayda var. Sadece 19 yaşındaki bu başarılı genç bayan, 2009 yılında çok düzenli bir biçimde aralıkları ayarlanmış 12 uluslararası müsabakada yarıştı! “Yurt içi uzun süreli kamp” terimi son dönem Macar judo sözlüğünde yer almıyor. Ayrıca, 2010 Viyana’ sına damga vuran Macar sporcuların birkaç yıl önceki müsabaka performanslarını incelediğinizde aslında aynı mantıkla devam edilmesi durumunda, başarı grafikleri paralel çok sayıda sporcumuz olduğu acı gerçeği ile de karşılaşılıyor.

Lider Macaristan’ ın başarısının yanısıra ev sahibi Avusturya’ ya da hakkını vermek lazım. Udo Quelmallz’ ın çalıştırdığı Paischer (-60 kg) ve Filzsmoser (-57 kg), ikincilik elde ederek kendi evlerinde final yapma başarısını gösterdiler. 2 gümüş madalya da bu ikiliden beklenen başarılardı. Ancak, ev sahibi şampiyonada ayrıca 1 üçüncülük (-66 kg) 1 de beşincilik (-90 kg) elde etti. Netice itibariyle, Avusturya toplam 4 madalya maçında tatamideydi. Şampiyonanın, sanıyorum ki, en rahat ve net maçlarını yapan sporcusu -63 kg şampiyonu Elisabeth Willeboordse idi.
Takım müsabakalarında ise Gürcüler geleneği bozmadılar ve erkek takımlar müsabakasında şampiyonluğu elde ettiler. Bayanlar da ise 2008 Pekin Oyunları -57 kg olimpiyat şampiyonu Quintavalle’ li İtalya finalde Polonya’ yı yenerek şampiyonluğa ulaştı. Ev sahibi Avusturya bay ve bayan takımı ilk turda elenerek, şampiyonaya veda etti.
Türk sporcularımız ise bayanlarda 2 beşinclik (Aynur Samat ve Gülşah Kocatürk) ve 1 yedincilik (Derya Cıbır) elde ettiler. Genel sıralamada ise 23. sırada yer aldık. 2011 yılı Büyükler Avrupa Şampiyonası ev sahibi olarak bayanlarda sadece 3 sıklette temsil edilmiş olmak, 2010 yılı Dünya Takımlar Şampiyonası ev sahibi olarak “Avrupa Takımlar Şampiyonası” na katılmamak yönündeki milli temsil tercihlerinin değerlendirmesini judo ilgilisi herkes, herhalde yapmıştır.
Viyana geride kaldı ancak; önümüzde Teplice ( 2010 Ümitler Avrupa Şampiyonası) ve Sofya (2010 Gençler Avrupa Şampiyonası) var. Tüm dünyadan sayısız örnekle destelenebilecek gerçek şudur ki; yurt dışı kamp ve müsabaka olmadığı sürece resmi şampiyonalarda başarı gelme ihtimali yok denecek kadar az. Özellikle genç milli takım için 2009 yılında takip edilen yöntem, gözlemlendiği kadarıyla 2010 yılında da güncelliğini koruyor. St. Petersburg, Kaunas gibi önemli müsabaka ve ortak çalışma kamplarında takımlarımız maalesef yok. EJU Gençler Avrupa Sıralaması puan müsabakası olan ve çok bilinen adıyla Uluslararası Cihat Şener Gençler Judo Turnuvası’ nın ulusal judo yönetimi tasarrufuyla ulusal ve uluslararası müsabaka takviminden kaldırıldığını da hatırlatalım.
Avrupa şampiyonalarını da bir kenara bırakacak olursak, Singapur’daki Gençlik Olimpiyat katılımı kesinleşmiş 2 başarılı sporcumuz; Dilara İncedayı ve Batuhan Efemgil için henüz bir hazırlık planı yapılmış değil, ya da yine bizler bilmiyoruz. Bu sporcularımızın Singapur 2010 öncesi, çok net olarak 3 aylık zamanları var. Her ikisinin de oldukça ilginç ve sempatik ortak noktaları ise, babalarının aynı zamanda antrenörleri olması. Kendilerini en iyi tanıyan ve yetiştiren antrenör-babaları ile birlikte, bu sporcularımızın teknik planlaması yapılmış 3 aylık süreyi yurt dışı kamp ve müsabakalarda geçirmeleri durumunda, olimpiyat madalyası alma ihtimalleri çok yüksek. Sporcuyu yetiştiren bölge antrenörlerine, en azından bu olimpiyat sporcularımız konusunda güvenmeyi denemekte fayda var.
Büyükler Avrupa Judo Şampiyonası öncesi sürecin yönetimi neticesinde varılan nokta konusunda yazı-çiziye fazla gerek olmadığı kanısındayız. Sadece bir önceki yılın sonuçları ile kıyaslamak dahi yeterli. Olimpik Burs Desteği kampamında 2012 Londra aday kadrosuna alınan sporcularımızın, bu hedefte ne düzeyde değerlendirildikleri konusunda da kafa yormakta fayda var. Çankırı Olimpiyatları kapsamında sürekli kilo kontrolü – müsabaka yapan sporcuların IJF Dünya Sıralaması Listesi için puan alamadıklarını biliyoruz. Uluslararası müsabakalarda yarışmadan olimpiyata nasıl gidilir; bunun için bilinen başka bir yol yok. Londra 2012 için nispeten geç kalındığı düşünülebilir ancak, akılcı yöntemlerle toparlanmak için hala şansımız olduğu kanaatindeyiz.
17
Judo ve Takım Müsabakaları
2010 yılı Dünya Takımlar Judo Şampiyonası ev sahipliği kontratı IJF (Uluslararası Judo Federasyonu) ve ulusal federasyon arasında resmen imzalandı. Müsabaka 30-31 Ekim 2010 tarihinde Antalya’ da düzenlenecek. Şampiyonaya katılabilecek bay ve bayan takımlar IJF ölçütlerine göre, 2010 yılı Büyükler Ferdi Dünya Judo Şampiyonası’ nın ardından belirlenecek. Daha önce de belirttiğimiz üzere, doğrudan katılımın söz konusu olmadığı şampiyonaya Türkiye ev sahipliği avantajı ile bayanlarda ve erkeklerde elemelerden muaf olarak, doğrudan katılma hakkına sahip.
Judo tarihinde takımlar müsabakalarının çok özel ve ayrı bir yeri bulunuyor. Düzenli olarak her yıl organize edilen ilk judo müsabakası “Kırmızı ve Beyaz Turnuvası” yani “Kohaku Shobu” adı ile 1884 yılında yapılmaya başlanan takım müsabakaları. Kırmızı ve Beyaz Turnuvası, Kodokan’ da hala her yıl düzenlenmekte ve “dünyada en uzun süre düzenli olarak organize edilen spor faaliyeti” olma özelliğini taşımakta.
Judo takım müsabakaları geleneği aslında judonun dünya sahnesine çıkış serüveni açısından çok daha önemli. 1886 yılında, Jujitsu okulları ve judo arasındaki rekabet nedeniyle hangisinin daha üstün bir savaş sanatı olduğunu belirlemek için Kodokan’ ın Tokyo Polis Teşkilatı aracılığıyla aldığı düello teklifi üzerine, kazananı belirlemek için bir müsabaka düzenlendi. Kano’ nun judo öğrencileri bu takım müsabakasını rahatça kazanarak, judonun kolay uygulanabilir ama etkili tekniklerini ve genel ilkelerinin üstünlüğünü diğer jujitsu okullarına kabul ettirdiler. Bu başarı, judonun ortaya çıktığı dönemde faaliyet gösterilen diğer Japon savunma sanatları arasında saygın bir yer edinmesine ve zamanla en önemlisi haline gelmesine açılan kapı olmuştu.

Judonun kurucusu Dr. Jigaro Kano, Kodokan Kırmızı Beyaz Turnuvası’ nda geçerli olacak kurallar için bizzat çalışmış ve pratik jujitsu müsabakaları deneyimi olmasının da avantajıyla bir judo müsabakasında geçerli olacak ve müsabakayı yönlendirecek kuralları geliştirmiştir. Dr. Kano, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ nin ilk Japon üyesi olup, yaşamı boyunca düzenlenen tüm olimpiyat oyunlarına ve olimpiyat komitesi toplantılarına katılmış uluslararası sporun önde gelen bir şahsiyeti. Bu anlamda, Dr. Kano adının ve judo sporunun olimpiyatlarda hatırı sayılır bir yeri var.
Sıraladığımız tarihsel gerçekler judonun olimpiyat oyunları için, takım müsabakalarının da judo için ne kadar önemli olduğunu kendiliğinden ortaya çıkarıyor. Modern zamanlardaki judo takım müsabakalarının devamı olarak, 2006 yılı Dünya Takımlar Judo Şampiyonası Fransa’ nın Paris kentinde düzenlenmişti. Türkiye’nin bayan milli takım ile katıldığı şampiyonada bayanlarda Fransa, erkeklerde ise Gürcistan dünya takımlar şampiyonluğunu elde etmişti. Yine bu şampiyonada 2010 yılı Dünya Takımlar Şampiyonası için bayrak teslimi yapılmış ve faaliyetin ev sahipliği Türkiye’ ye verilmişti. Kontratın imzalandığı geçtiğimiz günlerde resmi ulusal ağızlardan konu ile ilgili olarak yapılan bilgilendirme hatasının tam aksine, “Dünya Takımlar Judo Şampiyonası” iki yılda bir rutin olarak düzenlenen bir “prestij müsabakası”. Öyle ki; 2006’ dan sonra yapılmadığı sehven ifade edilen müsabaka 3-6 Ekim 2008 tarihlerinde Tokyo’ da düzenlendi. Bu şampiyonada, bayanlarda Japonya erkeklerde ise Gürcistan şampiyonluk elde eden ülkeler oldular.

Daha önce, IJF’ nin olimpiyatlarda judo takım müsabakalarının yapılabilmesi için IOC’ ye (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) resmi başvuru yaptığı bilgisini paylaşmıştık. 2012 Londra’ ya yetişmese de 2016 Rio Oyunları’ nda takım müsabakalarının yapılma ihtimali oldukça yüksek görünüyor. Konuyu çok stratejik bir biçimde ele alan IJF’ nin, 2012 yılı Dünya Takımlar Judo Şampiyonası ev sahipliğini de Brezilya’ nın Rio kentine vermiş olmasının bu kapsamda dikkate değer önemli bir adım olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca, 2010 yılı Ağustos ayındaki Singapur Gençlik Olimpiyatları’ nda da uluslar karmalarının karışık bay-bayan takımlar halinde müsabakalar yapacak olması, her takıma olimpiyata ev sahipliği yapmış olan şehirlerden birinin adının verilecek olması da yine IOC’ ye yapılan başvurunun bir başka önemli referansı olacak.
Gelinen noktada, judo dalında yapılacak her türlü takım müsabakası IJF ve dünya judosu adına IOC başvurusu için çok önemli. 2010’ da dünya takımlarını Türkiye’ de çok önemli bir prestij müsabakası vesilesiyle ağırlayacağız. Hal böyleyken, Viyana 2010 Büyükler Ferdi Avrupa Şampiyonası’ nın ardından düzenlenecek “Avrupa Takımlar Judo Şampiyonası” katılımı konusunda hiçbir resmi katılım ilanı yapılmış değil ya da ilan bizlere ulaşmadı. Viyana 2010 ile ilgili yazımızda tahmin yürüttüğümüz bayan takımımız bir eksikle müsabakaya katılacak. 5 kişiden oluşan takımların katılabileceği müsabakaya aynı ekiple, 3 kişi olarak mı katılacağız, yoksa teknik ilgililer takımlar şampiyonasına bayanlar ve erkeklerde katılımı uygun görmediler mi, vs. gibi soruların henüz cevabı yok. En azından, kendi evimizde dünya ile yarışacak olan takımlarımızın tecrübe edinme ihtiyaçları ne şekilde giderileceği de bilinmezliğini koruyor. 2010 yılı Ekim ayındaki prestij müsabakasının organizasyonel başarısından şüphe etmemekle birlikte, sportif hazırlık ve milli başarı konusunda bir takım soru işaretleri büyümeye devam ediyor.
29
Judo: Viyana Avrupa’yı Bekliyor

2010 yılı Büyükler Avrupa Judo Şampiyonası için geri sayım başladı. Viyana’ da sadece ferdi yarışmalar değil, aynı zamanda Avrupa Takımlar Şampiyonası da yapılacak. Öncesinde de judonun bilimsel olarak ele alındığı çalışmaların yer alacağı “Bilimsel Poster Sunumları” yer alacak. Viyana’ da judoyu pek çok farklı açıdan görmek, ele almak mümkün olacak.
22-25 Nisan 2010’ da Büyükler Avrupa Judo Şampiyonası Avusturya’ nin Viyana kentinde düzenlenecek ama, aslında 20 Nisan 2010 tarihinden itibaren Viyana yaklaşık bir hafta boyunca judo ile içiçe olacak. 20 Nisan’ da EJU Yönetim Kurulu toplantısı, 21 Nisan’ da Bilimsel Poster Sunumları faaliyeti, 22-24 Nisan’ da ferdi Büyükler Avrupa Şampiyonası ve son olarak da 25 Nisan’ da Avrupa Takımlar Şampiyonası ile faaliyetler tamamlanacak.
Müsabaka öncesi, EJU üyesi ülkelerin sporcularını değerlendirdikleri önemli müsabakalar tamamlandı ve pek çok ülke Avrupa Şampiyonası net takım listelerini ilan etti. Aralarında Türkiye gibi, takımlarını internet sitelerinden resmen ilan etmemiş ülkelerin takımları da belli olmuş olmak durumunda; öyle ki kesin liste katılım bildirimi için son gün 20 Mart 2010 idi. Neticede listeler resmen ilan edilsin ya da edilmesin, sporcular ve diğer resmi katılımcılar EJU’ ya bildirildi ve yakın zamanda ilgili istatistikler EJU resmi internet sayfasından ilan edilecektir görüşündeyiz.
Fransa, Avusturya, Almanya başta olmak üzere çok sayıda ülkenin takımları belli ve seçimler tahmin edilenlerin çok uzağında değil. Türk Milli Takımları’ nı bilmemekle birlikte sadece tahmin yürütüyoruz. Erkek Milli Takım konusunda fikir yürütememekle birlikte, bayanlarda teknik ekibin dünya kupaları tercihlerinden hareketl; -48 kg Derya Cıbır, -52 kg Aynur Samat, -57 kg Tuğba Zehir ve +78 kg Gülşah Kocatürk’ ten oluşacak takımla temsil edileceğimizi tahmin ediyorum.
Daha önceki yazılarımızda da belirtmiştik. 2010 yılı Dünya Takımlar Şampiyonası Ekim ayında ülkemizde düzenlenecek. Bu müsabakanın Türkiye Judo ve Kuraş Federasyonu ile IJF arasındaki resmi sözeleşmesinin yakın zamanda imzalanması bekleniyor. Ayrıca, IJF judoda “olimpiyatlarda takım müsabakalarının” yapılabilmesi için Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ ne oldukça sağlam içerikli bir dosya ile başvurdu. Olimpiyatlarda takım müsabakalarının yapılabilmesi için, başvuru sonrası düzenlenecek gerek dünya takımlar şampiyonasının ve gerekse kıtasal takım şampiyonalarının başarısı, şüphesiz ki önemli referans olacak, ve bu nedenledir ki kıta federasyonları tarafından bu müsabakalar özel bir ilgi ile ele alınacak. Aynı yaklaşım, Türkiye için de geçerli olmalı kanaatindeyim. Dünya Takımlar Şampiyonası evsahibi olarak, iddialı takımlarla gerek Avrupa’ da gerekse İstanbul’ da tatamide olmak durumundayız. Özellikle bayanlarda -70 kg, -63 kg sıkletlerindeki sporcuların da takımlar müsabakalarında yarıştıklarını hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyoruz.
IJF, kısa süre önce “Judogi Yönetmeliği” başlığı altında IJF’ nin resmi tedarikçisi olan firmaların ürettiği judogiler dışındaki judogilerle “olimpiyat eleme sürecine puan veren müsabakalarda ve diğer tüm resmi IJF faaliyetlerinde” yarışmanın mümkün olmadığını ilan etti. Kural, Mayıs ayındaki 2010 IJF Tunus Grand Prix’ ten başlamak üzere geçerli olacak. Anlaşmalı markalar: Green Hill GmbH, MIZUNO Corporation, Double D ve SFJAM – NORIS FRANCE. Sporculların belirtilen markalara ait judogilerinde gri etiket bulunması gerekiyor, olmayanların da bu etiketi elbiseye eklemeleri isteniyor. 1 Ocak 2011’ den itibaren ise mavi etiketli ve optik kodlu judogiler kullanılmak zorunda olacağı ifade ediliyor. Yani, yeni üretim judogiler temin edilmek durumunda kalınacak.
Pek çok sporcunun farklı markaların judogilerini, halihazırda, kullandıkları dikkate alındığında, bu kurala itirazlar gelebileceğii ancak IJF’ nin bu işten getiri elde ettiği gerekçesiyle de itirazlara fazla itibar etme taraftarı olmayacağını düşünmekteyim. Anlaşmalı firmaların judogileri, diğerlerine kıyasla daha pahalı ve temini zor olan müsabık malzemeleri. Sonuç itibariyle, şahsen çok doğru olmadığını düşündüğüm yeni düzenleme gereği, sporcuların yeni judogi teminlerinde bu kuralı göz önünde bulundurarak tercih yapmalarında fayda var.
Yeni judogi yönetmeliği Viyana’ da yürürlükte olmayacak. Ancak, Avrupa şampiyonasının vereceği puanlar ve getireceği sportif itibar hem Londra 2012 yolunda hem de spor tarihinde geçerliliğini koruyacak. Viyana’ ya gidecek olan kafilemize başarılar diliyor; öncesinde “yapım öyküsünü ve gerekçesini(!)” öğrenip sonrasında da mutlaka yerel ay çöreği (Hörnchen, Croissant, Nussbengerl, vb.) tatmalarını öneriyoruz.
28
Judo: Olimpik Çalışma Merkezleri
J
Olimpiyatlarda yer alabilmek için, kuşkusuz, her ülke çabalıyor. Ancak, olimpiyat için emek veren sadece ülkeler ve sporcuları değil. Olimpik sporların kıtalar federasyonları da olimpiyat olgusuna, daha geniş bir açıdan bakıyor ve ülkelerüstü bir yaklaşımla konuyu kıta meselesi olarak ele alıyorlar. Daha önceki dönemlerde bu anlamda çeşitli uygulamaları zaten gözlemlemiştik. Avrupa Judo Birliği (EJU) de Londra 2012’ de kıtasal başarıyı artırma amacıyla yeni bir proje başlatıyor: EJU Olimpik Çalışma Merkezleri : EJU Olympic Training Centers – EJU OTC
EJU, Avrupalı sporcu ve antrenörlerin Londra 2012’ ye daha iyi hazırlanabilmeleri için Avrupa’ nın muhtelif yerlerinde olimpik eğitim ve çalışma merkezleri oluşturmak için çalışmalara başladı. Projeye kısaca EJU OTC adı veriliyor. OTC’ lerde Avrupa’ nın en iyi judocularının olimpik düzeyde çalışma yapabilecekleri ortamlar ve programlar oluşturulması hedefleniyor.
EJU Yönetim Kurulu ve spor direktörleri tasarı halindeki OTC’ lerdeki çalışmalara katılabilecek sporcuları belirlemek, daha doğrusu katılım kriterlerini netleştirmek üzere birlikte çalışıyorlar. Sporcu seçiminde IJF Dünya Sıralama Listeleri ölçüt olarak alınıyor. İlk iki pilot uygulama merkezi İngiltere’ de ve Rusya’ da olacak; çalışmaya sadece kriterleri sağlayan erkek sporcular davet edilecek Bu pilot OTC uygulamaları başarılı olursa, EJU programı geliştirecek ve Avrupalı tüm faal, başarılı judocular için kapsamlı bir proje haline getirecek.
Çalışma ile ilgili hazırlıklar tamamlandığında, sporcusu proje içerisinde yer alabilecek olan tüm ulusal federasyonlara EJU tarafından tarihler, yerler, teknik ve organizasyonel kurallar gibi tüm detaylar hakkında resmi bilgilendirmeler yapılacak. OTC’ lere katılabilecek sporcu listeleri de ulusal federasyonlara gösterilecek. Ayrıca, EJU resmi internet sayfasında da konu ile ilgili tüm bilgileri ilan edecek.
Londra 2012 elemesine puan veren çok sayıda müsabakanın ardından ortak çalışma kampları düzenleniyor. Bu kamplara, ülkeler istedikleri sporcular ile katılabiliyorlar. Yeni projede ise sistem farklı. OTC’ lerde sadece IJF Dünya Sıralama Listesi kıstas alınarak belirlenecek sporcular, ilan edilecek olan tarihlerde çalışmalara katılabilecekler. Elbette, bu çalışmanın maddi bir bedeli de olacak. Yeni sırt yazısı uygulaması ile yeni bir gelir kapısı aralayan EJU, OTC projesi ile hem olimpik başarı hem de gelir elde etme amacı taşıyor gibi. Öyle ki, bir kısım Avrupa ülkesinde olimpik sporcu merkezleri konusunda ciddi eksiklikler bulunuyor. En azından, bu nedenle bile başarılı sporcuların federasyonaları projeye ilgi gösterebilirler gibi görünüyor.
26
21. Yüzyıl Moğol İstilası

Miladi tarihin 13. yüzyılında başlayan Moğol istilaları; Cengiz Han’ ın bayrağı altındaki Moğolların Orta Asya, Doğu Avrupa, Çin ve Sibirya Ovaları’ nı istila etmesi olarak bilinir. Cengiz Han’ ın askerlerinin istilaları, dünya tarihi açısından çok önemli sayılan pek çok siyasi ve sosyolojik sonuç doğurmuştur. Ancak, İslam dünyasına verdikleri tahribat ve doğurdukları değişim zorunlulukları haricinde, özellikle Ruslar’ ın imparatorluk sürecinin duraklaması, birçok kavmin yerleşik hayata geçmek zorunda kalması ve Doğu Avrupa ülkelerinin ayakta kalabilmek için o dönemki devlet politikalarını değiştirmek durumunda kalmaları gibi önemli olaylara sebep oluşu ile, Moğol İstilaları dünya tarihinde çok önemli bir yer tutmuştur.
Elbette ki; bu yazı bir tarih yazısı değil. Konumuz: judo. Ancak, Cengiz Han’ ın birkaç göbek öteden torunları, Şubat ayı içerisinde başladıkları Avrupa çıkarmaları kapsamında geçtiğimiz haftasonu Düsseldorf’ta bir Moğol istilası daha gerçekleştirdiler; “tarih tekerrürden ibarettir” dermişcesine. Moğollar’ ın Avrupa’ daki judo başarıları Avrupa ülkelerini strateji değiştirmeye mecbur bırakır mı, yükseliş dönemindeki Gamba’ lı Rus judosunu başına bela olurlar mı, gibi çok sayıdaki soru dillere düştü bile. Bu nedenle, kısa bir tarih hatırlatması yapalım dedik.
Önceki senelerde, Hamburg’ da düzenlenen turnuva bu sene Grand Prix sıfatıyla Düsseldorf’ ta düzenlendi ve şampiyon olan sporcuya dünya sıralaması için 200 puan verdi. Büyükler kategorisinde kıta şampiyonu olan sporcuların, 180 puan alabileceklerini de hatırlatalım.
Düsseldorf Grand Prix, genel değerlendirmede Japonlar’ ın açık ara liderliği ile tamamlandı. Ev sahibi Almanya, 2 altın – 3 bronz madalya ve 5 beşincilik ile ikinci sırada yer alırken, Moğolistan 2 altın – 1 bronz madalya ve beraberindeki 3 beşincilik ile üçüncü sırayı aldı. Almanya ve Japonya’ nın beklenen performansları çok fazla şaşırtmasa da, 2008 Pekin Yaz Olimpiyat Oyunları -100 kg şampiyonu Naidan Tuvshinbayar’ ın dereceye girememesine rağmen, Moğol takımının bu başarıyı göstermesi herkesin dikkatini çekti. Bu bir ilk değil. Moğollar, Şubat ayı içerisinde Avrupa’ da katıldıkları Viyana Erkekler Dünya Kupası’ nı ikinci, 53 ülkenin katıldığı Paris Grand Slam’ i ise onbirinci sırada tamamladılar. Anlaşılan o ki, Tuvshinbayar’ ın Moğolistan adına ilk olimpiyat altını almasının ardından, ülkede judo adına önemli adımlar atılmış, dünya çıkarmaları ve kürsü istilaları için sağlam hazırlıklar yapılmış…
Judodaki Moğol istilasına ek olarak, Cezayir’ in bayanlarına da kısa bir parantez açmakta fayda var. Düsseldorf’ ta -52 kg’ da Soraya Haddad’ ın altın madalyası ve Meriem Moussa’ nın beşinciliği ile Cezayir genel değerlendirmede 5. sırada yer aldı. Haddad, 2008 Pekin Yaz Olimpiyat Oyunları – 52 kg bronz madalya sahibi. 2010’ a kadar – 48 kg’ da yarışan Moussa ise 2010’ da -52 kg’ da yarışmaya başladı ve 2010 IJF Paris Grand Slam’ in bronz madalyalısı. Kuvvetle muhtemel, Cezayir bu iki sporcu ile dünya şampiyonasında ağırlığını hissettirecek .
Düsseldorf Grand Prix ardından IJF Dünya Sıralaması Listesi de güncellendi. Erkeklerde yedi sıkletin beşinde Asya, ikisinde Avrupa lider. Bayanlarda ise dört sıklette Asyalılar, üç sıklette Avrupalılar liderliği ele geçirmiş durumdalar. Pek çok sıklette sıralama lideri ile ikincisi arasında oldukça yüksek puan farkı bulunurken, -60 kg’ da Zantaraia ile Hiraoka arasındaki heyecanlı yarış 6 puanlık burun farkı ile, son dünya şampiyonu Ukraynalı Zantaraia’ nın liderliğinde devam ediyor.
19
Singapur 2010 Gençlik Olimpiyat Oyunları Yolunda Judo
Singapur yaklaşık 4.5 milyonluk nüfusu ile Endonezya ve Malezya arasına sıkışmış küçük bir ada devleti ve 2010 yılında bir olimpiyata ev sahipliği yapma hazırlığı içerisinde. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) resmi faaliyet programında, 2010 yılı Ağustos ayında Singapur’ da düzenlenecek Gençlik Olimpiyat Oyunları : Youth Olympic Games – YOG da var.
Singapur’ un ev sahipliğini yapacağı ümitler kategorisi olimpiyat oyunları 14 Ağustos 2010 tarihindeki açılış töreni ile başlayıp, 26 Ağustos 2010’ da kapanış töreniyle sona erecek. Oyunların 205 ulusal olimpiyat komitesinden 14 – 18 yaş arası yaklaşık 3600 sporcu, 800 idareci, 20.000 yerli ve yabancı gönüllü ile 500.000’ den fazla seyirci katılımıyla gerçekleşmesi bekleniyor. Dünyanın ümitleri, Singapur 2010’ da, 26 olimpik spor dalında olimpiyat madalyası için yarışacaklar.
Judo için, sürekli büyükler kategorisindeki olimpiyatlardan ve elemelerden bahsederken, olimpiyat vizesi almış sporcumuz olduğu gerçeğini de atlamamak gerekiyor. Singapur 2010 Gençlik Olimpiyat Oyunları, elemelerle katılımın söz konusu olduğu resmi bir olimpiyat. 2009 yılı Ağustos ayında Macaristan’ da düzenlenen Dünya Ümitler Judo Şampiyonası judo dalında Singapur 2010 için birinci derecedeki olimpiyat eleme faaliyetiydi. Dünya şampiyonasında, -81 kg’ da bronz madalya elde eden, Batuhan Efemgil Sinagapur 2010’ da yarışmaya hak kazanan en genç olimpiyat sporcumuz olma ünvanını kazanmış durumda.
Gençlik Olimpiyat Oyunları’ nda judo dalında toplam 104 sporcu yarışacak. Kontenjan dağılımı ise şöyle:
1. Ev sahibi ülke Singapur : 1 bay ve 1 bayan olmak üzere, 2 kontenjan
2. Ümitler Dünya Judo Şampiyonası’ nda madalya alan 32 bay ve 32 bayan olmak üzere toplam 64 kontenjan
3. 19 bay ve 19 bayan olmak üzere, toplam 38 kontenjan kıtasal sıralamalar ile dağıtılacak ve dağıtımda dünya şampiyonasında madalya alamayan ülkelerin olimpiyata katılımının sağlanması gözetilecek.
2009 Ümitler Dünya Judo Şampiyonası’ nda madalya kazanan her ülkenin Singapur 2010’ da yarışma hakkı var ve her ülke 1 erkek 1 bayan sporcu ile katılabilecek. Örneğin, ümitler dünya judo şampiyonasında Türkiye bayanlarda ve erkeklerde birden fazla madalya almış olsaydı, federasyon bu sporcuları tercih sırasına göre sıralayacak ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’ ne gönderecekti. T.M.O.K. liste başı 1 bay ve1 bayan sporcuyu olimpiyat için IJF’ ye bildirecek ve teyyid isteyecekti. Bildirilen sporcuların son anda katılamaması – sakatlık vs durumunda 2. sıradaki sporcunun gitme hakkı olacaktı.
Yarışmalara, 1 Ocak 1993 ve 31 Aralık 1994 tarihleri arasında doğan sporcular katılabilecek. Olimpiyatta bay ve bayanlarda dörder sıklette ferdi müsabakalar yapılacak. Ferdi müsabakalar aşağıda verilen sıkletlerde yapılacak ve ek olarak, 104 olimpiyat sporcusu arasından ferdi her sıklette birer sporcu alınmak kaydıyla 13 takım oluşturulacak ve bu uluslar karmaları arasında karışık takım müsabakaları yapılacak. 4 erkek ve 4 bayan sporcudan oluşacak 8 kişilik her takıma, daha önce olimpiyat düzenlenmiş bir şehrin adı verilecek.
Bayanlar : -44kg, -52kg, -63kg and -78kg.
Baylar : -55kg, -66kg, -81kg, -100kg
Türkiye olarak, judo ümitler kategorisinde oldukça başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz. Ümitlerimiz geride bıraktığımız 2009 yılında Avrupa şampiyonasında 1 gümüş – 4 bronz madalya, 2 beşincilik ve 1 yedincilik elde ederlerken, EYOF’ ta 1 altın – 1 bronz madalya ile 2 beşincilik – 2 yedincilik, Dünya Ümitler Judo Şampiyonası’ nda 1 bronz madalya ve 2 beşincilik elde ettiler. Bu başarılar, judo gibi zor bir spor dalında oldukça önemlidir. Ümitlerimiz isimlerine yakışır bir biçimde, üzerlerine düşen milli görevi başarıyle yerine getirerek, geleceğe dair ümit vermişlerdir.
Ümitler kategorisinde yıl içerisinde oldukça önemli başarılar alınmasına rağmen, sadece -81 kg’ da Batuhan Efemgil’ in olimpiyat vizesi almış olması biraz da taktiksel talihsizliklerden kaynaklanmış olabilir gibi duruyor. Örneğin, yıl içerisinde resmi müsabakaların tamamında ilk 7 içerisinde yer alan Dilara İncedayı, ya da Avrupa ve dünya şampiyonalarında ilk 5 içerisinde yer alan Gül Gündoğdu gibi ümit bayan sporcularımızın da kıta elemesinden olimpiyata katılma şansları olabilirdi.
Şöyle ki; Singapur 2010 elemeleri için dünya şampiyonası dışında 19 bay ve 19 bayan sporcu için ayrılan 38 kişilik kontenjanın nasıl dağıtılacağı çok net bir biçimde ilan edilmiş değil. Kıta kontenjanlarının belirtilen 8 sıklette eşit sayıda sporcu olacak şekilde dağıtılacağı ve dağıtımda sporcuların yıl içerisindeki performanslarının dikkate alınacağı düşünülmekte ve dünya şampiyonasında madalya alamayan başarılı sporcular arasından bu seçimler yapılacak. Biraz da lobi desteği ile ülkeler pay kapmaya çalışacak gibi görünüyor. Kıtasal seçimde, ülkenin dünya ümitler judo şampiyonasına tüm sıkletlerde katılmış olması da dikkate alınabilecek önemli bir parametre.
Son Tweetler
- turk basketbolu eskiden iyi uzun eksikligi cekerdi. su anda ise takimda hepsi dunya capinda 4 uzun var. bu takimla basa cikmak zor! 8 hours ago
- Selçuk Çebi 74kg'da 2010 Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonu Oldu | Spor Stüdyosu http://t.co/ZMZCS0t via @sporstudyosu 9 hours ago
- Sam Querrey'nin US Open kazanacagini sanan Amerikali= UFO goren masum koylu 1 day ago
- us open'da son 16'ya erkeklerde 6 ispanyol, kadinlarda 5 rus kaldi. erkeklerde ispanyollarin yari finali garanti. aciklamak isteyen? 1 day ago
- Dünyanın en kötü kitabı yazıldı! Venus Williams ve Ellen Degeneres'ten şok görüntüler! Hepsi Spor Studyosu'nda: http://bit.ly/crFRhu 2 days ago
Son Yazılar
- Selçuk Çebi Dünya Şampiyonu
- Venus Williams ve Ellen Degeneres Birlikte
- Amerika’da İşçi Bayramı
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
Son Yorumlar
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu için Turan
- Ersan Avrupa’yı Sallamaya Devam Ediyor için ersan ilyasova
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit




