7
Amerika’da İşçi Bayramı

Amerika Birleşik Devletleri, 1894′ten beri her Eylül’ün ilk pazartesini işçi bayramı (labor day) olarak kutluyor. 50 eyalette resmi tatil ilan edilirken, yerel halkı eğlendiren aktivitelerden biri de beyzbol.
Minor League Baseball’da sezonun son gününde Binghamton Mets-Harrisburg Senators maçındaydık. Evsahibi Binghamton Mets, kötü geçen sezonu (66-76) mağlubiyetle kapadı. Son inning’e kadar 5-3′lük üstünlüğü taşıyan Mets, üstüste üç sayı (run) alan rakibi karşısında maçı 6-5 kaybetti.
Aile ortamında, stadyuma gelmiş taraftarlar izin günlerini değerlendirmiş oldu. Şimdi takımlarını 2011 Nisan’ına kadar beklemek zorundalar…

25
Chris Thater Anısına

SporStüdyosu’nun acar muhabiri ve editörü :) olarak sabah yürüyüşü için çıktım. Karşıma Binghamton Recreation Park’ta düzenlenen bir basın toplantısı çıktı. Neler oluyor merakıyla yaklaştıkça, bu topluluğun haftasonu Chris Thater anısına yapılacak bisiklet yarışlarının tanıtımı için bir araya geldiğini anladım.
Fırsatı kaçırmadım, anı fotoğrafladım.

Chris Thater, alkollü bir şoförün yol açtığı bir trafik kazasında hayatını kaybeden bir bisiklet sporcusu. 27. kez adına düzenlenecek olan bu yarışlar doğup büyüdüğü bölge olan Broome County’nin Binghamton kasabasında düzenleniyor.
Basın toplantısı yapan yarışlar koordinatörü James F.May, Binghamton’ın uluslararası nüfusuna işaret ederek, Chris Thater yarışlarının da bundan nasibini aldığını anlatıyor ve “hepimiz biriz” fikrinin altını çiziyor. Farklı ülkelerden sporcuların, spor için bir araya geldiği yarışmalar bu haftasonu Binghamton’da düzenlenecek.

Bu haberi yapmamızdaki sebep, yerel kaygılarla başlatılmış ve yürütülen bir yarışın Amerika’nın önemli yarışları arasına girebildiğini göstermekti. Belki de artık muhtarımıza çevremizde yaşayan ve yaşamış sporcuları sormanın vakti gelmiştir..
Bir başka girişim de şehrin muhtelif yerlerinde bu yarışların yapıldığına dair tanıtım bayraklarının şimdiden asılmış olması. Çoğu zaman burnumuzun ucuna gelen olimpik sporcuları tanıtım yetersizliği ile kaçırdığımız düşünülürse…

Chris Thater’ı bu fırsatla biz de anıyoruz…
![]()
31
Bugün “O” Gün Olsun! (OLDU)
Güncelleme:
NEVİN YANIT 12.63 ile 100m engelli dalında Avrupa Şampiyonu oldu. Söze gerek yok, NEVİN’İ HAKLI GURURUYLA BAŞBAŞA BIRAKIYOR, BU SEVİNCİ YAŞATTIĞI İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ.
Nevin Yanıt, yarı finalde 12.71′lik derecesi ile Türkiye rekorunu geliştirerek Avrupa Şampiyonası finaline yükseldi. Final saat 9.25′te başlıyor. Nevin’in derecesi, 2010 Barcelona’da koşulmuş en iyi derece durumunda.
**********************************************************************************************************
31 Temmuz Cumartesi günü, bir başka deyişle bugün, saatler 8.05′i gösterdiğinde Türk sporseverlerin kalbi Barcelona’da atacak. Türk atletizm tarihinde olimpiyatlarda yarı finale yükselmiş tek sprinterimiz Nevin Yanıt, bu kez bir başka büyük başarı için piste çıkacak.
Nevin Yanıt, Avrupa Şampiyonası’na favori atletlerden biri olarak geldi. Bu sezon elde ettiği 12.74′lük derece Türkiye rekoru olmakla kalmadı Barcelona 2010′a katılan sporcular arasında da en iyi üçüncü derece oldu. Dün yapılan eleme turlarında serisinde 12.89 ile birinci olan Nevin, bu dereceyle toplamda beşinci sırayı alarak yarı finale çıkarken, birinci ile arasında sadece 6 salise bir fark var. Atletlerin ilk turda tam performanslarını göstermeyeceği düşünülürse yarı final mücadelesi final adına daha iyi fikir verecek. Ancak 100 m engelli gibi riskli bir dalda Nevin’in çıktığı standarda çıkmış bir sporcunun altın madalya şansından artık söz etmeye başlayabiliriz.

Nevin’in altı tane rakibi var. Öncelikle İrlandalı Derval O’Rourke. Derval, ilk turda 12.88 ile sezonun kendi adına en iyi derecesini elde etti. Bu sezon istediği gibi geçirmese de 2006′da 12.72 ile gümüş madalya kazanmıştı. 2006′da Moskova’da Dünya Salon Atletizm Şampiyonu olmuş O’Rourke bugünkü yarışın favorileri arasında tecrübesiyle öne çıkıyor.

2009 Avrupa 23 yaş altı şampiyonu Christina Vukicevic (Norveç), Barcelona’da şu ana kadar en iyi dereceyi elde etti. 12.83. 23 yaşındaki sporcunun en iyi derecesi 12.74 ve bunu 2009′da gerçekleştirdi. Bu sezon ise şu anda Barcelona’da çok formda ve bu onu önemli bir aday haline getiriyor.
Rus Tatyana Dektyareva, 12.86 ile yarı finale çıkarken, bu sezon 12.68 ile Avrupa’nın en iyi ikinci derecesinin sahibi. 81 doğumlu sporcunun Avrupa’da madalya için son şansı olabilir.

Avrupa’nın bu sezon en iyi derecesine gelince dün 12.89 ile yarı finale yükselen Carolin Nytra’nın ismi gündeme geliyor. Nytra, 12.57 ile dünyada da Lolo Jones ve Priscilla Lopes-Schlieb’den sonra en başarılı üçüncü derecenin sahibi. Son yıllarda sürekli ileri giden Nytra, kuşkusuz yarışın favorileri arasında en formda isim.

Ukraynalı Yevheniya Snihur ise 12.82′lik derecesiyle bu sezon Avrupa beşincisi. Barcelona’da ilk turda da 12.90 ile altıncı sırayı alan Snihur’un altın alması zor, ancak ilk üçe girme ihtimali çok yüksek.
En iyi 3 derecenin direk olarak yarı finale kalacağı birinci seride mücadele edecek olan Nevin’in yanında Alman Nytra ve Deryal O’Rourke olacak. Bu üç sporcunun finale direk çıkması beklenirken, belki İsviçreli Lisa Urech bu üçlüyü zorlayabilir. Ancak unutmayalım ki ilk 3′e girememek dünyanın sonu değil, giremeyenler arasında iki serideki en iyi iki derece de finale kalacak.
Saat 8.14 olduğunda finalistler belli olacak…Eğer Nevin finale kalırsa işte o zaman nefesler 9.25′te bir kez daha tutulacak ve gözler 13 saniyenin altında engellerle zorlaştırılmış 100 metreyi en hızlı geçen kadını arayacak.
Süreyya Ayhan’ın Avrupa Şampiyonluğu ardından, Elvan Abeylegesse, Alemitu Bekele ve Karin Melis Mey ile de sevindik, gururlandık. Ancak üçünün başarısından sonra dönüp kızımıza, gönül rahatlığıyla “sen de çalışırsan bir gün onlar gibi olursun” diyemedik. Şimdi Nevin, bu şansı tekrar bize verebilir…Süreyya’dan sonra Türk atletizminin aradığı atlet bugün karşımıza çıkabilir. Bugün, “O” gün olabilir, bugün “O” gün olsun! Artık!
Başarılar Nevin!
30
Avrupa Atletizm Şampiyonası 2010 (4.gün Sonuçlar)

Güncelleme
Güne mutlu bir haberle başladık. Nevin Yanıt, sabah seansında serisinde birinci olarak yarı finale çıkmayı başardı. İlk seride koşan Nevin, 12.89 ile rakiplerine 28 salise gibi bu branşta büyük bir fark atarak finiş çizgisine önce varan oldu. Bu derece günün en iyi derecelerinden de biri oldu. Norveçli Christina Vukicevic’in 12.83′lük derecesi ilk turun en hızlı derecesi olurken, 13.25 ile yarı finale çıkıldı. Nevin, muhtemelen finale de çıkacaktır ancak ondan sonra asıl madalya rekabeti kızışacak. Cumartesi günü koşulacak yarışlar, Türk atletizmi adına en önemli sprint yarışı olacak.
Türk atletizmi adına bir başka sevindirici haber de yüksek atlamada mücadele eden 90 doğumlu Burcu Ayhan’dan geldi. İlk turda mücadele eden Burcu, 5. hakkında 1.92′yi ikinci denemesinde geçerek hem en iyi derecesini elde etti hem de finale yükseldi. Finalde madalya alma şansı zor gözükse de ilk 12 içerisinde olması büyük bir başarı.
Bir diğer başarılı sonuç da 1500 metrede yarışan Aslı Çakır’dan geldi. 4.05.53 ile beşinci olarak finale kalan Aslı Çakır, pazar gecesi 12 atlet arasında madalya şansını zorlayacak. 25 yaşındaki atlete başarılar diliyoruz. Anna Alminova, yarışın favorisi gibi gözüküyor, hem tecrübesi hem de son zamanlardaki formuyla.
Bayanlar 200metre elemelerinde ise Meliz Redif, sürpriz yapamadı ve ilk turda 24.53′lük derece ile elendi. 23.78 ve üzerindeki sporcular finale yükseldi.
Günün finallerine gelince,
Erkekler 50km finalini Fransız sporcu Yohan Diniz kazandı. Bu başarıyla Diniz, Avrupa Şampiyonası’nda bu branşı üstüste ikinci kez kazanan üçüncü atlet olmayı başardı. Daha önceleri Abdon Pamich (1962,1966) ve Robert Korzeniowski (1998, 2002) aynı başarıyı yakalamıştı. Yohan Diniz, 2007 Osaka’da da dünya ikincisi olmuştu.
Merakla beklenen bayanlar sırıklı atlama mücadelesinde Svetlana Feofanava beklenenin aksine Silke Spielburg’u rahat geçti. 4.75′i geçen Feofanava, Spieleburg’un 4.70 ve 4.75′lik denemelerinde başarısız olması sayesinde şampiyon oldu. Almanya’nın 2009 23 yaş altı Avrupa Şampiyonu 88 doğumlu Lisa Ryzih ise dengesiz atlayışlarına rağmen 4.65′i geçerek bronz madalyayı aldı.Bu sporun 1988′de Avrupa Şampiyonaları’na alındığı düşünülürse 12 madalyadan 10′unun Alman veya Rus sporcular tarafından kazanılması da ilginç bir not olarak düşülebilir.
Avrupa’nın en hızlısı Christian Lemaitre, 100metreden sonra 200 metrede de şampiyon oldu. Müthiş mücadele sonunda İngiliz Christian Malcolm’u 20.37′lik derecesiyle bir salise de olsa geride bırakan Lemaitre, böylecek çifte altın madalya kazanmış oldu. Aynı zamanda bu başarı Fransa’nın Avrupa Şampiyonaları’nda 200metredeki ilk altın madalyası oldu.
Rusların domine ettiği 400 m bayanlarda beklenenin aksine Antonina Krivoshapka değil Tatyana Firova şampiyon oldu. 49.89′luk derece ile altına ulaşan Firova’yı Kseniya Ustelova 49.92 ile takip etti.
11o metre erkekler finalini bir sene aradan sonra tekrar bir Büyük Britanyalı atlet kazandı. Üstüste 4 kez altına ulaşan Colin Jackson’dan sonra araya giren Letonyalı Stanislavs Olijars’dan sonra bu kez Andy Turner, 13.28 ile rahatça kazandı.
Çekiç atma bayanlarda Alman Betty Heidler 76.38 ile Şampiyona Rekoru’na çok yaklaşarak altın madalyayı Tatyana Lsenko’nun elinden aldı.
Gulnara Galkina’nın olmadığı 3000m engelli yarışında Rus Yuliva Zarudneva 9:17.57 ile şampiyon oldu.
Erkekler 400m yarışında 45 saniye altına inilemezken Kevin Borlee 45.08 ile şampiyon oldu.
2004′te 400 metrede Olimpiyat üçüncüsü olan Natalya Antyukh, bu kez 400 engellide 52.92 ile hem şampiyona rekorunu kırdı hem de Avrupa Şampiyonu oldu. Vania Stambalova 53.82, İngiliz Perri Shakes-Drayton ise 54.18 ile üçüncü oldu.
800 bayanlarda da Rus dominasyonu devam etti. Mariya Savinova 1:58.22 ile Avrupa Şampiyonu olurken, Hollandalı Yvonne Hak ve İngiliz Jennifer Meadows sırasıyla gümüş ve bronz madalyayı paylaştılar.
1500 metre erkeklerde ise tamamen İspanyollar hakimdi, Carsten Schlangen hariç…Altını İspanyol Arturo Casado, bronzu yine bir başka İspanyol Manuel Olmedo kazanırken, gümüş Alman sporcuya gitti.
Bu sonuçlar ile Ruslar, 8′i altın 5 gümüş 6 bronz ile şampiyonayı önde götürüyor. Türkiye ise tek altınla 11.sırada.
20. Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda 4.gün 11 branşta final müsabakasına sahne oluyor. Biz bu yazımızda gün içinde yarışacak Türk sporculara değinmek istiyoruz.
Şüphesiz günün en önemli yarışı Nevin Yanıt’ın 100metre engelli yarı finali olacak. Sabah seansında yarışacak olan Nevin, ilk seride start alıyor. Şampiyonaya madalya umudu ile gelen Nevin Yanıt’ı bu yarışta zorlayacak isimler Belarus Alina Talai ve İsrailli İrina Lenskiy. Nevin’in bu yarışta ilk ikiye girerek direk olarak yarı finale çıkacağını düşünüyorum. Yarı finaller ve finaller cumartesi günü düzenlenecek.
Yüksek atlama bayanlarda ise Burcu Ayhan mücadele ediyor. En iyi derecesi 1.90 olan Burcu’nun bu şampiyonada final şansı zor. Ancak henüz 1990 doğumlu olduğu düşünülürse önemli bir tecrübeyi Barcelona’da katması gerekiyor. Bir de final gelirse harika olur…
200metre elemelerinde ise 400metre Türkiye Rekortmeni Meliz Redif, Türkiye’yi temsil edecek. En iyi derecesi 23.87 olan Meliz de henüz çok genç , 89 doğumlu. Bu şampiyona onun için de tecrübe anlamında önem taşıyor. Final gelmesi zor gözükse de yarı finali zorlamak isteyecektir. Milli atlete başarılar diliyoruz.
Bayanlar 1500 metre elemelerinde Binnaz Uslu, Aslı Çakır ve Sultan Haydar yarışacak. 3 sporcu da finali zorlayabilir.
29
Avrupa Atletizm Şampiyonası (3.gün Sonuçlar)

Güncelleme
Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü gün hareketli geçti ve Türkiye iki finalist çıkarmayı başardı. İşte kısaca olup bitenler..
Öncelikle Türk sporculardan başlayalım. 200 metre erkekler elemelerinde mücadele eden İzzet Safer 21.41′lik derecesi ile elendi. İzzet, şampiyonaya da 21.41 ile gelmişti ve bu dereceyi üst düzey bir turnuvada tekrarlaması başarı sayılabilir. Ancak bu ona yarı final veya final getirmedi. Tebrik ediyor, gelecek şampiyonalarda daha iyi dereceler beklediğimizi iletmek istiyoruz.
Türkiye’yi belki de bugün en çok ilgilendiren yarışlar, erkekler 5000metre yarıfinalleriydi. Halil Akkaş, Kemal Koyuncu ve Mert Girmalegese’nin mücadele ettiği yarışlarda Kemal ve Mert final vizesini almayı başardı. Mert, diğer seriye göre hızlı koşulan seride beşinci olarak finallere direk katılma hakkı elde etti ve derecesi 13:36.32.
Mo Farah ve Jesus Espana’nın koştuğu ikinci seride yer alan Kemal Koyuncu ve Halil Akkaş ise daha yavaş koşulan seride direk katılma hakkını elde edemediler. Ancak , Kemal Koyuncu 13:47.41 ile 15. en iyi dereceyi elde ederek finale kaldı. Talihsizlikleri atlatan Kemal’in geri dönüşü özellikle kros sezonu için ümit verdi. Halil Akkaş ise geçtiğimiz yaz Akdeniz Oyunları ve Universiade’daki başarılarını tekrarlayamayıp 14:07.42 ile elenmekten kurtulamadı.
Günün ilk final mücadelesi erkekler yüksek atlamadaydı. 1998′den beri Rusların kontrolünde olan yarışta yine bir Rus, Aleksander Shustov 2.33 ile şampiyon olurken, ikinciliği de Rus Ivan Ukhov elde etti. İki sporcu da 2.35′lik denemelerinde başarılı olamayarak 2.36′lık şampiyona rekoruna yanaşamadılar. Bronz madalyayı ise İngiliz Martyn Bernard 2.29 ile elde etti. Ukhov, son iki yıldır Dünya ve Avrupa Salon Şampiyonaları’nı kazandığı için mutlak favoriydi ancak vatandaşına boyun eğmek zorunda kaldı.
Günün ikinci finalinde ise sürpriz yaşandı ve Dünya Salon Rekortmeni Fransız Teddy Tamgho bronz madalya ile yetinmek zorunda kaldı. İngiliz Philips Idowu 17.81 ile kendisinin en iyi derecesini geliştirirken 1998′den beri Avrupa Şampiyonaları’ndaki en iyi dereceyi gerçekleştirmiş oldu. Gümüş madalyayı da Romen Marian Oprea elde etti. Derecesi 17.51.
Bir başka sürpriz de bayanlar cirit atmada Barbora Spotakova’nın bronz madalya alması oldu. İlk hakkında 65.36 atarak liderliği eline geçiren Barbora, derecesini geliştiremezken Alman sporcular Linda Stahl 66.81 ile, Christina Obergfoll ise 65.58 ile ilk iki sırayı paylaştılar. Böylece Barbora Spotakova kariyerine bir Avrupa Şampiyonluğu ekleyememiş oldu. Geçtiğimiz şampiyonada da gümüş madalyada kalmıştı.
Günün son finalinde ise 100 metre bayanlar mücadelesi nefes kesti .Almanlar, bu branşta Almanya’nın birleşmesinden beri ilk kez şampiyon olurken yarış beklendiği gibi Verena Sailer ve Veronique Mang arasında geçti. Bir salise farkla Alman Sailer şampiyon olurken Fransız Mang 11.11 ile ikinci , bir diğer Fransız Myriam Soumare ise 11.18 ile üçüncü oldu.
Sonuç olarak 3.gün Türkiye adına iki finalist çıkararak olumlu geçerken, turnuva adına sürprizlerle doluydu. Güzel bir günü daha geride bırakmış olduk…
************************************************************************************************************
20. Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda 3.gün dört final mücadelesi ile devam ediyor. Erkekler yüksek atlama , üç adım atlama ve bayanlar cirit atma ile 100 metre finallerinin yapılacağı günde Türk sporcular da eleme mücadelesi yapacaklar.
Önce Türk sporculardan başlayalım;
Erkekler 200metrede genç sprinter İzzet Safer, mücadele edecek. 21. 41 ile şampiyonaya gelen İzzet’in final görebilmesi için 21 saniyenin altına inmesi gerekecektir. Genç sporcunun işi zor olsa da ilk Avrupa Şampiyonası’nda iyi bir derece alması kariyeri adına önemli olacaktır.
Erkekler 5000metrede ilk tur mücadelesi yapılacak. Halil Akkaş ve Mert Girmalagese (eski adıyla Selim Bayrak)’ın Türkiye’yi temsil edeceği yarışta iki sporcumuz da finale kalabilir. Şüphesiz günün Türkiye açısından en önemli yarışı olacak. Halil Akkaş’tan uzun süredir beklediğimiz başarının bu yarışta geleceğini ümit ediyoruz. Geçtiğimiz sezon Avrupa Salon beşincisi olan Selim Bayrak’a da yeni ismi Mert’in uğurlu gelmesini dileriz.

Final müsabakalarında ise erkekler yüksek atlamada Ivan Ukhov, Bayanlar 100 metrede Verena Sailer ve Veronique Mang rekabeti, erkekler üç adımda Teddy Tamgho, bayanlar cirit atmada ise Barbora Spotakova günün kaçırılmaması gereken sporcuları olacak.
Şampiyonayı internetten canlı seyretmek isteyenler yarış saatlerinde bu linki kullanabilirler.
27
Avrupa Atletizm Şampiyonası 2010 (2.gün Sonuçlar)

Güncelleme:
Sabah seansında 3000m engelli koşan Binnaz Uslu, 10:15.28′lik derecesi ile Avrupa 19.su olarak elendi.Tuncay örs ise 400m engellide, 51.41 koşarak ilk 16′nın yarı finale çıktığı yarışta 18. oldu ve yarı finale kalamadı.
400m yarı finalinde mücadele eden iki bayan sporcumuz Meliz Redif ve Pınar Saka, sırasıyla 19. ve 20. olarak Avrupa Şampiyonası’nı tamamladılar. Meliz 54.19, Pınar ise 54.33 koştu.
Şampiyonanın ikinci gününde altı branşta altın madalyalar sahiplerini bulacak. 20km bayanlar yürüyüş, bayanlar disk atma, bayanlar uzun atlama, bayanlar 10 bin metre, erkekler çekiç atma ve yarışların en heyecan vericisi olan erkekler 100m finali koşulacak.
Elvan Abeylegesse, 10bin metre Avrupa Şampiyonu oldu. 31.10.23′lük derecesi ile en yakın rakibine 12 saniye fark attı. Türkiye’yi temsil eden bir başka sporcu Meryem Erdoğan ise 31:44.86 ile beşinci olabildi. Meryem bu derece ile Avrupa 23 yaş altı rekorunu kırarken, Londra 2012 Olimpiyatları barajını da geçmiş oldu… Elvan Abeylegesse’nin yarış boyunca arkasına bakarak koşması farklı yorumlandı. Kimilerine göre kontrollü olan Elvan, kimilerine göre güvensizdi. Avrupa rekorunu 29 dakikalık bir derece ile koşmuş bir sporcunun 31 dakikada bu yarışı koşması formunun zirvesinde olmadığını gösteriyor. Yine de Elvan’ın yetenekleri ülkemize Süreyya Ayhan ve Alemitu Bekele’den sonra altın madalya kazandırmaya yetti. Tebrikler ve teşekkürler Elvan!
Günün diğer önemli mücadelesi erkekler 100 metre finaliydi. Finale rahatlıkla gelen iki favori Dwain Chambers ve Christophe Lemaitre, final mücadelesinde nefesleri kesti. Fransız sporcu, 10 saniye altına inemese de 10.11 ile şampiyonluğa ulaşırken, arkasındaki 4 sporcu da 10.18 ile yarışı tamamladı. Saniyenin yüzde birinden az farkla dizilen dört sporcudan Chambers, son sırayı alarak beşinci oldu. Mark Lewis-Francis ikinci sırayı alırken 2001′de Avrupa Gençler Şampiyonluğu’nu 10.09 ile kazandırdığı günleri hatırlattı. Lewis-Francis, yükselen yıldız kabul edilirken istediği yerlere ulaşamayarak orta seviyede bir kariyer sahibi oldu. Yine de 2010′da gelen Avrupa ikinciliği yetenekleri hakkında fikir veriyor. Üçüncülüğü ise Fransız Martial Mbandjock kazandı. Avrupa’daki 100 metre mücadelesini dünya ile kıyaslamak imkansız ancak lokal bir derby diyebileceğimiz mücadele yine de keyif verdi.
Günün bir başka finalinde ise sürpriz yaşandı. Erkekler çekiç atmanın en önemli sporcularından Krizstian Pars’ın ancak üçüncü olabildiği mücadelede 33 yaşındaki Slovak Libor Charfreitag 80. 02 ile şampiyon oldu. İtalyan Nicola Vizzoni de gümüş madalya sahibi oldu.
Bayanlar uzun atlama finalinde Letonyalı Ineta Radevica, ülkesinin rekorunu kırarak şampiyon olurken, yarışın favorisi Naide Gomes, 6.92 ile Radevica’ya yetişmesine karşın ikinci olabildi. Rus Olga Kucharenko da üçüncülüğü 6.84 ile elde etti.
Bayanlar disk atmada son atışında Hırvat Sandra Perkovic,64.67 ile Avrupa Şampiyonu oldu. 2007′de Dünya Gençler ikinciliği bulunan Perkovic, henüz 20 yaşında ve atletizmseverlerin bir kenara not etmesi gereken bir sporcu. Önümüzdeki yıllarda daha önemli başarılar görebiliriz ve sönük Hırvat atletizminin Blanka Vlasic’ten sonra ikinci büyük yıldızı olabilir. 30 yaşındaki Romen Nicoleta Grasu ikinci olurken, Polonyalı Joanna Visniewska üçüncülüğü elde etti.
*********************************************************************************************************
Türkiye için günün önemi tabii ki 1982 doğumlu Elvan Abeylegesse’nin koşacağı 10bin metre finali olacak. Barcelona’ya en iyi dereceyle gelen Elvan’ı Rus Inga Abitova ve Liliya Shobukova ile Hollandalı Hilda Kibet zorlayabilir. Elvan, hem tecrübesi hem de yetenekleriyle altın madalyaya rahatlıkla ulaşabilir. Avrupa rekorunun sahibi Elvan, 30 dakikanın altına inerse şampiyona rekorunu da eline geçirmiş olacak. Rekor, bir başka efsane Paola Radcliffe’e ait. Bu yarışta genç sporcu Meryem Erdoğan da mücadele ediyor. Meryem’in tecrübe edineceği yarışta ilk 5′e girip madalyayı zorlaması bekleniyor.
Günün son finalinde ise 100metre erkeklerde Lemaitre ve Chambers mücadelesi heyecanla bekleniyor. İngiltere-Fransa rekabetini 100metreye çeken ikili’nin 10 saniye altında bitirme ihtimali de Avrupalı atletizmseverleri heyecanlandırıyor.
Elvan haricinde üç Türk sporcu daha ikinci günde mücadele edecek. 3000m engellide Binnaz Uslu, ikinci seride yarışıyor. Gelen 22 sporcu arasında en kötü derecenin Binnaz’ın olduğu düşünülürse yarı finale çıkması dahi sürpriz olacaktır. Yetenekli sporcunun iyi gününde olması gerekiyor. 400 metre bayanlarda Türkiye rekortmeni Meliz Redif, ve Türkiye Salon Rekortmeni Pınar Saka en formda oldukları sezonda ellerinden geleni piste yansıtacaklar. İki sporcunun da final şansı düşük olsa da Türkiye rekoru olan 52.89′u biraz daha geliştirebilmek için mücadele edecekler.
27
Avrupa Atletizm Şampiyonası 2010 (1.gün Sonuçlar)

Güncelleme
İlk gün sonunda 3 altın madalya sahibini buldu.
İngilizler, 10bin metrede Mo Farah’ın başarısıyla şampiyonaya iyi başlarken, 20km erkekler yürüyüşte Rus Stanislav Emeyanov, şampiyonluğa ulaştı. Kadınlar gülle atmada ise Belarus Nadzeya Ostapchuk 20.48 ile şampiyonluğa ulaştı ve 2010 Salon Dünya Şampiyonluğu’ndan sonra ikinci büyük uluslararası başarısını da yakalamış oldu.
Mo Farah, 3 saniye farkla (28:24.99) ile şampiyon olurken, ikinciliği yine Büyük Britanyalı Chris Thompson elde etti. (28:27.33) Aynı derece ile İtalyan Daniele Meucci ise üçüncülüğü elde etti. Mo Farah’ın şampiyonluğu büyük bir sürpriz sayılmaz. 2006′da Jesus Espana’nın ardından 5000metrede ikinci olmuş ve akabinde 2009′da Avrupa Salon Şampiyonluğu (3000m) ve Berlin 2009′da 5000metrede dünya yedinciliği elde etmişti. Yine de zorlu bir kış sezonu geçirdiği ve bir yarış sonrası düşüp bayıldığı düşünülürse Farah’ın çok çalışmanın karşılığını aldığını söyleyebiliriz.
Asıl büyük heyecan ikincilik içindi. Son iki tura kadar Mo Farah’ı zorlayan İspanyol Ayad Lamdessem’in iki sporcuya birden geçilmesi ve bu iki sporcunun aynı saniyede finiş çizgisini geçtikleri son deparları görülmeye değerdi. İngilizler, bu başarı ile uzun mesafede Londra 2012′ya hazırlandıklarını da göstermiş oldular. Thompson olmasa da Farah’ın olimpiyat iddiası olacaktır. Yarışın tek Türk sporcusu Kemal Koyuncu da yarışı bitirebilen sporcular arasında sonuncu olarak Farah’ın tam bir dakika dört saniye arkasından Avrupa 22.si oldu. Koyuncu’nun yarış öncesi kapalı kutu olduğunu söylemiştik, kutudan tavşan çıkmaması da şaşırtmadı…
Bayanlar gülle atmada üstüste ikinci kez Belarus ilk iki sırayı alırken, Olimpiyat üçüncüsü Nadzeya’nın başarısına da şaşırılmadı. Pekin’de üçüncü olan Nadzeya, bu kez Pekin’de ikinci olan vatandaşı Miknievich’i 1 metreye yakın bir farkla geçti ve şampiyon oldu. Nadzeya’nın derecesi Olimpiyat şampiyonu olan Valerie Vili’nin derecesine çok yakın. Bir başka deyişle Avrupa Atletizmi’nde bayanlar gülle rekabeti olimpiyat standartlarında yapılan sayılı rekabetler arasında…
Erkekler yürüyüşte ise Rus Stanislav Emelyanov ve İtalyan Alex Schwazer arasındaki yarış nefes kesti. 20 km süren yarış 28 saniye farkla Emelyanov’un olurken, henüz 20 yaşındaki sporcu önümüzdeki dönemin büyük yıldızları arasında olacağını gösterdi. Emelyanov, 2008′de de Dünya Gençler Şampiyonu olmuştu.
100metre erkekler elemelerinde Christophe Lemaitre (10.19) ve Dwain Chambers (10.21) ile sürprize meydan vermeden serilerini birinci tamamladılar.
Erkekler 3 adım atlamanın yıldızı Teddy Tamgho da 17.37 ile birinci olarak bir üst tura çıkmaya hak kazandı.
Gelelim Türk sporculara. Birsen Engin ve Özge Gürler, 400 metre engellide elendiler. Birsen, ikinci seride 58.19 koşarak altıncı olurken, Özge üçüncü seride 58.98 koştu ve sonuncu oldu. İkili artık Türkiye’yi 4*400 bayanlarda temsil edecek.
Genç sprinterimiz İzzet Safer de kendi derecesinin altında bir derece ile 10.69 koştu ve serisinde sonuncu olarak Avrupa 30.su oldu.
—————————————————————————————————————————————————-
28
Manute Bol’ün Ardından

Sitemizin yayına kapalı olduğu günlerde aldığımız bir haber beni çocukluk günlerime götürmekle kalmadı tesadüflere dayalı gri renkli hayat akışını bir kez daha gözümün önüne serdi.
“Manute Bol, 47 yaşında böbrek rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetti.”
Manute Bol, 2.31 boyu ve Sudan pasaportu ile çocukluk yıllarımızı renklendiren NBA’in nadide yıldızlarındandı. Küçüklüğümde onu diğerlerinden ayıran özelliğin bunlar olduğunu düşünürken, 1993 yılında çıkan Leigh Montville imzalı “Manute: The Center of Two Worlds” (Manute: İki Dünyanın Merkezi) kitabı okuduğumda, Sudan’lı sporcunun insani tarafının farklılıklarının başında olduğunu anlamıştım.
Son günlerinde Kansas City’de Sudan Sunrise (Sudan’da Güneşin Doğuşu) isimli organizasyonda ülkesinde 41 okulun yapımı için uğraşan, mensubu olduğu Dinka kabilesini ve onların yaşadığı zorlukları hayatı boyunca unutmadan, açlık ve hastalıklara karşı mücadelede gönüllü bayraktarlığını üstlenen Manute’un hayat hikayesi başından sonuna bir filmin senaryosu, bir kitabın ilhamı olabilir.
Dünya basketbolunun merkezi kabul edilebilecek NBA, her basketbolcunun hayalini süslerken Manute Bol, Amerika’ya geldiği 1983 senesinden sadece dört sene önce NBA’in, basketbolun, hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin varlığından haberdar oldu. Los Angeles Clippers’ın koçu Jimmy Lynam, Manute’u draft ettiğinde onun oyununu hiç seyretmemişti, ama boyu nedeniyle akıllarda soru kalmaksızın koçun listesine girmeyi başarmıştı.

NBA yönetimi, Manute Bol’ın oynamasına karşı çıktı. Manute’un draft olmak için henüz başvurmadığını ve yaşının çok genç (19) olduğunu, bu yüzden NBA’de oynayamayacağını söylemişlerdi. Halbuki, Manute Bol’un yaşını 19 olarak yazan pasaportta, Sudan vatandaşının boyu 1.57 olarak gözüküyordu.
Bu kez, Manute, kolej basketbolunun yolunu tutmuştu. Cleveland State koçu Kevin Mackey onu İngilizce kursuna yolladığında, Manute’un bilmedikleri arasında telefon etmek, kola makinesinden kola almak, kalem tutmak olduğunu öğrendi ve karşısında aşılması gereken bir dağ olduğunu anladı.Cleveland State’in açıktan Manute’a para verdiği ortaya çıkınca okuldan ayrılmak zorunda kalan Manute, derslerindeki başarısızlık ve İngilizce seviyesinin kötü olması nedeniyle Division 1′de oynama şansını da kaybetti.
Bridgeport Üniversitesi ile Division 2′de mücadele etmeye başlayan Manute, sınavları sözlü aldı ve 2.8 not ortalaması ile okulu bitirdi. Bu kez, legal olarak 1985′te NBA Draft’ına girmeyi başardı ve Washington Bullets (şimdiki adıyla Wizards) tarafından seçildi.

NBA’de oynaduğu 624 maçta 2.6 sayı, 3.3 blok ve 4.2 ribaund ortalaması ile oynayan dev, rakiplerinin karabasanı olarak savunmada önemli rol oynadı. 1994 yılında basketbolu bırakan Bol, boyu nedeniyle küçüklüğünde sıkıntı çektiğini ama ilerleyen dönemde boyunu Tanrı tarafından ona verilen bir hediye olarak algıladığını anlatıyor.
Bol, halen NBA tarihinin en iyi blokçuları arasında. Oynadığı dakika başına en çok blok yapan sporcu ünvanına sahip Manute, ayrıca NBA’in maç başına en iyi ikinci blok ortalamasına sahip (3.34). Hali hazırda, yaptığı blok sayısının attığı basket sayısından fazla olduğu tek oyuncu.
Sudan’ın Gogrial şehrinde doğan Manute, NBA’e geldiği günden bu güne ülkesinin sorunları ile mücadele etmeye çalışıyordu. Ne yazık ki, 2011′de ülkesinde düzenlenecek Güney Sudan’ın bağımsızlığı referandumunu göremeden hayata gözlerini yummuş oldu.
Manute’un cenazesi 29 Haziran’da Washington’daki Milli Katedral’den kalkıyor.
Elveda uzun adam!

22
ITF ENKA Junior 2010
11-15 Mayıs 2010 tarihinde ENKA Sadi Gülçelik Tesisleri’nde genç tenisçilerin farklı ülkelerden katıldığı ve uluslararası Tenis Federasyonu’na bağlı ITF ENKA Junior şampiyonası düzenlendi.
Şampiyonanın çeyrek final mücadelelerini seyretmek üzere ENKA’daydım.
Öncelikle ENKA’nın spor ile ilişkisini sağlayan Şarık Tara’ya tekrar tekrar teşekkür etmeyi borç bilirim. İstanbul’da eşine az rastlanır bir spor tesisini Türkiye’ye kazandıran Tara, amatör sporlara da çok yerinde bir katkı yapıyor. Başarı odaklı olmayan, yerine spor kültürünü yerleştirmek üzere kurulan tesislerde, kapalı ve açık tenis kortları, atletizm sahası ve basketbol sahaları mevcut. Sadece üyeler ve sporcularının erişimine açık tesislerde Türkiye’nin özellikle tenis ve atletizmdeki elit sporcuları aile ortamında çalışma imkanı bulabiliyor.
Çeyrek final maçları Cuma sabahı 10.00′da başladı. Yerimizi aldığımızda Türk tenisinin gelecek vaadeden üç ismi Başak Eraydın, Seda Arantekin ve Alp Gölcüklü aynı anda yan yana kortlarda maçlarını yapıyorlardı.
Başak Eraydın, kızlarda turnuvanın iki numaralı seribaşı, Seda Arantekin ise üç numaralı seribaşıydı. İki sporcumuz da çeyrek finale kalarak beklentileri boşa çıkarmamıştı. Çeyrek finalde Seda, Rus Mayya Katsitadze karşısında 6-2 ve 6-3′lük setlerle mağlup oldu. Seda’nın etkili forehandlarine ve servislerine rağmen maçta iki sıkıntısı göze çarptı. Sahada boş alan yaratabilecek hazırlık vuruşlarını yapmasına rağmen, atak yapmakta zorlanan Seda, rakibini zor duruma düşürdüğü pek çok oyunda bitirişi yapamayarak avantajını yitirdi. Yalnız, bundan daha önemlisi bayan tenisinin belki de en önemli unsuru olan sporcunun kendisiyle psikolojik savaşında yenilen taraftı. Maç boyunca hatalı vuruşları sonrasında moralini oldukça bozan ve geri dönüşte zorlanan Seda, bir anlamda kendini mağlup etti. Henüz kariyerinin başındaki sporcumuzun, bir an evvel bu konuda gelişim göstermesi gerekiyor. ENKA Junior vb. turnuvaların onların tecrübe kazanması için organize ediliyor, kariyerleri boyunca birçok hedef turnuva düzenlenecek. Şimdi başarılı olunamayabilir ama doğru dersler çıkarılırsa ileride çok daha büyük başarılar gelebilir. Uzun boyu ve düzgün fiziğiyle de rakiplerine göre avantaja sahip sporcumuz dünya gençler sıralamasında 364. sırada bulunuyor.
Türk milli takımı ile Fed Cup’a giden Başak Eraydın ise, Seda’dan farklı olarak kısa ama güçlü bir fiziğe sahip. Özellikle backhandleriyle de oyunu kurabildiğini gözlemlediğim Başak, maç içerisinde agresif ve hem kendi hem de rakiple kavga eder bir tavır içerisinde kendisini yoruyor olsa da, bu hırsı doğru hamlelere dönüştürdüğünde Türk tenisinin önemli bir parçası olacaktır. Başak, dünya gençler sıralamasında 220.sırada bulunuyor. Çeyrek finalde rakibi Corina Jager’i üç set sonunda geçen Başak, yarı finalde Portekizli Sofia Araujo’yu, finalde ise Seda’yı mağlup eden Rus rakibi Katsitadze’yi yine 3 set sonunda mağlup ederek turnuvayı kazanmayı başardı. Milli sporcumuzu yürekten tebrik ediyoruz.
Çift bayanlarda ise Melis Sezer-İpek Soylu ikilisi şampiyonluğa ulaştı. Yarı final maçını seyrettiğimiz ikili, oldukça rahat bir görüntü çiziyordu. Dünya Gençler sıralamasında şu anda 91. sırada bulunan Melis Sezer ile yarı final maçı öncesi biraz konuşma fırsatı elde ettik. Roland Garros öncesi hazırlıklarını sorduğumuz Melis, alternatif listede olduğunu ve Roland Garros’ta oynamayı beklediğini söyledi. Mısır’da ve Antalya’da toprak kort turnuvası oynamış olan Melis, daha sonra tekrar sert kortta maça çıkmış olmasını biraz dezavantaj olabileceğini ama elinden geleni de yapacağını anlattı. Melis ve İpek’in yarı final maçı diğer maçlara göre daha fazla seyirci çekti. Ancak toplam seyreden sayısı herhalde 30′u geçmiyordu.
Aileler, antrenörler ve katılan sporcular hariç pek de ilgi gösterilmeyen ENKA Junior, Uluslararası Tenis Federasyonu’na ait ve Türkiye’de düzenlenen iki gençler şampiyonasından biri. Diğeri ise 18-23 Mayıs tarihleri arasında TED tesislerinde gerçekleşen Nazmi Bari ITF Junior. Final maçları yarın oynanacak karşılaşmalarda teklerde Türk sporcular finale yükselemez iken, çiftlerde erkeklerde ve kızlarda Türk temsilciler bulunuyor. Turnuvanın erkeklerde bir numaralı seribaşı Alp Gölcüklü ve Korhan Ural Ateş finale yükseldi. Kızlarda ise turnuvanın iki numaralı seribaşı Seda Arantekin-Emma Devine ikilisi finale yükselen taraf oldu. Tenis meraklıları güzel bir pazar günü geçirmek için Ted İstanbul tesislerine koşabilir.
ENKA Junior’a geri dönmek gerekirse, erkeklerde en ileriye giden sporcumuz Alp Gölcüklü oldu. Yarı finale kadar yükselen Alp, bir numaralı seribaşı olduğu şampiyonada Enzo Py’ a iki set sonunda yenilerek elendi. Şampiyonluğa ise Portekizli Frederico Ferreire Silva ulaştı. Alp, şu sıralarda dünya gençler sıralamasında 227. sırada.
Başak Eraydın, maçı bırakıp şemsiye ile uğraşıyor.
Turnuvayı organize edenlere de bir paragraf açmak gerek. Böyle turnuvaların İstanbul’da düzenlendiği için önce tebrik ederiz, ancak bazı konularda daha dikkat etmek gerek. Turnuvanın hakemsiz oynanıyor olmasına çok takılmıyoruz, oyuncuların fazla şikayeti yok gibiydi. Her ne kadar Seda Arantekin ile rakibi arasında sıksık gerginlik yaşanmış olsa da…Ancak sporculara gölge yapacak olan şemsiyelerin altında ağırlık yapacak bidonlara su doldurmamaları kötü görüntülere ve maçın kesilmesine yol açtı. Rüzgarın tek taraftan estiğini de düşünürsek 3 maçta aynı anda şemsiyelerin devrilmesi komik de bir görüntüydü. Sporcular, şemsiyeleri yerine takarlarken maçtan da soğumuş oldular. Tüm bu sorunlar bidona su koyarak çözülebilirdi. Biraz daha ince düşünülebilirdi. Ayrıca az da olsa seyirciler için sıcaklığın arttığı saatlerde bir su servisi herhalde müesseseyi zarara uğratmazdı.
Sonuç olarak, İstanbul sezonun en tenisli günlerini yaşıyor, ancak kortların 10 metre çevresi hariç bu heyecana katılamıyor. Medyanın da ilgisizliği tanıtıma yardım değil köstek oluyor. Tüm bunların düzelmesi dileğiyle diyerek genç sporcularımıza başarılar dileyelim ve teşekkür edelim…Keyifli bir cuma sabahı yaşattıkları için..
20
Bank Asya Lig Statüsü
Turkcell Süper Lig’e Bank Asya Lig’inin normal sezonunu ilk iki sırada bitiren takım direk olarak katılma hakkı kazanıyor. Lige katılacak üçüncü takımı belirleyecek play-off turları sonucunda dört takımdan sadece bir tanesi gülüyor, diğerleri önümüzdeki yılın hazırlıklarına başlıyor.
2009/10 sezonuna kadar dört takımın eleme usulü yaptığı maçlar sonucunda oynadığı iki maçı kazanan takım bir üst lige çıkıyordu. Bu sistem beğenilmedi. Özellikle son oynanan maçın adeta ölüm-kalım, tamam-devam heyecanında oynanıyor olması ve ligi üçüncü bitiren takım ile yedinci sırada bitiren takıma eşit şans tanıması nedeniyle futbol çevrelerince tutulmadı.
Yerine, tek devreli lig usülü oynanan grup sistemine geçildi. 4 takım, tarafsız sahada diğer üç takımla da maç yaparak grupta birinci olmaya çalışacak ve lider takım Turkcell Süper Lig’e çıkacaktı.

2005/06 sezonunda eleme usulü play-off sistemine geçen Bank Asya liginde geçtiğimiz 4 yılda, ligi 4.sırada bitiren Sakaryaspor (2005/06), 5.bitiren Kasımpaşa (2006/07), 4. bitiren Eskişehirspor (2007/08) ve 4. bitiren Kasımpaşa (2008/09) Turkcell Süper Lig’e katılma hakkını kazandı. Bir anlamda ligi 3. bitiren takımlar hep ama hep elendiler.
Altay, dört sezonda 3 kez play-off’a kalmasına karşın bir üst lige yükselemeyerek bu sistemdeki en başarısız takım oldu.
Bu yazımızda eski statü ile yeni statünün artılarını eksilerini karşılaştırmak istedik. Eski statüyü değerlendirip, eksilerini artılarını alt alta yazalım istedim. Eskisinin artıları , yenisinin eksileri olacağına göre tekrarlamaya gerek de kalmayacak.
Eski Statü
Artıları:
- Heyecan üç maçta da doruk noktasına ulaşıyor. Üç maçta da yenilen elendiği için kaybetmemek için takımlar varını yoğunu ortaya koyuyor.
- Şike veya teşvik primine asla yer bırakmıyor. Mağlup olan takımın elendiği bir ortamda, iddiasız hiçbir takım maç yapmıyor.
- Ligi 3. bitiren takıma özellikle yarı finalde fikstür avantajı sağlanıyor. Üçüncü altıncı olan, bir başka deyişle sezonu daha kötü tamamlayan bir takımla karşılaşıyor.
- Maçlar tarafsız sahada olduğu için, oynayan takım taraftarları finale dahi kalsalar daha az otel, yol parası veriyor, takımlarını desteklemek için dükkanlarından işlerinden daha kısa süre uzakta kalıyor
- Maçlarda, şike veya teşvik primi iddiaları en aza iniyor.
Eksileri
- Tek maçı kaybeden, kötü oynayan takım, tüm sezonu da kaybetmiş oluyor.
- Takımlar önce yenilmemeyi, bir başka deyişle gol yememeyi düşünüyor. Maçlar düşük tempolu ve zevksiz geçiyor.

Bu liste uzayabilir, okuyuculardan bu konuda gelecek mantıklı yorumlara da açığım. Belki görmediğim , değerlendiremediğim noktalar da vardır. Ancak yeni düzenin bence esas sorunu, sporun ruhuna olan aykırılığı.
Sporun Ruhuna Aykırı Düzenleme
Şimdi tüm bu karşılaştırmalı değerlendirmeden sonra, bir de yeni statünün neden futbolun kanununa aykırı olduğunu da ortaya koymak istiyorum.
Futbolda veya diğer spor branşlarında rekabet esastır. Rekabetin olmadığı mücadelelerin sayısını en aza indirmek için elden gelen herşey yapılır. Örneğin, ligden düşecek takımların sayısının bir değil üç olma nedenleri arasında, ligin son sıralarındaki takımları heyecanlandıracak bir düşme korkusunun yaratılması vardır. Tek takım düşseydi son 15 haftada muhtemelen 6-7 takımın ligde iddiası kalmazdı. Ligi yakından takip edenler bilir ki, heyecan son haftalara kadar taşınır.
Şampiyonlar Ligi’nde dörtlü grupta iki takımın bir üst tura, üçüncü takımın ise UEFA Avrupa Ligi’ne yükselmesinin ardında, oynanan her maçtaki rekabeti üst sıraya yükseltmek yatar.
Atletizmde önce çeyrek final ve yarı finallerin yapılarak olimpiyat finalistlerinin belirlenmesinde ilk sıraları alanlar yanında karşılaştırmalı seri sonuçlarının da öneme alınmasının sebebi, yarışı kaybedenlerin dahi bir üst tura çıkma iddiasının olmasıdır.
NBA’de playoff sonunda finalistler büyük ihtimalle doğu ve batıyı ilk iki sırada bitiren takımlar arasından çıkar iken, 8′er takımın play-off’a çıkmasının altında yatan sebep de 82 maçlık normal sezonun rekabetini arttırmasıdır.
Bu örnekler, tenis, tekvando, judo vs. gibi spor dallarında saymakla bitmez.
Bank Asya Ligi’nde play-off sistemindeki değişiklik ise, rekabeti azaltan bir düzenleme ve futbolun hatta sporun temel şartlarından birine karşı. Bu hafta oynanan maçlar sonucunda pazar akşamı Karşıyaka ile Adanaspor arasında sezonu depresif bir şekilde tamamlamış iki takım, hiçbir iddiaları olmaksızın, yaz tatillerinin başlamasına 91 dakika kala karşı karşıya gelecekler. İşte bu maç, değişen play-off sisteminin defosudur, rekabetsiz bir maç doğurulmuştur ve kesinlikle değiştirilmesi gerektiğinin kanıtıdır.
Şimdi bu maçın tesadüf olduğunu , her zaman böyle bir maçın oynanmayacağını düşünebilirsiniz. Ancak bazı farklı senaryolarda da rekabetçi olmayan maçlar yaratılmaktadır. İşte örnekler,
Örnek A
Birinci Maçlar
Konyaspor-Adanaspor: 3-1
Karşıyaka-Altay: 0-0
İkinci Maçlar
Konyaspor-Altay: 1-0
Karşıyaka-Adanaspor: 0-0
Maçlar bu şekilde sonuçlansaydı, Konyaspor altı puanla grubu önde tamamlamayı garantileyecek, bir değil iki maç birden rekabet olmadan oynanacaktı.Üçüncü maçların hiçbir anlamı kalmayacaktı.
Örnek B
Konyaspor-Adanaspor: 1-0
Karşıyaka -Altay: 1-0
Konyaspor-Altay: 0-1
Karşıyaka-Adanaspor: 1-0
Bu durumda üçüncü maçlar 6 puanlı Karşıyaka ile 3 puanlı Konyaspor arasında oynanacak. 0 puanlı Adanaspor ile 3 puanı olan Altay arasındaki maçta ise Adanaspor’un hiçbir iddiası kalmayacaktır. Dolayısıyla, Altay’ın yararına haksız bir rekabete de yol açabilir.
Dört takımlı, tek devre lig usülü maçlar, yapılabilir. Dünya Kupası’nda, Fifa’nın düzenlediği neredeyse tüm milli şampiyonaların ilk turlarında bu sistem uygulanmaktadır. Yalnız bir farkla, bir takım değil, iki takım bir üst tura çıkmaktadır. Bank Asya Ligi’nin esas problemi de işte burada yatmaktadır. Eğer illa lig usülü oynanacak ise en azından normal sezonu birinci sırada bitiren takımın direk üst lige çıktığı bir düzende, ligi 2., 3., 4. ve 5. sırada bitiren takımlar aralarında tek devreli lig usulü maçlar yapabilir, bu grubu ilk iki sırada bitiren takımlar Turkcell Süper Lig’e çıkar.
Veyahut, çift devreli lig usulü maçlar yapılır ve UEFA Avrupa Ligi’nde olduğu gibi iki takım üst tura çıkar.
Sonuç itibariyle, varolan Bank Asya Lig Statü’sü, sporun temel ilkesi olan rekabetçiliğe karşıdır, bir diğer ilkesi olan adil ve eşitlik getiren kurallar bütününe sahip olmayı ise sonuna kadar zorlamaktadır.
O halde, önümüzdeki sezon, bu yanlışa daha fazla devam etmeyip, yeni bir sistem yaratılmalıdır. En kötü ihtimalle ise eski sisteme geri dönülmelidir.
Değerlendirmelerimde yanılıyor olabilirim, ancak bu konunun tartışılmasının önemli olduğunu düşünüyor ve okuyucuları da tartışmaya katılmaya davet ediyorum.
Son Tweetler
- turk basketbolu eskiden iyi uzun eksikligi cekerdi. su anda ise takimda hepsi dunya capinda 4 uzun var. bu takimla basa cikmak zor! 8 hours ago
- Selçuk Çebi 74kg'da 2010 Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonu Oldu | Spor Stüdyosu http://t.co/ZMZCS0t via @sporstudyosu 9 hours ago
- Sam Querrey'nin US Open kazanacagini sanan Amerikali= UFO goren masum koylu 1 day ago
- us open'da son 16'ya erkeklerde 6 ispanyol, kadinlarda 5 rus kaldi. erkeklerde ispanyollarin yari finali garanti. aciklamak isteyen? 1 day ago
- Dünyanın en kötü kitabı yazıldı! Venus Williams ve Ellen Degeneres'ten şok görüntüler! Hepsi Spor Studyosu'nda: http://bit.ly/crFRhu 2 days ago
Son Yazılar
- Selçuk Çebi Dünya Şampiyonu
- Venus Williams ve Ellen Degeneres Birlikte
- Amerika’da İşçi Bayramı
- Serra Sengel’in Başarısı
- Maria Sharapova’nın US Open 2010 Kıyafetleri
- Londra 2012 Ticari Ürünleri Satışta
- Avrupa’da 5′te 2
- Singapur 2010′da Bir İlk
- Singapur 2010′da “Sade” Bir Anne
- Şampiyonlar Ligi Yolcusu Kalmadı!
- Chris Thater Anısına
- Şampiyonlar Ligi’nde Dramatik Gece
- New York’ta Son Perde..
- Andy Murray Vogue Eylül Sayısında
- Air Jordan Retro 11 – “Cool Grey”
Son Yorumlar
- Resul Kalaycı Olimpiyat Şampiyonu için Turan
- Ersan Avrupa’yı Sallamaya Devam Ediyor için ersan ilyasova
- Beşiktaş’ın Oyun Sistemindeki Büyük Tehlike! için Can Aciksoz
- Vuelta’ya Doğru için serkan77
- Singapur 2010′da Bir İlk için Alper Ecevit





