Atletizmde Bir Efsane: Ruhi Sarıalp

Ülkemizde olimpiyatlar, uzun bir süre serbest ve greko-romen güreş müsabakalarıyla eş anlamlı olarak görüldü. Bünyesinden birçok efsane güreşçi çıkarmış olan ülkemiz, 1980li yılların ortalarına kadar sadece güreş sporunda kazandığı başarılarla olimpiyatlarda tanınan bir ülkeydi. Ancak, bu kuralı bozan yalnız bir kişi vardı: 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adım atlama kategorisinde bronz madalya kazanan Ruhi Sarıalp.

Türk Atletizminde İlkleri Gerçekleştiren Sporcu

1924 yılında Manisa’da dünyaya gelen Ruhi Sarıalp, Konya Askeri Lisesi’nde atletizm yapmaya başladı. Daha sonra Haydarpaşa Lisesi’ne gelen genç atlet, Fenerbahçe kulübü bünyesinde atletizme devam etti. 1945 yılında üç adım atlamada 14.77 metrelik derecesiyle Türkiye rekorunu kıran atlet, bu dereceyi 1948 yılında 15.75 metreye kadar taşıdı.

1948 yılında Londra Olimpiyatları’na katılan Ruhi Sarıalp, üç adım atlamada elde ettiği 15.025 metrelik derecesiyle bronz madalyaya ulaşmayı başardı ve ilk defa Türk atletizmine olimpiyatlarda bir madalya onuru yaşattı. Bu olimpiyatlarda altın madalyaya da çok yaklaşan ve son atlayışında kendisine altın madalya getirecek dereceyi elde eden Ruhi Sarıalp, hakemlerin uzun süre atlayışını değerlendirmesinin ardından faul yaptığına kanaat getirmesinin ardından bronz madalya kazandı. Atletimizin son atlayışı, resmi raporlarda bile faul anlamına gelen “Fé” yerine bir soru işaretiyle gösterildi. Ülkemiz, bu madalyadan sonra tekrar atletizmde olimpiyat madalyası kazanmak için tam 56 yıl beklemek zorunda kaldı.

Bu olimpiyatlarla ilgili eksisozluk’te anlatılan bir anı da oldukça dikkat çekici: “1948 yılında Londra Olimpiyatları’na hazırlanırken Wembley’in çimlerine ayakları titreyerek adım atar Ruhi Sarıalp. İdmanını sürdürürken bir İngiliz gelir yanına ve kendisiyle konuşmak istediğini söyler. Gelen İngiliz’in dedesi zamanında Kırım Harbi’ne katılmıştır ve o harbe gidenler olay yerine İstanbul’da intikal etmiştir. İstanbul’da tanıştığı bir Türk, İngiliz askere bir Osmanlı mecidiyesi uzatır ve ‘bunu dilinin altına koy ve bir dilek tut’ der. Askerin dileği, savaştan sağ dönüp yeniden sevdiklerine kavuşmaktır ve bu dileği de gerçekleşir. Ruhi Sarıalp’in yanına gelen adam, bu hikayeyi anlattıktan sonra cebinden bir madeni para çıkarır ve genç atlete bu parayı dilinin altına koyup bir dilek tutmasını söyler. Atletimiz düşündükten sonra ‘birincilikten, ikincilikten geçtim, hiç değilse bir bronz madalya nasip et bu kuluna’ der ve yarışma günü yapılan atlayışlardan sonra Ruhi Sarıalp bronz madalyayla ve bu unutulmaz anıyla ülkesine döner.”

Ruhi Sarıalp, 1948 Londra Olimpiyatları’nda elde ettiği başarıdan sonra 1950 yılında Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üçüncü oldu ve Türkiye’ye atletizm dalında Avrupa düzeyinde ilk madalyasını kazandırdı. 1951 yılında bu kez Dünya Ordular Arası Atletizm Şampiyonası’na katılan atletimiz, buradan da dünya rekorunu kırarak birincilikle döndü ve 1952 yılında aynı şampiyonada tekrar birinciliğe ulaşarak üstün başarısını tekrarladı. Ruhi Sarıalp, tüm bu başarılarının ardından aktif sporu 1953 yılında bıraktı. Ruhi Sarıalp’ın aktif sporculuğu bırakmasında olimpiyatlarda madalya kazanan diğer sporcularımız Nasuh Akar, Gazanfer Bilge, Halil Kaya, Yaşar Doğu ile beraber olimpiyatların ardından kendisine sunulan para ödülünü kabul ettiği gerekçesiyle Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından profesyonel sporcu kabul edilmesi ve amatörlüğü onaylanmadığı için olimpiyatlarda yarışamamasına karar verilmesinin de büyük rolü olduğu söylenmektedir.

Aktif Sporun Ardından Efsaneleşen Eğitmen

Ruhi Sarıalp, aktif sporculuğu bıraktıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti ve yedi sene kaldığı bu ülkede spor ihtisası yaptı. Daha sonra Türkiye’ye dönen Ruhi Sarıalp, İTÜ Yüksek Denizcilik Okulu’nda beden eğitimi görevi yaptı ve bir dönem bölüm başkanlığı görevinde de bulundu. Kendisinin adı, İTÜ’nün Tuzla-İstanbul’daki kapalı spor salonuna verildi. İTÜ’deki görevi sırasında öğrencileri tarafından çok sevilen bir eğitmen olmayı da başaran Ruhi Sarıalp, yaşamının son yıllarında öğretim görevliliği için yaş haddini aşmış olmasına rağmen Bakanlar Kurulu kararıyla bu görevini sürdürdü. Türk atletizminin efsanesi olarak kabul edilen Ruhi Sarıalp hakkında Cem Atabeyoğlu tarafından “Türk Atletizminde İlk ve Tek Adam Ruhi Sarıalp” adında bir kitap da yazıldı ve bu kitap Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından yayınlandı.

Efsane atlet, 2001 yılında Bergama’da arkeolojik kazıları izlerken nefes darlığı teşhisiyle Ege Üniversitesi’nde yoğun bakıma alındı, ancak kurtarılamayan Ruhi Sarıalp 3 Mart 2001′de İzmir’de vefat etti. İTÜ’deki görevinin yanında Fenerbahçe Kulübü’nde Yüksek Divan Kurulu üyesi de olan Ruhi Sarıalp, 77 senede adını Türk spor tarihine altın harflerle yazdırdı ve Türk atletizminin efsanesi oldu.

Ruhi Sarıalp’in Başarısından Çıkarılacak Dersler

Ülkemizde kuralları bozarak birçok ilki gerçekleştiren Ruhi Sarıalp’in başarıları, günümüzdeki genç sporcularımız için bir örnek teşkil etmelidir. Çoğunlukla idman yapmak için gerekli tesisleri bulamayan, finansal zorluklarla boğuşan ve gerçekten birçok farklı ülkeden gelen rakiplerine göre çok daha zor şartlarda yarışmalara hazırlanan genç sporcularımız, Ruhi Sarıalp’in başarılarını hatırlayarak başarı ümitlerini canlı tutmalıdır.

Ülkemizin Ruhi Sarıalp’ten sonra 2004 yılındaki olimpiyatlarda Eşref Apak’ın çekiç atmada kazandığı bronz madalyaya kadar olimpiyatlarda atletizmde hiçbir başarısının olmaması, ülkemizin atletizmde aldığı mesafe açısından oldukça düşündürücüdür. Bunun da ötesinde, Ruhi Sarıalp’ten sonra güreş dışında ilk olimpiyat madalyalarını tam 40 sene sonra 1984 olimpiyatlarında kazanmamız da, ülkemizde uzun bir süre amatör sporların kaldığı noktayı daha iyi anlatmaktadır.

Ülkemiz, tarihten bu yana 6 spor dalında olimpiyat madalyası kazanmıştır: güreş (serbest ve greko-romen), halter, judo, atletizm, tekvando ve boks. Pekin 2008 olimpiyatlarında 31 spor dalında ülkelerin yarıştığı düşünülünce, 70 milyonı aşan nüfusuyla ülkemizin tarih boyunca sadece 6 spor dalında olimpiyatlarda madalya kazanması ülke olarak başarısız olduğumuzu göstermektedir. Ayrıca, tarih boyunca güreşteki başarılarıyla olimpiyatlarda var olan ülkemizin bu spor dalında Pekin 2008′de bir altın ve bir bronz madalya alması, ülkemizde bu spor dalının geleceği için de önemli bir uyarı niteliğindedir. Aynı durum, ülkemizin diğer bir başarılı olduğu spor dalı olan halter için de fazlasıyla geçerlidir.

Umarız 1960 yılında 7 altın madalya kazanmayı başaran ülkemizin 2008 yılındaki olimpiyatlardan yalnız 1 altın madalyayla dönmesi ve 2004 olimpiyatlarında madalya kazanan hiçbir sporcumuzun 2008 yılında ortalarda olmamaları, yetkilileri ülkemizde amatör sporların geleceğinin tehlikede olduğunu göstermeye yetmiştir. Olimpiyatların bitiminden sonra sıcağı sıcağına amatör sporlarla ilgili önemli tedbirler alacaklarını belirten yetkililerin uzun vadeli planlarla bu duruma yaklaşmaları, amatör sporlarımızın durumunun düzelmesi için bir zorunluluktur.

Oytun Özer hakkında

Oytun Özer 27 yaşında. Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri ve Uluslararası Ticaret bölümlerinde çift anadal lisans programını, Carnegie Mellon Universitesi’nde ise işletme yüksek lisansını bitirmiştir. Kariyerine FinansInvest Kurumsal Finansman departmanında başlayan ve Raymond James Türkiye'nin Kurumsal Finansman departmanında devam eden Oytun, Ekim 2008'den beri Avusturya merkezli Raiffeisen Investment AG'de kurumsal finansman uzmanı olarak görev yapmaktadır. Daha önce Enka ve Beşiktaş kulüplerinde basketbol oynayan Oytun, 2001 yılında kurduğu Bağlarbaşıspor’un erkek basketbol takımının halen şube sorumluluğunu ve kaptanlığını yapmaktadır. 2001-2002 sezonunda İTÜ’nün altyapısında küçük takım antrenörü olarak görev yapan Oytun, Carnegie Mellon Universitesi’ndeki öğrenimi süresince okul takımının yardımcı antrenörlüğünü yapmış, her iki sezonda da UAA konferansında yılın antrenörü seçilmiş, ve ilk sezonunda okul tarihinin galibiyet rekorunu kırıp, ikinci sezonunda da okul tarihinde ilk defa UAA konferansının şampiyonu olmuştur. Türkiye Basketbol Federasyonu’nun birçok değişik aktivitesinde 2001-2005 yılları arasında görev alan Oytun, Türkiye’nin 2010 Dünya Şampiyonası başvuru dosyasını hazırlayan ekibin içinde de yer almıştır.
Bu yazı Atletizm, Haberler kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Atletizmde Bir Efsane: Ruhi Sarıalp için 4 cevap

  1. Alper Ecevit der ki:

    Ruhi Hoca gülerdi

    Atilla Erdemli

    20/08/2001′Radikalden

    Bu yıl yitirdiğimiz Ruhi Sarıalp, uluslararası karşılaşmalarda dereceye giren tek Türk atletiydi. 1948 Londra Olimpiyatlarında bronz, 1950 Brüksel Avrupa Atletizm Şampiyonasında bronz, 1950 Roma ve 1952 Kopenhag Askeri Olimpiyat Oyunlarında altın madalya almıştı. Bu başarılarda sık sık değerli eşi sayın Ayşe Sarıalp’in onu nasıl desteklediğini, antrenmanlarında ona nasıl eşlik ettiğini anlatırdı. Türkiye’de atletizmin durumuna üzülürdü. Eğer Sydney’de 1500 m. yarı finali koştuktan sonra Edmonton’daki Dünya Şampiyonası finalinde koşup sekizinci olan Süreyya Ayhan’ı görseydi çok mutlu olurdu. Ayhan’ın başarısını kimi medya mucize olarak niteledi, kimi çalıştırıcısıyla yaşadığı aşka bağladı, kimi de falcı kafasıyla ağustos ayının uğuruna. Bunları Ruhi Hoca’ya anlatsaydım, ilkin koca bir kahkaha patlatır. Ardından hayretle “Deme yahu! Aşkla, uğurla, mucizeyle spor olur mu? Bunların hepsi cahil!” derdi. Gerçekte bunların hepsi birer hafiflikti.
    Yalnız medyada değil, sporla ilgili ciddi kurumlarda da aynı tavırla karşılaşıyoruz. Örneğin, İstanbul’da 8-14 yaş grubundaki 5000 çocuk üzerinde bir araştırma yapılır. Amaç spora fiziki uygunluk parametrelerinin çıkarılmasıdır. Bu çalışma kitap olarak yayınlanır. Kitabın adı: “Türk Çocuklarının Fiziki Uygunluk Normları.” Demek ki Türkiye’de 5000 çocuk var. Kitabın üst başlığı da ilginç: “Türkiye’de çocukların spora yönlendirilmesinde uygulama modeli -Olimpiyatlar için Sporcu Kaynağı” Spor önce bedene dayanır, fakat yalnızca bedenle sporda bir yere varılamaz. Ayrıca yalnızca kabiliyetli olanların belirlenmesi yetmez. Onlar arasında bulunan üstün kabiliyetliler ve onlar arasında varsa sportif dehaların saptanması gerekir. Çalışmanın bunlar gibi daha bir çok eksileri varken, ilgili kurumun bir yayın organı, bu çalışmayla ‘harika çocukların’ bulunacağından söz ederse buna hafiflik denilir.
    Bilgi ve bilim hafifliği kaldırmaz. Bunlar yoksa orada cehalet vardır ve orada açıklamalar mucizelerle, aşklarla, abartmalarla yapılır. Böyle açıklamaları okudukça, Ruhi Hoca’nın kahkahasını duyarım, ardından müthiş bir şaşırmayla: “Deme yahu!” deyişini.

  2. NESLİHAN der ki:

    Teşekkürler… RUHİ SARIALP Hocayı şimdi tanıdım.
    Ama adamin mucize yarattığı yıllardan,bu yıllara hala yeni bir şey yok.Bu spora ,bırakın atletizmi,tüm spor dallarına ne kadar alt yapı çalışması yapılıyor? Spora gönlünü verenler ne kadar onore ediliyor?
    Gerçekten bir dönem Olimpiyat denildiğinde ,hararetle GÜREŞ MÜSABAKALARINI beklerdik.
    Sanıyorum 1972 yılı Akdeniz Oyunlarında ,İzmir’e bir spor kompleksi yapıldı da gençler ATLETİZM’i daha yakından tanıdılar.Ben de bir İstanbullu olarak gittiğim İzmir’i acaip kıskanmıştım.Çünkü bu komplekse, sporcuların rahat ulaşabileceği otobüsleri vardı.Spor yapan tüm gençler hoş bir arkadaşlık ortamını ,antrenman sonrasında yakalıyorlar ve mutlu bir gençlik ortamı oluşturuyorlardı.İstanbul ise tüm görkemine rağmen gençleri böylesi bir ortamda toplayamıyordu.Çünkü düşünceler hala gerideydi.İsmini vermeyeceğim bir büyük klüpte başkan’kız kürekçiler,futbol takımının oyuncuları ile flört ediyorlar’diye bu bölümü kapatmıştı.Bilmiyorum şimdi açıldımı?

    Ama spor stüdyosundan öğrendiğim çok şey oldu.
    1.si;SPOR AŞK İŞİ,GÖNÜL İŞİ.
    2.Sİ;İNANARAK YOLA ÇIKMAK
    3.SÜ AİLEDEN DESTEK GÖRMEK.

    Spor gönüllüsü tüm yazarlarınızı gönülden kutluyorum.
    Teşekkürler,Spor Stüdyosu

  3. ecem der ki:

    çok güzelmiş daha yeni üye oldum harika yaw

  4. kübra güney der ki:

    waLLa odevım için cok yararLı oldu yapanLarın eLLerıne saqLık…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>